Eğitimde Şiddet

Çalıştığım kurumda bize gelen öğrencilerden az da olsa öğretmenleri tarafından şiddete maruz kaldıklarına dair anlattıklarını dinledim. Her ne kadar yapılan anketlerde öğrenci sorunları arasında “öğretmen şiddetinden” şikayetleri %1 lik pay almasa bile yine de bu konunun önemli olduğunu düşünüyorum. Ülkemizin genel psikolojik yapısı şiddete eğilimli insanların oluşturduğu hepimiz tarafından bilinen bir gerçek. Aile içi sözlü ve fiziki şiddet çok yaygın bir durumda. Böyle olunca okul içi şiddet de kaçınılmaz oluyor.

Bu yazılarımı okuyup da ilköğretim ve lisede öğretmenlerinden şiddet görmemiş insan yoktur diyebiliriz. Belki eğitim – öğretim sisteminin ve toplumsal yapının bozukluğu yüzünden okul içi şiddetin de kaçınılmaz olduğunu düşünenler olabilir. Şiddet gören kişi şiddet gösterecektir. Nesiller boyu devam eden sözlü ve fiziki şiddetin bitmesi, tükenmesi için neler yapılabilir?

Kabul Görmemek

İnsanın kendi toplumu, kendi ailesi tarafından kabul görmemesi büyük bi acı. Belki bu sebeple baldıran otunu içen Sokrat’ı, Nesimi’yi, kendi vatanından kovulan kızılderiliyi, afrika yerlisini, aborginiyi ve şimdi aklıma gelmeyen hepsini her dinlediğimde ağlarım ben.

Jung’a göre gölge, bilinçaltı bir komplekstir. Bilinç ve benliğin karşıtı, tersidir. İstenilmeyen, KABUL GÖRMEYEN tüm kişisel özelikler gölge kompleksine dâhil olmaktadır. Örneğin, kişi kendini ince olarak tanımlıyorsa onun gölgesi kaba ve katıdır. Acımasız birinin gölgesi çok ince ve şefkatlidir. Kendini çirkin olarak tanımlayan kişinin gölgesi güzel olmaktadır. Jung’a göre gölgenin içindekiler kötü olmak zorunda değildir. Gölge ne mutlak iyi ne de mutlak kötüdür.

Hala çalabilen bütün zilleri çalın
Kusursuz adaklarınızı unutun
Bir çatlak var herşeyde
Sızabildiği içeri ışığın (çeviri Aydın Sakar)

Eskimo dili

Hayatımın ilklerini çifter çifter yaşamaya devam ediyorum. Az önce-yani sabah sabah, hiç gereği yokken- sütlaç pişirdim!
Parlak güneş duvarları eşyaları ve beni ışığa boyarken ben işte böyle şiirsel(!) bi şey yaptım. Hahahahaha iyi pazarlar frekanslaaaarrrr

**

“Yaşamın Gereksinimleri” isminde bi kanada filmi izliyorum. Verem hastası bi eskimonun, dilini bilmediği bi senatoryumdaki yalnızlığını ve ailesine hele karısına duyduğu özlemi anlatıyor. Bir geyik resmi çizdi, röntgen filmi gibi tüm kasları ve organları görünen estetik bi şeydi. Böyle uzun süre eskimoca konuşulduğunu duymamıştım ve bu dilin tınısı ne kadar da türkçeyi andırıyormuş.

Tutonguag ip oyunu ile ilgili bir hikaye anlattı ve ip figürlerini gösterdi. Bu bizim de çocukken oynadığımız ip oyunu!