Ruhun Anatomisi

“Ölüm iyileşmeyi başaramamak değildir.Hayatın kaçınılmaz bir parçasıdır. Bir çok insan duygusal ve psikolojik fırtınalardan iyileştikten sonra şifa bulmuş olarak ölebiliyor.” Ruhun Anatomisi

Başarmak-başaramamak, holistik düşünce biçiminin tartışmalı bir konusu olarak varlığını sürdürmekte.
Zihnimize ait bir mekanizma her durumu kazanmak/kaybetmek ya da iyi ve kötü gibi iki kutupta görmekte ısrar ediyor. Birinin bedeni bir hastalıktan iyileşemediğinde ya da öldüğünde, yeterince gayret göstermediği gibi lineer bir sonuca varılabiliyor.
Bilinçlenmenin hedefi ne ölümü atlatmak ne de hastalıklara karşı bağışıklık kazanmak. Amaç yaşam esnasında ekstra yükleri mümkün mertebe boşaltabilmek, huzurlu mutlu anlar yaşayabilmek ve hem yaşarken hem de ölürken hafif olabilmek.

*

Bir iyileşme planımız olmadığında destek ve şefkat olduğunu düşündüğümüz şeyin bağımlısı olma riskiyle karşı karşıya kalıyoruz.

15541043_1361220763899672_2136554679061114001_o

*

Devamını oku “Ruhun Anatomisi” →

Uzam ve Zaman

Zaman ve Uzam Hakkında
Doç. Dr. Haluk Berkmen

Bilimde kullanılan en temel kavramlardan biri zaman diğeri mekân, yani uzamdır. Bu iki kavram olmasa ne madde ne de etkileşim tanımlanabilir. Fakat her ikisi de bizim hem dışımızda hem içimizdedir. Zamanın sürekli bir akış içinde olduğunu varsayıyoruz. Günlerin ve mevsimlerin geçişi bizde zamanın da geçmişten geleceğe doğru aktığı kanısını uyandırıyor. Makro boyutta bu böyle; fakat mikro boyutta böyle mi? Mikro boyutta, Kuantum kuramı zamanın tersinir olduğunu söylüyor. Yani zaman hem geçmişten geleceğe hem de gelecekten geçmişe doğru akmaktadır.

İmmanuel Kant (1724-1804) zamanın ‘ a p r i o r i’ (doğumla verili) yani sonradan edinilmeyen, her insanda doğal olarak bulunan saf bir özellik veya yeti olduğunu ileri sürdü. İnsan bu yetisini kullanarak doğayı yorumlar ve onda bir düzen, bir birlik olduğu sonucuna ulaşır. Kant’ın bu yorumuna ben tin-beden ilişkisi olarak bakmaktayım. Tin insanın psikososyal yapısı ve beden de duyuların tümü olmaktadır. İnsan bu iki farklı ve birbirlerinden bağımsız olan özelliğin aritmetik değil, ‘ vektöryel ’ toplamıdır. Alttaki çizim bu vektöryel toplamı gösteriyor. Vektör kavramı için 36 sayılı Sanalın Gerçekliği başlıklı yazıma bakınız.

Şekilde insan tin-beden bütünlüğü iken nesnelerin de dalga-parçacık bütünlüğü olduğu görülüyor. İki dik eksen O (orijin) yani kaynak veya sıfır noktasında birleşiyor. Bu sıfır kaynak noktasına cansız nesneler söz konusu olduğunda ‘töz’, insan söz konusu olduğunda ‘ruh’ adı verilmiştir. İnsanın nesneleri kavrayabilmesi ne sadece tiniyle (aklıyla) ne de sadece bedeniyle (duyularıyla) olmakta, her ikisinin ortak noktası olan ruhu ile olmaktadır.
Devamını oku “Uzam ve Zaman” →

