Anlam(landırm)aya Çabalamak…

Ah be güzelim, aklımdakileri gerçelleyebilsem…
Seni mutlu etsem…!
İmkansızı başarabilir miyim ?
Kendimden korkuyorum ilk defa…
İlk defa güvenemiyorum -içimdeki bana-…
Aynanın arkasındaki kukla ben miyim ?

Yanlış zamanda tanıdım seni… ihtimal bile vermeden düşürdüm gönlümü…
Bu yankılı duvarlardan seken, senin sesin mi…?
Senin de hayatın, aynı çizgiye mi bağlı…!!
Doğru gitmeyen her şey, yanlış mıdır peki…?
Soru sormaktan bıktım, cevaplarını arayamadığım…!!
Cevapsız kalmasını istediğim sorularım oldu…
Anlamı olmayan sözlerim belki de…
Gereksiz bir hayatım vardı ellerimde…

Bunu anlamlandırmaya çabalaman ne güzel…
Güzel anların dibini tutturabilmen için, ateşte bekletmen ne güzel…
Uzatmak için her şeyi yapardın biliyorum… farkındayım…!!
Ayrılık olmasa sonunda bildiğimiz…!
Belki farklı olurduk ikimiz…!!!

23 Şubat 2BiN6…
CosacaK…

Kırkyama’da neler var bu günlerde

Mayıs 24 2010 tarihinde Devamı… http://www.kirkyama.org/

Ver Elini Beserek

Upuzun kış geceleri boyunca halk umumiyetle ev gezmelerine gider. Bu ziyaretlerde bir çok eğlencenin yanı sıra masal da anlatılır. İyi bir anlatıcının ağzından dinlenince tadına doyum olmayan hikâyeleri yalnız küçükler değil, büyükler de can kulağıyla dinlerler. Böyle nezih bir aile toplantısında semaver kurulup çay demlenince gayet güzel(hekat) anlatan birisine rica yağmaya başlar: −Ağabey hele iyi bir …
Mayıs 22 2010 tarihinde Devamı…

Nasıl Yemek yapıyorum?

Kendimi bir casus gibi izledim ve yemek yapma sistemimi deşifre ettim. Az sonra bunu detaylarıyla anlatmayı umuyorum; fakat bunun bizlere ne faydası olacak diye akla gelebilir. Belki yanılıyorumdur ancak yaptığım çok sayıda gözlem neticesinde insanları gerçekten onların kendilerini bile tanıyamayacağı (Zihin engeli sebebiyle) denli yalın bir şekilde ele veren gündelik basit davranışları olduğunu keşfetmiştim. Bunlardan …
Mayıs 21 2010 tarihinde Devamı…

Elektrik sinyallerindeki sihir!

Önemli olan o elektrik sinyallerinin yorum kasedi! Ki nerdeyse onbeşyıldır bu kasedin nasıl ne zaman kimler tarafından doldurulduğunu yazıp çiziyorum. Sonunda böyle videolar yapıldığını görmek sevindirici. Ancak videonun sonunda söylendiği gibi gerçek hayat sandığımız bu şeyden bigün öylesine uyanıvermek çok olası değil. Beyindeki yorum kasedi değiştirilmeden bu uyanış gerçekleşemez. Değiştiğinde ise yine bir başka rüyaya …
Mayıs 20 2010 tarihinde Devamı…

3. Köprü Sorunu devam ediyor

Sorun: İstanbul’un dillere destan trafiği ile Birinci ve İkinci Boğaz Köprüleri tıkandı. Ne yapmalı? * Kısa vadeli çözüm: Bir bakıma bu sorunun çaresi konusunda iyice uzmanlaştık. Üçüncü bir köprü yaparız. Bu köprü de yetersiz kalırsa, yenisini yapmak, trafik tıkandıkça yeni yollar açıp, bu köprülere bağlamak, hep alışılagelmiş çözümlerden. Ekolojik Çözüm: Kısa vadeli çözümlerin ortak noktası mantıklı gibi görünen bu yaklaşımların uzun …
Mayıs 19 2010 tarihinde Devamı…

