Neanderthal Genom Projesi

MÖ. 38.000… Bugünkü Hırvatistan’ın kuzey topraklarında, bir kadın, mağarasının içinden, dışarıda yağan yağmuru izliyor. Kaba yüzünde, zorlu hayatının açtığı yaralar, toprak lekeleri ile karışmış durumda. Belli ki zor günler geçirmiş.

Gece boyunca, ellerini göğsüne bastırıyor. Çektiği acı da zaten yüzünden okunabiliyor. İki hafta önce göğsünden aldığı yara, iyileşmediği gibi daha da büyümüş. Belli ki enfeksiyon kapmış. Ama modern tıptan 38.000 yıl uzakta olan bu kadının, enfeksiyonun ne olduğu ve nasıl tedavi edileceği konusunda hiç bir fikri yok. Acısı gece boyunca giderek artıyor. Neyse ki o ağrı, gün ağarırken sona eriyor. O sabah, gözlerini kapıyor ve 30 yıla sığdırdığı kısacık hayatı, ileride “Vindija” adı verilecek olan mağarada sona eriyor… Ve hikaye’nin sonu.

Yukarıdaki mutsuz hikaye, tahmin edeceğiniz üzere, bir kurgudan ibaret. Vindija mağarasındaki bu Neanderthal kadının, nasıl bir hayat geçirdiğini, gözlerini hayata nasıl yumduğunu belki de asla bilemeyeceğiz. Ancak, hiç tanımadığımız bu kadının, bize kendi türünü anlatacak güzel bir hediyeyi verdiğini yeni yeni anlıyoruz. Neanderthal’lerin hayat kodlarını..

Cadının Rüyası 2-Florinda Donner

Dediklerini tam olarak anlamama rağmen, Florinda’nın dediklerini yorumlayamadan hayranlıkla izlemeye devam ettim. Ekleyecek daha hiçbir şey yokmuş gibi aniden durunca derin bir umutsuzluk hissettim. Elimde olmadan, kontrolsüz bir şekilde ağlamaya başladım. Bana şu anda söylediklerinin problemlerimin çözümüne yardımcı olamayacaklarını biliyordum. Uzunca bir süre ağlamama izin verdi ve sonra güldü.
Şaşkın bir ifadeyle “Gerçekten ağlıyorsun” dedi.

Hıçkırıklarım arasında “Rastladığım en acımasız, duygusuz insansın,” dedim. “Beni, Tanrı bilir nereye, yollamaya hazırsın ve ne yapmam gerektiğini dahi söylemiyorsun.”
“Ama, şimdi söyledim” dedi gülmeye devam ederken.
“Söylediklerinin gerçek yaşam durumlarında hiçbir değeri yok,” diye cevapladım kızgınlıkla. “Sloganlar dağıtan bir diktatörü andırıyordun.”
Florinda bana keyifle baktı. “O salak sloganlardan ne çok kullanım elde edebileceğini görünce şaşıracaksın. Fakat şimdilik bir uzlaşmaya erişelim. Ben seni hiçbir yere yollamıyorum. Savaşçı yolunda bir kadınsın ve istediğini yapmakta serbestsin, bunu biliyorsun. Nagual dünyasının ne olduğunu henüz tümüyle kavramış değilsin. Ben senin hocan değilim, hâmin de değilim. Senden sorumlu değilim. Kendinden sadece kendin sorumlusun. Nagual dünyası hakkında kavranması en zor olan şey tam bir özgürlük sunduğudur. Fakat özgürlük karşılıksız değildir. Seni kanadımın altına almamın nedeni, şeyleri oldukları gibi görme doğal yeteneğine sahip olman ve kendini olaylardan soyutlayıp, tümel mucizeyi hayretle izlemendir. Bu bir yetenektir; böyle doğdun. Nagual’ın dünyasına ait ortalama insanların kendilerine dönük ilgilerinden kopmaları ve tümel gizemi görmeyi başarmaları yıllar alır.”

Üretimin Robotlaşması

Bazen haberlerde veya filmlerde görürüz. Bir fabrikaya alınan robotlar yüzünden insanlar işsiz kalır. Bir robot bazen 15-20 insanın yaptığı işi tek başına yapabilir. Üstelik daha az masrafla ve daha az hata ile.

Durum böyle olunca tarımdan elektroniğe bir çok alanda robotların kullanılması kaçınılmaz olacaktır. Üretimin her alanında robotlar kullanılmaya başlanacak bu daha da yaygınlaşarak hizmet üretimine de girecektir. Eğitimde robotlar zaten kullanılmaya başlandı. Bir kaç on veya yüzyıla kalmadan bütün üretim aşamasını robotlar yapar hale gelecektir.

İnsanlara sadece düşünce, sanat, bilim ve belki tasarım üretimi kalacaktır. Bütün bunlar göz önüne alındığında bu durumdan memnun kalır mısınız? Olumlu ve olumsuz yanları nelerdir sizce?

Yaratmak ve Algı-lay-anları

Y ileT arasında bir eylem YaraTmak. (Tıklayınız)

Elvan E Günaydın, bu düşün pratiklerinizin bir metodolojisi varmı? Bakıyorum da sizde hiç boş yok!,

Sibel Atasoy Elvan hnm, doğuştan böyle, kendiliğinden bi uğraş. Beni yormaz, adeta nefes alıp vermekle eş bi işlem. Bir yandan yaşar bi yandan gözlemler ve bunları bi ağ olarak örer nedense 🙂

Elvan E E süpermiş, kiminin kahve fincanı kadar kabı var; kiminin van gölü gibi..Sizinki okyanus ne kadar şanslısınız 🙂

Sibel Atasoy İnceliğiniz için teşekkür ederim ancak bu övgüyü (ben öyle çıkarsadım) kabul edemiyorum çünkü, bu özelliğin varlığı başka özelliklerin yokluğu sayesinde oluşmuş (herkeste olduğu gibi), siz bir de bendeki kara deliklerin farkında olup beni kahve fincanından bile ufak algılayanları-algı anlarını görmelisiniz hahahahahaha Herkes gerçekten de tam ve mükemmel

hasret

hasret..

sevdiğiniz insanlardan bir süreliğine ayrılmadan önce kim bilir en son kimi bu kadar özlemiştinz. insan kendisine soruyor bazen böyle gereksiz soruları. özlemek çok acayip bişey aslında. ölüm özlemlerin en beterini yaşatır insana hem de bir daha görmeyeceği, sevemeyeceği, birlikte uyuyamayacağı insanı özletir. modern insanın en büyük sorunu falan diyorlar ya hani. bence moderninden tutun da en postmodern insanın dahi en büyük sorunu budur.. ölüm ve ölümün getirdikleriyle başa çıkabilme.

zeki müren’den “şimdi uzaklardasın” dinlenir. ibrahim tatlıses’ten “hasret kaldım” dinlenir. öyle çok özlenir ki bazen giden, biri gelse de yerine doldurmaz o yırtığınızın yerini. yırtılmıştır bir kere.. belkide hayattan soğutur insanı. kim bilir, belkide hayata bağlar. ama ikincisi çok düşük bir ihtimal.. insan öyle güzel bir canlı ki, kokusu var. sesi var. sevgisi var. kelimeleri var. düşünceleri var. daha bir sürü güzel tarafı var insanın. bunlar insandan insana değişen şeyler. insan, insanın bu özelliklerinin hepsini özlüyor işte. kolay değil bir bedenin bir bedenden ayrılması, en az birleşmesi kadar zor.