Epiktetos’un Felsefesi

*İnsan benliğinden geçip acılarında mutlu olursa, dünya ona cennettir.
*Dünya, seni kâmil olman için acılarla yoğurur.
*Tanrı, erdem ve hikmetini acılarla sunar, geri çevirme.
*Tanrısal adalet acılarda saklıdır, sığ değil de derin düşün.
*İnsanlara oynayacağı rolü dağıtan Tanrı’dır, olayları geldiği gibi kabul eden mutludur.

       ***** 

       *Başına gelen olay senin istediğin gibi değilse, Tanrı’nın istediği gibidir; şu halde kendine sor O’nun mu yoksa kendinin mi mutluluğu önemli. Tanrı’ya yapacağın hizmet O’nun mutlu olmasıyla kabul olmaz mı? 
       *Başına gelenleri kabul ederek sev ya da severek kabul et. O zaman kendi gerçek yüzün ile yüzleşirsin. 
       *Senin kendin için istediğinin, Tanrının senin için istediğinden daha üstün olduğu yanılgısına düşme. 
       *Senin lamban beni aydınlatmaz, benim lambamın seni aydınlatmayacağı gibi... 
       *Her insan kendi gönül mabedinden yaktığı ışık kadar içinden aydınlanır. İçini bilip görmeyenlere kör dendi. 

       ***** 

       *Kendi tohumunu iyi sakla, zamanı gelince çok iyi bir toprağa ek ki çıkacak ağaç senden bile yüce olsun. Tohumun özlü olursa, ağacın da sözlü olur. 
       *Senin elinde olanlar sana ait hür olarak kullanacaklarındır. Başkasına verilenleri isteyip, zorla elde etmeye kalkarsan hürriyetin biter ve esirliğin başlar. 
       *Hür kalmak istersen, seni esir durumuna düşürecek hırs ve açgözlülüğü kendinden uzak tutman gerekir. 
       *Dünyadan elde ettiğin her büyük nimet için bir hırsa ihtiyacın var, bu hırsın sana istediğini elde ettirir ama asıl görmediğin özünden fire verdirerek, bunu düşün. Her elde ettiğin maddenin senin ruhun ile alışverişini de azalttığını, biraz daha onunla irtibatını kestiğini unutma. 
       *Gerçeği hayal ile değişenin elinde son nefeste ne kalır ki? 

       *****

       *Başına gelenden başkasını mesul tutma. Neticede muhatap sen olduğuna göre, olanın müsebbibi de sensin demektir. 
       *Kendini, yaşadığı acılarda tamir eden bahtiyardır. 
       *Başına gelen her şeye bilerek, bilinçli eyvallah diyenin, mana gözü açılır. Gerçek mutluluk acılarda saklı olmasaydı kalp/mana gözü nasıl açılırdı ki? 
       *Hiçbir şeyden korkma, kendi özünü dinleyip yaşıyorsan. Kalpte saklı ruhun, Tanrı adına seninle konuşur, 
       *Cesaret korkunun, tokgözlülük açlığın, sabır küfrün ilâcıdır. Onları yenmek isteyen iyi haslet sahibi olursa kurtulur. Nefsin boş vesvesesi seni korkutmasın. 

       *****

       *Felsefede derinleşmek istersen, ruha talip oldun demektir. O zaman dünya ve onun kirli malından geçmen lâzım. 
       *Felsefe, sana kendinin ne kadar ufak olduğunu söylemesiyle başlar. Düşündükçe erersin, erdikçe büyürsün, büyüdükçe tevazudan küçülürsün... 
       *Bilgisini bilgisizliği ile ölçen kendiyle yüzleşir, aldanmaz. Akıl sonsuzu kavrayamıyorsa o sınırdan sonra ondan fayda yok, ben de ruhuma varasıya kadar onu kullanırım. Ruha varanın akla ihtiyacı kalmaz. 
       *Felsefe, nefsin hastalıklarının doktorudur. Tedavi olacak hasta doktorunu bulur. 
       *Felsefe sana senin göremediklerini işaret eder, görmen ve anlaman için. 

