Dualarınıza dikkat edin.

Aylar önce msn’imi açtığımda senin adresinin yanına yazdığın ve o zaman bana önemsiz gelen ama yinede dikkatimi çeken küçücük bir not yazmıştın. “Artık Güneşin battığı yerde olmak istiyorum…” ve dileğin gerçekleşti güneşin battığı yere gittin.. O sonsuza, o bilinmeyene gittin… o küçücük notu okumamın üzerinden 24 saat bile geçmeden haberin geldi… Çıldırdım o an.. halimi görseydin, görebilseydin vazgeçer gitmezdin…neden böyle bir dilek diledin? neden böyle bir dua ettin? çokmu sıkıldın bu hayattan? yarım kalanlar ne olacak? Yanlızmı yaşayacağım. Bir elmanın öteki yarısı olmadan o elma çürür aşkım.. Bilemedinmi bunu..giderken benide dileseydin oda gelsin deseydin, herşeyi arkamda bırakıp geleceğimi bilmeliydin.. bana elini uzatsaydın hiç soru sormadan o eli tutardım halada tutarım, elini uzat yine gelirim.. Beni bir sürü cevapsız sorularla ve keşkelerle bıraktın.. Tam 21 sene sonra yaptın bunu bana… Kendine iyi bak demiştim sana, bana bakar gibi bak demiştim.. Hiç dinlememişsin beni hemde hiç..Bazen seni yıldızlarda arıyorum bazen bulutlarda.. Ama aramak yetmiyor aşkım bulamıyorum seni, sana artık dokunamamak, seninle gülememek, bunları düşünmek içimi acıtıyor.Toprağını ellerimin arasına alıp koklamak yetmiyor… Ya birdaha hiç görüşemezsek ya bittiysek biz.. Bunun acısı herşeyden ağır. Anlıyormusun canım acıyor, gittiğinden beri çok canım acıyor.Çaresizlik belimi büktü.Boyun eğdim herşeye…

Bazen de aşkım bilmiyorum kendimi mi kandırıyorum ama bazen de diyorum ki beni duyuyor, beni hissediyor ve beni bekliyor o yüzden tek tesellim her geçen günün beni sana biraz daha yaklaştırması.

Beni duyuyor yada hissediyormusun bilmiyorum. Sana yaşarken söyleyemediğim şeyler var.Dinle beni.. Aşkın çok özeldi.Senin tarafından sevilmek ve seni sevmek çok güzeldi. Bir daha yaşayamayacağımı bildiğim bir hayat ve asla göremeyeceğim bir rüya gibiydi herşey.. Şarkılar seninle güzel, tadlar seninle özeldi.. 21 senede bunları ve yazamadığım birçok şeyi bana yaşattığın için sana teşekkür ediyorum.Umarım olduğun yerde, gittiğin yerde çok ama çok mutlusundur. Orada da yolun açık olsun, seni tüm sevgimle, tüm kalbimle uğurluyorum ve herşeye rağmen son bir umutla diyorum ki bir gün biryerde mutlaka…

gön: Genc Kürt Siviller

Sevgili Türkler

Kürt olarak doğmak bizim tercihimiz değildi.
Tıpkı Türk olmak da sizin tercihiniz olmadığı gibi.

Bu topraklarda yaşamaya biz karar vermedik, tıpkı sizin de karar
vermediğiniz gibi.

Yanlış anlamayın,
Kürt olmaktan gurur duyuyoruz, bu topraklarda yaşamaktan da hayli memnunuz. Niçin? diye sorarsanız bunun bir cevabı yok.

Tıpkı bir Japon´un Japonluğundan,
bir Kenya´lının siyahlığından gurur duyması gibi.
Tıpkı bir arabın çölüne, bir Norveçlinin buzullarına aşık olması gibi.

Yapmadığımız tercihler, vermediğimiz kararlar neticesinde yan yana düştük.

1000 yıldır birlikte yaşıyoruz.

Bu güzel ülkede yaşayan Kürtler olarak mutluluklarda küçük, acılarda büyük ortağız. Ama ortağız işte.

Dünyanın en yaşlı topraklarının sakinleriyiz.
Kimler geldi, kimler geçti
ama hep insanlık, iyi niyet, hoşgörü ve merhamet kaldı.

