KENDİLİĞİNDENLİK

“Buda” bir köyden geçiyordu ve insanlar gelip onu aşağılayarak en söylenmeyecek …şeyleri söylediler. ”Buda” durdu, sessizce, dikkatle dinledi ve “Bana geldiğiniz için teşekkür ederim, ama acelem var bir sonraki köye gitmem gerekiyor, bugün size zaman ayıramayacağım yarın daha fazla zamanım olacak. Söylemek isteyip de söyleyemediğiniz bir şeyler kaldıysa Sizi yarın dinleyebilirim. Beni bugün için mazur görün” dedi.

İnsanlar inanamamışlardı. Bu adam tüm söyledikleri ağza alınmayacak şeylere bir tepki vermeden, sadece dinlemiş, cevap bile vermemişti.
” Bizi duymadın mı? Senin bunlara verecek cevabın yok mu?” diye sordular.

Buda dedi ki:
“Bir yanıt istediysen geç kalmış durumdasın.
On yıl önce gelseydin seni yanıtlayabilirdim.
Ama on yıldır başkaları tarafından yönlendirilmeye son verdim.
Artık köle değil, kendimin efendisiyim, kendime göre davranıyorum,
başkasına göre değil kendi içsel ihtiyaçlarıma göre davranıyorum.
Beni bir şey yapmağa zorlayamazsın.
Sen yapmak istediğini yaptın, kendini tatmin olmuş hissedebilirsin,
ama benim açımdan baktığında ben bunların hiçbirini üzerime almıyorum
ve almadığım içinde bir anlamları yok.”

Buda devam etti
“Birisi yanan bir meşaleyi nehre atabilir,
nehre ulaşana kadar meşale yanık kalır,
nehre düştüğü anda ateş söner, nehir onu soğutur.
Ben nehir oldum.
Bana küfür edersiniz onlar ateştir,
bana ulaştıkları anda benim serinliğimde içinde ateş kaybolur,
artık acıtmazlar.
Siz dikenleri atarsınız sessizliğime düşünce onlar çiçeğe dönüşür.
Ben kendi yaradılışımın doğasından hareket ediyorum” der.

Kendiliğindenlik budur.

İki zıtlığın ortasında kalmak zihnin doğasıdır.
Zihinden uzaklaşıp zihnin tüm oyunlarına tanık olmadığın müddetçe,
hiçbir zaman kararlı olamazsın.
Zihnin farkında ol, parlak tarafı, karanlık tarafı, doğru tarafı.
Hangi kutbu olursa olsun sadece farkında.
Bu farkındadalıktan iki şey çıkacak:
ilki zihin olmadığın
ikincisi de farkındalığın -zihnin hiçbir zaman sahip olmadığı- bir kararlılığa sahip olduğu.

Zihin temelinde kararsızdır ve
farkındalık da temelinde kararlılıktır.
O halde farkındalıkdalıktan kaynaklanan her eylem tamdır,
bütündür onda pişmanlık yoktur.

Sorumluluğu üstlen ve bunun da farkında ol.
Sorumlu ol çünkü, o zaman bir şey yapılabilir.
Sadece kendinle bir şey yapabilirsin yani kendinde gelişme yaşatabilirsin.
Dünyadaki başka kimseyi değiştiremezsin, sadece kendini değiştirebilirsin.
Mümkün olan tek devrim budur.
Mümkün olan tek dönüşüm kişinin kendisinin olandır.
Ama bu da yalnızca “sorumlu olduğumuzu” hissettiğimiz zaman düşünülebilir bir olgudur.

OL SADECE OL…

OL SADECE OL…

Var oluşta kendin ol.

Her şey ol.

Evren ol,

Akışta ol,

Hiç bir şeye sahip olmadan yaşam ol.

Gökyüzü ol, gökyüzünde huzur ol.

Toprak ol, topraktaki bitki ol, filiz ol.

Rüzgârın esintisiyle savrul, her yerde her şey ol.

Vadi ol, yağmur damlası ol, damladaki su ol.

Şelale ol, okyanus ol…

Ateş ol, sıcaklığınla kavrul, kül ol, küllerinle savrul, yeniden var ol.

Var oluşunla hiç ol, sadece kendin ol, varlığınla yokluğunla var ol.

Hiç ol, var oluştan gelen yokluğunla hiç ol.