Kalkıp ayağa ardısıra baktı dalgalar

Bir gemi yanaştı Samsun’a sabaha karşı Selam durdu kayığı, çaparası, takası, Selam durdu tayfası. Bir duman tüterdi bu geminin bacasından bir duman Duman değildi bu Memleketin uçup giden kaygılarıydı. Samsun limanına bu gemiden atılan Demir değil Sarılan anayurda Kemâl Paşa’nın kollarıydı. Selam vererek Anadolu çocuklarına Çıkarken yüce komutan Karadeniz’in hâlini görmeliydi. Kalkıp ayağa ardısıra baktı dalgalar Kalktı takalar, İzin verseydi Kemâl Paşa Ardından gürleyip giderlerdi Erzurum’a kadar.                     Cahit KÜLEBİ
Mayıs 14 2010 tarihinde Devamı…

En sevdiğim an

Hani PMS sıkıntısı gibi, kara bir bulut çöker önce. Mengene gibi sıkıştırır içten içten. Yürek bir sıkılır, bir sıkılır sanki bir tık daha sıkılsa dışarı fışkıracak gibi. Kendini nereye atacağını şaşırırsın, hangi sayfayı okusam da biraz kafam dağılsa diye bakınırsın. Birden nasıl olursa bir hafiflik gelir, bir adamsendecilik, bir aman be boşvercilik. Mengeneler gevşer, yürek serbest kalır. Bulutların arasından ışık gösterir kendini. Tüy kadar hafifleşir ya …
Mayıs 14 2010 tarihinde Devamı…

Şirinler

 Bir Düşülke Olarak Şirinler Bazen ormanın sesini dinlerim Kuşların cıvıltısını Geyiklerin kahkahasını Tavşanlar kayaların üstünden zıplar Herkes onları dinlemekten hoşlanır Tabii her zaman değil! Şair Şirin TV izlemem. Bunun çeşitli ve yazıyla ilgisi olmayan nedenleri var. Ama çocukluğumdan beri kaçırmadığım bir çizgi film dizisi var; Şirinler. “Çok uzun yıllar önce ormanın derinliklerinde” diye başlayan bu sevimli toplumun hikâyesi aslından erdemden var oluşa, dayanışmadan bireyselliğe, özgürlükten kötülüğe çeşitli …
Mayıs 13 2010 tarihinde Devamı…

Bilinçlenme Yolunda…

Bilinçlenme yolculuğunu ele aldığım bu yazı dizisinde, bir yandan düşünüp bir yandan sohbet etmeyi umuyorum. Fazla iddia taşımaksızın diyebiliriz ki, bütün insanlığın çalışmalarına temel oluşturmuş olan etkenler; soru zanaatı, öykü zanaatı ve el zanaatıdır.  C. Estes’e göre tüm bunlar bir şey yapar ve o bir şey ise ruhtur. Yeterince yakınlaşırsak bunların, eski yaraların kabuklarını yumuşatmak, onlara …
Mayıs 10 2010 tarihinde Devamı…

Denetim ve Disiplin

Ufak Tiran  -Eski bir özetimizi gözden geçiriyoruz- Sabah uyandığımda aklımda DJ’nin çok önemli bulduğu bir kavram vardı. Fakat bir türlü ismi aklıma gelmiyordu. Bilmediğin bişeyi Gooogle’da da aratamıyosun! J Neyse iş başa düştü oniki kitabı raftan indirdim, bu kavramın hangi kitabın hangi sayfasında olduğu da belli değildi. Fakat şundan emindim ki, bu önemli kavramın mutlaka altını çizmiş …
Mayıs 9 2010 tarihinde Devamı…

