Evlilik Evcilleştirir

İnsanoğlu, cinselliğin gücünden yani şehvetten tarih boyunca ürkmüştür.

Bunun dizginlenmesi amaçlı tek eşliliğe yatay bir geçiş yapma sözleşmesi yani evlilik zorunluluk haline getirilmiş, yasalar ve din de bu kurguyu tamamlamıştır.

İnsanoğlu, evlilikler ile şehveti ehlileştirme amacı güder, bunun sevgi kutbuna insanları yaklaştırması planlanmıştır, insanoğlu içindeki ‘’şehvetsiz sevgi’’ amacına yönlendirilir, tıpkı annesine, kız kardeşine hissettiği türden bir sevgi. Zira bu insana dinginlik verir ve bu kabul noktalarını esneterek insanın daha iyi bir köle olmasını sağlar.

Zira şehvet insana yön veren, insanı yönelten, insana amaç veren en büyük itici güçtür.
İnsan şehvetten korkutulur ki, sevgi fetişzmine çabucak entegre edilebilsin.

Sanat, bu sebeple şehvetin yanında yer alır.

Şehvete karşı, sevgiyi savunmak ve onu aşkla aynı kalıba indirgemek zamanımızın en büyük yanılgısıdır.

Tek eşliliğin sözleşmeye dökülmesi yani evlilik, başlı başına doğanın canlı türlerine yüklediği her türlü mücadeleye ters etki yapar ve evrimin tersine çalışmasına neden olur.

İnsanları, riske girmekten, gelişmekten alıkoyar, elinin altında sürekli çiftleşebileceği bir bireyin yasalarla yanımıza konulması asıl hapishane hayatıdır, köleliğinizin imzasının bir canlının üzerine atılmasıdır.

Sahip oldukları insana sahip olmaya başlar tarihsel materyalizm doktrinine göre, özel mülkiyet köleler yaratır, evlilikte insanlar arası bölgeler, sınırlar, zorunluluklar, sorumluluklar ve aidiyetler yaratılmasının belgelenmesidir.

Keza zembille inmeyen bu olayı bizler icat ettiğimize göre, acaba toplum baskısı olmasa evlilikler son bulur muydu?

KURDUN KİRPİKLERİ

Eğer dışarı çıkıp ormana gitmezseniz asla bir şey olmaz ve hayatınız da hiçbir zaman başlamaz.

“Ormana gitme,” dediler.”Ormana gitme.”

“Neden gitmeyecekmişim? Gece neden ormana gitmemem gerekiyormuş?” diye yanıtladı.

“Orada senin gibi insanları yiyen koca bir kurt yaşar.Ormana gitme, gitme.Çok ciddiyim.”

Doğal olarak, kız ormana gitti.Bir şekilde ormana gitti ve tabii ki, onu daha önce ikaz etmiş oldukları gibi, kurtla karşılaştı.

“Bak sana söylemiştik,” diye böbürlendiler.

“Bu benim hayatım, peri masalı değil, sizi gidi ahmaklar,” dedi.”Ormana gitmem gerek ve kurtla karşılaşmam gerek, yoksa hayatım asla başlamayacak.”

Ama rastladığı kurt bir tuzağa düşmüştü, kurdun ayağı tuzağın içindeydi.

“Yardım et, ah, yardım et bana! Aaayy, aaayy, aaayy!” diye bağırıyordu kurt.”Yardım et bana, ah yardım et bana!” diye ağlayarak bağırıyordu, “ben de seni hak ettiğin şekilde ödüllendiririm.” Çünkü bu tür masallarda kurtların yöntemi budur.

“Bana zarar vermeyeceğini nasıl bilebilirim?” diye sordu – soru sormak onun işiydi. “Beni öldürmeyeceğini ve etlerimi kemiklerimden sıyırmayacağını nasıl bilebilirim?”

“Yanlış soru,” dedi kurt.”Sadece benim sözüme inanman gerekecek.” Ve kurt ağlamaya başladı ve bir kere daha inledi.

“Ah, aaayy! Aaayy! Aaayy!

Güzel kız sormaya değer

Tek bir soru vardır

Aaıııyyy rrrrrııııı

Nııırrrr?

