Japonya’da yaşanmış gerçek bir olaydır.
Evini yeniden dekore ettirmek isteyen bir Japon bunun için bir duvarı yıkar. Japon evlerinde genellikle iki tahta duvar arasında çukur bir boşluk bulunur. Duvarı yıkarken, orada dışardan gelen bir çivinin ayağına battığı için sıkışmış bir kertenkele görür. Adam bunu gördüğünde kendini kötü hisseder ve aynı zamanda meraklanır da kertenkelenin ayağına çakılmış çiviyi görünce.
Muhtemelen bu çivi 10 yıl önce, ev yapılırken çakılmıştır. Nasıl olmuştu da kertenkele bu pozisyonda hiç kıpırdamadan 10 yıl boyunca yaşamayı başarmıştır? Karanlık bir duvar boşluğunda hiç kıpırdamadan 10 yıl boyunca yaşamak çok zor olmalı diye düşünür. Sonra bu kertenkelenin 10 yıldır hiç kıpırdamadan nasıl 10 yıl yaşadığını düşünür- ayak çivilenmiş !!! Böylece çalışmayı bırakır ve kertenkeleyi izlemeye başlar, ne yiyor acaba? Sonra nereden çıktığını farkedemediği başka bir kertenkele gelir ağzında taşıdığı yemekle… İnanamaz!!! Adamı sersemletir gördüğü manzara. Bu nasıl bir sevgi? Ayağı çivilenmiş kertenkele, 10 yıldır diğer kertenkele tarafından beslenmektedir…
Alttaki satırlar ise hikayeyi bize aktaran kişiye ait, Bu hikayeyi ilk duyduğumda çok etkilendim ve aralarındaki muhtemel ilişki türünü düşünmekten vazgeçtim: eş, arkadaş, sevgili, abi,abla,komşu, kızkardeş……. Teknoloji ilerledikçe bilgiye ulaşmamız hızlandıkça hızlanıyor. Fakat insanlar arasındaki mesafe, o da aynı hızda birbirine yaklaşıyor mu acaba?
Demircilik – Demirci
Demircilik, demir işleme sanatıdır. Türklerde, tarihten gelen önemli bir yeri vardır. Şamanizmle bağlantılı olup aynı zamanda falcılara ve büyücülere özgü bir sanat sayılmıştır.
Mitolojilerde, “Demirci”, “Demirurg”un (Eflatun)’un idealist felsefesine göre: “Allah”), işlevlerine yakın bir işlevle yüklüdür. Kültürel kahramanın kendisi de bazen, “Demirci” şeklinde ortaya çıkabilir. Diğer mitolojik karakterlerden farklı olarak “Demirci” motifi, görünüş itibariyle şeytani motiflere olan yakınlığıyla da tanınır. Bu bakımdan topal ve aksak da olabilir.
Kumandinlerin inanışlarına göre onları ulu şaman ve demircileri, aralık dünyadan olan şamanla, Ülgen’in kızı arasında yapılan evlilikten doğan topal “Kurultay” gönderdi.
Türk mitolojik geleneğine gelince; Örneğin Yakutlarda, “Demirci” ile şamanın bir yuvadan olduğuna inanılır. Demircilikle, Şamanlığın sanki üst üste düşmüş olduğu, birbiri üzerinde oynadığı bir merasim vardı. Bu merasimi şaman yönetirdi. Sınavdan geçen şamana, “Demirci’nin kılıcı” verilirdi. Yakutların Hristiyanlığa kadarki dini inanışlarına göre “Demirci”leri koruyan, “Kıday Bahsı” adında bir hami ruh vardır. Bu ruh hiçbir olağanüstü gücün egemenliğine sayılmayan bir ruhtur. Demircilik sanatını ve hatta Şamanlık etme becerisini,insanlara bağışlayan yine bu “Kıday Bahsı”dır. Şamanların çoğu, onu kendilerinin manevi yardımcısı saydıklarından, “Ben Kıday Bahsı’nın oğluyum” derlerdi. Adındaki “bahsi”, onun usta ve koruyucu ruh olduğunu gösteriyor.