       *****

       *Belâlar senin mihenk taşındır, has altın mısın yoksa bakır mı onu ortaya koyar. 
       *Eczacı olmayan doktorun reçetesini ilâca çeviremez. 
       *Tanrıya kendini sevdirmek için çalışırken, başkalarından iğrenmesini istiyorsan; O zaman senden iğrendiğine emin olabilirsin. 
       *Kara talihin nefsinden sana yansıyan yaptıklarındır. 
       *Tanrı sana iyilik yap der, sen nefsine uyup kötülük yaparsın. Kendi kendini düşürme. 

       *****

       *Kendi özünde kötü insan yoktur. Hayvani nefsine uyup kararan kötü insan vardır. 
       *Filozofluk her şeyi bilmek değil, her şeydeki özün gizli dilini anlamakla olunur. 
       *Maymunken gösteriş için aslan görünenler maske takmış zavallılardır. 
       *Vicdan erbabı ile nefis erbabının iç hesaplaşması farklıdır. Birini Tanrı, diğerini de şeytan ödüllendirir. Seni kim ödüllendiriyor. 
       *Kendini öze ek ve bekle. O, seni hikmetle sulayınca yükselme başlar. 

       *****

       *Felsefeyi kendin için değil hizmet için yap. Birikim oldukça ortaya mesaj çıkar. 
       *Her ömür gerçeklerden bir mesajdır, anlayana. Bunu diğer uyanık insanlarla paylaş, cahil kalmak isteyenlerle değil. 
       *Felsefede derin ol da sana varsın aptal desinler. 
       *Perde kalkınca çok kişi tükürdüğünü olmayan diliyle yalamaya çalışır. 
       *Kendini kendin bil, senin durumun başkasını ilgilendirmez, kişi kendini hem kurtarır hem de batırır. 

       *****

       *Yakınlarının mutluluğunun senin fedakârlığına bağlı olduğunu unutma. Ne kadar fedakârlık yaparsan o kadar mutlu olurlar. Aslında bu mutluluk senin sırtından kazanılmış geçici, asla kalıcı olmayan mutluluktur. 
       *Bilgiç geçinme, el elden üstündür. Başkası seni büyültse bile sen kendini küçült. Hakikat kapısının anahtarı tam tevazudur (alçakgönüllülük). 
       *Bütün dikkatini ruhun için kullan. Her olayda ondan gelen saklı bir mesaj vardır, onu okumaya çalış. 
       *Boş olan bilgisizlere bir şey öğretemezsin, sana bir şey öğrenmek için gelene kıymet ver ona yardımcı ol. 
       *Felsefede ilerlediğini bilmek istiyorsan, herkese ayni gözle eşit olarak bakıyor musun bunu kendinde test et, cevabını kendin kendine verecektir. 

       *****

       *Kendini aldatmak isteyen gerçeklerle yüzleşmekten kaçar, yalancı ve büyücü nefsine sığınır. 
       *Karşına utanacağın veya onur duyacağın bir olay gelirse onun seni imtihana geldiğini anla, uyuma. 
       *Zorunluluklara sabır ve tevazu gösterenler, özden Tanrısal hikmet ve bilgiye kavuşanlardır. 
       *Erdem sahibini öldürebilirler ama asla baştan çıkaramazlar. Erdem sahibi insan Tanrı’nın karşısına başı eğik olarak değil alnı açık başı yukarda olarak çıkar. 

ALINTIDIR…

Tahtadan kemik!

İtalyan araştırmacılar, çeşitli kimyasal işlemlerle tahta parçasını 10 günde kemiğe dönüştürdü. Koyunların bacaklarına nakledilen “yapay kemik”, gelişmeye başladı.

Geliştirilen yeni ve doğal yöntemle bir kaç yıl içinde “insan kemiği” 0üretmenin mümkün olacağını söyleyen araştırmacılar, tahta parçasının çeşitli kimyasallarla girdiği reaksiyon sonucu yaklaşık 10 gün içerisinde insandaki kemik dokusuna dönüşebildiğini açıkladı.

Araştırmada ısı yardımıyla tahtanın içindeki su ve proteinleri alınarak, kalsiyum karbonat haline gelmesi sağlandı ve ortaya kimyasal olarak kemikten ayırt edilemeyen bir madde çıktı.

Elde edilen kemikteki delik ve kanalların titanyum kemiklerde bulunmadığı ve bu protezin vücutla daha kolay bütünleşeceğini söyleyen araştırmacılar, araştırma sonucunun umut verici olduğunu dile getiriyor.