Ta ki son yüz yılda dünyayı bir radyasyon bulutu gibi saran milliyetçilik bizi de hasta edene kadar. Ortaklığımızın kimyası bozuldu, ağızımızın tadı kaçtı.

Aramızdaki gerilimi siyasi ve ekonomik ranta çevirenler oldu.
Tabii ki; olan yine bizlere oldu.

Yüz yıl sonra bugün önümüzde bir fırsat duruyor. Bu fırsatın etrafı
küfeler dolusu hamaset cümleleriyle, dağlar gibi gururla ve kalp
kırıklıklarıyla çevrili.

Kadim dostların barışmasına mani olan duvarları yıkmak ve fırsatı
yakalamak ise bizim elimizde.

Sevgili dostlarımız, komşularımız, arkadaşlarımız,Çözümün elimizde olduğunun farkında olan erkekler ve kadınlar beyinlerimiz üzerinde büyük bir iktidar savaşına girişti, duyuyormusunuz?

Hiç bir acımızı, çilemizi tatmamış;
ırkından,
dininden,
dilinden,
mezhebinden,
başörtüsünden hatta Türkçe aksanından dolayı hor görülmenin ne demek olduğunu bir kere bile yaşamamış
seçkin köşe yazarları,
komutanlar,
siyasetçiler,
baro başkanları,
fabrika patronları
biraz daha ölmemiz için bizi ikna etmeye çalışıyorlar,görüyor musunuz?

Kendi oğulları için Ege sahillerinde yazıcı masası ayarlarken, sizin
oğullarınızı Hakkari dağlarına kutlama yaparak göndermenizi alkışlıyorlar, anlıyor musunuz?

Bıraksanız
150 yaşına kadar yaşamak için herşeyini verecek hayatpereslerin, genç insanların cenazelerinin arkasından düzdükleri şehit ağıtlarının ne kadar sahte olduğunu hissediyor musunuz?

Bu insanlara;
Türklüğünüz de sizin olsun Kürtlüğünüz de, biz insanız ve insanca
birlikte yaşamak istiyoruz demeye var mısınız?

…

slm.

YENİ MÜZİĞE YENİ SES

YENI MÜZIGE YENI SES

Eger çalisma saatlerini azaltarak toplumsal üretime yeni makine güçleri kazandiriliyorsa, isçileri, ürettikleri mallari tüketmeye zorlayarak büyük bir is ordusu kazanilmis olur. O zaman, evrensel tüketimci görevinden kurtulmus olan kentsoylu sinifi, tüketmede ve savurganlikta kendisine yardimci olmalari amaciyla, yararli ugraslarindan koparip aldigi asker, yargiç, berber, pezevenk vb. güruhunu bir an önce basindan atmaya çalisacaktir. Iste o zaman, is piyasasi dolup tasacak ve çalismayi yasaklayan demir gibi sert bir yasa koymak gerekecek: tahta bitlerinden daha kalabalik, üretmeyen isçi yiginina is bulmak olanaksizlasacak. Bunlardan sonra da anlamsiz ve pahaliya mal olan gereksinim ve zevklerini karsilamakta olan kisileri düsünmek gerek.

Artik, sirmalar takinacak usaklar ve generaller, dantellere bogulacak evli ve bekãr orospular, delik açan toplar, yapilacak saraylar olmayinca, o zaman, sirma, dantel, ütü ve insaat islerinde çalisan kadin-erkek isçileri, sagliklarini kazandirmak ve soylarini gelistirmek için, sert yasalarla kürek sporlari, dans ve bale figürleri yapmaya zorlamak gerekecek. Oldugu yerde tüketilmeyen Avrupa ürünleri çöpe atilmayacagina göre, gemicilerin, küçük tekne sahiplerinin, kamyoncularin oturup derin derin düsünmeleri gerek. O zaman, çok mutlu Polinezyalilar, uygarlasmis Venüs’ün tekmelerinden ve Avrupa’nin ahlak hocalarindan korkmaksizin, sere serpe sevismeye birakabileceklerdir kendilerini.