“Ah seni gidi kurt, şansımı zorlayacağım.Pekala, işte oldu!” Ve tuzağın yayını gevşetti. Kurt pençesini çekerek çıkardı ve kız da otlarla bir güzel sardı.

“Ah, teşekkür ederim nazik kız, teşekkür ederim,” diye iç geçirdi kurt. Ve kız da, yalan yanlış masalları çokça okuduğu için ağladı:”Devam et, şimdi öldür beni ve bu işi burada bitirip kurtulalım.”

Ama hayır, olayla böyle gelişmedi.Onun yerine kurt pençesini kızın omzuna koydu ve:

“Ben başka bir zamandan ve yerden gelen bir kurdum,” dedi. Ve gözünden bir kirpik kopararak ona verip şunları söyledi: “ Bunu kullan ve akıllı ol.Şu andan itibaren kimin iyi olduğunu, kimin o kadar iyi olmadığını bileceksin; gözlerimin içine iyice bakarsan açıkca görebilirsin.

Yaşamama izin verdiğin için

Sana da hayat dilerim

Daha önce hiç yaşamadığın bir tarzda

Unutma güzel kız

Sormaya değer tek bir soru vardır

Aaıııyyy rrrrııııı

Nıııırrrr?

Ve böylece kız köyüne döndü

Hala yaşadığı için mutlu

Ve bu kez dediler ki,

“Sadece burada kal ve gelinim ol,”

Ya da “Sana söylediğimiz gibi yap,”

Ya da “Söylemeni istediğim gibi söyle,”

Ve dünyaya geldiğin gün gibi

Üstüne yazılmamış olarak kal.”

Kurdun kirpiğini elinde tutup kaldırdı

Ve uzun uzun baktı

Ve onların amaçlarını anladı

Daha önce hiç fark etmediği.

Ve sonra bir keresinde

Kasap et tarttı

O da kurdun kirpiklerinden baktı

Ve kasabın kendi başparmağını da tarttığını gördü

Ve talibine baktı

“Senin için çok iyiyim,” diyen

Ve gördü ki, talibi

Tam olarak hiçbir şey için iyi değildi

Ve bu şekilde devam etti

Hepsinden değilse de

Birçok talihsizlikten

Kurtuldu

Ama böyle devam ettikçe, bu yeni görüşle sadece sinsi ve zalim olanları görmekle kalmadı, yüreği de yoğunlaşmaya başladı, çünkü herkese bakıyordu ve kurtarmış olduğu kurdun verdiği  bu yetenek sayesinde onları yeniden tartıyordu.

Ve gerçekten nazik olanları gördü

Ve onların yanına gitti

Eşini buldu

Ve hayatının günleri ona kaldı

Cesurları ayırt etti

Güvenilir olanları idrak etti

Ve onlara katıldı

Kızgınlığın altındaki şaşkınlığı gördü

Ve hızla yatıştırdı

Utangaçların gözlerinde sevgiyi gördü

Ve onlara elini uzattı

Ağzı sıkılardaki ıstırabı gördü

Ve onların kahkahalarını elde etmeye çalıştı

Sözcükleri olmayan adamdaki ihtiyacı gördü

Ve onun adına konuştu

Kadınların derinlerindeki sadakati gördü

Hiçbir şeyleri olmadığını söylüyorlardı

Ve kendisinden aldığı ateşle onları yeniden tutuşturdu

Her şeyi gördü

Kurt kirpiğiyle

Hakiki olan her şeyi

Ve sahte olan her şeyi

Hayatın karşısına çıkan her şeyi

Ve hayata dönen her şeyi

Görülen her şeyi

Kalbi sadece akılla değil

Kalple de tartan

Kirpiğin gözleriyle.

Söylediklerinin doğru olduğunu, kurdun hepsinden akıllı olduğunu işte böyle öğrendi. Eğer yakından dinlerseniz, ulumakta olan kurt her zaman en önemli soruyu – sonraki yiyeceğin, sonraki kavganın, sonraki dansın nerede olduğu sorusunu değil –  sorduğunu görürsünüz.