Aşk içinde yanmak, semaya çıkmak, semada aşk olmak, aşkın ateşiyle yanmak…

Yandıkça semada, var oluşla bütün olmak…

Aşk; sen benden beni, benden seni aldın.

Aşkla yok oldum, yandım kül oldum..

Küllerimden evrenle var oldum.

Var oluşumla her şeyle var oldum.

Seni benden, beni senden eyledin, küllerimden yok oldum…

Yokluğumla aşk oldum, gökyüzündeki yıldız kadar var oldum…

Topraktaki her suda, kilde, çamurda sen oldum.

Filiz oldum, ağaç oldum, vadi oldum, güneşinle yandım, ateşinle yok oldum…

Her yok oluşumda küllerimden yeni kendim oldum…

Kendimi senden seni kendimden aşkımla var ettim.

Sahiplenmeden, bağlanmadan AŞK OLDUM…

………………………………………
Her dokunduğunuz aşk olsun.

AŞKLA KALIN… AŞKTA KALIN.

PERVİN CÜLCÜLOĞLU

çarp[ış]ma

Beş kere altı (5 X 6) beşin altı ile çarpılması mıdır, yoksa altı tane beş’in birbiri ile toplanması mıdır?

Eğer ikisi aynı şeyse, o zaman çarpı simgesinin varlık sebebi birbiri üstüne toplanarak gidecek olan bu işlemler zincirinin doğal uzunluğunu yine kendi dili içerisinde sadeleştirip kısaltma isteğinin bir yansıması mıdır? Yoksa daha başka ilave sebepler de var mıdır?

Peki “dil” tüm bunların neresinde kalır?

Farz-ı misal;

Altı çarpı sıfır (6 X 0) işleminin sonucu olarak karşımıza çıkan sıfır, altı adet sıfırın toplamı olarak oluşmuş bir sıfır mıdır..yoksa sıfırın çarp[ış]tığı her sayıyı yutan ve kendine indirgeyen özelliklerinin bir sonucu mudur?

Bu anlamların ikisi de aynı mıdır? Aynı değilse nerede ve nasıl bir fark vardır?

Matematik konuşmaz ama insan konuşur…

Yoksa tüm bunlar kör ve sağırın birbirini ağırlaması mıdır?

Saçmaladıysam affola.

Kedilere mama vermek iyilik mi?

Sevgili dostlar, geçenlerde bir arkadaşımızın dükkanının arka bahçesinde oturmuş, bir yandan kahve içiyor bir yandan da dünyanın gidişatındaki komik unsurları ayıklamaya çalışıyorduk. Ancak bu girişimimiz pek başarılı olmadı. Çünkü apartmanlar arasında kalan bu bahçemsi alanda bir sürü kedi yaşıyordu. Bu garip yaratıklar bizim oturduğumuz yerlere göz dikmiş, içtiğimizi adeta elimizden almak için pusuda bekliyorlardı. Haliyle biz de gerildik. O kadar pervasız ve salak bir haldeydi ki bu kediler, yanımızda bulunan ve mahallede hiç kimseye ve hiçbir varlığa en ufak merhamet duymamasıyla ünlü Zehirli Sinan’a bile yaklaşma gafletinde bulundular. Oysa bizim bildiğimiz kediler tetikte gezen yaratıklardı ve tedbirsizliğin bu kadarına asla yanaşmazlardı. Peki bu kedilere neler oluyordu da onlara zarar verme ihtimali olan insanlara bu kadar (yavşak sayılabilecek derecede) yanaşıyorlardı düşünmeksizin.

Bizim dükkan sahibi arkadaş, benim hatun bu kedilere hergün kutu kutu mama vererek bunları bu hale getirdi. Bütün kadınlar işbirliği içinde besliyor bunları. Normalde sayıları bu kadar olmazdı herhalde. Çevreye uyum sağlar, sadece güçlü olanlar kalırdı, ne kuş avlıyorlar ne de fare, kedilerin doğasını mamalayarak bozduk mu ne? dedi ve ekledi: “Valla arkadaş, sen herhangi bir canlıya iyilik mi edecen, önce bir dur da sor kendine: Benim iyilik etme ehliyetim var mı? Ben şöyle diyorum bu durum için, mamayla besleyen mamayla beslenir inşallah”

