- Kurban geleneği bir ibadettir ve devam etmelidir.
- Kurban geleneği yerine başka alternatifler bulunabilir. (Bağış, yardım, hizmet vs)
- Kurban geleneğine karşıyım. Eski bir gelenek.
- Gereksiz buluyorum.
- İnsanı psikolojik açıdan rahatlatan, huzura kavuşturan, stresini alan bir gelenek
- Sosyal açıdan gerekli buluyorum.
- İhtiyaç dışında, toplu hayvan kesimine karşıyım.
- Herhangi bir hayvanın öldürülmesine karşıyım.
- Başka bir düşüncem var, bu şıkkı işaretlediysem de yazacağım mutlaka.
Okullar yaratıcılığı öldürüyor mu?
Ana sınıfında ders esnasında arkalarda oturan minik bi kız kendini çizmekte olduğu resmine kaptırmış, sınıfla ilgisi kesik görünüyormuş doğal olarak. Öğretmen yanına yaklaşıp sormuş “ne çiziyorsun Jane?” kız başını kaldırmadan “Tanrının resmini” demiş. Öğretmen sesini iyice tatlılaştırarak “ama jane, onu kimse görmedi ki şimdiye kadar” demiş. Kız yine istifini bozmadan “iki dakikaya kadar görecekler” demiş :)))
http://www.ted.com/talks/lang/tur/ken_robinson_says_schools_kill_creativity.html
Eski bi konferans, ilk dinlediğimde de çok sevmiştim. Yine paylaşacağım. Belki haftada bir paylaşırım bunu :)”Eğer bir erkek konuşursa ve onu hiç bir kadın duymazsa, o hala haksız olabilir mi?” :))) Neyse konu bu değil elbette ama profeserün tatlı dili arasına sıkışmış küçük bir şaka.
Yakınlarda izlediğim aşağıdaki TED konferansını da çok beğendim, videoyu izlemek hem kendiniz hem de çocuklarınız açısından yararlı olabilir. Yapılan bir araştırmada bir çocuğun 21 yaşına kadar toplam 10000 saat internet oyunu oynadığını ortaya çıkarmış, aynı çocuğun bu sürede okullarda aldığı ders miktarı da aynı yani onbin saat! Teenage çocuğu olan tüm arkadaşlarım çocuklarının dersle ve okulla ilişkileri olmamasından şikayet ediyor. Ben de onlara dünya değişti fakat eğitim sistemi aynı oranda değişemedi, onları haklı buluyorum, merak etmeyin çocuğunuzda hiç bi sorun yoktur muhtemelen diyorum. Bu video sizlere ne düşündürüp hissettirecek, lütfen hiç çekinmeden yorumlarınızı yapın. Müthiş bir adımın-kararın eşiğinde miyiz?
http://www.ted.com/talks/lang/tur/jane_mcgonigal_gaming_can_make_a_better_world.html
Çocukken yaratıcılık konusunda ne denli ilhamla dolu olduğumuzu hatırlatacak küçük bir video daha:
http://www.facebookvideodown.com/when-you-were-a-kid-very-inspiring-commercial-must-watch-hq–24851.html
Okullar yaratıcılığı öldürüyor mu?
Alt yazıyı “Türkçe” yapabilirsiniz. (Subtitles)
PEKİ, O ZAMAN HANIMEFENDİYE YOLU GÖSTER ALEX/Efsun Hanım – Büyülü ormanda geri dönüş için varoluşçu kırıntılar…
Ne kadar korkabilirsin diye sorduğunda bir ayağı çoktan yerden kesilmişti bile…tebessümü kesin ve keskindi…”hiç” dedim. Yalan söyledim.tebessümü biraz daha gergin yayıldı yüzüne.
Gergin: kitapları defterleri kaplamak için kullanılan renkli jelatinleri biraz daha çekiştirmek…
Hiç: büyük yalan.
