OXFORD VE CAMBRIDGE

OXFORD VE CAMBRIDGE

Babam Oxford veya Cambridge’e gitmem konusunda çok ısrarlıydı. O kendisi Oxford University College’e gitmişti, bu yüzden benim oraya başvurmam gerektiğini, çünkü girişte daha fazla şansım olacağını düşünüyordu. O zamanlar University College’de Matematikte araştırma görevlisi yoktu. Bu da onun benim kimya çalışmamı istemesinin bir başka nedeniydi: Matematik yerine doğal bilimlerde bir burs için şansımı deneyebilirdim.

Ailem bir yıllığına Hindistan’a gitti, fakat ben A düzeyi snavlarına ve Üniversite giriş sınavına girmek üzere geride kaldım. Okul müdürüm Oxford’a girmeye çalışmak için fazla genç olduğumu düşünüyordu ama ben Mart 1959’da okulda benden önceki yıldan iki erkek çocukla birlikte burs sınavına katılmaya gittim. Sınavın çok kötü geçtiğine inanıyordum ve uygulamalı sınav sırasında Üniversite öğretim üyelerinin diğer kişilerle konuşmaya gelip bana uğramamalarına çok üzülmüştüm. Ancak, Oxford’dan döndükten birkaç gün sonra burs kazandığımı bildiren bir telgraf aldım.

ÇOCUKLUK (*)

ÇOCUKLUK (*)

Ben Galile’nin ölümünden tam olarak 300 yıl sonra, 8 Ocak 1942’de doğdum. Ancak tahminimce o gün iki yüz bin başka bebek de doğdu. Onlardan herhangi birinin daha sonraları astronomiyle ilgilenip ilgilenmediğini bilmiyorum. Ailem Londra’da oturuyordu ama ben Oxford’da doğdum. Bunun nedeni Oxford’un İkinci Dünya Savaşı sırasında doğmak için güvenli bir yer olmasıdır. Almanlar, İngiltere’nin Heidelberg ve Goettingen’i bombalamaması karşılığında Oxford ve Cambridge’i bombalamama konusunda bir anlaşma yapmışlardı. Ne yazık ki bu tür uygarca düzenlemeler daha fazla şehri kapsayacak şekilde genişletilememiştir.

Babam Yorkshire’lıdır. Onun babası, benin büyük babam varlıklı bir çiftçiydi. Çok fazla çiftlik satın almış ve bu yüzyılın başındaki tarımsal deprasyon sırasında iflas etmişti. Bu durum babamın ailesini çok kötü duruma sokmuşsa da onu tıp eğitimi aldığı Oxford’a göndermeyi başarmışlardı. Babam daha sonra tropik tıpta araştırma çalışmasına başladı. 1935 yılında Doğu Afrika’ya gitti. Savaş başladığında gönüllü olarak askeri hizmete katılmak için ingiltere’ye gidecek bir gemi bulmak üzere Afrika’da bir kara yolculuğu yaptı. Ancak ona tıbbi araştırmada daha değerli olduğu söylendi.

İnanca Saygı

Bir misafir yorum yapmış. “İnanmayabilirsiniz, ama inananlara saygı göstermelisiniz” diye. Bu konuyu enine boyuna tartışmalıyız diye düşünüyorum. İnanca ve inanana saygıdan ne kastediliyor?

Ben kişisel olarak her inanca ve inanana saygı duyarım. Elbette isteyen istediğine inanır. Bundan dolayı kimse eleştirilemez. Fakat sorun yaşanan kısım nerede başlar? Bu inanan kişi, inançlarını bana dayatmaya başladığı zaman başlar. Veya inançları gereği ortak yaşantımızda aksamalar olursa başlar.

Bir kişinin “inanmıyorum” demesi, “tanrı yoktur” demesi veya “Hazreti” önekini eklememesi saygısızlık mıdır?

İnançlara saygı konusunda empati kurulabilir mi?

Yoksa inanca saygıdan kastedilen, “benim; sana, inancımı dayatmama izin vermelisin” isteği midir?

Önsöz

ÖNSÖZ

Bu kitapta 1976 ile 1992 yılları arasında yazdığım bazı yazılar yer almaktadır. Bunlar arasında otobiyografik yazılardan bilim ve evren hakkındaki heyecanımı açıklama girişimi niteliğindeki yazılara kadar değişik yazılar var. Kitap katıldığım Desert Island Disks programının metni ile sona ermektedir. Bu İngiltere’ye özgü bir programdır. Konuğa ıssız bir adada yalnız kalmış olduğunu düşünmesi ve kur¬tarılana dek dinleyerek zaman geçirebileceği sekiz plağı seçmesi söyleniyor. Neyse ki ben uygarlığa geri dönene kadar fazla beklemek zorunda kalmadım.

Yazılar on altı yıllık bir dönem içinde yazılmış oldukları için yıllar içinde artmış olduğunu umduğum bilgimin o zamanki durumunu yansıtıyorlar. Bu nedenle her yazının tarihini ve hangi nedenle yazılmış olduğunu belirttim. Her biri kendi başına bir bütün olduğundan kaçınılmaz olarak belli miktarda tekrar var. Tekrarlan azaltmaya çalıştım, fakat bazıları kaldı.

Kara Delikler ve Bebek Evrenler

“…Bu kitaptaki bilimsel yazılar evrenin şimdi kısmen kavrayabileceğimiz ve fazla uzak olmayan bir gelecekte tam olarak anlayabileceğimiz bir düzenle yönetildiği inancıyla yazılmışlardır. Bu umudun yalnızca bir serap olması, en temel tçori niteliğinde bir teori olmaması, varsa da bizim onu bulamamamız söz konusu olabilir. Fakat insan zihninden umutsuz olmaktansa tam bir anlayış için uğ-raşmanın daha iyi olduğu kesindir.
STEPHEN HAWKING 31 MART 1993”