Yaratıcılık ve OYUN

Oyun, merakın eğlenmek üzere yönlendirilişidir ve kişilerin yaratılarının başında bir ömür boyu bekçilik etmelerini yadsıyarak var olur. sa

“Bir insan herhangi bir şey yaratmadığı zaman depresif olur. Endişe, vesvese içinde olur. Üzgün olur. Kafesin içinde tutsak kalmış bir hayvan gibi olur. Bu nedenle, ben sizden herhangi bir şey yaratmaya başlamanızı isteyeceğim. Herhangi bir şey, ne olursa” Diyordu Adamus, tamamen katılıyorum.

Can sıkıntısı, yeni bir boyuta geçmek için alt yapı oluyor. Ve herhangi bi şey öğrenmek sonra onu uygulamak, herhangi YENİ bir şey yapmak alışkanlığın rutinini kırıyor. Tabi bunu denemek için sürprizlerden hoşlanıyor, şaşırmaktan besleniyor olmalısınız. Bu işlem çok boyutlu bir yapı bana göre.

  • Yaratıma katkıda bulunmak için sonsuz potansiyelle çevriliyiz.

Potansiyeller gözle görülemiyor, belki çok gizliden gizliye bir sezgi olabiliyor bazılarımızda örneğin benim gibi dalak otoritesi kullananlar (ki çok nadir) bu hissi bileceklerdir. Fakat potansiyelleri göremesek hatta sezemesek dahi oradadırlar ve ancak denemeye cesaret ettiğinizde ortaya çıkıyorlar. Eğer mükemmeliyetçi biriyseniz ve denediğiniz alanda bu arka plan yetisi aktif değilse hemen yeni ve başka bir deneyime atlayabilirsiniz ya da eğer mükemmeliyetçi bi yapınız yoksa ve  oyun ve eğlenmek gibi bakabiliyorsanız yaratımlarınıza -benim resim oyunları gibi- bu durumda evren tüm varlığını size açmış demektir, seç beğen al, yarat, oyna, sevin, şaşır, geç, git.

BAK Uygulamalarından Konuşuyoruz

Günaydınn frekanslaaarr, burada inceve nazik bi kar yağıyor ancak her yer ıslak ve tutacağa benzemiyor. Az Sonra Yeşimle yaratıcılık ve oyunlar üzerine bir sohbet yapacağız radyoda,eğer vakit bulur da dinlerseniz ve fikirleriniz, sorularınızla katılmak isterseniz bu başlığın altına ekleyin lütfen, hemen görebiliriz. Malum sorular olunca biz de yeni şeyler öğreniyoruz 🙂
Bu hafta YAŞAMEVİ’nde “Yeni Bilinç Oyunları” olacak konumuz. Konuğum Yazar, Düşünür Sibel Atasoy. Sevgili Sibel’le, yaratım içinde olmaktan bahsedicez. Yarattıklarımızdan, yaratabileceklerimizden, yeni sezgisel oyunlardan, yaşamın her anını bir yaratıya dönüştürmekten…
9 Ocak Çarşamba sabahı saat:10.00’da Radyo Halikarnas’ta…
Canlı yayını internetten dinlemek isteyenler için:
http://www.halikarnas.fm/live_other.html
*

Yılın son günü ve yeni yılık ilk günü iki BAK uygulaması yaptık, yine şaşkına döndük, yine köşe bucak havalandı, toz duman oldu. Bakalım ortalık sakinleşince nerede bulacağız kendimizi?

Havadan Buzdan ve Plasebodan

Uykuya giderken geceyi ıslak ıslak bıraktık orada burada, şimdi hepsini tıkır tıkır donmuş bulduk. Yollardaki herkese kolaylıklar diliyorum.

Günaydınnn frekansslar

Plasebo için, kısaca hastaya ilâç diye verilen tesirsiz madde, sahte ilaç diyebiliriz. Şu adreste örnekleriyle daha geniş bilgi var, az sonra sunacağım fikir dizgesi için önce bunu okumak açıklayıcı olabilir:

https://blog.sonsuz.us/?p=205

Plasebo etkisinin geçerli olabilmesi için çok önemli ilksel bir şart var; kişi öncelikle “asıl”a inanmış olmalıdır! Açıktır ki bir şeyin sahtesi var ise onun aslı kabul edilen önceki versiyonu esastır.

Peki insanları bir şeyin ASIL olduğuna inandırmak kolay mıdır?
Kolay olmadığını biliyoruz.  Sebep ise insanın 0-6 yaş arasında edinmiş olduğu, dünyayı algılamasına sebep olan, kendi ve ötekiliği oluşturan temel bilgilerin sonradan yıkılamaz güçte oluşudur. Dünyanın genelinde kültürlere göre farklılık gösterse de ezici çoğunluğun tabi olduğu bilgiler büyük oranda örtüşür ve böylece aynı devirdeki dünya insanları ortak bir rüyayı görebilme ehliyetini edinir. Bu bir yandan büyük bir başarı olmakla birlikte diğer yandan, başka bir rüyaya ya da gerçekliğe geçmenin önünü kesin biçimde kapatan bir engeldir de. Yani ilaç aynı zamanda zehirdir!

İçe Kapanış

Derdim: yeter, sakin ol, dinlen biraz artık;
Akşam olsa diyordun, işte oldu akşam,
Siyah örtülere sardı şehri karanlık;
Kimine huzur iner gökten kimine gam.

Bırak, şehrin iğrenç kalabalığı gitsin,
Yesin kamçısını hazzın sefil cümbüşte;
Toplasın acı meyvesini nedametin
Sen gel, derdim, ver elini bana, gel şöyle.

Bak göğün balkonlarından, geçmiş seneler
Eski zaman esvaplarıyle eğilmişler;
Hüzün yükseliyor, güleryüzle, sulardan.

Seyret bir kemerde yorgun ölen güneşi
Ve uzun bir kefen gibi doğuyu saran
Geceyi dinle, yürüyen tatlı geceyi.

CHARLES BAUDELAİRE