Fareli Köyün Kavalcısı

Önce bi masalı dinleyelim sonra sohbetimize geçelim 🙂

Olay örgüsü nasıl başlamış?

Öyle ya da böyle (burada cimrilikten diyor velakin hangi sebeple olursa olsun) KEDİler topluluktan kovulmuş!

Nedir kedinin simgesel değeri?
Çözümlenmesine katkı sunduğum binlerce rüyada, rüya görenler(insanlar) kediyi hemen hep benzer şekilde açılımladı: Bağımsız, nankör, talimatla iş yaptırılamayan, kendini sevdiren, kendine özgü…

Bu söylenenler onların duyması için geri çevirdiğimde bir çoğu bu özelliklerin “dişileri”  andırdığını söyledi 🙂

Demek ki masalda olay örgüsü, dişilerin topluluktan defedilmesi ile başlıyor!

Dişiliği, kadının gözden düşürülmesi ve her insandaki dişi yönün suçlanması ve bünyeden çıkarılması olarak her iki şekilde görelim. Sizce bu işlem dünyada ne zaman başladı?
Bana sanki feodal düzenle başlayıp, giderek tek tanrılı dinlere geçildiğinde şiddetlendi gibi geliyor. Her halikarda bu işlem ANİMİSTİK dönemden çıkışı işaret eder!

Tepegöz ve Basat-2-isim verme

Konu başı: Bakınız

Bu nedenle olusturulan kurmaca düzlemde Oğuz kavminin hanı Aruz Koca’nın henüz bebek olan küçük oğlu göç sırasında düsürülmekte ve bir arslan tarafından götürülerek beslendiği söylenmektedir.

Bunun birbiriyle sıkı sıkıya ilintili iki nedeninin olduğu düsünülebilir.
İlk olarak, yukarıda sözü edilen siyasal ortamda topluluğun ihtiyaç duyduğu güçlü, kuvvetli, çelik iradeli ve disiplinli, kısaca “alp tipi” insan yetistirilmesinin mümkün olmadığı bir toplum resmi çizilerek bir yandan
ihtiyacın önemine öte yandan böylesi bir toplumun fertlerinin bu tür özellikleri artık tasımadığı fikrini olusturarak toplumsal yapının bu yönüyle çürümeye basladığına vurgu yapılmakta;

ikinci olarak ise, ki bizce daha önemli olanı, böylesi bir insanın, insandan olma-doğma özelliğinin yanında, ancak doğal bir mekanda, yani, tabiatın içinde, ve o doğal bütünlüğün özelliklerini yitirmemis parçaları olan insanlar –burada arslan- tarafından yetistirilebileceği fikridir.
Anlatmanın bir sonraki asamasında, doğal bir mekânda yetistirilen ve arslanın özellikleriyle de bütünlesmis bu “yarı insan” ile Oğuz kavminin bulusması sağlanmaktadır.
“…Oğuz yine eyyam ile gelüp yurdına kondı. Oguz Hanun ılkçısı gelüp haber getürdi, aydur:
Hanum sazdan bir arslan çıkar, at urur, apul apul yorıyısı adam kibi, at basuban kan sömürür. Aruz aydur: Hanum ürkdügümüz vaktın düsen menüm oğlançuğumdur belki didi. Bigler bindiler, aslan yatağı üzerine geldiler. Aslanı kaldurup oğlanı tutdılar. Aruz oğlanı alup ivine getürdi. Sadılık ittiler, yime içme oldı…”

Bununla beraber, bu “yarı insan” varlık ile toplum yasamı arasında olabilecek çeliskilerin anlatıldığı olay kurgusu ile yine kurmaca bir düzlemde, bu “yarı insan” olan varlığın bu “yarım”, “tamamlanmamıs insan” kimliği sorgulamaya açılmakta ve sorun-çözüm tekniği kullanılarak, okuyucu,sorunun akılcı çözümüne doğru yönlendirilmektedir.
“…Amma, oğlanı ne kadar getürdiler ise turmadı, girü aslan yatağına vardı…” (Ergin, 1997: 207)
Ne kadar geri getirseniz de yine aslan yatağına kaçan bu “yarı insan” varlığın “İnsan”olabilmesinin bir kosulu da, kendisinin “evrenin bilinci insan olduğu” bilgisinin ona verilmesi; bir baska deyisle, “farkındalığının farkına varması”nı sağlamaktır. (Zaman zaman söz ettiğimiz durum burada aynen görülüyor: insanın, toplumun bir ferdi yapılması-buna standart dünya üyeliği de diyebiliriz- 0-6 yaş arasında çocuğa bakan kişi tarafından gerçekleştirilmektedir. Bu öyküde aslanın dünyasının üyesi olmuş çocuğun, ordan kurtulsa bile topluma uydurulamadığı, yani bilinen-alışık oldukları insan yapılamadığı açıkça belli edilmiştir.)

Kelimelerden esintiler

“Sevgi, iyilik, yardım, din, öbür taraf” gibi kelimeler icat edildiği gün çöktü insanlığımız.

**

Kelimelere takıla takıla taklaban olduk.

Not.

Orlando: bu “taklaban” dediğin şey, “şaklaban” ın takılmayı seven hali oluyor sanırsam:)

bendeniz: Ara ara böyle yeni kelimeler türeterek insanlığımızın çöküşüne el atıyorum ben de! Çorbada tuzumuz olsun canım 🙂

**

Oportünizm, boşlukları doldurmak, fırsatçılık filan demekse, en büyük oportünist evrendir; çünkü boşluk hiç sevmez ve tüm fırsatları kulllanır.

**

Bence tarihle yüzleşmek son derece basit, tekerrürleri görmek yeterli, ister kişisel tarih ister ulusal,ister evrensel, fark etmeeeezzz

**

Herhangi birindeki “tekerrür”ü gördün mü olay biter: çünkü bu meret bulaşıcıdır, anında diğer alanlara sirayet eder. Tekrarları gör!

Basat ve Tepegöz-1

Tarih tekerrürden ibaret, eğer bunu kendi kişisel tarihimizde, toplum, dünya ve bilebildiğimiz kozmos tarihinde bulup çıkaramazsak bizim için bu hapisaneden (kulluk) çıkış mümkün olmaz.

Aslında buralarda olup biten; dönüp duran mekanizmalar, aynı duyguları uyandıracak mı bakalım diye, periyodik olarak üzerimize gelen ajitasyon enerjisi, dönüp duran çark…

Biliyorsunuz Deli Dumrul’u bu sayfalarda sık sık ele alırım -takip edenler bilir- bu kez Dede Korkut’un bir diğer hikayesini; Tepegöz ve Basat’ı akademik bir ciddiyetle çözümleyen bir çalışmayı peyderpey (ve belki aralarda kendi mütevazı eklentilerimle) sunacağım. Gazamız mübarek olsun 🙂