Bolonya yakınlarındaki Faenza’da bulunan Istec Biyoseramik Laboratuvarı’nda elde edilen kemiğinin üretiminde daha hafif ve delikli olması sebebiyle bambu benzeri, “rattan” adlı malzeme kullanıldı. Projeyi yürüten ekibin başında bulunan Dr. Anna Tampieri, üretilen kemiğin şimdiden hayvanlarda kullanılmaya başlandığını ve olumlu sonuç aldıklarını ifade ediyor.

“Laboratuvarda ürettiğimiz kemikleri koyunlara naklettik ve başarılı sonuçlar aldık” diyen Tampieri, bu buluşun kemik dokusunun yenilenme yeteneğini kaybettiği hastalarda kullanılabileceğini, kanser tedavisinde de başarı sağlayacağını umuyor.

İNSAN KEMİĞİNE EN YAKIN
Üretilen kemiklerin en az doğal insan kemiği kadar sağlam ve uzun ömürlü olduğunu vurgulayan Tampieri, bu kemiklerin insan vücudunun ağırlığını kaldıracak dayanıklılığa ve hareket kalibiyetini maksimumda tutacak esnekliğe de sahip olduğunu vurguluyor.

Üretilen kemiğin bugüne kadar üretilmiş suni kemikler içerisinde insan kemiğine en yakını olduğunu vurgulayan proje lideri, uygun tahta cinsini bulmak için yüzlerce araştırma yapıldığını ve sonunda insan kemiğine en yakın maddenin “rattan” olduğunda karar kıldıklarını söylüyor.

Bolonya Üniversitesi Hastanesi’nden Ortopedi Cerrahı Dr. Maurillo Marcacci’yse üretilen suni kemiği koyunların bacaklarına monte ettikten sonra birkaç ay süreyle kemiğin gelişimini gözlemledi.

Marcacci, “X-ray cihazıyla yaptığımız incelemelerde kemiğin sağlıklı bir şekilde geliştiğini gördük. Sonucun koyunlarda başarılı olması bizi umutlandırdı” dedi.

Bir kaç ay içinde tahtadan yapılan kemiğin doğal kemikle birleştiğini ve “eskisi gibi” bütün bir parça haline geldiğini gözlemleyen ekip şimdi yapay kemiği insan vücudunda denemeye hazırlanıyor.

Avrupa Birliği tarafından desteklenen proje ucuz, kolay ve doğal olduğu için geliştirilmeye müsait ve “umut verici” olarak nitelendiriliyor.

Kaynak:Genbilim

Yaratıcılık üzerine…

Yaratıcılık eylemi, tam da kelimenin harf dizimine benziyor, şu an fark ettim  🙂
YaraT
 Y ileT arasında bir eylem bu. Görüldüğü gibi Hem Y hem de T, üç ayaklıdır. Başlangıçta tıpkı Y gibi, ayağınız yerde kollarınızı size esin vermesi için göklere doğru açarsınız, elleriniz boştur, kucağınızda taşıdığınız bişey de yoktur, öylesine çıplak ve bomboş açarsınız kendinizi ve beklersiniz. Eğer size ulaşan bir şey, bir dokunuş olduysa onu kavrar ve kalbinizin emrettiği şekilde yoğurmaya başlarsınız. Bu her şey olabilir, bazen yeni bir çorba, bir şiir ya da bir çözüm şeklidir, nereye varacağınızı bilmeden yoğurursunuz onu, kollarınız vücudunuz kafanız acır ama yorgunluk yoktur, adeta “deli kuvveti” gelmiştir. Ağzınızdan kahkahalar da dökülür, böğürtülü ağlamalar da, ya da belki sadece anlamsız kelimeler fırlar. Onlar yarattığınız şeye gereken ruhu üflemektedir aslında. Sonunda birden durup ne yaratmakta olduğunuza bakmak isteği gelir; ortada bir T olduğunu görürüz. Dualitenin kollarını almış kendi varlığımızın- BİRliğimizin üstüne kondurmuş olduğumuzu anlarız. Bunu yapmış olduğumuza inanamayacak denli şaşırtır bizi belki, ama daima delice bir sevinç bulunur göğsümüzde, bir kaç beden büyümüşüz gibi bir hisle doluyuzdur.
Ne kutlu bir andır o!
Tüm yaratımlar gibi, aydınlığı ve karanlığı içinde taşır. Ona bakanlar hangisini isterlerse onu görsün diyedir bu. Evrenin özü, ona her bakanın tercihini kutsar, kendini bomboş ona sunmuş olanın aracılığı ile her seferinde bir başka şey ama aynı şey olarak akar gelir buraya, görünür olur 🙂

Koyun

Sevgili dünlük,

Biliyorsun, cehaletimi gidermem için bana önerilen bir kitap vardı, Erdoğan Aydın – Nasıl Müslüman Olduk?

