Provokasyon Sanatı

Afrika asıllı isveçli sanatçı Makode Linde, kara kıtada halen devam etmekte olan kadın sünneti geleneğine dikkat çekmek için,İsveç Uluslararası Sanat Birliği’nin Stockholm’de düzenlediği dünya sanat günü etkinliğine ilginç bir çalışmayla katıldı.…Sanat kimi zaman bir şeyleri provoke edebilir mi?. Makode Linde’ nin , pastayla aynı renge aynı boyadığı kafasıylsa, pastaya eşlik ettiği çalışması bir takım tartışmaları beraberinde getirdi..Birincisi kadın sünneti gibi insanların canını acıtan bir sorunu çikolatalı pastayla temsil etmenin doğru olup olmadığı.. ikincisi ise bir yanda bağıran, çığlık atan bir zenciyi bıçaklarıyla kesip keyifli bir şekilde yiyen beyaz adamlar görüntüsü….aslında sanatın belkide insanlık için en faydalı taraflarından biri budur…Bir şeyleri provoke ederek insanların cesaret edip yüzleşemedikleri derinlerde yatan düşüncelerini su yüzüne çıkarmak… bakalım siz videoları izleyince ne düşüneceksiniz.? Orada size göre yanlış giden bir şeyler var mı?

Neyle Besleniyorsunuz?

Koku almayan,tatlardan ve ANı hissetmekten nasibini almamış,yaptığı işi sevmeyen, her bir işlemde yepyeni bişeyi ortaya çıkaracağının sevincine ulaşmamış erkek aşçıların hakimiyetine son verelim.
Malzemenin bu kadar bol bu kadar güzel olduğu (hala) bir ülkede bu kişilerin yaptığı yemekler bi hakaret gibi geliyor bana.
Şöyle bir önerim var:
Gerçek aşçılar (kadın-erkek fark etmez), gidin bi restorana, kafeye, her gün iki saatinizi o mekana hediye edeceğinizi ve günün sürrprizin pişireceğinizi söyleyin. Bakalım nelerle karşılaşacaksınız?

  • Narsis Age kişisel bakıyorum bu olaya ve yemek yapma sorumluluğundan kurtulmak için bu işi erkek aşçılara bırakıyorum.Ama buna rağmen uyulanabilir bir kampanya hoş olur.

SONSUZ US ORTAMINDA KURUL ya da YÖNETİM NEDEN OLMAZ…

Çünkü bu site farklı kişilerce farklı bir şekilde değerlendirilmekte ve kullanılmaktadır.
Bunları alıp bir kaç ciğeri beş para etmez kural ile BİR yapamazsınız.

Kendimden örnek vereyim;

Benim bu siteden atılma korkum yoktur.
Cezalandırılma çekingem hiç yoktur.

Bu ATAMAZSINIZ manasına gelmiyor…
CEZALANDIRAMAZSINIZ manasına da gelmiyor…

…bunların hepsini yapabilirsiniz.

Yapabilirler…bir kaç mouse tıkı ile mümkündür.

Olay bu değil.

Olay şu;

Ben buraya bir şeyler yazacak isem kaynakçalı ve gerekçeli yazarım…
Bilmiyor isem gider araştırır, kontrol eder öyle yazarım…
Bazen onlarca bazen yüzlerce sayfa okur, getirir, konu ile ilgili tespit ya da düşüncelerimi yazarım.
Yazan her bir kişinin yazdığını adamdan sayar, var ise destekleyici ya da aksi bilgim, sunarım.
“Söz uçar yazı kalır” gerçeğinden yola çıkarak yazdıklarımda gerçeklik ve rasyonalite olmadığı zaman suratıma çarpılabileceği korkusuyla itina ile yazarım.
Elimden geldiğince ve bildiğim çerçevesi içinde dil bilgisi ve imla kurallarına uymaya çalışır, okuyucunun rahat okuması için çaba gösteririm.
Yazdıklarım içinde yalan, uydurma bulamazsınız.

Mucizevi deniz salyangozları

Ne kadar güzeller.. Deniz salyangozlarına ait bu resimleri gördüm ve onların şaşılacak ölçüdeki güzellikleri karşısında hayran oldum.. Yarı hayvan yarı bitki sayılabilecek bu canlılar, DNA’larındaki özel bir gen sayesinde enerji üretimini fotosentez yoluyla yapabiliyorlar. Sadece ışık (ve fotosentez) yoluyla hayatta kalabiliyorlar. Bilim insanları bu canlıları günde 12 saat boyunca ışıklı ortamda bırakmışlar ve bu sayede başka hiçbirşey yemeden hayatta kalabildikleri görülmüş. Klorofil üretimi yeni jenerasyonlara genetik olarak aktarılıyor, ancak bu özelliğin (fotosentez yapabilme) aktive olabilmesi için yeni döllerin önce alg yemesi (alglerle beslenmesi) gerekiyor.

“Bu salyangozlar bize gösterdi ki; DNA bir türden diğerine transfer edilebiliyor. Ancak bunun nasıl bir mekanizmayla gerçekleştiğini henüz bilmiyoruz” (Biologist Sidney Pierce, University of Florida in Tampa, in “LiveScience”.)

CHP li Şehirler

Belediye seçimlerinde CHP nin aldığı şehirlerin ve bölgelerin güzelliği ve modernliği tartışılmaz. Zaten bütün insanların oralara göç ettiği de açık.

Merak ediyorum hem başka bir partiye oy atıp hem de CHP’lilerin yaşamlarına özenmek iki yüzlülük değil mi?