Power Balance( Bileklik )

Selam herkese,

Bu konuyu açmadan duramadım ve en uygun yerin gündem bölümü olacağını düşündüm.

Şöyle bir durum varki; şu sıralar çevremde birçok arkadaşımda gördüğüm silikon bir bileklik dikkatimi çekiyordu. Gören olmuştur mutlaka, bileklik slikondan ve slikonun içinde 2 tane şu kitapların orjinal olduğunu gösteren parlak çıkartma gibi şeylerden var. Resmi google resimlerde “power balance” olarak aratınca çıkıyor. İşlevi ise enerjiyi arttırıyormuş, yorgunluğu azaltıyormuş, denge sağlıyormuş, sporcularda performans artışı sağlıyormuş vs. Herneyse, tutamadım kendimi geçen gün, gittim sordum bir arkadaşa. İşte yarım yamalak birşeyler dedi tam anlayamadım doğrusu. Sonra fiyatını sordum 50-60TL gibi birşey cevabını verdi. Nasıl işlediğini sordum “Bilmiyorum, herkes takıyordu , antrenörüm al dedi aldım” gibi bir cevap verdi. Meraklandım, meraklanmamak elimde değil çünkü bilekliği görmüş olanlarda nekadar dandik birşey olduğunu bilirler. İnternetten araştırdım demin ,nasıl çalıştığına dair türkçe bilgi bulamadım, bulduklarım genellikle saçma denilebilicek açıklamalardı. Bilekliğin kendi sitesine girdim, nasıl çalıştığı hakkında bir bölüm vardı oradaki açıklamada aynen şöyle: “Power Balance is based on the idea of optimizing the body’s natural energy flow, similar to concepts behind many Eastern philosophies. The hologram in Power Balance is designed to resonate with and respond to the natural energy field of the body. ” Şimdi soruyorum bu nedir ? Bu nasıl birşeydir? Böyle açıklama olurmu ? Kandırmacamı bu ? Yani milyonlarca kişi alıyor gerek türkiye gerek dünyada ve adam gibi bir açıklama internette bulunamıyor. Bilen biri varsa şu dandik slikon bilekliğin bana nasıl işlediğini anlatabilirmi ? Eğer bilen yoksa ben kendi kendime bunun bir kandırmaca olduğunu ilan ediceğim izninizle. Biraz sinirlendim aslında bunu yazarken, insanlara kızdım, ne olduğunu bilmediğin bir slikon bilekliğe bukadar para verip yanından ayırmıyorsun ve hiçte merak etmiyorsun bu kolumdaki nasıl işliyor diye.

Eğitimde Bilgisayar Kullanımı

Eğitimde bilgisayar kullanılmamalı diyecek eğitmen, öğretmen yoktur neredeyse. Herkes bu konuda hem fikirdir. Peki bu bilgisayar öğrenmede ve eğitimde bu kadar etkiliyse neden Amerika’da en büyük üniversitelerde profesörler hala yeşil tahtada tebeşir kullanarak ders anlatırlar?

Yoksa gelişmiş ülkeler bizlerin üstünde deney mi yapıyorlar bu konuda. Belki bizlere daha çok bilgisayar, eğitmen, cd, program ıvır zıvır satmak için buna inandırmışlardır.

Bu konuyu tartışmamız gerekiyor zannımca. Eğitimde bilgisayar kullanmanın avantajları dezavantajları nelerdir?

Başbakan Erdoğan’a teşekkürlerimle

Şimdi söyleyeceklerime belki şaşıracaksınız. Epeydir aklımda fakat bir türlü fırsat bulup da söyleyemedim. Konu Başbakan Erdoğan’ın farkındalığımıza katkıları ile ilgili.

Biliyorsunuz siyasetle ya da güncel medyatik olup bitenle pek ilgim yok, bu sebeple sanırım satır aralarında bazı şeyleri kaçırıyorum fakat bunu göze alıyorum çünkü olmaktan sevinç duyduğum yerlerde olmayı seçiyorum. Eminim ki bu seçimimin de bana kattıkları var.

Sn Erdoğan’ın biz sigara içenlere ve bizim kanalımızla içmeyenlere de büyük bir hediyesi oldu.  Başbakan, sigaraya olan kişisel nefreti sebebiyle, yetmiş milyon insanı doğrudan ilgilendiren bir konuda insan haklarını hiçe sayan bir uygulamayı hiç tereddüt etmeden kanunlaştırmış ve denetiminden de her bir ferdi memur kılmıştı. Sigaranın bütün dünyada günah keçisi pozisyonuna getirilmesinin sebeplerini hepimiz az çok biliyoruz. Bu konuda herkes konuşmuştur zaten o sebeple hiç girmeyeceğim.
İnsanların ihtiyaçlarını ve her birinin biricik ve benzersiz oluşunu reddeden ortodoks tıp, özellikle gelişmiş(!) ülkelerin büyük bir aymazlıkla yeryüzünü mahfeden tüm uygulamalarını devam ettirmeleri için bir günah keçisi seçilmesi hususunda gereken icazeti verdi. Bunun için çok geçmeden büyük hicap duyacak fakat bu onların yani ortodoks tıbbın sorunu beni ilgilendirmiyor şu an. Herkes kendi hatalarını yapsın nasılsa sonuçlardan toplu olarak yararlanıyoruz.