MARmelat Zamanı

Şu anda Gezi parkta oluşan değişik bi yaşam tarzı denemesi de var, dinlediğim kadarıyla fazlaca aksayan bi şey yok hatta çoğu insan ilk kez tatlı bişey keşfetmiş gibiler, diyorlar ki, beklemiyorduk,her sabah yeniden şaşırıyoruz.
Yakın arkadaşlarım hatırlayacaklardır ikibuçuk yıl kadar önce “MARmelat” isimli -açılımı :Marifet meydanı- bir proje yapmıştım, konuyla ilgisi olabilecek insanlara anlattım, tepkilerini ölçtüm, hatta Marmelat’ın bir tv programı olsun, ismi de “güneş dansı” olsuna kadar ilerlettik projeyi sonraki yıl!
Yine de tüm destek ve iyi niyetlere rağmen, kişilerin hayat gailesinde fiiliyata dökülmedi, hazırda bekliyordu.
Şimdi düşünüyorum da meğer zamanını bekliyormuş ve insanların bunu kendilerinin keşfetmesi gerekiyormuş. Gerçek ayma, dönüşüm de böyle oluyor zaten, zorlama farkındalık, zorlama bilgelik yok :)))

geziAcaba daha geniş aurada bu rolleri sen verdin diye latıfe yapan arkadaşlara  derim ki; Kişisel değil ama kurgucuların deneyimin keçi yolunu çizdiğini söylemek yanlış olmaz. Bilimkurgu ve fantastik edebiyatın, edebiyattan öte işlevini zaman zaman paylaşıyoruz.

2013 yılı geleli beri , boğazım, kulağım, çene ve yüz civarında ara ara ama gayet istikrarlı biçimde aksamalar oluşuyor. Bi kısmını atlattık sanırım ancak boğazımdaki kaşınma ve ona bağlı gece öksürüğü geçmek bilmedi, geçenlerde doktora gittim, bana şöyle dedi; isterseniz yumuşak bi karşı çıkma yapalım önce!
Gülmemi zorla tutup, tabi tabi ben de bunu tercih ederim dedim. Şimdilik ılımlı bi takipteyiz, yudum yudum su içip gargara yapıyorum!
Beşinci çakranın anlam ve önemi geldi birdenbire aklıma, hele şöyle bi hatırlayalım dedim 🙂

http://www.sihirlius.com/butunsel-saglik/5_cakra_acma__-_bogaz_cakrasi

*

Olduğunu bildiimiz (sonuçlarından anladığımız) ancak bilinçli eylemler ya da kararlarla deiştiremediğimiz, öngöremediğimiz, kontrol edemediğimiz bir plan işliyor. Plan ya da sistem de diyebiliriz. Toltek felsefesinde TİN olarak dilimize çavrilen kavramı andırıyor bana. Kişisel hissimi sorarsanız, harika ve iyi ki var derim, çünkü şaşırtarak sıkıntıdan ölmemizi engelliyor 🙂

*Bildiğiniz-siz-,  basitçe zihninizin yaratımıydı. Burada Dünya’da tasarlanmıştı, burada Dünya’da geliştirilmiş, arıtılmış ve programlanmıştı.  Siz, veçhelerin en tuhafı olan zihin değildiniz.
(Castaneda-Adamus-sa ve daha bisürüsü-ortak yapım)

Kamusal mekanlar tükenmekte… Acil acil acil demokrasi

*

Bildiğiniz-siz-,  basitçe zihninizin yaratımıydı. Burada Dünya’da tasarlanmıştı, burada Dünya’da geliştirilmiş, arıtılmış ve programlanmıştı.  Siz, veçhelerin en tuhafı olan zihin değildiniz.
(Castaneda-Adamus-sa ve daha bisürüsü-ortak yapım)

Şimdi soru “ Farkında olmak ya da farkında olmamak?” soru bu. Gerçek soru bu. “ Farkında olmak yâda farkında olmamak?”  ve her birinize, bu bölüme başlarken soruyorum. Yanıt nedir? Farkında olmak mı farkında olmamak mı? Farkında olmak ya da olmamak çünkü bulunduğunuz realite, Orta Bölge. Orta Bölgedesiniz.

Bir gözünüz açık, bir gözünüz kapalıyken,  her iki gözü de kapalı insanların dünyasında gezinip, bir sonrasında ne olacağına emin olamadan, uyanışın korkunç namert Orta Ülkesindesiniz (bölge) .Umut için isteğin olduğu ama hala, kasvetli, gri, düşsüz olarak, Orta Ülkedesiniz(bölgedesiniz).