Dahasi, günümüz toplumunun tüm gelir yoksullarina is bulmak, kentsoylular gibi, perhizli zevklerini ve tüketici yeteneklerini sonuna kadar zorlamak gerek. Bir ya da iki onsluk kösele gibi et yiyecegine, cani isterse, bir ya da iki librelik güzel biftegi indirecek midesine; kötü sarabi kararinda içecek yerde, Papa’dan daha da katolikleserek Bordeaux ve Burgonya saraplarini, sanayi suyu katmadan, agzina kadar dolu derinbardaklardan içecek, suyu da hayvanlara birakacak.

Isçiler, demir-döküm ve aritma fabrikalarinda, kapitalistleri, zorla 10 saat çalistirmayi koymuslar kafalarina. Büyük bir yanilgidir bu, toplumsal uyusmazlik ve içsavas nedeni. Çalismayi savunmak gerekirdi, yoksa zorla kabul ettirmek degil. Rothschildlerin, Saylarin, yasamlari boyunca tam anlamiyla cigeri bes para etmez birer insan olduklarini kanitlamalarina yer verilecektir. Eger çalisma yolundaki genel alistirmalara karsin, eskisi gibi tam anlamiyla aylak yasamlarini sürdürmeye ant içerlerse fislere geçirilecekler ve bagli olduklari belediyelerden, her sabah, ufak tefek eglence parasi olarak 20’ser frank alacaklardir. Toplumsal uyusmazliklar son bulacak, ilk önce gelir sahipleriyle kapitalistler, kendilerine kötülük yapilmasi söyle dursun, daha dogustan beri bellerini büken fazla tüketim ve savurganliktan kurtarilmak istendiklerine akillari yatti mi, halkin yaninda yer alacaklardir. Bes para etmez niteliklerini kanitlayamayan kentsoylulara gelince, onlar içgüdüleriyle bas basa birakilacaklardir. Onlari yerlestirecek yeterince igrenç is var: Dufaure genel helalari temizleyecek. Galliffet uyuz domuzlari ve karni sis atlari kesip biçecek. Poissy’ye (Merkez Tutukevi) gönderilen Son Darbe Komisyonu üyeleri, kesilecek sigirlari ve koyunlari damgalayacak, cenaze törenlerine katilip duran senatörler, cenazede tabut tasiyicisi rolünü oynayacaklardir. Baskalari için de, zekâlarina yarasir isler bulunacaktir. Lorgeril ve Broglie, sampanya siselerini tipalayacaklar, ama sarhos olmalarini önlemek için agizlarina tasma takilacaktir. Ferry, Freycinet ve Tirard bakanliklarinin ve baska kamu kurumlarinin tahtakurularini, bit ve pirelerini öldüreceklerdir. Bununla birlikte, alismislik kudurmusluktan beter oldugu için, Devlet gelirlerini kentsoylulardan uzak tutmak gerekecektir.

Ama insan dogasini soysuzlastiran ahlakçilardan, yobazlardan, iki yüzlü insanlardan, sahte sofulardan ve “dünya âlemi dolandirmak için kilik degistirmis baska mezhep insanlarindan” uzun uzun ve hoyratça öç alinacaktir. Çünkü siradan halka, yalnizca derin düsüncelere daldiklarini, insanlarin küçük kirilganliklarini gerçekten desteklemek için oruç tuttuklarini ve nefislerine eziyet ettiklerini söylüyorlar. Oysa tam tersine, isin bokunu çikariyorlar. Tanri bilir nasil! Romali Curius gibi görünüp, Sarap Tanrisi gibi yasiyorlar. Kükürtlü pudralar kullanmasalar, kipkirmizi suratlari ve sis göbekleri apaçik ortaya çikar. Büyük halk senliklerinde komünistlerle kolektivistler, kentsoylu sinifin 15 Agustos ve 14 Temmuzlarindaki gibi toz toprak yutacak yerde, siseleri firlatacak, domuz sucuklarina saldiracak, masrapalari havalara uçuracaklar. Tinsel ve Siyasal Bilim Akademisi üyeleri, ekonomiciler, Katolik, Protestan, Yahudi, pozitivist ve özgür düsünceli kilisenin kisa ve uzun cüppeli papazlari, Malthusçulugun ve Hiristiyan ahlakinin özgeçili, bagimsiz ya da bagimli, sari giysili propagandacilari, parmaklarini yakarcasina samdanlari tutacaklar ve Galyali kadinlarla, etler, meyveler ve çiçeklerle dopdolu masalarda, aç açina yasayacak ve dolup tasan fiçilarin yani basinda susuzluktan öleceklerdir. Yilda dört kez, mevsim degisimlerinde, bileyici köpekleri gibi onlar da büyük çarklarin içine sokulacak ve on saat boyunca bosu bosuna çarki döndürmeye mahkûm edileceklerdir.

