Şemsiye cepli mont tasarımı

Hiç bir zaman elimde bir şey taşımaktan hoşlanmadım. Çanta da her zaman kullanmadığım için yağmur yağacağını bildiğim günlerde bile evden şemsiye almadan çıkmış, sonra da yağmur başladığında ortaya mantar gibi bir anda çıkan şemsiyecilerden tek kullanımlık şemsiyeler almak zorunda kalmışımdır.

Her zaman düşünürdüm, montların sırtında şemsiye taşımak için bir cep veya kılıf gibi bir bölüm olsa da şemsiyemizi orada taşısak. Hatta bunun üşenmedim tasarımı bile yaptım gördüğünüz gibi. Buradan yetkililere sesleniyorum, şemsiye cepli ceketler istiyorum. Elimde şemsiye taşımak istemiyorum.

Bir çalışmayı japonlar yapmış. Tasarım hiç fena değil ama o kadar kocaman şemsiye taşıyacak olsam zaten sırtıma asardım iple. Bu yüzden ben küçük şemsiyeler için cep istiyorum. Montu götürüp terziye diktireceğim en sonunda o olacak.

Matematikçiye övgü

Bir matematikçi, bir fizikçi ve bir kimyacı ıssız bir adaya düşmüşler!
(anti parantez dünyadan daha ıssız yer mi var!) derken acıkmış ve yanlarındaki konserveyi açmaya karar vermişler. Fizikçi ve kimyacı kendi yöntemleriyle kutuyu açarlar, sıra matematikçiye geldiğinde şu muhteşem cümleyi söyler: “Açık olduğunu varsayalım”

Vay anasına sayın seyirciler:))) Hep fizikçileri övecek değiliz ya!

**

İnsan vücudundaki bütün sinir liflerinin toplam uzunluğu yaklaşık 768000 km imiş, yani tamı tamına dünyadan aya gidiş geliş mesafesi!

Yol boyunca okuduğum Bilim Teknik’ten inciler

İstanbulun en çok körfeze ve Ayvaşaya dönüşünü seviyorum 🙂

Ve bir de Jim’den olsunn:

Değişiyorum

Ben zengin mahallesinde yaşıyorum,
Ben yoksul mahallesinde yaşıyorum,
Ben her yerde yaşıyorum.

Param vardı,
Param yoktu,
Bir vardı,
Bir yoktu;

Ama hiç kasabayı terkedecek kadar çulsuz kalmadım.

Ben çaktırmadan değişiyorum,
Bak nasıl değişiyorum.
Ben çaktırmadan değişiyorum,
Bak nasıl değişiyorum.

Ben soluduğun havayım,
Yiyeceğin yemek,
Selam verdiğin dostun
Kalabalık sokaklardaki.

Bak nasıl değişiyorum,
Bak nasıl değişiyorum.
Ben zengin mahallesinde yaşıyorum,
Ben yoksul mahallesinde yaşıyorum,
Ben her yerde yaşıyorum.

Param vardı,
Param yoktu,
Bir vardı, bir yoktu
Ama hiç kasabayı terkedecek kadar çulsuz kalmadım.

Kenti terkediyorum,
Geceyarısı treniyle,
Göreceksin nasıl değiştiğimi, değiştiğimi, değiştiğimi.

Değiştiğimi, değiştiğimi, değiştiğimi,
Değiştiğimi, değiştiğimi, değiştiğimi … jim morrison

Yeni Dünya’ya dair

“Bizler vazgeçilmez yanlılıklarımızla görüş sahibi özneleriz. Sonuçta, yorumlama öznel bir katkıda bulunmaksızın olanaksızdır” (Tierney ve Rhoads, 1993, s. 322).

Bireyler etkileşimlerini özgür irade ve seçimleri ile yorumlar ve bu yorumlar doğrultusunda davranırlar, böylece örgütsel ve çevresel gerçekliğin biçimlenmesinde kritik bir rol üstlenirler…Bireyler edilgin değildir, yani çevresel uyarıcılara sadece tepki vermezler, fakat aynı zamanda durumu etkiler ve yeniden biçimlendirirler” (Putnam, 1983, s. 36).

Simgeci (symbolic) yaklaşım kültür yaklaşımı ile ayni felsefik temelleri paylaşır, fakat simgeci yaklaşım “simgesel etkileşim” veya insan davranışının yorumlanması temeline dayanır. Temelde, pozitivist paradigmanın tersine gerçekliğin öznel olduğunu ve gerceğin yaratılmasında (contruct) bireyin aktif rol aldığı tezine dayanır.  Gerçeklik öznel olduğu için dünyayı nasıl gördüğümüz ve olgular olarak algıladığımız şeylerin bireyin yorumlama süzgecinden geçtiğini varsayar. Bu nedenle, en tartışmasız gibi görünen konularda dahi zaman zaman değişik sonuçlara ulaşırız çünkü her birimiz, öznel algımızdan yola çıkarak, aynı şeye değişik bir anlam yükler, değişik yorumlar getiririz. Öyleyse, aynı şeyin birden fazla yorumlaması olabilir. Örgüt ortamlarında bu değişik yorumlamaları anlamak, bireylerin öznel yorumlarının hangi süreçlerden oluştuğunu çözümlemek simgeci yaklaşımın temel ilgi alanıdır.