Haa bu arada bunu diyen arkadaş hayvanlara büyük saygı duyar ve kendi kişilik özelliklerinden bir kısmını doğadaki hayvanları gözlemleyerek geliştirmiştir . Ben şahidiyim. Sessizliği, girişimlerinde uğradığı başarısızlıkları mertçe karşılayabilmesi, yakınmaması vs. hep bu gözlemleri sonucu geliştirdiği yanları. Ancak yukarıdaki gibi kedilere bakarak hangi özellikler edinebilir bir insan onu da düşünmek lazım değil mi? Ayırt etmeden herkese yavşıyorlar, avlanmıyorlar, tetikte olma durumunu bırakmışlar filan…

Oysa bizim üst sokaktaki bir takım vahşi kediler alim allah yanlarına hiçbir canlıyı yaklaştırmıyor ve kimseye eyvallah demiyorlardı. Hangi kedi davranışı uygun davranıştır ve kedilere bu şekilde davranarak onlara gerçekten iyilik mi yapıyoruz yoksa başka birşey mi?

değiniler


Kitap nasıl okunmalı ve hayata geçirilmeli?
Kitap nediri yanıtlamak lazım herşeyden önce…..
varlıgın ve sürecin öz ve etkinliginin insan zihin ve bünyesinde keşfedilerek kagıda dökülmesidir…
varlıgın-sürecin öz etkinligine dair saptamalar..
varlıgın her hangi kesitinden belirlemeler
aslolan kagıt degil;zihinin varlık içindeki yeri…
açıklamaları yapan zihnin…
eylemi yaratır zihin,soyut olarak degerlendirilmemeli…
partileşme ,anayasal reform hareketleri ,programı nedir sizce;
mevcut strüktürn öz zihnini okumak gerekir önce…
hangi bütünlük ve kesitlik içinde kavramlaştırma muvazenesinde…
m.h.p-ak.p-d.t.p-c.h.p birleştilermi kavramlarda sizce?
tespit ettikleri öz egrilermi kavlince?
ekonomi-siyasa-konuşlandırıldımı yerli yerince?
çözülmüşmü insan denilen bilmece
her şeyden önce…
farklımı milliyetçilik-sosyalizm-dini ve ladinice bildirge…
yoksa her şeymi eyyamice?
yamukmu bakıyoruz ne?
sanat nedir be kardeşler…
varlıgın etkileşiminin insan içinde -duygusunda dogması degilmi?
varlık akümülasyonun insan içinde tahakkuku ….
Topragın-cografyanın-üzerine bina edilen evrensellik…
yoksa mı acep karman -çorman benlik..
başı bir tarafta kıçı bir tarafta kimliksizlik?
siz hayat varlıgındanmı alıyorsunuz söylemlerinizi…
avrupa varlıgındanmı…
sivilciler,demokratlar,sosyalistler,dinciler,nasyonalistler…
söyleyin bakayım hangi kitap sizi varediyor?
hangi kitaba baglısınız?
hangi Kurana?
marks gerçekten onumu kastetti tersinden özgürlükçü hee…
yoksa siz hegelistmiydiniz?
Kabe nerde duruyor bilirmiydiniz?
üstat hacıbektaşmıydı piriniz?
yoksa selçuklu- osmanlı içinmi dövündüğünüz?
sovyetlermi acep endekslendiğiniz?
ebu-hanifemi gecelediginiz?
öfkelendiğiniz?
siz kimsiniz
söylermisiniz?
neymiş muvazene sizce..
aşırmadan öte…
varmı kendince olma-birleştirme….
hakkaten cografyanın tarifini yaparmısınız…
kendi dilinizce…
nedir kürt-türk-alevi-europa-america…
dans-halay-opera-pop-ilahi haddince….
gevezelikten öte….
neymiş efendim sosyalizm;
emek-sermaye çatışmaları ideolojisiymiş…gülmece…
yapın hele bunların açıklamalarını üstatlar dinice…
yapısalcılar-feministler,eksisyantalistler sözüm aynı zamanda size
strüktüalistler…
anlatın bakıyım hikayenizi…
nerden nereye….
biz kimiz ha…söylermisiniz…
yalnız bıraktıgınız aydınlardan öte…
zihin nereye kadar sürer
kesilirmi bölgece?
ademi merkeziyet net degilmi böylece?
insanlıkbilimininde
kendini bulur hayatiyet ve varlık
böylece biline….