Geçenlerde soğuk havaların erkence bastırdığı günlerden birinde Beylerbeyi sahilinde geziniyorum. Bilirsiniz küçücük bir yer zaten. Cafe ve restoranların önleri tıklım tıklım dolu. Şöyle baktım baktım bi gülme geldi. Bunca kıymetli bölgelerdeki kafe ve restoranların süsleyip püsledikleri iç alanları hatta üst katları metrekarelerce bomboş duruyor. Kimse içeri girip oturmuyor. Dükkan sahipleri var güçleriyle sokakları ısıtmaya çalışıyorlar, yoksa batacaklar. Gerçi elektrik giderlerinden batan olduğunu duydumdu geçen kış.

Evimin karşısındaki köy kahvesi de aynı durumda. Tek bir kararla yetmiş milyon insanın hayatını değiştiren başbakanın totaliter tavrının arkasındaki büyük hayrı düşündüm. İnanılmaz bir hediyeydi bu Türkiye’ye.
Simge lisanınında ortak bir unsur olan ev, bina yani kapalı alanların “kişilik” anlamına geldiğini biliyor muydunuz?

İnsanlar kendini açık alanlara attılar, bunun muhteşemliğini görüyor musunuz? Ortak kullanılan kişilikleri “zorunlu” da olsa terk etmek zorunda kaldılar. İşyerlerinde de belli aralıklarla bina dışına çıkmak en azından yerinden kalkmak ve başka açılarda bulunmak zorunda  kalıyorlar. Metazori bakış açısı değişikliği buna denir. Üstüne üstlük daha önceleri tek nefesinin bile farkına varmadan paketlerce sigara içen insanlar şimdi bu uygulamayla tamamen bilinçli ve her nefesinden zevk alarak sigara içebilmeye başladılar. Üstelik başkalarını rahatsız etme sorumluluk duygusundan da kurtulmuş olarak, o dakikaların hepsinde UYANIKlar. Alışkanlık ve sinik enerji dönüştü farkındalığa.

Her zaman söylediğimiz gibi, hiç bir şey tek yönlü olamaz bu dualitik boyutta, her yapılan çift yönlü iş görür. Fizik kuralıdır bu.

Bizlere değişik açıları görebilmek, yaptıklarımızın farkında olabilmek ve ortak kullanılan kişilik kalıplarından kurtulmak için fırsat veren başbakanımıza geciken teşekkürümü sunmaktan büyük memnuniyet duymaktayım.

Şimdi bunca yararlı bir uygulamayı yetmiş milyon insana bir çırpıda yaptırabilmek kolay değil. Örneğin benim elimde yetki olsa bunu yapamazdım çünkü bireysel özgürlüklerin sınırına gireceğim diye tir tir titrerdim. İşte belki bu sebeple dünyaya, sadece kendini düşünmenin dayanılmaz yaptırımcılığı gerekiyor. Birisi çıkıp emirle demiri kesiveriyor.  Entegral bir bilinç ve yöntemle yapmayı hedeflediğiniz bir şeyin gerçekleşmesi onlarca hatta yüzlerce yıl alırken, biri ya da bikaç azman egolu çıkıp savaş kararı alıveriyor ve aynı etkiyi bikaç yıl içinde oluşturuveriyor. İlahi adalet denilen şey işte bu olsa gerek. Hepimiz her daim hizmetteyiz.

sa

Not: Geçenlerde bilimsel bir araştırmanın sonuçlarını gördüm, keyif verici maddelerle ilgili bir zararlılık testi idi. Birinci sırada alkol ve eroin vardı. Sigara mı? Sıralamaya bile girememiş 🙂 Aslı var mıdır araştırmanın bilmiyoruz, öyle hemen aldım kabul ettim demiyorum ben kendi sezgilerimi ön plana almayı öğrendim. Sigara öldürür de dese, güldürür de dese sırf tıp dedi, yetkili kurul dedi diye inanmam. Bu konuda onlardan daha yetkili bir makam var; ben, beden/akıl/ruh bütünlüğüm.

(Tabi egzoz gazını araştırmaya dahil etmemişler! Keyif vermediğini düşünüyorlar demek ki!)

Zaman, yaptıklarımızla yapmadıklarımız arasında uzanır.

Zaman, yaptıklarımızla yapmadıklarımız arasında uzanır.

Eğer cümleye dikkatle bakarsanız bazıları için zaman olmadığını ama çoğunluğumuz için zaman metaforunun gayet ciddi şekilde var olduğunu görebiliriz. Şimdi bu önermenin(aniden geldi) gerekçelerini anla(t)maya çalışacağım.

Yaptıklarımız; deneyimlerimiz anlamında kullandığım bir edim. Sonuçları ya da sebepleri dikkate almaksızın yapıp ettiklerimizin tümü. Dikkat ederseniz “geçmiş zamanı” imliyor.

