Üretim Kuralı Sorusu

4 kart veriliyor ve size kartların kesin bir kurala göre üretilmiş oldukları söyleniyor. Kural şu “Bir yüzünde çember olan kartın öteki yüzü sarıdır.”

Her kartın bir yüzünde şekil öteki yüzünde ise renk var. Size sorulan üretim kuralının doğru olup olmadığını kesin olarak anlayabilmek için en az kaç kartın ve hangi kart yada kartların arkasına bakılması gerektiği…
Kartlar resimde gösterilmiştir:

Kartlar

Var ya…hep beni bulur!

Deriz işte…

…sonra da sorulur:

-Size de oluyor mu?

Canım pide istedi…uzun zamandır yememiştim. Bir kaç gündür iş ziyaretinde bulunduğum Denizli’nin bu semtinde pideci bulmak üzere bir iki sokak geçmedim bile…

…buldum.

Ağız dolusu bir şeyler yemek oldum olası hoşuma gider işte…dürüm sandviç vs vs.

-Pidelerden neler var…

…dedim içeriye girince…başladı saymaya çırak:

-Karışık, mantarlı, kaşarlı, yumurtalı kaşarlı, sucuklu…

Kestim…istediklerimi saymıştı:

-Bir kaşarlı bir de kaşarlı yumurtalı pide istiyorum…lütfen.

-Bir buçuk mu olsun

…dedi fırının başında olan…edasından anlayabilirsiniz… oranın yetkilisi.

-Hayır bir kaşarlı bir de kaşarlı yumurtalı pide lütfen.
-Güveç de var…
-Güveç pide nasıl bir şey?
-Yok güveç var…göster abine

Çırak gösterdi…bildiğiniz güveç.

-Yok bugünlük pide istiyorum.

Pideleri tırnakladı, şaplakladı, açtı, kaşarlarını koydu, fırına attı.

Bu arada bir ayran geldi:

-İkramımız ayran
-Teşekkürler

.
.

-Aslen nerelisin abi
-Hatay
-Hatay lıya benzemiyorsun
-Aslen nereli olduğumu sordun…oralıyım işte.
-İşler nasıl?
-İyidir
-Sizde de var mı?
-Ne var mı?
-Ayran
-E var

Pideler çıktı…pideleri çırağın önüne attı…çırak kaşarlıyı aldı, tereyağını sürdü, dilimlemeye başladı, bitirdi ve kutuya koyduktan sonra kaşarlı yumurtalıyı yağladı, doğramaya başladı, yarısına geldi;

-Pardon abi doğruyor ama doğrasın değil mi?

Hani ”yok doğramasın” desem ne olacaktı acaba?

Sizlere de oluyor mu bunlar?

yapış yapış

Yalnızlığım “Ne düşünüyorsun” soruşun ile sonlandığı zaman zaten seni düşünüyordum…

…seni uzaklarda hayal ettim.

Seni özlemelerimi özledim…

Özlem düşmeli içime… gitmelerinden yakınmalı, beter olup korkmalıyım. Başka kokular arasında senin kokuna özlem cezaları yaşamalıyım . İhanetlerimle lanetler okumalıyım kendime. Üzüldüğünü düşünerek aynadaki yüzümden tiksinmeliyim.

Seni özlemeliyim…

Merakıma verdigin eziyetleri gidermenin kurnazlıkları sonrasında içine sızmanın, reddedilme korkusu ile fırlama engeller yaratıp aşmanın, marifetli çabalar sonrasında karşı koyamamanın… Acizligin zafer ile kol kola girdigi anların çelişkililerinin alev alev dansetmesini…

*

Bu ne lan…yapış yapış!!!

Sadece “Seni özlemelerimi özledim.”

…demek varken.

Haksızlığa Dayanamam

Bu sözü son zamanlarda o kadar çok duyuyorum ki. Yeni tanıştığım insanlarda veya kendini tanımla dediğim insanların neredeyse yüzde doksanında aynı cümle. “Haksızlığa dayanamam” .

Bunu söylemeleri bana çok komik geliyor. Komik gelmesinin sebebi bunun aslında bir özellik veya karakter olmadığını farketmemeleri. “Haksızlığa dayanamam.” neye göre? Kime göre? Hak nedir? Haksızlık nedir? bunların hepsinden bihaber. Ama aynı zamanda en baş özelliği.

Ne yani sen haksızlığa dayanamazsın, sokakta ki insan dayanır mı?
Ya da dayanamayıp, ölür müsün? Çıldırır mısın? Delirir misin?

Bu cümleyle anlatılmak istenen yoksa şu mudur?

Efenim, benim her istediğim olmalı. İstediğim şey olmazsa bana haksızlık edilmiş olur ve ben istediğim şeyi alana kadar çirkefin önde gideni olurum.

(Bu cümleyi kendi için kullananların, dayanamadıkları 3 haksızlık yazmalarını talep ediyorum)

Sonsuz Us ve Haklar

Son zamanlarda göz ucuyla takıldığım sohbet bandında ve bazı yorumlarda gündemde olan ebubekirin uzaklaştırılması ve hak-haksızlık üzerine bir yazı yazmak istedim.

Sonsuz.us u bir pazar yerine benzetiyorum. Bizlerde bu pazar yerinde mallarımızı/ürünlerimizi satan satıcılarız. Hepimizin kendine ait bir satış alanı var, üstelik kira da ödemiyoruz. Bu alanda ister bol çeşitli ürünler kullanırız satışı arttırmak için, ister aynı ürünü yığarız. Buna karışılmıyor. Hatta ve hatta ürünlerimizi sadece kendi tezgahımızda değil, komşularımızın tezgahında da teşhir edebilir, satabiliriz.

Sonsuz’da bu pazar yerinin sahibi. Onunda görevi, bu pazar yerine daha çok müşteri çekmek, tanıtımını yapmak, çevre düzenlemesini yapmak, teknik alt yapıyı geliştirmek ve bir de satıcılar arası ve pazar yerine gelenler arasında huzuru sağlamak.

Hal böyleyken bazı satıcılar çıkıyor. Kendi tezgahını tek tip ürünle dolduruyor. Bu yetmiyor, komşularının tezgahlarına da aynı ürünü yığıyor. Bu da yetmiyor, komşularına hakaret ediyor, kötü geçiniyor, kavga ediyor. Pazar yerinden uzaklaştırıldığında ise haksızlığa uğradığını iddia ediyor. Pazar alanı sahibini neden diğer komşumu da çıkarmadın pazardan diye adaletsizlikle suçluyor.

Her şeyden önce bu pazar yerinde ürünümüzü/malımızı pazarlayacaksak bunu komşularımızı karalayarak değil müşteriyi kendimize çekmeye çalışarak yapmalıyız. Bilirsiniz serbest ticarette olsa, başka firmaları karamalaya yönelik reklamlara izin verilmez. Bu karalama, hakaret isteği bir hak değildir. Bunu kendine hak olarak gören satıcı, elbette komşularıyla iyi geçinemez.

Bu davranışların ve isteklerin altında yatan psikoloji şu olabilir. Benim elimdeki mal pek iyi değil, ama sizinkileri kötülersem belki müşteri kazanabilirim malımı satmak için.

İpliğimizi pazara çıkartmak lazım. Başkalarının bizim ipliğimizi pazara çıkartmasını beklemeden.