Fringe’in 98. bölümünde ilginç saptamalar vardı. Gözlemciler ve insanlar birbirlerine “hayvansınız” suçlaması yapıyorlardı. Düşündüm de hayvanlar birilerine karşı bir yargı getirebiliyorlar mı diye cevap bulamadım, görünüşe bakılırsa onlarda bir suçlama ve yargı fonksiyonu yokmuş gibi ama bu insan algısından yapılmış bir çıkarım olduğundan doğruluğu hakkında bir iddiada bulunamadım. Yine de bir an için bunun doğru olduğunu varsaysak, bu durumda suçlama kapasiteleri sebebiyle hem gözlemciler hem de insanlar hayvan sınıfına giremezler sanki.
Yine aynı bölümde, dizinin başınan beri önemli bir rol olan Nina Sharp kendini vurarak öldürdü sebebi ise kendisini ele geçiren gözlemcilerin beynindeki sırları alma ihtimalini yok etmekti. Yani biz izleyenlere, kendi sınıfına karşı bir bağlılık örneği göstermiş oldu. Nina’sız bir Fringe nasıl olacak bilemiyorum, muhtemelen onu kurguya geri döndürmek için başka bir operasyon gerekecek 🙂
Egemenliğimi ilan ediyorum.
Uzlaşmak şaraba su katmak gibidir. Bunu niye isteyesiniz ki? Uzlaşmalar, size anlaşma yaptırdı – gölge düşürdü, sizi zayıflattı, sizi diğer insanların gündemlerine ve isteklerine bulaştırdı. Bazı insanların “Hayır, iyi bir uzlaşmacı olmak zorundasın” dediğini biliyorum ama kendinle değil, kendinle olmaz.
Bu diğerlerinin değerleri ve fikrine saygı duymamanız anlamına gelmiyor. Bu, sizlerin yanı sıra, bu gezegende başka varlıkların olduğunu anlamayacağınız anlamına gelmiyor. Bu sadece, değerlerinizden, tutkunuzdan ve arzularınızdan ödün vermeyeceğiniz anlamına geliyor. Hem de hiç. Bu eğlenceli.
…sizi geride tutan şeylerin %95’i size ait değildir. Onlar ilişkilerden, dışarıdan, kitle bilincinden ve geri kalan şeylerden gelmekte ama size ait değiller. Hadi bu yılı, artık eski ilişkileri istemediğiniz bir yıl olarak yaşayalım. Her ilişkinin, yeni bir biçimde başlamasını istiyorum. Eski ilişkilere son.
Biri –siz- egemenliğinizi ilan ettiğinizde ne olur? Ve bunu gerçekten kastettiğinizde. Bu hissiyatınız ve tutkunuzla yapılır. Zihinsel mantra sözcükleriyle değil. “Artık köle olmaya son. Bu kadar.” dediğinizde bunu ilan ettiğinizde, o da aynı türden tutku ve şefkatle gelir.
Neden herkes bunu yapamıyor? Bana çok basitmiş gibi geliyor. Bana gerçekten çok basitmiş gibi geliyor. Neden herkes bunu yapmıyor? “Egemenliğimi ilan ediyorum. Egemenliğimi geri istiyorum.” Buradan yüksek sesle ilan ediyorum.” Birileri “Ben egemen olarak yaratıldım ve şimdi egemenliğime geri dönüyorum.” diyor. Bu kadar kolay. Böyle. Neden bunu yapmıyoruz?
Kendime Hatırlatıyorum
Kullandığın tüm kelimeler senin gerçekliğini belirleyen büyülerdir, bi dostun olarak hatırlatmak isterim, tabi karar verecek olan sensin. . sa
Zikir ritüelinin ana teması budur, sesler seni kendi frekansına çeker! Mantralar da aynı işe yarar; ancak tüm bu mantra zikir kişinin bilmeden tekrarladığı kendine dair şeyler, kişinin bilinçsizce ev değiştirmesi gibi bir işlem. Kişi gece evinde yatar yarın sabah başka evde uyanır ancak bunun FARKINDA olmaz, eskiyi hatırlamaz. Bu bir büyü sistemidir, ister şifa için isterse zehir için kullanılsın sonuç değişmez; farkındalık hasıl olmaz.