Avukatlarla hukukçular da ayni cezaya çarptirilacaklardir.

Tembellik rejiminde, bizi her saniye yok eden zamani öldürmek için, sürekli gösteriler ve tiyatro oyunlari olacaktir: bu, bizim kentsoylu anayasacilarimiz için cuk oturmus bir ugrastir.

Takimlar halinde düzene konup panayirlari ve köyleri dolastirarak yasama temsilleri verdirilecektir onlara. Ayaklari çizmeli, gögüsleri kordonlar, sövalye nisanlari, legion d’honneur haçlariyla süslü generaller, sokaklara, alanlara dökülüp iyi insanlari askere alacaklardir. Gambetta ve o dalavere ortagi Cassagnac kapi sarlatanligi yapacaklardir. Cassagnac, yigit taslagi kiligi içinde, gözlerini fildir fildir oynatip biyiklarini bura bura, agzindan alevli üstüpüler saçarak, babasinin tabancasiyla herkesi yildiracak ama, kendisine Lullier’in portresi gösterilince bir çukura atlayip ortadan kaybolacaktir. Gambetta, dis politika ve kendini etkileyen ve Türkiye’yi tongaya düsürmek için Avrupa’yi atese verecek olan küçük Yunanistan ve büyük Rusya üzerine de söylevler çekecek. O Rusya ki, Prusya ile yapmaya söz verdigi uyusmayi hiçe indirmekte, Dogu’da çikarini saglamak, içeride nihilizmi yok etmek amaciyla Avrupa’nin batisinda her gün hir gür çikarmayi ummaktadir. Ayrica, genel afla ilgili konusmasina izin vermek lütfunda bulunan Bay Bismarck üzerine de söylevler verecek, sonra da, üç renge boyali o genis göbegini cascavlak açip tepikleye tepikleye halki toplantiya çagiracak, tarimi desteklemek ve Belleville’de seçmenlerini sevindirmek için de, Margaux ve Yquem’de mideye indirdigi minik hayvanlari, yelvekuslarini, mantarlari bir bir sayacak.

Baraka içinde, “Seçim Güldürüsü” ile baslanacaktir ise. Odun kafali ve esek kulakli seçmenler, palyaço kilikli kentsoylu adaylari, politik özgürlükler dansini oynayacaklar; yüzlerini ve kiçlarini binbir söz verilen seçim programlariyla silecek, göz yaslari içinde halkin yoksullugundan ve bakirsi sesleriyle Fransa’nin zaferlerinden söz edeceklerdir. Seçmenlerin kafalari da, koro olarak ve vargüçleriyle “ahi, ahi!..” diye aniracaklardir.

Sonra büyük oyun baslayacaktir. “Ulus Mallarinin Yagmalanmasi Oyunu”.

Yüzü killi, kafasi dazlak, yipranmis, eti pörsümüs, sis ve solgun, gözleri fersiz, uykulu ve esneyeduran koskoca bir disi olan Fransa, boylu boyunca kadife bir kanepeye uzanmis. Ayaklarinin ucunda, maymun maskeli, koskoca demir bir gövde, acili ve yürek paralayici çigliklari dünyayi tutan erkek, kadin ve çocuklari habire yutmakta, robotçasina. Sansar burunlu, sirtlan gövdeli ve canavar pençeli banka, yüzer meteliklerini kasla göz arasinda çalmakta ceplerinden. Bir deri bir kemik kalmis, partallar içindeki aç susuz isçi sürüleri, süngü takmis jandarmalar esliginde kapitalist Fransa’nin ayagina tasiyorlar küme küme mallari, sarap fiçilarini, altin ve bugday çuvallarini. Langlois, bir elinde külotu, öbüründe Proudhon’un vasiyeti, bütçe defteri disleri arasinda, ulus mallarinin savunucularinin basina geçip nöbet tutmaktadir sopa ve süngü zoruyla. Yükler yerli yerine konunca, isçilerini kovduruyor, kapilari sanayicilere, tüccarlara ve bankacilara açiyorlar.