Bu Orta Ülkede, bu ülkede bir gözünüz kapalı olarak, her iki gözü de kapalı insan kardeşleriniz arasında yürümek…

Tinin Kontrol Edilemezliği

  • Tinin belirmesi, niyetin inşa edip büyücünün önüne yerleştirdiği ve onu içine çağırdığı görkemli yapıdır.
    Don Juan “tinin belirişinden” şöyle bahsetmişti: Anlattığına göre; sıradan bir adam varmış, tin ona kendini belirtmek için adamın içinden konuşuyormuş fakat adam bu sesi duyacak halde değilmiş. Tin bağlantılarını hissettirmek için boşu boşuna didinip durmuş, fakat adam açıklananları anlama yetisinden yoksunmuş, iç sesini duyduğunda bunun kendi duygu ve düşünceleri olduğunu sanmış. Tin daldığı uykudan adamı uyandırmak için onu sarsıp, üç işaret vermiş; ard arda üç belirme! Adamın yoluna çıkıp duruyor, kendini ayan beyan ortaya koyuyormuş ama adamın taktığı yokmuş.
    Adamın anlamamaktaki inadı yüzünden, tin hile yapmak zorunda kalmış ve hile, bu sayede büyücülerin yönteminin özünü oluşturmuş.
    Tin kontrol edilemez. Yani onu istediğin doğrultuda işletemezsin; ancak eğer yeterliliğin varsa (örneğin bi nagual gibi) tini davet edebilirsin. Yine de ancak onun gelebileceğini umarsın. Gelirse kendi gösterisini yapar. İzlemek zevkli olabilir hatta kendi adına bi şeyler öğrenebilirsin bile ancak yine de onu -tıpkı Higgs Bosonu gibi- alıp teknolojik bi şeye koşamazsın.
  • Kontrol yanılgısı, en zekilerimizi bile derbeder etmiştir.
  • Emine Yi Kabalistler , Evanjelikler , illimünatü yada İsa Mesihi özlemle bekleyen dünya krallığa hakim olma arzusundaki kimlerse Higgs Bozonunu alet edip emellerine kavusmayı ummakta imişler .

    Sibel Atasoy Ne bitmez emelleri var bunların diyeceğim geliyor :))) Peki neymiş bu emeller?
    Emine Y Bilmiyorum .. Ama bugün farkettim ki bütün herşey ama herşey enerji alış verişi üstüne .Daha çok ışık daha çok enerji için herşey.. Bunun ne yolla geldğininde bir önemi yok kimi sevişerek kimi dövüşerek enerjiyi alıp verip çalıyor .
    Sibel Atasoy Bi yerde şöyle demiştim galiba: para olmazsa bu dünyada yaşanılmaz, enerji olmazsa hiç bi yerde! :))) Velakin bu da her bi şey gibi eksik tabi. Bunların emeli bence KONTROL. Yoksa enerji gani yahu
    Sibel Atasoy Kontrol yanılgısı, en zekilerimizi bile derbeder etmiştir.
    Emine Y Denge bu dünyanın malı değil. Tin bile dengeyi değil kafasına göre niyeti takip ediyor . enerjiyi takip ediyor 😉
    Sibel Atasoy Bize göre kafasına göre! İşte bilinçlenme çılgınlığı da burada başlıyor, acaba ne yapsam da bunun da yasasını bulsam diye:) Ben de soruyorum bulunca ne olacak? Bulmakla biter mi? Bitmezse ne diye yırtınıyorsun. Bitecekse zaten ayvayı yedin. Ay çok eğlenceli hahahahahaha
    Emine Y bulur ve bilirsen güç senin olacak, bende bulmanın fani ömürlere sığmayacak çok olduğunu düşünüyorum sonu yok . Sistemden yaşarken çıkış yok belki küçük kısa devreler ,ışık çakmaları en fazla .. Az fazla arayışı.
    Gülen D Hepsi güç için , hepsi Tanrı olmak için.
    Ersin Koç

    Bence kendilerinden -ve diğer her şeyden- o kadar çok nefret ediyorlar ki, önemli olabilmek için, anlamlı olabilmek için, sevilebilmek için her şeyi ama her şeyi almak istiyorlar. Dünyaya sahip olsalar Ay’ı isteyecekler, Ay’ı da alsalar Güneş sistemini isteyecekler. Fakat hiçbir zaman aradıklarını bulamayacaklar. Kara delik gibi yakınlarında ne varsa yavaşça parçalayıp yokediyorlar.

    Sevecek hiçbir şey bulamıyorlar, doyamıyorlar. O kadar yalnızlar ki, tüm dünya çevrelerine toplansa dahi verecek bir gram sevgileri yok.