Benim için çok şaşırtıcı bilgilerle doluydu. Bazı konuşmaların içine girdi ister istemez, ama anladım ki, nasıl Müslüman olduğumuzla ilgilenmeyen bir tek benmişim.

Kiminle konuştuysam kitabın ismini bir soru gibi algılayıp ortak bir cevap verdiler: Kılıçla!

Dünyanın yuvarlak olduğunu bilmiyor muydun ?? gibi bir ifadeyle karşılaştım da denilebilir bu konuşmalar sırasında. Kendime baktım, hiçbir cevabım yok bu konuyla ilgili, nasıl Müslüman olduğumuzla da, neden Müslüman olduğumuzla da, ya da Müslüman lığın, Hıristiyanlığın, Museviliğin ne olduğuyla da tamamen ilgisizmişim. Bununla birlikte neden inanmadığıma ya da neye inanmadığıma da baktım doğal olarak. Anladım ki inanmak ya da inanmamak diye bir seçim de yapmamışım, sorgulamamışım, düşünmemişim, sadece burada olmakla, ben olmakla ilgilenmişim, ne hissettiğimle, nasıl algıladığımla, nasıl yaşadığımla ilgilenmişim, öncesi… sonrası… ne fark eder ki?

Galiba aynı nedenle Platon’un, Sokrates’in söyledikleri de (aynı Muhammet’in ya da İsa’nın söyledikleri gibi) yaşanmış bitmiş Dünya tarihi de, büyük patlama da, evrim de beni heyecanlandırmıyor, ilgilendirmiyor.

Çünkü bütün bunlar açıklama dünlük! Neden yaşıyorum, ölünce ne olacağımın açıklaması din ya da evrim, neden böyle yaşıyoruz un açıklaması tarih. Alternatif açıklamalar bilim, felsefe, sosyoloji, psikoloji vs vs. Her biri bir arayışın, bir sorgunun sonucu. Bunları yazarken bende soruyorum, neden bu kadar çok açıklamaya ihtiyaç duyuyor insan. Niye sorular sorup sorularımıza ikna edici yanıtlar arıyoruz?

Başlangıç… İnsanın yaşarken sonunu düşünmesi ve şekillendirmeye çabalaması (bence tamamen gereksiz de olsa bile) daha anlaşılabilir geliyor ama öyle ya da böyle bir şekilde başlamışsa niye başlangıçla ilgili bir açıklama arar insan. Niye bunun için öyküler kurgular cennetten çıkma, büyük patlama, karmik yaşam diye?

Böle işte sevgili dünlük, dünün sorusu buydu, neden bu kadar çok açıklama ihtiyacı duyar insan?
Biliyorum biliyorum, bu da dünyayı, var oluşu anlamaya çalışan insanın ürettiği ve ikna edici cevap aradığı bir soru gibi oldu. Ama bir şeyi açtı bende, anladım ki ben bir tür koyunum dünlük, acıktığında sadece önündeki çimeni yiyen, o çimeni kendisine sunanın kasap olup olmadığıyla ilgilenmeyen bir tür koyun.

Cehennemin yolu…

Geçen arife günü ölümümle oldukça şiddetli bir konuşma yaptık. Hepsi aklımda değil, bazıları da paylaşılabilir değil. Ama en azından şunu paylaşmak istiyorum:

Dedi ki: “insanlığın en büyük felaketi, ona “iyilik” kelimesinin öğretildiği andı. İşte o  anda kendiliğindenlik büyüsü bozuldu ve kötülük- karanlığın prensi doğdu!”

Çok şaşırdığımı söyleyemeyeceğim, boşuna dememişler “cehennemin yolu iyilik taşları ile döşelidir” diye 🙂

Think about it.