Karmakarisik yigina atiliyorlar, pamuklari, bugday çuvallarini, altin külçelerini yutup, fiçilari bosaltiyorlar; güçleri kesilince, kir pas içinde, igrenç ve tiksinç, kendi çöpleri ve kusmuklari içine gömülüyorlar; o zaman gök gürlüyor, yeryüzü sarsilip açiliyor, tarihsel yazgi çikiyor ortaya; demir ayagiyla hiçkiranlarin, sendeleyenlerin, düsenlerin, artik kaçamayanlarin kafasini eziyor ve genis eliyle, saskin ve korkudan terler döken kapitalist Fransa’yi deviriyor. Eger isçi sinifi, kendine egemen olan ve özünü alçaltan kusuru söküp atarak o korkunç gücüyle ayaklanir ve bunu kapitalist sömürüden baska bir sey olmayan “Insan Haklari”ni, “Yoksulluk Hakki”ndan baska bir sey olmayan “Çalisma Hakki”ni istemek için degil de, her insana günde üç saatten fazla çalismayi yasaklayan çelik gibi bükülmez bir yasa koymak için yaparsa, dünya, yasli dünya sevinçten titreye titreye, içinde yeni bir evrenin zipladigini duyacaktir… Ama, kapitalist ahlakin yoldan çikardigi bir isçi sinifindan, mertçe bir karar nasil istenebilir?

Isçi erkek, kadin ve çocuklar, yüz yildir, binbir zahmetle acinin çarmihli tepesine tirmanmakta. Eskiçag köleliginin hazir ve canli örnegi Isa gibi. Yüz yildir, zor altinda çalismakta, kemiklerini kirmakta, etlerini örselemekte, sinirlerini kirbaçlamakta. Yüz yildir açlik bagirsaklarini burmakta, beyinlerini sanrilara salmakta…

Ey tembellik, uzun süren sefilligimize aci! Ey sanatlarin ve soylu erdemlerin anasi tembellik, insan kaygilarina merhem ol!

Artık suda nefes alınabilecek mi?

İsrailli bir mucidin, insanların su altında balık gibi nefes almasını sağlayacak bir sistem icat ettiği bildirildi.

İnternetteki livescience.com’da yer alan habere göre, Alan Izhar-Bodner adlı İsrailli, sudaki havayı çözerek su altında insanların kullanımına ve balık gibi solumasına imkan veren bir düzenek geliştirdi.

Sistemin bir sıvıdaki gazın çözünme miktarının sıvı üzerindeki basınç ile orantılı olduğunu öngören ”Henry Yasası”na dayandığı ifade edildi.

Bu yasaya göre, sıvı üzerindeki basınç artırıldıkça sıvıda bulunan gazlar daha fazla miktarda çözünmekte ve sıvı üzerindeki basıncın azaltılmasıyla bu çözünen gaz ortaya çıkmakta.

Bu sistemin tam olarak, gazoz şişesinde basınç altındaki sıvı içinde çözünen karbondioksit gazının şişenin açılmasıyla basıncının düşmesiyle gaz salıvermesine benzer şekilde işlediği belirtildi.

Bodner’in geliştirdiği sistemin, düzeneğe aldığı az miktardaki deniz suyunun basıncını bir santrifüj yardımıyla azaltarak salıverilen gazın toplanması mantığına dayandığı kaydedildi.

İcadın patentinde yer alan tanıtımda ise sistemin solunabilir hava ürettiği ifade edildi.

Haberde, insanoğlunun yüzmeye başladığı ilk günden bu yana su altında nasıl nefes alabileceği üzerinde düşündüğü kaydedilerek, bu düşün, ilk bilim-kurgu yazarı Jules Verne’nin ”Denizler Altında 20 bin Fersah” isimli kitabında da işlendiği belirtildi.

Kaynak: internethaber.com / AA