Küçük Prens ve Tabletler-13

“Günaydın” dedi küçük prens.

“Günaydın” dedi satıcı. İnsanların susuzluğunu gidermek üzere hazırlanmış tabletler satardı. Haftada bir kez bu tabletlerden aldınız mı, o hafta hiç susamazdınız.

“Peki bunları niçin satıyorsunuz?”

“Çünkü bu, insanlara çok vakit kazandırıyor. Uzmanlar bunun araştırmasını yaptılar. Haftada tam elli üç dakika kazanıyorsun.”

“Peki bu elli üç dakikada ne yapıyorlar?”

“Canları ne isterse.”

“Eğer elli üç dakikam olsaydı,” dedi küçük prens, “bir su pınarına doğru ağır ağır yürürdüm.”

Az seçilen Yol

Eski bi yazımızdan ancak içeriği eskimeyen 🙂

Denemek… Korkutucu olmasına karşın yepyeni bir şeyi denemek, işte az kullanılan yol budur.
Denemenin kendine aşık olmak… Eğer böyle olabilseydik her yer başarı hikayeleri ile dolu olurdu; çünkü denemek bizatihi başarıdır.
“Sonuç odaklı” eğitime hayır.
“Başarısızlık Hikayeleri” eğer gerçekten yazılsaydı muhteşem olurdu. Ki onlar başarısızlık değillerdi.
Neye başarısızlık diyorlar?
Aklımızdaki varış istasyonuna/amaca ulaşamamaya başarısızlık diyor toplum. (Önce aklımıza hedefi koyuyorlar, iyi yokla kendini, o hedef zaten sana ait değil) Yalan! Küllen aldatmaca!
Tek bir başarısızlık tarifi olabilir; hiç bişeye girişmemek, taklitçilik, başkalarına askıntı olmak.
Varış istasyonu, bir seraptır zaten, varla yok arasında, içimizde bi yerlerde durur fakat aslında başarı; yeni bir yola girişmektir, cesaretle denemektir, az kullanılan yoldur o. Ve adım attığımız an bu yola başardık demektir. Bilinmeyenle yüzleşme, adrenalin salgımızın artmasına sebep olur, bu ise yeniden doğma anlamına gelecek bişeydir.
Ey Gezgin… Eyy az kullanılan yolları seçen deneyci… Sen bir savaşçısın. Gözünü hedefe dikme, kalbini kilitleme! Her adımında tüm duyuların açık olsun, her kokuyu, her sesi duy! Her yüzü gör! Dokun /dokunul… Bütün dünya, hepimiz senin arkandayız, her an sana işaret gönderiyoruz. Eğer açık isen (hedefe kilitlenmemişsen açıksındır) işaretlerimizi görür/duyar/hissedersin.
Bekınız: Ormana gittim

Huzura erme, kimin huzuruna varma?

Sevgili frekanslar, iki çeşit huzura erme ön görmekteyim;

İlki, daima sana davranılmasını istediğin gibi davranırsın. Bu kolay bişey değildir. Arada sana beklemediğin gibi davrananlar olduğunda, eğer tam o anda sen de bazen bu kuralı uygulayamadığını hatırlarsan, her şey yoluna girer. Sana beklemediğin gibi davrananları iyi incele! Öfkesizce, çocuksu bir merakla incele ki altındaki gizi sana ifşa etmeye razı olsun.

İkincisi, hesapsızca gönlünden geçtiği gibi davran, sana nasıl davranıldığını da önemseme! Doğal olarak bu da kolay değildir; çünkü kendini önemsemeyi sıfıra indirmiş olmayı gerektirir.

İlkini uygulayanlara dışardan; saygılı, duyarlı, uyumlu, prensipli, bazen sıkıcı vs” denebilirken, ikincisini uygulayanlara; “benmerkezci, vurdumduymaz, esrik bazen kahraman vs” denebilir. Oysa sizin de gördüğünüz gibi alakası yok. Bilinçsizce yapılıyorsa zaten evrimsel kıymeti yok, bilinçli olarak yapılıyorlarsa, birinde benlik içeri diğerinde dışarı salınmıştır. Birbirinden bana göre hiç farkı yok.

Kahramanın Sonsuz Yolculuğu-3

Öncesi için: Bakınız

Anlaşılan şey, zaman ve sonsuzluğun aynı deneyim bütününün iki yönü, aynı dualitik olmayan ağza alınamazın iki düzlemi olduğudur; yani sonsuzluk mücevheri doğum ve ölüm lotusundadır: om mani padme hum. (KSY-syf172)

**

Dünya arketiplerindeki dinsel, kabilesel ya da ulusal olarak dar kafalılığımızla sınırlanmış önyargılardan kurtulduğumuz zaman, en yüce erginlenmenin kıyısına geliriz.

**

Ruhunun dinginleştirilmesi dileği ile gelen Konfüçyüsçü bir alime, Bodhidharma şöyle yanıt verdi: “Onu yarat ve ben dinginleştireyim”
Konfüçyüsçü yanıtladı: “Sorun da bu, onu bulamıyorum”
Bodhidharma şöyle dedi: “Dileğin yerine getirilmiş”
Konfüçyüsçü anladı ve huzur içinde ayrıldı.

Sosyolojik Evrimin Hızı

Yaşamlarında belirli bir bilgi düzeyi ve kaliteyi yakalayan kısacası nitelikli yaşayan insanların fazla üremediklerini çok çocuk yapmadıklarını görürüz. Bunun sebebi hem büyük bir sorumluluk yüklemesi hem de kendi yaşam azalmayı eksilmeyi göze almadıkları içindir.

Oysa zor şartlarda olan, bilgi ve yaşam standartı düzeyi oldukça düşük çiftler ise bu durumu çok umursamayıp çok çocuk yaparlar. Zaten kötü olan durumları daha da kötüleşir, zor şartlarda yetişen çocuklar yeterince besin alamaz, yeterince ilgi görmedikleri için onların da çoğu yine anne babası gibi zor ve kalitesiz bir yaşam olacaktır.

Bu durumda bir kuşak sonra nitelikli insan sayısında hızlı bir azalma olması gerekir. Niteliksiz yaşama mahkum insan sayısında ise beklenen artış elbette yaşanacaktır. Kaynakların paylaşım sayısı arttıkça malesef insanların payına düşen azalacaktır.