Annemiz ve Plasenta

  Bugün anneler günü, telefonlar çalıyor (Allah yokluğunu vermesin derler), şimdi büyük bi ağacın altında oturuyorum ve yağmur yağıyor, sıcak yaz yağmuru, ağaç şimdilik beni koruyor 🙂 Az sonra köy pazarına gideceğim, haftalık sebze meyve almaya. Kendimi çok tuhaf hissediyorum. Günlerimi salıncakta geçirdiğimden olabilir mi bilemiyorum, rüya aleminde gibiyim. Okuduğum şeylerin de etkisi olabilir ama, ağaç arkadaşlarımın daha …
Mayıs 7 2010 tarihinde Devamı…

Küçük Arı

Hiç tanımadığınız birinin yaşamı buna bağlı olsa, bir parmağınızı feda eder misiniz? Ya da hayatınızdaki insan, birinin hayatta kalması için bunu yapamadıysa, ona karşı neler hissedersiniz? Nijerya’da plajda yaşanan hiç unutulmayacak bir gün ve değişen hayatlar… Nijeryalı Küçük Arı’nın İngiltere’ye gelişi ve iki yıl göçmen kampında yaşadıkları… Tahmin bile edemeyeceğiniz yaşamlar… ” …
Mayıs 7 2010 tarihinde Devamı…

Makbul ve maktul

Zaman zaman yol ayrımları çıkar karşımıza. Çatal ucu gibi ayrılır seçenekler. En “makbul” görünen yolu seçtiğimizde kaç farklı olasılık “maktul” olmuştur ellerimizde. http://denize-cikan-sokaklar.blogspot.com/2010/05/makbul-ve-maktul.html Deniz
Mayıs 6 2010 tarihinde Devamı…

Kabukların Dansı

Uzun suredir bekleyen bir izlenim, Bogazici Universitesinden sevgili Huseyin in guzel izlenimini paylasiyoruz bu aksam… Cok onemli cok guzel bir bakis acisi getirmis,  benimde yogunlukla kullandigim bir bakis acisi oldu bir anda; ellerine saglik  Huseyin… Diyarbakirli bir Hocamiz anlatmisti gecen gun, Huseyin’in isledigi konuyla yakindan ilgili oldugu icin izniyle hemen kullaniyorum…. Anne ne soylese fayda etmiyor 5 yasindaki kizina… Ortaligi dagitiyor, basina buyruk …
Mayıs 5 2010 tarihinde Devamı…

“Oyun İçinde Oyun” Açık Radyo’da!

Mehmet Emin Barsbey ve Cem Duran’dan hazırladığı “Oyun İçinde Oyun” zeka ve şans oyunları üzerine bir program. Açık Radyo’da her Perşembe http://www.facebook.com/l/16244;13.00-13.30 arası dinleyebileceğiniz programın amacı; oyunları tanıtmak, zeka oyunlarının bilinmeyen ve ilgi çekici yönlerini açığa çıkarmak, oyuncuların tutkularına, heyecanlarına ve gizemli dünyalarına ortak olmak ve konukların başından geçmiş eğlenceli hikayeleri dinleyicilerle paylaşmak… Tavladan satranca, briçten …
Mayıs 5 2010 tarihinde Devamı…

Bu gece Hıdırellez…

Bu gece Hıdırellez…Dileklerimizi gözden geçirmek, gönlümüzden geçen şeyleri dilemek için uygun ve  anlamlı bir gece. Aşağıdaki “Yeni dünyada olmasını istediklerimiz” başlığındaki liste, kamuya açık mekanlarda tamamen farklı kişilerce oluşturulmuştur. Siz de hemen yakında geçmekte olduğumuz YENİ DÜNYA’da olmasını istediğiniz herhangi birşeyi (öncekilerle çelişmeyen ve dilbilgisi anlamında olumsuzlama içermeyecek şekilde) hemen ekleyin, dünyamız sizinle daha zengin olacak.  1.Kuşlar gibi aracısız uçmak …
Mayıs 3 2010 tarihinde Devamı…