Ama en önemli soru

İçini ve ardını görmek için

Yaşayan her şeyin değerini tartmak için

Aaııııırrrr  rrrrrıııııııı

Nıııırrrrr?

Aaıııırrrr rrrrrrıııııı

Nıııırrrrr?

Eeeyy ruh neredesin?

Eeeyy ruh neredesin?

Çık ormana git, git.Eğer ormana gitmezsen asla bir şey olmaz ve hayatın asla başlamaz.

Çık ormana git

Git

Çık ormana git

Git

Çık ormana git

Git. * Kurtlarla Koşan Kadınlar – Clarissa Estet

-düzenleyen Hanife Altuntaş-

Bitkilerle “Tanış” Olalım mı?

Merhaba arkadaşlar,
Bahar geldi, doğa uyandı içimiz kıpır kıpır. İçimde, dünyadaki tüm canlıları oluşturan ve halen de yaşamalarını varlıklarıyla sağlayan BİTKİ atalarımızla tanış olmak, muhabbetimizi sunmak ve gönüllerini alma isteği var. Bu sebeple araştırma yaptım, Kemal beyle tanıştım, bu konudaki bilgisi ve büyük sevgisini gördüm, üstelik bunu paylaşmaktan mutlu olacağını da anladım. Böylece herhalde doğru adresteyim diye düşünüyor ve aşağıdaki (bizlere özel düzenlenecek-dört haftalık) programı sizlerle paylaşıyorum.
Program 21 Mayıs cumartesinden başlayan dört cumartesi yapılacak. Böyle özel bir tanıştırılma seansına hazır ve istekli olduğunuzu hissediyorsanız lütfen beni arayın ve gurubumuzu oluşturalım.
İsteklerinizi doğrudan mail adresime: [email protected] yapabilir, sorularınız varsa bu maile doğrudan yazabilirsiniz.
Facebook hesabımı bir süre için deepfrize attığımdan, bu etkinliği -orada- sayfalarınızda paylaşabilirsiniz, bu beni sevindirir.
sevgi ve selamlar
Sibel Atasoy

BAHAR PROGRAMI

Flora şifalı bitkiler eğitim semineri bahar programı nisan ayının son haftasında başlar.

5 hafta sürecek olan eğitim seminerleri cumartesi günleri saat 10.30-12.30 saatleri arasında gerçekleştirilir.

Bitkievi Eğitim Seminerleri Programı;
KOZMETİK, ORGANİK, VE AKTARİYE
BAŞLIKLARIYLA İLGİLENEN KURULUŞLARA KENDİ ŞİRKET MERKEZLERİNDE DE VERİLEBİLMEKTEDİR.

5 hafta süreli olarak tasarlanan eğitim seminerlerinin programı aşağıdaki gibi 5 basamaktan oluşmaktadır.

1. basamak: Bitkilerin tanıtımı. Bitki familyaları, cinsleri ve türleri hakkında genel bilgi.
2. basamak: Bitkiler nasıl ve ne zaman toplanır ve saklanır? Bitkilerin içerdiği kimyasallar, mineraller nelerdir ve nerelerde kullanılmaktadır?
3. basamak: Genel bitkilerin tarihi, bitkilerin latince adları, kökenleri, bitki coğrafyası hakkında genel bilgi.
4. basamak: Bitkilerin hastalıkların tedavisinde, hangi bitki hangi hastalıkta kullanılmakta ve bitkilerin insan sağlığı üzerindeki etkileri ve tamamlayıcı tıptaki yeri.
5. basamak: Piyasada yayında bulunan, bitki kitaplarının genel kritiği ve önemli bilgi yanlışları ve bu yanlışların yaratacağı problemler üzerine genel bilgi.

Seminerlerin  sonunda  katılımcılarla birlikte  Süleymaniye’deki İstanbul Üniversitesi Botanik Bahçesi veya Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi gezilecektir.

