Bir tapınaktır doğa

Bir tapınaktır doğa, sütunları canlı
Anlaşılmaz sözler duyulur zaman zaman
Sembol ormanları içinden geçer insan
Tanıdık bakışlar süzer gibidir sizi

Bir derin, bir karanlık birlik içinde
Aydınlık kadar sonsuz, gece kadar geniş
Uzaktan söyleşen uzun yankılar gibi
Renkler, sesler, kokular karışır birbirine

Kokular vardır çocuk tenlerinden taze
Obua sesinden tatlı, çayır gibi yeşil
Kokular da vardır azgın, zengin, gürül gürül

İnsana sonsuz şeylerin tadını veren
Misk, amber, aselbent, buhur gibi kokular
Duyuları, düşünceyi alıp götüren

Yansımalar

Penrose merdivenleri gibi.
Sonsuz merdivenler.
Gördün mü?
Yanıltıcılar. İşte bunun gibi
kapalı döngü merdivenler…
…yarattığın dünyanın
sınırlarını gizlemekte yardımcı olur.
Peki bu katmanlar
ne kadar büyük olmak zorunda?
Bir binanın tek bir katından tut da
komple bir şehre kadar her şey olabilir.
Ancak yeterince karmaşık
olmalılar ki…
…kendimizi yansımalardan
koruyalım.
– Bir labirent
– Evet, bir labirent.
– Hatta labirentten daha iyisi.
– Yani, yansımalar bizi yakalamadan…
…daha fazla zamanımız mı olur?
– Kesinlikle.
Bilinçaltım oldukça
sakin görünüyor.
Huysuzlaşana kadar bekle.
Hiç kimse, birinin zihni ile
çevreyi değiştirmesini hoş karşılamaz.
Cobb artık tasarlayamıyor, değil mi?
Yapıp yapamayacağını bilmem
ama yapmaz.

Yaşam Tasarımı Danışmanlık (Human Design)

Yaşam Tasarımı Danışmanlık
(Human Design)

Yaşam Tasarımı, dört eski bilgelik geleneğini alır ve aslında işlevsel olarak nasıl bir tasarımla bu dünyaya gelmiş olduğunuzu gayet sade bir dille ortaya koyar. Bu çalışmada hem astrolojinin gereği doğum anınıza dair göstergeler hem de doğumdan üç ay öncesinin –beynin ön lobundaki neokorteksin açıldığı ve ruhun bedene girdiğinin söylendiği andır- bilgileri yer alır. Doğuma ait astrolojik hesaplama yapıldıktan sonra çıkan veriler geliştirilir ve üç eski bilgelikle birleştirilir: Çakra sistemi, I Ching ve Kabala. Böylece tüm bu bilgiler ışığında kişinin Yaşam Tablosu’nu elde ederiz.
Yaşam Tasarımı, her biri gerçek doğamız ve yaşamdaki rolümüze dair bir şeyler söyleyen, dokuz merkez, otuz altı kanal ve altmış dört kapıdan oluşur. Dokuz merkez, açıp kapama vanaları gibi, benliğimiz içindeki enerji akışını düzenleyen çakralar, yaşam enerjisi merkezleridir.
Her kanalın iki ucunda, nötrinoların bıraktığı mührün, gerçek doğanızın DNA’sını temsil eden altmış dört kapıya ilişkin rakamları vardır. İnsanların hepsinde eşit olarak bulunan bu kapılardan, her bir insanda “aktif olan kapılar” değişiklik göstermektedir.

İnsan ve Deniz

Sen, hür adam, seveceksin denizi her zaman;
Deniz aynandır senin, kendini seyredersin
Bakarken, akıp giden dalgaların ardından.
Sen de o kadar acı bir girdaba benzersin.

Haz duyarsın sulardaki aksine dalmaktan;
Gözlerinden, kollarından öpersin; ve kalbin
Kendi derdini duyup avunur çoğu zaman,
O azgın, o vahşi haykırışında denizin.

Kendi âleminizdesinizdir ikiniz de.
Kimse bilmez, ey ruh, uçurumlarını senin;
Sırlarınız daima, daima içinizde;
Ey deniz, nerde senin o iç hazinelerin?

Rüya ve Defragmantasyon

Rüya süreci beynin zevkli bir defragmantasyon işlemidir desek ne denli yaklaşmış oluruz bilemiyorum. Uyku ve rüya olmaksızın bir hafta bile yaşayamayacağımız düşünüldüğünde yemek-içmek ve hava kadar önemli olduğunu anlıyoruz. Aslında uykunun önemi dördüncü ve en önemli besinimiz olan “izlenimler” ile ilgili.
İzlenimler kesildiğinde derhal öldüğümüzü biliyor muydunuz? İşte izlenimin kesilmesi, bilgisayar jargonundaki dosya sisteminde yer kalmaması ile benzeşebilir.
Aslında belki daha yer vardır da bazı düzenlemeler yapılmalıdır.
Defragmantasyon, “dagilmiş parcalarin bir araya getirilmesidir”. Dosya sistemindeki dosyalar boş yerlere konulurken yer yetmeyince parcalari diger boş yerlere dagitilir, diskin orasina burasina dagilmiş parcalari okumak icin disk kafasi cok dolaşma ihtiyaci duyacagindan bu parcalarin bir araya getirilmesi performans artirir. Bu birleştirme-düzenleme işlemine defragmantasyon denir.