7 Yıl

  Arkadaslar, ogretmenler, yoneticiler aradilar… Duydunuz mu? YIBO’lar hakkinda neler neler soyluyorlar… Turkiye YIBO’yu ne zaman ogrendi? Atanan ogretmenler bile, YIBO’yu  ilkonce herhalde bir adamin soyadi, o yaptirmis olmali okulu diyenler bile olmustu… Turkiye YIBO’yu 7 sene once ogrendi… 7 sene  once Bingol Celtiksuyu  YIBO’daki deprem yureklerimizi dagladi… TVlarda  gazetelerde yazilip cizilmeye baslandi YIBO’lar… Cocuklarin masumiyeti, sevgisi saygisi herkese parmak isirtti… O simsicak yumusacik, insani duygulari bir mucevher gibi …
Mayıs 3 2010 tarihinde Devamı…

YURT KÖYÜ Doğal Sanatsal Bilimsel Sportif Yaşam Derneği

Adı: YURT KÖYÜ Doğal Sanatsal Bilimsel Sportif Yaşam Derneği  YURT VILLAGE NATUREL ARTISTIC SCIENTIFIC SPORTS LIFE SOCIETY İnsanlığın, DOĞAYA SAYGI ve SEVGİ ile, her türlü sosyal, kültürel ve yaşamsal faaliyetlerini gerçekleştirebileceği, TEMİZ HAVA- TEMİZ SU- TEMİZ TOPRAK- TEMİZ KALPLER felsefesi ile ve İMECE ile kurulmakta olan köy… TÜKETİM değil ÜRETİM TOPLUMU OLMALIYIZ. Bu manada tüm giderler, emek bazlı ve en ekonomik …
Nisan 29 2010 tarihinde Devamı…

KANGREN KOLA SİVİLCE KREMLİ TEDAVİ!

Bundan 30 yıl önce 1980 darbesi ile ortaya konan sömürge politikaları bizlere serbest piyasa ekonomisi, özel sektör-güzel sektör, rekabet, ucuza kaliteli tüketim, devlet basmacılık-inekçilik-sütçülük mü yapar söylemleri ile süslenerek anlatıldı. Gelinen noktada halkımızın et ihtiyacı son derece ilkel şartlarda kesilen hastalıklı at, eşek, katır, domuz etiyle karşılanıyor, Tarım ve Köyişleri Bakanı şirketleri spekülasyon yapmakla suçluyor, …
Nisan 27 2010 tarihinde Devamı…

Dört Ay, Dört Kadın

Son dört ayda beni sevindiren Kıryamalı dört kadından ilki Deniz olmuştu. Biliyorsunuz çocuklara Go oyununu tanıtmak sevdirmek amaçlı sekiz haftalık bir eğitim projesi yürürlüğe koyduve sanırım şu sıralar sona yaklaşmıştır. Bizleri yeniden sevindirmek için bir satır da olsa bilgilendirmediği için (Deniiiiizzzz… Duyuyorsan boy ver!) kesin konuşamıyorum. İkincisi Karamürsel’den, gerçekten yürekli, çalışkan, zeki bir yama, adı Sevgi …
Nisan 25 2010 tarihinde Devamı…

Sadhana Forest

herkese selamlar, şubat ayında, hindistan’ın güneydoğusunda bulunan auroville köyünde yer alan “sadhana forest” adlı çiftlikteydim. oradayken, sık sık “ah ah, 20li yaşlarımda, ne yapacağımı, ne edeceğimi bilmez halde, saçma sapan gençliğimi tüketirken niye böyle yerlere gelmedim” diye içimden geçirdiğimden, burayı tanıtmayı boynumun borcu bilirim. auroville denen komün(ümsü) nedir, nasıl kuruldu, bunun hikayesi uzun, merak eden www.auroville.org’a girip bakabilir. sadhana forest …
Nisan 21 2010 tarihinde Devamı…