Hayatımın geri kalanını pis bir hisle geçirmeyeyim diye atlamadığını, yüksekte-yerde olmayan ayağını diğer ayağının yanına tumturaklı bir edayla indirip gösterişli bir el devinimiyle sanki bu kareye dolan müziğe eşlik ediyormuşcasına, sanki ispanyol dansına hakim ve hatta bir ispanyolmuşcasına …kendimden nefret etmemem için benimle dans ettiğini biliyorum..beni çok sevdiğini, onu çok sevdiğimi biliyorum….
“Gerçek bu değil” diyor Alice ayaklarını henüz öğrendiği izlenimi uyandıran dansa alıştırmak istercesine…aynı anda öğrenmeye çalıştığım bir dilin fonetiğinde geziniyorum.. “Alice senin kahramanın değil” diyor kraliçe…
-Sen de kraliçe değilsin diyorum…ne kabalık!.
Kaba: kıvrılmasını istediğiniz yönün tersine bir kat çizgi-kesik atmadan asla katlayamayacağınız mukavva.
-Onlarca iyilik yaptım senin için!
Herhangi birinin herhangi bir yerde sizin için yaptığı, yapabileceği bir iyiliğin emin olun sizin zekanız ve algınızla büyük bir ilişkisi vardır diyor. İyilik mi yardım mı? Üstüne basarak çok net “iyilik” diyor..ne kadar da izafi..hıh diyorum.
…..
Apar topar çıkıyorum, henüz ısırdığım ve yutmaya vakit bulamadığım kurabiyenin parçaları büyüyor ağzımda…Aydan çalınmış gizemli bir şey yiyor gibiyim..Kurabiye büyüyor, düşünce ve endişe büyüyor..Sağda inmeliyim..
Ötenazi hakkımı istiyorum..bugün…diyor…gözlerimi kocaman açıp bakıyorum..bunca güzel bir kadın…nasıl olur bunu söyler? onca yıl sonra her şey çok iyi gitmişken…her şey çok iyi gidiyorken..
….bugün….pembe bir çamaşır ipiyle boğulmak fikri…ayağımın takıldığı 7.caddedeki aralıkta ayağımın boynumla birlikte kırıldığı fikri…çok ama çok uzakta herkesin unuttuğu bir japon amcadan ya da dededen bir kılıcın ya da bir gurur borcu harakirinin miras kaldığı (ne demekse) fikri incitmiyor…bugün…pink floyd “devision bell” dinleyerek hiç de üzülüp ah etmeden “tamam” diyorum: “tamam genç; bahşiş fena fikir değil” …..
Herşeyin tasarısı beklentiler ölçüsünde iyi ya da kötü olabilirdi….izafiyet bu denli sinir bozucuyken bir de dili zaman geçmişin nefret arabesk tadı….tanıdığım yerde değil, hatırladığım yerde ikamet ediyor artık…efsun hanım….elleri heykel sanatının simya ile bir ilişkisi olup olamayacağını sorduracak denli usta. beynimden yeşil sıvılar akıyor..bir süngere olan benzerliğimi böyle bir sıvı kaybında keşfetmem dehşetengiz…
Ötenazi:
Bir sürü soru sorulabilir . bu bir sürü soru sormaya çoklukla sizinle bir miktar ilgili bir yığın ya da üç beş kişi hazırdır….
Aaaaa ama neden..
Ay ne sevimsiz
Modern sanatları gezelim mi
Sen sürpriz seversin
Ay ben bişey mi yaptım
Geçtiğimiz aylar boyunca aramadım diye mi? Ama biz kızlar hallederiz bunları aramızda
Cidden verecektim kitabı
Yeşil nane yaprağı çok iyi gelir..buzlu çay..britanya usulü bir vakarla…? Hadi?
Eminsin yani
Ay ne yaptık biz ya….
Ötenazi:
Hep istekliydi
Bayılırdı şairlerden dize aşırmaya en çok da “suçu maddenin tabiatına atıp kaçacakmış”a
Yok olacakla öleceğe
E keyfi bilir…kupa kızı sende mi..