Göktürklerin ataları da demirciydi. Bu bakımdan, Türk etnik-kültürel geleneğinde, mitolojik bir varlık olarak, onun yerini belli bir anlamda “Demirurg” ile kıyaslamak mümkündür. Çin metinleriyle birlikte, kurdun, gerçekte ilk demirci olduğuna işaret eden yerler de vardır. Bu yüzden de Türk halkları demiri ulu sayarlar.
Ergenekon destanında rast gelinen kurtarıcı demirci motifinin kökleri, oldukça eski çağlara bağlanır. Demir dağının eritilip oradan yol açıldığı ve bu yolla ışıklı dünyaya girildiği gün, eski Türklerde ulusal ve dini bayram sayılırdı. İlkbaharda, zindan üzerindeki kök demiri kağanın çekiçle vurmasıyla başlayan şenlik, bayram olarak kayıtlara geçmiştir. Oğuz Kağan destanında, “Tomürdü” (Demirci) adlı ustanın, demir kapıyı açması da “Ergenekon” destanını çağrıştırır.
Şamanların demircilikle bağlı inancı, Orta Asya Türkleri arasında da yayılmıştı. Örneğin Özbeklerde yeni Şamanlık yapmaya başlayan biri, Davud’un hayır duasını almak için, Harezm’in güneyindeki eski bir kalede gecelemeliydi. Davud, Orta Asya Türk halkları arasında, demircilerin koruyucusu olarak tanınırdı. İnanışa göre, demirden yararlanmayı insanlara ilk o öğretmiştir. Davud’un demircilerin piri olduğuna ilişkin inanışlar da böylece demircilikle Şamanlık arasındaki bağı yaşatmıştır.
Fasmer’in kaleme aldığı, “Rus Dilinin Etimolojik Sözlüğü”nde, demirci anlamında, eski Bulgarcadan alındığı gösterilen “Balhçi” sözü geçmektedir. Bu, eski Türklerin inancında, demircinin aynı zamanda bir büyücü olduğunu kanıtlıyor.
Çağatayca-Farsça sözlüğünde de “Kam” sözcüğünün karşısına “tabip, hekim” anlamlarının yanı sıra “bilgiç” anlamı da eklenmiştir. Bilgiçlik aynı anda, bilinmeyenler alemi ve ruhlar alemiyle ilişkiyi de akla getirirdi. Evren bilimine dayanan düşünceye göre, normalde bilgi yasaklanmıştı. Bilinmeyenler aleminden gelebilecek olan bu bilgileri de sadece bilgiçler bilebilirdi. Korkut Ata hakkında da bu yüzden “Oğuz’un ol kişi tamam bilicisiydi” denmiştir. Bazı kaynaklarda “bir işareti yorumlamak” anlamında kullanılan, belgelemek sözü, “bil” ve “bilici” ile aynı köktendir.
Bütün olan biten…
İnsanların çoğu gibi tarifleri uygulayarak belirli bir sonuca gitmeyi yapamıyorum, buna inanmıyorum galiba. Kendime soruyorum “Neyi istediğini ya da istemediğini biliyor musun sen?” cevap evet, fakat o şey bir koku ya da genzimde belirsiz bir tat gibi… Onu bileşenlerine ayıramıyorum! O sanki vaktiyle yapılmış ve değiştirilmesi mümkün olmayan bir büyü, bir çeşit İSİM. Onu ancak bir dizi bilinçsiz faaliyetin sonucunda buluyorum. Ve şıp diye tanıyorumm 🙂
Yukardaki paragraf içimden samimiyetle gelen hisler ve içinde bulunduğum durumu yansıtıyor. Şimdi onun dışına çıkıp bunun ne demek olduğuna bakmak istiyorum (galiba şimdi eril bir işlem yapacağım):
Ya gerçekten önceden belirlenmiş bir hedef değil de, şu an sayısız iç ve dış bileşenlerin oluşturduğu rastgele bir sonuçsa o tat?!