Eski Geleneklerimizdeki Sanat

Artık eski diye nitelendirdiğimiz geleneklerimiz, hala kadınlarımız için bir yaratıcılık kaynağı olabiliyor. Bu geleneklerimizden bir tanesi de; düğün günlerimizde ve özel başka günlerimizde o günü farklı ve çok daha incelikli bir zarafet ile gerçekleştirmeyi sağlayan küçük süslemeler. Neler mi onlar?
Nisan 19 2010 tarihinde Devamı…

kendinde olmak, kendin olmak üzerine..

Bundan bir kaç sene önce hastane odasında yatarken, tansiyon 24e çıkmış, kafa binbeşyüz olmuş iken, aa demiştim bu benim başıma nasıl geldi ki? niye hastanedeyim? ölüm bana pek uzaktı, doğal olarak hayatta pek ertelenmiş ve şimdinin içinde de yaşamıyordum, ama birden o deneyimle şimdinin içine çekilmiştim.Benim hastalığım benim için çok önemliyken etrafımda başka hasta olanlar …
Nisan 16 2010 tarihinde Devamı…

Rüzgar Gülü

 [Flash http://www.izlesene.com/embedplayer.swf?video=2000827]
Nisan 11 2010 tarihinde Devamı…

Yürek Taşıyan Yol

Yürek Taşıyan Yol  http://www.izlesene.com/video/amator-yurek-tasiyan-yol/1975687   Savaşçı  http://www.izlesene.com/video/amator-savasci/1980443 Farklı zamanlarda bi kaç kez izlemekte yarar var. Deuter’in müziği ile gerçekten bir Başka Gerçeklik 🙂

Uyanamıyorum…

gökteki yayılan mavilikle
denizdeki sallanan mavi karışıyor bazen…
ufuk denen sonsuzluğun somutu
bir anda uyanıyorum rüyalardan…
sanki tekrar tekrar uyanıyormuşum gibi
soyut bir dünyada havada kalmalıyım
iki mavilik arasında yok olmadan…
güneşin sarısı üşütüyor içimi
mineral kaybediyorum her öksürdüğümde
ve her çığlığımda benliğimden bir hatıra daha eksiltiyorum…
bir gün ter içinde uyanıyorum
bitiriyorum diye seviniyorum rüyaları…
aynı akşam yorgunluğun haklı zaferi;
uyku, tıpkı anne kucağında huzurlu gibi…
aynı, sevgili koynunda yatar gibi…

ve geriye ne kalıyor
hiçbir canlı, isteyerek ölemediğinden
beklemek ve yine, uyanma rüyaları…
ve acıların içersinden sıyrılmalar
tıpkı hergün gömülürmüş (ölürmüş ) gibi

26.06.06
CosaCak

Nasıl Yemek yapıyorum?

Kendimi bir casus gibi izledim ve yemek yapma sistemimi deşifre ettim. Az sonra bunu detaylarıyla anlatmayı umuyorum; fakat bunun bizlere ne faydası olacak diye akla gelebilir. Belki yanılıyorumdur ancak yaptığım çok sayıda gözlem neticesinde insanları gerçekten onların kendilerini bile tanıyamayacağı (Zihin engeli sebebiyle) denli yalın bir şekilde ele veren gündelik basit davranışları olduğunu keşfetmiştim. Bunlardan en belirgin olanları; yürüyüşleri, yemek yemeleri, araba kullanışları,  yemek pişirmeleri diyebilirim. Tabi diğer birçok günlük basit fiziksel edimleri onlar hakkında çok kesin bilgiler verir ama ben şimdilik bunlardan bahsedeyim biraz.

Yürüyüş: İnsanlar yürürken onların ruhsal yolculuğunun nasıl bir yöntem izlediğini anlayabilirsiniz.