Yapmadıklarımız ise, zihnimize bir yolla erişmiş isteklerimizi gösteriyor, bunlar henüz yapılmamışlar. Şimdi belki siz bunun da gelecek zamanı imlediğini düşündünüz. Fakat hayır ben yapmadıklarımızın da geçmiş zamanda olduklarını söylüyorum. Nedeni açık değil mi? İstek ya da niyetlilik hali geldiği anda uygulamaya konulmamış ve onlar için beyinde bir kutucuk açılmış üstüne “henüz yapılmayanlar” yazılmış! İşte bu işlem, günümüz insanının tamamıyla geçmişte yaşadığının ispatıdır. Fakat o bunu kabullenmektense, henüz yapmadıklarını “gelecek” isminde metaforik bir vagona yükler. Böylece zaman olgusunu var eder. Farkında olmadığı ise geçmiş ve gelecek arasında bir şimdinin olmadığıdır!

Zaman icad edilerek şu an öldürülmüştür.

Peki böyle geçmişte yaşayanlar güruhu haline nasıl getirildik?

Sanırım yazının icadı bu işlemi ya başlattı ya da en büyük destekleyeni oldu. Her ne kadar bu fikre gözlemlerim neticesinde varmış olsam da güneşin altında yeni bi şey söyleyemiyoruz. Bu anlam Claude Levi-Strauss’un tanımıyla iyice açığa çıkıyor: “… yazılı iletişimin birincil işlevi köleliği kolaylaştırmaktır.”

Bu tür kayıtlar aracılığı ile, şehrin hükümdarları birden fazla yaşam sürdüler: Bir kez hayattayken sonrasında ise anıtlar ve yazıtlarda, kaydedilmiş olaylar yoluyla insanların zihinlerinde taklit edilecek modeller, tehlike karşısında uyarıcılar ve başarıya teşvik edici unsurlar olarak başka bir zamanda tekrar tekrar yaşıyorlar. Aslında kaydedilmiş yaşam sık sık yaşanan yaşamdan daha önemli olmaya başladı!

Yazılı iletişime ve iyileştirmeye inanmayan bilgeler de var. Onlar her ne oluyorsa şu an oluyor’un bilincinde idiler. Fakat onların öğrencileri yine de yazdılar, ünlü öğretiler, tek tanrılı dinler hep böyle var oldu.  Öğretinin birinci elden aktarıcıları bu duruma memnunlar mı bulundukları yerde bilmiyorum. Sanırım kişisel kaygılar ve önemlilik hisseden biriyse memnundur, değilse çok çok üzülüyorlardır! Bu konuyu Richard Bach iki kitabında köklüce ele almıştı, bilirsiniz; ilki Mavi tüy-Gönülsüz Mesih ve diğeri BİR.

Az önce terastan dışarı doğru sabaha bakarken fark ettim de; buralarda hiç kurt yok ya da bir panter veya dağ aslanı yok, çevremiz köpekler ve kedilerle dolu! Metaforik olarak değerlendirecek olursak şehirler doğallığını kaybederek evcilleşmiş, köleliği çağdaşlık kılıfıyla gizlenmiş, içi nevrozlar kaynaşan insanlarla dolu.

Bu sebepledir ki “ölmeden önce yapacağınız yüz-lerce şey” isimli kitaplar yazılıp best seller olmaktadır. Henüz yapmadıklarınız tuzağınız oldu ey insanlar. Yunus ne diyor; fakılık oldu sana fak!

Kutsal üçlünün sonu geldi. Kulak verin bana, üçü oldu BİR!

sa

Tek Millet, Tek Devlet, Tek Yönetim

Bu mümkün müdür bilmiyorum fakat, farkettiğim bir şeyi paylaşmak istiyorum. İnsanlığa dört bir koldan ilahi evrensel bilgiler akıyor. Ve bu bilgilerin tamamı birlik ve beraberlik üzerine konulanmış ruhsal eğitim bilgileri. Bazı bilgler din kökenli olurken bazıları da uzak doğu felsefesi, kadim bilgiler, toltek vs vs. Son bir kaç yıldır daha bir yaygınlaşıp gelişen bu bilgilerin arınma, arınmak dan ayrı bir mesajı daha var, Dünyada TEK MİLLET, TEK DEVLET, TEK YÖNETİM in olmsı gerktiği. Aslında benim farkedip kendime sorduğum bir soru bu. Dünyayı yöneten o çok bilindik gizli güçler ( ki o güçler her devirde insanları ırk, din, dil olarak parçalamışlardı ) nasıl oluyor da dünyayı dört bir yandan saran bu birlik beraberlik oluşumuna izin veriyorlar.? İsteseler her şekilde bu bilgi akışını durdura bilirler, ama yapmıyorlar ? Acaba bu bilgiler gerçekten birlik beraberliğe mi hizmet ediyor, yoksa dünyayı her devirde menfaatleri doğrultusunda yöneten gizli güçlere mi ? Yoksaaa…..

Bildiklerinizi paylaşırsanız memnun olurum arkadaşlar.