Ki bu bana olabilirliği çok yüksek bir önerme gibi geliyor. Bileşenler milyarlarca kere milyarlar olduğu için onun bir formulünü-tarifnamesini çıkarabilmek mümkün değil. Mevcut insani aklım bunun için yeterli değil. Fakat ben o tadı biliyorum, hiç şüphem yok, karşılaştığımda derhal o olduğunu bileceğim, hep bildim! Öyleyse bunu benim için yapan müthiş bir aygıt var bende. Zaten son on yılda zaman zaman gelişmiş bir robot olup olmadığımı merak ederken buluyorum kendimi. Bu bi çeşit şaka gibi, gülümseyip geçiyorum ama işte o her bir vesileyle yeniden önüme çıkıyor ve kendini hatırlatıyor.
Belki de bu sebeple hayatım istediğim şeylerle kavuşmama olanak verdi. Diğer insanların şikayet ve şansızlık hikayelerini dinledikçe onlara kendi yöntemimi önermek istedim ve fakat bu bir yöntem bile değildi, neyi nasıl yaptığımın formulünü çıkarıp sunmak için onlarca yıl uğraştım. Sonuç başarısızlık gibi görünebilir, pes ettim. Ve fakat belki de bu zaten formülize edilemiyecek bir şeydi ve bunun bilmek için denemem gerekiyordu. Her zaman böyledir, yapmamanız gerektiğini yaparak öğrenirsiniz.
Bir kadını Öldürmek kitabını yazdığıma biraz pişman olmuştum hemen sonrasında. Çünkü olamayacak bişeyi denemiştim. Ne gerek vardı ki buna? Sonra bu sonuca varmak için onu yapmış olmam gerektiğini anlayıverdim. Neyse ki bunu anlamam çok kısa sürdü 🙂
Giderek daha çok simgeler dünyasına vakıf oluyorum. Bu durum, çalışmasının verdiği sonucu çok beğendiğim bir bilgisayar programının, kodlama sayfasına girmek gibi. Sonucu bilmeseniz hiç bi kıymeti harbiyesi yok! Ve fakat o bir dizi işaretler, formüller, zevksiz satırların hepsi bir araya geldiğinde ve sen “RUN” tuşuna bastığında sihir ortaya çıkıyor, görünür olan şey müthiş zevkli.
Hayatımda bir çok zevkli meslekle uğraştım, bunların en süperi program yazmaktı. Çok uzun seneler geçti ama tadı hala damağımda. Sade döşenmiş güzel aydınlık bir oda, Vivaldi, Bach ve başka ustaların sanatları fonda, saatlerce program yazardım. Doyumsuz bir uğraştı. Amatörce yazdığım o programlar binlerce kişinin çalıştığı şirketlerde yeni uygulamalar için çığır açmıştı. Bunu görmek ve yaşamak güzeldi.
Eğer bu dünya bir matrix ise ve biz de gelişmiş robotlarsak, bu programı yazan/yazanlar da benim kendi pek alçakgönüllü programlarımdan aldığım zevki herhalde alıyorlardır.
İnsan zevk almadığı işi yapmasın zaten!
İnsan oğlu matrixi taklit ederek teknoloji üretiyor, insan kızları da sonuçları seyrederek zevk alıyor 🙂
Beyin dalgalarınızı algılayabilen başlık
Eines der besten Erfindungen des 21. Jahrhunderts oder eine unheilvolle unkontrollierbare Zeitbombe in den Händen der Menschen?
Tan Le’nin büyüleyici yeni bilgisayar arayüzü kullanıcılarının beyin dalgalarını okuyabiliyor, sanal objeleri ve hatta elektronik aletleri kontrol etmemizi mümkün kılıyor, biraz düşünce ile (ve biraz da konsantrasyon). Tan Le, başlığın gösterimini yapıyor ve onun ileride uygulanabileceği uygulamalar hakkında konuşuyor.
türkçe alt yazı seçilebiliyor (view subtitles)
ACİL!!
ACİL!!
Arkadaşlar Av. Çağdaş Şahin geçirdiği bir kaza sonucu ikinci kez beyin Ameliyatına giriyor. 0rh+ kan gerekmektedir.
Verebilecek olanlar Antalya Akdeniz Üniverstesi Tıp fakültesi hastanesine ulaşsınlar!…
Sonsuzdan Antalya ilişkileri olan arkadaşlar bir şeyler yapabilirler…
İşte şimdi
Hemen şimdi!…