*
Yaratıcılık uydurmaktır, yoktan var etmek değil, diğer şeyleri kapsayan yeni bir şey, yani bir sentezdir. Ve belki uydurabilmek için unutabilmek gerekir.
Bu cümle şimdi gözlerimin önünde açılıverdi!
“İnsan nisyan ile malüldür” sözünü ara ara hatırlarım, bunu insanın bir zafiyeti gibi anlamlandıranlar olduğu gibi, bizatihi insan olabilmenin gerek şartı olduğunu da söyleyebiliriz. İnsan unuturki yaşam denen oyunu uydurabilir!
Küçük anılara devam
Yarın iki harika kardeşimden birinin doğum günü. Onları çok seviyorum. Varlıkları bana her zaman sevinç ve övünç kaynağı oldu. Gerçi bazen “Ya terlik sefası?!” diye hatırlatırlar. Küçükken beni artık deliye çevirdiklerinde (araları iki yaş bile olmayan erkek çocukları tahmin edersiniz) ayağımdaki terliği çıkarıp artlarından koşarmışım 🙂 “peki vurabiliyo muydum” diye sorarım. “Eh işte yetişebilirsen bazen” diye gülerler.
Yurt dışında olan kardeşime hdiye olarak oturup bi resim oyunu boyadım, iyi ki doğdun canım
**
Ben küçükken, babamın kocaman makaralı bir teybi vardı, çoğu kez onunla ingilizce öğrenme oyunları oynardık; fakat onu başka işler için de kullanıyordu sanırım. Örneğin biri trajikomiktir: Annem bi köy okulunda müdürlük yaparken, derslere geç gelen (ve köyde bazı dedikodulara sebep olan yaşamları sebebiyle) genç öğretmenlerle ilgili anlaşmazlık yaşadığında, ona bu teybi verdi ve okulda onlarla konuşurken bunu hep kayda almasını istedi. Annem meseleleri böyle germek istemediği için karşı çıktı. Ama babama karşı çıkılamadığı için (dediği dedik,sabit bi adam), sonunda bunu yapmak zorunda kaldı. Ve ne oldu dersiniz? Bu genç öğretmenler aralarında birleşerek annemin Atatürk düşmanı olduğu gerekçesiyle resmi şikayette bulundular ( O zamanlar en feci suç buydu!). Soruşturmalar senelerce sürdü annem teybi kullanma konusundaki isteksizliğinde haklı çıkmıştı . Çünkü suçlama komikti, o bilim dinine inanan genç bi cumhuriyet öğretmeniydi! Bu tür bir suçlama dışında başka her bi suçlama daha akla yatkın gelebilirdi! Hahahahahaha… Babam ise yaptığı işin (teyple gezme) ne kadar doğru olduğunun kanıtı saydı bu tuhaf ötesi olayı.; çünkü sanırım babam insanların ağzından çıkanı kulağının duymadığını ve sürekli işlerine geldiği şekilde kendilerini kendi yalanlarına ikna ettiklerini düşünüyor ya da hissediyordu.
Enter the Void
155 dakika 5 saniye, dile kolay, Enter the Void filminden bahsediyorum, yorucu, sersemletici ( çekim tekniğinden ötürü), ölüler kitabı, reenkarnasyon, uyuşturucular, talihsizlikler, kazalar duygular, kaçınılamayanlarla dolu insan hayatı. Yönetmen sanki size ölüm sonrasını anlatıyormuş gibi davranıyor fakat sadece insan hayatında gezdiriyor..Zaten ölüp de geri gelen mi var! Bu konular ilginizi çekiyorsa ve sabrınız varsa önerebilirim.
Filmi seyredip de beğenmiş olanlar varsa onlara asıl Donie Darko’yu öneririm ben o filmi on sene önce bile çok daha derin bulmuştum.
*
Ne olyordu bana? Eğer aklımı kaçırıyorduysam, ne kadar çabuk bilincimi yitirsem o kadar iyiydi. Birden yok oluvermek düşüncesi anlatılamaz ama hiç de gerçekçi olmayan bir umut uyandırdı içimde.