hislerimin bana öğrettiklerinden ve anneannemin anlattıklarından aklımda kalan güzel bir yaşamımın olmayaşıdır. hayat herzaman bana çocukluğumdan bu yana serin sularla mücadele etmeyi öğretmişti. ancak büyümeye başladığım yıllarda anladımki bazı şeyler ellerimin bulaşıklı olup olmamasına aldırış etmeden içeri giriveriyor. oysa bazı şeyler beklenmeli yada bekletilmeliydi. işte yıllardan beri ağzımdan düşürmediğim inatla çalan hayat kornası bana koltuk mücadelesi ettirdi. şimdi ise kendimi hayat telaşından kurtaramadım. bitmek bilmeyen belediye otobüsü sıraları, spor müsabakaları, pazar telaşları derken farketmeden bir koltuk olup hayatı izliyorum. oysa hayalim izleyici olmak değildi. artık ölüyorum ve giderken arkamda bıraktığım bir yudum insan, bir yudum su ve koltuğun iskeletinden yapılmış yatağım. iyi hayatlar olsun arkadaşlar. hoşçakalın.
Ölümden Sonrası
Öleceğinize gerçekten inanıyor musunuz?
Cidden ve sahiden ama?
Gerçekten bir gün yaşamınızın sona ereceğini düşünüyor musunuz?
Zamanınız var. Yanıt vermek için acele etmeyin. Ama geçen her saniye ömrünüzden yediğinizi de unutmayın tabii.
Belki ölüm gerçeğini genel olarak kısmen kavrayabiliyoruz ama özel olarak kendi ölümümüzü kavrayabiliyor muyuz? Kendi ölümümüz karşısındaki durumumuz Ermeni asıllı Amerikalı yazar William Saroyan’ın geride bıraktıklarına yazdığı bir mektubunda belirttiği gibidir: “Herkes ölecek ama ben hep benim için bir istisna yapılabileceğine inanmıştım.”
Diğer yandan, ölümü tümden aklımızdan çıkarıp atamıyoruz. Ölümlü olduğumuzla ilgili düşünceleri ne kadar bastırmaya çalışırsak çalışalım yine de onlar oradan buradan pırtlayıveriyorlar. Önüne geçilemez “pırtlamalar” bunlar, çünkü ölüm insan yaşamının değiştirilemez bir parçası.
Hem öleceğini bilen hem de sonsuza dek yaşamayı hayal edebilen tek yaratık biziz. İşte bizi çıldırtan da bu zaten. Ölümden ödümüz kopuyor. Ve yaşam, sonunda uçurumun boşluğunda kaybolmak dışında hiçbir hedefi olmayan bu yaşam ne kadar da anlamsız. İşte tam da bu yüzden insanın ölümlülüğü felsefenin temel sorularıyla iç içe geçiyor.
Temel sorular: Yaşamın, özellikle de bir gün sona erecek yaşamın anlamı nedir? Öleceğimizi bilmek yaşamlarımızı nasıl etkiliyor? Sonsuza dek yaşasaydık yaşamın bugün olduğundan tamamen farklı bir almamı mı olurdu? Bin ya da iki bin yıl yaşadıktan sonra varoluşsal can sıkıntısından bunalıp her şeyin bitmesini mi özlerdik?
Ruhlarımız var mı? Varsa bedenlerimiz öldükten sonra yaşamaya devam ediyorlar mı? Neden yapılmış peki bu ruhlar? Sizinki benimkinden daha mı iyi?
Yaşam-ölüm döngüsünü kesen bir başka zamansal boyut var mı? Daima şimdi ki anda yaşayarak “sonsuza dek yaşamak” mümkün mü?
Cennet uzay-zamanda bir yer mi? Değilse, nerede ve hangi zamanda? Oraya gitme şansımız ne?
Ve sizin ölüm, ölümden sonrası hakkındaki sorularınız, düşünceleriniz nelerdir?
Sahiden öleceğinize inanıyor musunuz?
Az Önce
Hepimizin hayatında az önce olup biten ve bir an önce yayınlayarak bildirmek istedikleri olabilir.
Az önce:
Benceleyin bir balkon konuşması yorumu…
…sizlerin de, sizlere ait olan ve de az önce olan bitenleri buradan yayınlayabilirsiniz.
Az önce işte.
🙂
DİN YORUMCULARI
Gerçekler nerede olsa kendini gösterir.Gerçekler yorumu gerektirmez.Ama hayaller üstüne istenildiği kadar çok şeyler anlatılır.
Kur’an yorumcuları, Kuran’ın bir kelimesini örnek olarak gösterdikten sonra; Bu kelime ile ilgisi olmayan başka bir anlamı çıkarıp fetva veriyorlar.Sonrada Kuran’ın bölümlerini kendi kafa yapılarına göre yorum yapıyorlar. Sonra da iğne batırılmış gibi Kuran değiştirilmez,İslamda değişiklik yapılmaz gibilerden çığlık koparıyorlar. Oysa Kuran’ı kafa yapılarına göre yorum yapanlar.Nasıl ? Hemde kendi yorumlarıyla! Sonrada Kuran’da buda var gibilerinden insanlara fetva veriyorlar.
Bilim ve tekniğin yardımlarıyla bir buluş oldumu Kuran’da buda var diyorlar.Öte yandan gerçekler bilinmesin istiyorlar,gerçekler yok olsun istiyorlar.Bilim onların karşısında hayallerle değil,sağlam kanıtlarla çıkıyor. Bu sağlam kanıtlar dan en çok yararlananlar da din sözcülerinin yandaşları oluyor.
07.05. 2009 ALMANYA
SELAMİ SAĞIR
Uzay Nedir ?