    Bilmek veya bulmak yegane amaçları değil bence, amaçları sahip olmak. Sahip olabilecekleri her şeye sahip olmak. Çünkü hiç bir şeyleri yok! Sahip oldukça küçülüyorlar, aldıkça küçülüyorlar, emdikçe küçülüyorlar. Korkuları devamlı büyüyor, korkuları büyüdükçe nefretleri büyüyor. Tam bir kara delik. Fakat bir yandan da devamlı güçleniyorlar. Nefretin ve ben merkezciliğin yarattığı o ufacık çekim merkezlerinde çok büyük güç topluyorlar.

    Dertleri ne bilmek, ne bulmak, ne olmak. Onlar bağlarını tamamen koparttıkları sonsuzlukla boy ölçüşmeye çalışıyorlar. Sonsuza sahip olmak istiyorlar, sonsuz olmak istiyorlar. Fakat öyle bir paradoksa kapılmışlar ki istedikleri şeyden kaçıyorlar, ondan korkuyorlar. Aynadaki yansıma olmak istiyorlar fakat aynaya bakamıyorlar.

    Kendilerinin de parçası olduğu sonsuzluğun önüne geçmek istiyorlar fakat kendilerini kandırıyorlar. İstedikleri kadar ters uca gitsinler, onun kurallarına dahil olduklarını kendilerine itiraf edemiyorlar çünkü artık onlar için çok geç, bunu biliyorlar.

    Işık her zaman bir adım önde olacak ve yayı ne kadar gererlerse gersinler o hep kaynağına geri dönecek.

    Onları seviyorum. Sonsuzluğun içerisinde sınırlılığı deneyimleyebilmeyi seviyorum. Her zaman daha yenisi ve daha fazlası ve daha genişi ve daha renklisi ve daha uzağı ve daha farklısı ve daha dokunulmamışı olduğu için teşekkür ediyorum. Sınırlılığın realitesinde sınırsızlığı deneyimleyebilme ihtimalimiz olduğu için her şeyi katlanılabilir buluyorum.
    Bizler sonsuzun tohumlarıyız ve ondan ayrılmamız mümkün değil 🙂

    Sibel Atasoy Çok güzel açmışsın durumu, hatta tersine çevirip ben de; sınırsızlığın içinde sınırlılığı deneyimleme fırsatı verdikleri için onlara teşekkür ediyorum. Malzeme aynı, evir çevir isim koy ayrılsın! BAK oynadıkça, özellikle belli sayıda oynayanlar için kişilik-ben kavramları bambaşka bir şekil alıyor, öğretilerde lafla ne kadar anlatılsa da ayılamayacak olanın uygulaması oluyor bizlere.

Tin’in Gösterisi

Cevapların çok zor ve karmaşık olduğuna dair bir ön yargımız var, yeterince yakından ve sade bakamadığımız için kandırılmaya ihtiyacımız oluyor. İlaveten, duygular; intikam, hırs, şehvet gözümüzü körleştiriveriyor!
Böylece TİN işi devralıyor.
Tin’in gösterisini defalarca seyrettim, doyumsuzdu. Önceleri bunun ne olduğunu bilmezdim hatta çok şaşırdığım ve utandığım durumlar da olmuştu. Sonraları bunun adını ve amacını öğrendim, rahatladım. Şimdi tıpkı rüyaların dili gibi tinin gösterisini de büyük bir hayranlık ve şaşkınlıkla izliyorum.

Büyücüler, soyutla, hakkında düşünmeden, görmeden, dokunmadan ya da varlığını hissetmeden tanışırlar.

İşte Büyücülük öykülerinin ilki; tinin belirmesi, niyetin inşa edip büyücünün önüne yerleştirdiği ve onu içine çağırdığı görkemli yapıdır.

İkincisi yani Tinin çarpması ise: içeri çağrılan-dahası zorla içeri alınan- yeni büyücünün gördüğü, aynı görkemli yapıdır!

Bu ikinci soyut öz, kendi içinde bi öyküdür. Öykü, tinin adama belirip, hiç bi yanıt alamamasından sonra, ona bi tuzak kurmasını anlatır. Bu son hiledir, ama adam özel bi adam olduğu için değil, tinin algılanamıyan olaylar zinciri tin kapıyı çaldığı an karşısına bu adamı çıkardığı için. (Tıklayınız)