Konuya ilişkin olarak bilgi almak için;
Sekreterya;  Rıhtım Cad. İskele Sok. No: 69/1 Kadıköy-İstanbul
Tel: 0.216.349 52 40  Faks: 0.216.414 27 84
www.bitkievi.com.tr   [email protected]

Eğitmen H.Kemal Çağın kimdir:

İstanbul’da doğdu. 1976 yılından bu yana yayın sektöründe görevli. Bitkievi’nin yöneticisi. Bitkiler konusunda araştırmalar yapıyor. Tema Eğitmeni olarak bugüne kadar 200’ün üstünde konferans verdi. Fuji Film’le birlikte 40’ı aşkın çevre sergisi açtı. Paris’te Şifalı Bitkiler üzerine Jardin des Plantes’da incelemeler yaptı ve Flora ile ilgili 30’u aşkın sergi açtı. DHKD, IFSAK, ÇYDD üyesi, Tema gönüllü eğitmeni.

Halen bitki araştırmacısı ve ressamı olarak Bitkievi’nde çalışmalarını sürdüren Çağın, Avrupa ve Türkiye florasını resimleyerek, 25.000 bitkiyi kapsayacak bir katalog çalışmasını yürütüyor. Bu alanda yazarın “Avrupa ve Türkiye Florası İnceleme Dizisi” adı altında çıkmış yedi kitabı bulunmaktadır.

Ayrıca Çağın, aylık Buğday, Housebeautiful, Doğa ve Sağlık ve Gezgin dergilerinde araştırma yazıları yayınlamakta ve flora resimleri çizmekte. Geo Dergisi’ne bitki danışmanlığı yapmakta, NTV’nin hazırladığı İstanbul Ansiklopedisi’nin “İstanbul Bitkileri” ile ilgili metinlerini hazırlamaktadır. Bitkievi’nde ise 5 yıldır “Bitki Seminerleri” vermekte, öğrenci yetiştirmekte ve Anadolu Florası’nın tohumlarını toplamaktadır.

Muhteşem bir gösteri


http://www.ted.com/talks/lang/tur/claron_mcfadden_singing_the_primal_mystery.html”

İnsan sesi: gizemli, spontane, ve ilkel.” sözleriyle Suprano sanatçısı Claron McFadden, John Cage’in büyüleyici Aria’yı seslendirerek bizi soluk almanın ve şarkı söylemenin gizemli dünyasını keşfetmeye davet ediyor.
Toplam 11 dakika… Önce 2-3 dakikalık bir solo…
Sonra 2-3 dakikalık bir konuşma… Ve sonra bir John Cage yorumlaması…
Bu harika showu görmemi sağlayan (beni de unutmayan) dostum Akın’a sevgilerimle…

Serbest ritm gecelerimizde bu sanatçının ruh durumu beni tamamiyle kaplar, gerçekten mistik ve ilkel üstelik spontane bir varoluşta kaybolmaya yakın bir akış yaşarım. Gırtlağımdan dışarı kendimin bile haberi olmayan sesler dökülür, bunlar arasında hayvan sesleri ve tanımadığım başka şyler olur.
Bu seslerin içimizden dışımıza dökülmesi için sadece izin vermek yeterli gibi geliyor bana 🙂

Var olmanın aşkın tamlığı ya da hiçliği

Konu başı: https://blog.sonsuz.us/?p=4033

“O, saygınlık ve ahlak doğruluğunun güvenli ve sıradan yolu yerine, o, çok tehlikeli olan ama dönüşümün yegâne gerçek kaynağı, yaşamın canlılık ve güç deposuna götüren eninde sonunda karşılığını verecek ana yolda yürür.” Jung, insanoğlunu özgürleştiren, tüm bağlantı zincirlerini kıran kalbin bilgisini, ruhun dilini yüzeye çıkarmayı hedeflemiştir. Farklılaşma yaratılışın gereğidir. Gaye sadece farklılaşmak değil, gerçek doğamız için uğraş vermektir, faal olmaktır, bu zaten farklılaşmayı gerektirir. Birey olabilen insan, büyüyen bir hayat ağacıdır. Geri dönüş yolculuğu da bireyin kendine özgü olmalıdır. “Ölülere yedi vaaz” isimli eski Gnostik metinde şöyle geçer: “İnsanlar(yığınlar) zayıftır ve kendi çeşitliliklerini, farklılıklarını taşıyamazlar.”(sürüden ayrılanlar hariç)