Araba Kullanımı: Yürüyüşün biraz daha gelişmişi, daha dünyasal bir şekil almışı olarak, insanın bu hayatını nasıl yönettiğini tam olarak görebilirsiniz.

Yemek Yeme şekli: İnsanın bu hayatında bilgiyi edinme ve özümseme şeklini büyük ölçüde ele verir. Yemekle ilgili öncül hazırlıklar, seçimler ve sonrası (hazımdan tuvalet aşamasına kadar) bir bütün olarak, harika bir göstergedir.

Yemek pişirilmesi: İnsanın yaratıcılık ve vizyon kabiliyeti ve bunun işletim mekanizmasını ele verir.

Birçok öğretide insanın bilinçlenme yolculuğuna kendini tanıması ile başlayabileceği vazedilmiş ve “kendini bil!” denilmiştir. Ancak insanın zihnine rağmen bu bilişi nasıl gerçekleştireceği de pek açık anlatılmamış (bence).

İşte ben, insanın kendini yukarda bahsettiğim günlük basit edimlerini gözleyerek (ya da bir başkası onu farkında olmadan videoya çekebilir) en yalın biçimde deşifre edebileceğini iddia ediyorum. Yine aynı yöntemi, ilişkide olmak durumunda olduğumuz insanlar için de uygulayıp, onlarla daha sıhhatli iletişimler kurabiliriz.

Böyle kısaca konuyu nasıl somuttan soyuta tercüme ettiğimi belirttikten sonra kendi yemek pişirme sürecimi anlatmak istiyorum.

Yemek hazırlama için belirli bir zaman ve disiplinle hareket etmediğimle başlayabilirim. Bu işleme girişmek için midemden ilk acıkma sinyalinin belirtisini almam gerekiyor. Bu her ne kadar belli belirsiz bir uyarıysa da bunu hissettiğim an, yapmakta olduğum işi derhal bırakır ve mutfağa yönelirim. Bunun tek istisnası evde misafir olduğu zamanlardır çünkü o durumda bu sinyali almaksızın farklı bir işlem gerçekleştiriyorum, bunu bilahare ele alayım.

Mutfağa girer girmez buzdolabının kapısını açar, üç beş dakika boyunca dolabın içindekileri seyrederim. Aklımda bişey yoktur sadece öylesine durur ve bakarım. Sonra kuru yiyeceklerin durduğu çekmeceyi açar bir süre de öyle amaçsızca orayı seyrederim. Çoğunlukla bu yedi sekiz dakikalık bekleme aşamasının ardından midemle başım arasında, özellikle de damağımın gerisinde bir noktada bir “tat” duyumsarım. İşte o tat benim o an itibariyle ihtiyacım olan besin bileşiminin izdüşümüdür. O ana kadar bilinçsizce ve sersemce boş bakışım birden anlam kazanır, karanlıkta bir şimşek çakmıştır. Fakat hala ne pişireceğimi bilmem, sadece sonuçta alacağım tat belirmiştir. O amaçsız ve belirsiz tavrım aniden değişir, adeta içime bir deli kuvveti ve şevki gelmiştir. O hızla buzdolabına saldırır, yine hesaplamadığım bazı malzemeleri tezgaha çıkarırım, yine kuru yiyeceklerden bazılarını da dışarı çıkarırım. Uygun bir tencere seçer, yemek hazırlama işlemine girişirim. Yemeklerimin hiç bi zaman bi adı olmaz. Bu aşamaya kadar geldiğimde artık hazırlanacak yemeğin genel teması belli olmuştur, sulu mu, katı mı, tatlı mı, ekşimi, etli mi gibi. Zaten bu sebeple tencere seçilebilmiş olur. Bundan sonrası gözle takip edilemeyecek denli hızlı olur, bazen önceden çıkarmamış olduğum bi kaç malzeme daha çıkarmak gerekir çünkü renk uyumu sağlanamamıştır, örneğin yemek turuncuya gereksinim duyar, o anda bunun kırmızı mercimek mi, havuç mu, ya da cennet meyvesi mi olacağına karar vermek zorunda kalırım ama bu kararı vermek genzimin dibinde halen durmakta olan o TAD’a danıştığım için kolay olur aslında. Miktarların hepsi “yeterince” dir. 