Hıhı öyleymiş….kaçıncı kat..bu elimdekiler çok ağır….
Tebessüm..tebessümün eyleme oranla fikir hali sanki daha doygun..sanki daha dolu…öyle mi….izafiyet….bir terasta içilen yeşil çayın ne denli güzel ve sakinleştirebilir nitelikte olduğunu izah edecek yegane kelime….izah? izafiyete ne uzak…o halde kişinin ikna edilebilirlik limitinden bahsediyorsunuz… Uzun, çok uzun bir sabah çay içiyoruz bitimsiz bir gökyüzü altında, bu kenarda, unutulmuş terasta efsun hanımla….bana bugün herzamankinden sahtekar görünüyor, herzamankinden aklı karışmış…bugün sanki kukla iplerini emanet edecek güvenilir birini arıyor…onlarca kez kandırdığı, beklettiği, üzdüğü, kırdığı birine güvenebileceğini biliyor çünkü; yokluyor elleri, olması gereken yerde fantastik, süslü ve gizemli bir hançerin izi yok…gülümsüyorum….efsun hanım, pis düzenbaz…eve git ve lütfen biraz uyu diyorum….neden bilmiyorum, sözümü dinliyor….
*A.Camus, “ Başkaldıran insan” a eşlik için….
High Hopes…
Güneşin altında yeni bir şey yok.
Söylenecek yeni bir söz olmadığını kabul etmek insana zor geliyor. Sebebi nihilistik bir duygu yaratması olabilir, bilmiyorum. Yirmi seneyi aşkındır her şeyin bir tekrardan ibaret olduğunu görmeye başladım. Önce dünyasal sonra ülkesel sonra çevremdeki insanları ve en sonunda (ve nihayet) kendi tekrarlarımı gördüm.
İnsan bunu gördükten sonra yirmi sene daha yaşarsa ne olur? Cevabı bende var.
Ya otuz kırk yıl daha yaşarsam ne olacak? İnsan bunu düşünmek bile istemiyor.
Sahibi olduğunu düşündüğünüz bilgiler için böbürlenmeye gerek yok, hepsi daha önce söylenmişti. Benim gibi Amerikayı yeniden keşfetmiş de olabilirsiniz, ne olmuş? Her an tekrar keşfediyor da olabilirsiniz, ne olmuş?
Zaten insan dediğin, aynı güneşin altında aynı koridorlarda dolaşıp duruyor. Şanslı olanlar kendine has bir üslup edinerek yeknesaklıktan kaçınmaya çabalıyor (şekil 1 A). Fakat sonuç fark etmez, her şekilde fark etmez.
Evirin, çevirin, kesin, dökün, bükün, bağlayın, üfürün fark etmez.
Şunu anlıyorum ki, bu dünyada edinilebilecek tek değerli şey, yüreği titreten şeydir. Hangi yoldan, hangi sebeple olduğu hangi sonuca götüreceği tamamen fasarya.
Tüm sebep ve sonuçlardan azade yürek çırpıntısı! Son sözüm budur J
**
Bunlar Yeruşalimde krallık yapan Davut oğlu Vaizin sözleri imiş:
“Her şey boş, bomboş, bomboş!” diyor Vaiz.
Ne kazancı var insanın
Güneşin altında harcadığı onca emekten?
Kuşaklar gelir, kuşaklar geçer,
Ama dünya sonsuza dek kalır.
Güneş doğar, güneş batar,
Hep doğduğu yere koşar.
Rüzgar güneye gider, kuzeye döner,
Döne döne eserek
Hep aynı yolu izler.
Bütün ırmaklar denize akar,
Yine de deniz dolmaz.
Irmaklar hep çıktıkları yere döner.
Her şey yorucu,
Sözcüklerle anlatılamayacak kadar.
Göz görmekle doymuyor,
Kulak işitmekle dolmuyor.
Önce ne olduysa, yine olacak.
Önce ne yapıldıysa, yine yapılacak.
Güneşin altında yeni bir şey yok.