Var olmanın aşkın tamlığı ya da hiçliği (Pleroma) ile insanın birleşme ve yeniden bütünleşme arzusunu dile getirmiştir. Bütünleşmiş ama birey olarak da kalabilmiş dengedeki bilinci yaşamaktır amaç. Egoyu öldürmeyi, kendini yok etmeyi değil, kendine hâkim olmayı, kendini her yönü ile tanımayı önemsemiştir. “Yapacaksın…, yapmayacaksın…” ahlaksal hegamonik sarmalından çıkıp özgürce kendi farklı yolunda yürümeyi önermiştir. Bu, ceza, tehdit, ahlakçı korkutma vesveselerinin dışında ama erdemli ve özgür bir yoldur. Jung, sadece iyilik ve ahlaksal tamlığın var olmanın bütünlüğünün yerini alamadığını fark etmiştir. “İyi ve kötü olarak yapay ikiye bölünme kişide tamamlanmamışlık hissi uyandıracaktır. İyi ve güzel için çabalarken kötü ve çirkine de ulaşırız.” İki kutbun arasında üçüncü bir kutup bulunduğunu belirtir. Jung’a göre, kötülüğü de bilmek (yapmak değil) zorundayız.(gerektiğinde ona hâkim olabilmek için) Kendini her yönü ile tanıma ancak bu şekilde gerçekleşebilecektir. Bütünleşmiş ancak birey olmanın farkındalığını da aynı zamanda hissedebilmiş şekilde kalabilmiş bilinci yaşamaktır amaç. “Ölülere yedi vaaz”da şöyle geçer: “Kendimizi karşıt çiftlerden nasıl birer ayrı varlık haline getireceğimizi bilirsek kurtuluşa ulaştık demektir. İnsan Tanrıların özünü paylaşandır, tanrılardan gelir, tanrılara gider.”

Bireysel ve çevresel katılaşmış dogma ve taassupların yıkımını özendirir. O, önce bireyin koşullanmış zihninin değişimi sonucu dünyanın da değişeceği tutumunu ve insanın bütünlüğe yeniden ulaşmak için çabaladığı evrensel mücadelesini hatırlatmıştır. Bu yol, gerçek doğamız için verilen uğraştır. “İtici kuvvet bireyselleşme ilkesidir. Tek yanlılık ise deliliği getirir.” Yaratılmış dünya ve üzerindekiler değişime tabidir. “İnsanoğlu gerçek çözümlere ulaşmak için, kavramlarını değil, kendini değiştirmek zorundadır. Böylesine önemli bir değişim kökleri, teorik bilgide değil, kendini tanımada, düşüncesini kontrol etmek yeteneğinde yatar.”(logos ilkesi: dile getirilmiş düşüncenin cisimleşmesi) İnsanın içindeki tanrısal özü uyandırmak istemiştir. Aydınlanma yolculuğu için yola koyulanlara “Dışarıya değil, içinden…” der. Bireysel çabaya önem vermiştir. Jung’a göre “her insan sık bir ormanda yolunu zahmetle açarak ilerleyen bir kâşiftir.” Bir biliciyi kör takibi değil, içindeki biliciyi uyandırabilmeyi ve bir bilici olabilmenin gerekliliğini belirtmiştir.

“Yalnızlık, insanın çevresinde insan olmaması demek değildir. İnsan kendisinin önemsediği şeyleri başkalarına ulaştıramadığı ya da başkalarının olanaksız bulduğu bazı görüşlere sahip olduğu zaman kendisini yalnız hisseder… Çocukken kendimi yalnız hissederdim; hala da öyle hissediyorum çünkü bazı şeyleri biliyorum ve bunları hiç bilmedikleri ya da bilmek istemedikleri anlaşılan insanlara bazı ipuçları vermeye çalışıyorum…” C. G. Jung

Berk Yüksel

Kaynakça:

“Natür-Nurtür-Kültür Ortasındaki İnsanın Varoluşuna ve Hastalığına Sinirbilimsel Bir Bakış” Prof. Dr. Kerem Doksat

Narsisizm ya da ”Şişkin Ego”…yansımaları… Yavuz Çekirge

“Bilinmeyen Jung”… Stephan A. Hoeller