Morarmış Duygular

Mor bir gecenin ağırlığı üstümde
Mor mor halkalar oluştu gözlerimde
Mor bir battaniyenin altında
Mor bir gecelik içinde
Mor yazan bir kalemin ucunda kaldım…

Mor mor harelenmiş anların, yazıların
Morumsu anlatımına bakıp
Mor düşlere daldım…

Ve, Mor bir sabaha uyur uyanık kaldım
Uyandım…

Bu nasıl bir yangın!
Mor alevler çıkaran ağzından,
Mosmor ölüm getiren celladım..

Kalktım sabahın moruna
Yürüdüm mor bir halıda üç-beş adım
Ummanında uğurladım zihnimi
Nefesimi tuttum, kalp çarpıntımı
Mor bir iplikle bağladım
Gem vurdum benliğime
Mor mor ağladım.
Bundan böyle mor benim adım.
Kendim kendime yazdım
Okudum, düşündüm morardım…

delişey,

Büyük Şehrin Paradoksu

Büyük şehirlerde iş olanakları arttıkça, göç alıyorlar. Göç aldıkça daha çok insan, daha çok hizmet ihtiyacı, daha çok ev, daha çok iş yeri ve daha çok göç.

Elbette daha çok göç aldıkça daha çok işsiz insan, daha hızlı yozlaşma, daha çok hırsızlık ve yavaş işleyen sosyal adalet sistemleri.

Kendi kendinin üstüne çöken büyük şehirler.

Rüyacılar, inorganik varlıklar

Çözemediğin bi problem konusunda inat etmeyi bırakıp ara verdiğinde, sabah genelde problemi çözersin çünkü gece psişen o konuyu güzelce incelemiş olur. Yani herkes aslında rüyalarda çalışır sadece rüyacılar değil. Tek fark onlar rüyada olanları yönetemez ya da yönetmeyi tercih etmez.

**

Sorumluluğu almamak için attığımız manasız taklalar şaka gibi.

Z.M. Olimpiyatlarda o taklalara puan veriyorlar.. 🙂 herşey nasılsa öyle tam ve güzel..o taklalarda bir şeyleri geliştiriyordur ki atlıyodur..çocuklar hangi adelesi gelişme safasındaysa onu geliştiren hareketi çok sık yaparlar ve bir gün o hareketi gerektikçe ve yeterince yapmaya başlarlar(denge)..

SA. Söylediğin doğru ama çocuklar(ve yetişkin olamayanlar) için. İşin şaka kısmı bu değil, yetişkin olamayanların sanki yetişkin olmuş pozuna girerek edim ve yaptırımlarda bulunmayı hak görmelerini kastediyorum.

İnsanın tembelliği

Bi sözün hangi şartlarda söylendiğine bakmaksızın onu yargılamayı kendime uygun bulmuyorum. Çünkü bana göre herşey doğrudur velakin eksik olmak durumundadır. Bunu bilmek yetmez yaşamak gerekir tabi 🙂 İcad ettiğimiz tüm tanımlamalar,  o icad/gereklilik anının bi fotoğrafıdır sadece, onu başka anlar için kullanmak imkansızdır!

Örneğin “bi Türk dünyaya bedeldir” sözünü alıp başka anlar ve durumlar için kullanmaya çalışmak, bi siyasi ya da ekonomik modeli alıp başka bi zaman ve mekana giydirmeye çalışmak gerçekten beyhudedir.

Herhangi bi anın ihtiyacından doğmuş bir “uygulama” ve bunun “çıkarımı”nı, başka ve gerekmeyen durumlar için tekrar tekrar kullanmaya çalışmak insanoğlunun bi tembelliği galiba.

T.E: Yani her yeni zaman kendine göre yeni bir teori üretmeli mi diyorsun?

Tüketmeden Bırakmak

Geçenlerde benim için müthiş aydınlatıcı olan Alıç Ağacıyla Sohbet kitabını gözden geçiriyordum ve gözüm meralarla ilgili bölüme takıldı. Yazar, meraların mümkünse bi kaç tane olması ve sırayla kullanılması gerektiğini söylüyor ve burada çok önemli ve hayati bi nokta olduğunu hatırlatıyor şöyle ki; meranın içindeki ot ailesi, belli bir orana ulaşılıncaya kadar yenirse ve sonra kendi haline bırakılı…rsa kendini kolayca yenileyebiliyormuş. Oysa belli bir oranın üstünde yenilirse artık bir daha bütünselliğini yeniden yapılaştıracak imkanı kayboluyor ve o mera zaman içinde ölüyormuş! Bunu okuyunca ekteki eski yazım (tıklayınız) aklıma geldi. Henüz zamanı geçmeden ve tüketmeden bırakabilmenin bilgeliği yeniden gündemime girdi.

**

Muhteşem, kısacık ama muhteşem bi sunum. Böylesi gençlerin varlığı… İşte gerçek bayramım bu benim.