  • Turan Erdal tinden biraz bahseder misin?
  • Sibel Atasoy

    Tinden bahsedebiliriz ama tanımlamak zor, bu kelimenin aslı örneğin CC literatüründe nasıl geçiyordu şu an hatırlayamıyorum. Clarissa Estes detinden bahseder, bence güney amerika ve yoğunluklu olarak kızılderililere has bi sözcüktür. Ona hemen ruh demek isteriz ancak bu söylenmek istenene tamkarşılık düşer mi şüpheliyim; çünkü ruhta ölüm sonrası ve dinsellik kokusu vardır oysa tin her an yerde bulunabilen bi şeydir. Tinde hem doğal hem de insansı olan bişeyler vardır. Ra bilgilerinden aşina olduğumuz beden&akıl&ruh birlikteliğine karşılık düşer mi diye soruyorum kendime ve içimde tam bi onay alamıyorum. Tin daha yabansı bi şey geliyor bana. Böylece tine dair bi açıklama getiremediğim halde onun gösterisini izleyebildiğim anlaşıldı :))))
    Turan Erdal Belki Almanca Geist kelimesini bilirsin, onunla eşdeğer galiba…

    Sibel Atasoy Geist, şu anla ilişkili bir kelimeydi sanırım, bu özelliği ile tin onu kapsar bi şey olabilir. Peki Tin nasıl gösteri yapar, buna kendisi mi karar verir? Kızılderililerin ulu ruh dedikleri şey midir? Tinin kendi tasarımı var mıdır? Tini kişisel olarak davet edebilenler var mıdır? Görüldüğü gibi oldukça bereketli bir konudurr 🙂

    Sibel Atasoy

    Don Juan “tinin belirişinden” şöyle bahsetmişti: Anlattığına göre; sıradan bir adam varmış, tin ona kendini belirtmek için adamın içinden konuşuyormuş fakat adam bu sesi duyacak halde değilmiş. Tin bağlantılarını hissettirmek için boşu boşuna didinip durmuş, fakat adam açıklananları anlama yetisinden yoksunmuş, iç sesini duyduğunda bunun kendi duygu ve düşünceleri olduğunu sanmış. Tin daldığı uykudan adamı uyandırmak için onu sarsıp, üç işaret vermiş; ard arda üç belirme! Adamın yoluna çıkıp duruyor, kendini ayan beyan ortaya koyuyormuş ama adamın taktığı yokmuş.
    Adamın anlamamaktaki inadı yüzünden, tin hile yapmak zorunda kalmış ve hile, bu sayede büyücülerin yönteminin özünü oluşturmuş.
    Turan Erdal Bu açıklama bana sanki Tanrıya yeni bir isim koymak gibi geldi. Tin neden bize bişeyler öğretmek istesin ki? Bu bende Tin’in de belli bir erki olduğu kanısı uyandırdı.

    Sibel Atasoy Bende de öyle bi his uyandırıyor. Tanrıya benzer belki ama Allah değil o kesin 🙂

    Turan Erdal O ne ise o olsun, ben yine de kendi iç sesimize kulak aşılması gerektiği düşüncesini sevdim.

    Sibel Atasoy Evet ve onu duyduğun ya da gösterisini izleyebildiğin takdirde, benzersiz bir oyunculuğu, zekası, acımasızlığı (her şeyin bir olduğu ve sonsuzluk bilgiisinden kaynaklanan), ve coşkusu olduğunu anlarsın. Onun bende ilk uyandırdığı kelime; cerbezedir.

    Turan Erdal BBoyle bir duyguya sahip olanın elinden herşey gelir mi diyorsun?

    Sibel Atasoy

    Hayır 🙂 Tin kontrol edilemez. Yani onu istediğin doğrultuda işletemezsin; ancak eğer yeterliliğin varsa (örneğin bi nagual gibi) tini davet edebilirsin. Yine de ancak onun gelebileceğini umarsın. Gelirse kendi gösterisini yapaar o, seni filan takmaz :))) Fakat izlemek zevkli olabilir hatta kendi adına bi şeyler öğrenebilirsin bile ancak yine deonu tıpkı Higgs Bosonu gibi alıp teknolojik bi şeye koşamazsın. Ya bu beni çok güldürüyor :))))))
    Turan Erdal Kontrol etmek değil de ben öğretici olabileceğini söylemek istemistim. Onu dinleyebilen ile dinleyemeyen arasında fark olmalıdır.

    Sibel Atasoy Evet bu olabilir 🙂 Aslında buralarda CC izdeşi çok yetkin arkadaşlarımız var, onlar bu konuyu daha iyi açıklayabilirlerdi belki ama herhalde rastlamadı.