Tüm malzemeler sırasıyla tencereye girdikten sonra en zevkli kısımlardan biri baharatlar kısmıdır. Yemeğin ne istediğini dinlerim ve bana bildirdiği talimatlara uyarım. Yemek pişerken hemen tamamıyla başında durur, arada karıştırır ve çıkan kokunun o TAD’a varıp varmayacağını test ederim. Çoğu kez hiç müdahale gerekmez ama nadiren o tada varmayacağını hissedersem acil tedaviye girişirim!

Bu adsız yemeklerin büyük çoğunluğu, acıkma sinyalinin alındığı andan itibaren kırk dakika içinde pişmiş ve tabağıma konulmuş olur.  Bu yemekler bedenimin bana verdiği talimat gereğince pişmiş olduğundan ben pek beğenir ve severek yerim; ama ilginçtir ki başkaları da bu yemekleri çok beğendiklerini ifade etmişlerdir. Aslında söylemelerinden çok yedikleri esnadaki tepkilerinden anlarım bunu. Kendi otelimin mutfağında şeflik yaptığım günlerde de çok beğeni alırdı bu yemekler ve çoğu kez tarif istenirdi ve tabi bunu yapabilmem pek mümkün olmazdı. Zaten o yemeği ben ya da başkası çok beğenip tekrarlamamı istediklerinde de yapamazdım. Çünkü içinde ne var ne yok hatırlayamadığım gibi, “yeterince” kısmını tarif etmek hiç mümkün değil! Bu yemeklerin hepsi tek seferliktir.

Atadan kalma tarifi belli yemekleri nadir olsa da pişiririm ama yine de o anın getirdiği farklı bir malzeme mutlaka aradan kaçar o yemeğe!

İşte benim yemek pişirme serüvenim böyle, ben bu yemeklere “dolapta ne varsa” yemekleri derim. Gelelim arızi durumlara…

Bazen seyir aşamasında genzime hiç bit tat gelmez. İşte bu bi sorundur;  çünkü ben o ilk sinyalden itibaren yarım saat bilemedin kırkbeş dakika vaktim olduğunu iyi bilirim (midem açlığa dayanamıyor ve bu durumda kuru ekmek yer işi kapatır). Bu durumda ya evden çıkar kendime başka malzemeler seyrettiririm ya da beğendiğim bi restoran varsa şansımı orada denerim. Allahtan ki bu durum çok nadir olur.

Misafir varsa, bu durumda onun yemek ritüeline uygun olarak ve onun isteğine uygun bişeyler pişirmeye çalışırım. Eğer beni tanıyor ve işi bana bırakıyorsa olağan sistemime dönerim. Ki bu herkes için en lezzetli ve ilhamlandırıcı sonucu verir.

Hepsi bu galiba, gerçi bu deşifrasyon şu an aklıma ilginç bişey getirdi. Bi araştırıp onu da yazarım belki

sa-22.05.2010-Fethiiye

yabancı kültürler

Aramızda yabancı kültürlerle tanışıklığı olan bir hayli insan var.

Kategorik olarak çok anlamlı bir yaklaşım olur mu bilemiyorum ama ben yine de sormak istedim; İşi ya da hayatının bir gereği olarak farklı ülkelerde ve farklı kültürlerle birarada yaşayan/yaşamış olan arkadaşlarımızın dikkat çekici bulduğu ve – sosyal, ekonomik ya da siyasi olmaktan ziyade daha özelinde ve insana dair olarak- paylaşmak istediği hususlar var mıdır?