Dr.Hasan Şimşek’ten alıntılar

Bakınız:https://blog.sonsuz.us/?p=9855

Sözleşmelerini her gün -bilmeden-yenileyen insanları talep ettikleri düzeye nasıl çıkarabilrsin ki! İster doktor ol ister şifacı hatta peygamber olsan kar etmez. Geçici ferahlıklar sağlayabilirsin eğer gerçekten bi görücüysen, sonra her şey aslına rücu eder. Sebebi açık; evrende yalnızca tek kural var: Özgür irade kuralı. sa

Bir insanın, kendisinin bile bilmediği ŞU ANdaki gerçeğine en çok yaklaşabildiğimiz alan rüyalarıdır. Bu sebeple, insanla ilgili her tür meslek dalının temel eğitiminde mutlaka rüya görüşmeciliği yer almalıdır. Sanırım önümüzdeki on yılın eğitim programlarında BAK-Birleşik Alan kullanımı yöntemi ile birlikte rüya gerçekliği de dikkate alınacak ve yaygın şekilde kullanılacak.
Bu durum gelecekteki bir dünyanın hatta birden çok dünyanın sistemine dair bir kehanet olmakla beraber, aslında görünen köyün klavuz istemeyecek kadar bariz şekilde belirginleşmesidir. Elimizde bunlardan daha yararlı ve somut bir yöntem henüz yok. Olabilir de… YENİ’ler önce görüş alanamıza girdiler gözlerimizin gerisindeki ekranda belirdiler, sonra söze döküldüler, uygulanıp test edildiler, başarıları göz doldurdu ve şimdi artık bazı olası dünyalarda yaygın uygulama zamanı geldi.

Olgunluk ve nüfus cüzdanı

Çok sevdiğim bir arkadaş vardı, müthiş hayaller kurardı, bazen birkaç gün ve gece sürerdi hayal gezileri -mental açıdan hiç bir sorunu da yoktu- Ona bir gün bu hayalleri gerçekleştirmek için işe bi ucundan başlamak lazım değil mi diye sordum-oldukça gerçekçi zamanlarımdı-, bana gülümseyerek baktı, ben hayal ettiğimde onun tüm motivasyonunu yaşıyorum ve içi boşalıyor zaten dedi. Doğru söylediğini her halinden anlamıştım. Zaten gerçeği sorgulamaya başladığımın ilk yedili evresinin sonlarındaydım, bu durum beni en az kuantum kadar salladı :))

*

İnsanların çoğunda sabırsızlık gözlemlerim evvelden beri, istedikleri şey hemen şipşak olsun isterler, isteklerine ulaştıracak merdiven basamaklarını adımlama disiplininden yoksundurlar, çabucak sıkılıp başka bir isteğe atlarlar, o da olmayınca ağlayıp tepinirler, bu bir çocukluk özelliği değil midir?
Oysa evreler, kendimizinkiyle birlikte dünyanın evreleri var, beslenme, hazmetme ve posayı dışa atma adeta bu dünyanın en temel sistematiği gibi geliyor bana. Bu süreçleri ancak çocuklar ve ergenler bilmiyor olabilirler.

Olgunlaşma öyle bi şey ki, nüfus kağıdı ile tamamen ilgisiz. Geçenlerde nüfus kağıdına göre yetişkin olan -aslında hangi evrelerinde takıldıklarına bakılmaksızın- ebeveynlerin çocukları olmak hiç de adil değil demiştim, hala da aynı fikirdeyim. Senelere tabi bir sistemin parçası olmak istemediğimi kesinkes ilan ediyorum

Ezcümle, genetik ağacımızın tüm öğeleri bizi ağırlıklarıyla boğmaya çalışan hayaletler, şüphesiz aralarında özgürleşen ve peşimizi bırakanlar da vardır ancak sonsuzluğa karışamayan ve hala bizim üzerimizden kıstırılmış arzularını gerçekleştirmeyi can havliyle bekleyen hayaletler var. Sanırım kıyamet bu kısır döngüye bir son vermek için yaradılışın almış olduğu bence süper bir önlem. Nereye kadar?

*

True inner joy is self – created.
It does not depend on outer circumstances.
A river is flowing in and through you carrying the message of joy.
This divine joy is the sole purpose of life.
Sri Chinmoy