İnsanlar tarih boyunca başlarının üzerinde yükselen bu büyük boşluk üzerinde düşünmüşlerdir. Bu boşluğa pek çok isim vermişlerdir. Mesela bunlardan birisi GÖK !!
Yıldızlar ve diğer gök cisimlerinin bulunduğu bu alana bugün Uzay boşluğu adı verilmektedir. Kavram olarak Uzay; madde ve enerjiye ev sahipliği yapan bir mekandır. 3 boyutlu olarak gözlemlenmiştir, Zamanla birlikte 4 boyutlu bir sistem olarak kabul edilir. Dar anlamıyla Uzay gök cisimlerinin bulunduğuu bir mekan ve alan olmakla birlikte bugün aslında daha temel manada atom içi alanıda kapsayan bir özelliğe sahiptir. Dolayısı ile maddenin iç yapısında da büyük miktarda mekan yani Uzay vardır.
Buraya kadar anlattıklarım uzay hakkında bilinen ve kabul edilenlerdir.
Ancak benim amacım kendi düşüncelerimi buradan paylaşarak sonraki zamanlara ve insanlara bir hareket noktası bırakmaktır.
Benim düşünceme göre Uzay bir mekan olmasının ötesinde, bir varlıktır. Adına madde diyemeyeceğim, ama maddenin sahip olduğu özelliklerden belki bazılarına sahip olan bir varlık..
Bu düşünceye nereden vardım. ?
Fizik biliminin bulduğu yasalarda kullanılagelen bazı Evrensel sabitler vardır. Bunlar bulunan yasalarla gözlemlenen olguları birbirine uydurmaya yarayan sabitlerdir. İnsanlar bir olguyu gözlemler onu modeller ve ölçerler. Ölçtükleri değer ile oluşturdukları model ne kadar iyi uyarsa o kadar doğruya yaklaştıklarını düşünürler. Eğer çok büyük uyuşmazlık varsa modeli yeniden oluştururlar.
Ama uyuşmazlık belli koşullar altında sabit kalıyorsa o zaman bir genel sabit bulurlar, bu sabit; O model ile Evren arasındaki bağlantıdır.
Bu yanlış değildir ama eksik kalan bir şeylerin olduğunu söyler.
İşte bu sabitlerden bazıları,
G : Evrensel Çekim sabiti
C: Işık hızı
e : Boşluğun birim elektrik sabiti;
m : Boşluğun birim manyetik sabiti ;
h : Planck Sabiti;
ve diğerleri için;
http://en.wikipedia.org/wiki/Physical_constant
işte bu sabitlerin kaynağı, düşünceme göre onun madde özellikleri gösteren niteliklerinden kaynaklanmaktadır. Uzay soyutlanmış anlamda içinde madde ve enerjinin olmadığı yerdir. Bir anlamda boştur. Bir şey yoktur yani.. Bu duruma rağmen uzaya, bir takım sabitler verebiliyoruz ve bunu normal karşılayabiliyoruz.
Onu bükerek olmayan bir varlığın kütleçkimini oluşturmasını sağlamasını açıklayabiliyoruz. Bigbang teorisi ile onu sonsuz küçük bir tekillikten patlayarak genişleyebilen bir varlık olarak düşünebiliyoruz.
İşte bu boş olarak nitelediğimiz varlığın bu nitelikleri analojik olarak, bir sıvıyı andırmaktadır. sıvı içerisindeki sıvıyı oluşturan parçacıkların, hem kendilerine hemde sıvı içerisindeki diğer parçacıklara uyguladıkları etki bakımından , ayrıca sıvı içerisindeki dalgalar şeklideki enerji aktarımınında Uzay boşluğu ile sıvı arasındaki benzerlik çok yüksektir.
Ancak benim iddiam; Uzay boşluğunun bir sıvıdan çok, bir katı şeklinde olduğu yönündedir. Küresel olarak kabul ettiğim boyutsuz noktasal parçlardan oluşmuştur. Bu noktaların aralarında Planck sabitinin yarısı kadar bir mesafe vardır. Ve iki parçacık arasındaki çekim Casssimir Effect adı verilen etki ile birbirini çekmektedir . Bunun değeri hesaplanabilir .
Ancak bu çekim; noktaların birbirlerine göre maksimum Planck Uzunluğu kadar hareket etmesine izin verir.
8 noktadan oluşan bir birim küpe Marshall Kutusu adını verdim. Marshall Kutusu iki noktası arasında bir fotonun zamanız olarak hareket edebildiği bir kutudur. Teoriktir. İlginç olan Marshall Kutuları, birbirleri ile birleştiğindede iletimin teorik olarak zamansız olacağıdır. Ancak pratikte foton milyonlarca Marshall Kutusun hareketi sonucu olduğundan ikincil bir hareketin iletilmesi C yani ışık hızı ile olmaktadır.
Yani bir zaman içerisinde gerçekleşmektedir.
Marshall kutusunun iki noktası arasındaki çekimin büyüklüğü, Uzay’ın bir sıvı değil tam aksine bir katı olmasını gerektirir. Adeta bir çelik blok gibi….
Bu yapı üzerinde madde ve enerji; sanki bir sıvının üzerinde hareket eden dalga gibi herhangi bir engelle karşılaşmadan rahatça ve serbestçe hareket edebilir.
Ancak nasıl ki bir sıvının molekülleri arasındaki ekileşimin sonucu olarak sıvı yoğunluğu ve vizkosite gibi değerleri varsa Uzay’ın nitelikleri arasında da Evrensel çekim sabiti elektrik ve manyetik sabitler Planck Sabiti ve diğer sabitler olur.
Işık hızının sabitliği; Marshall kutusunun Uzay’a kazandırdığı bir niteliktir.