Başarılı insan ve 50 Özellik

BAŞARILI İNSANIN 50 ÖZELLİĞİ

  1. Başkalarının hiçbir şey görmedikleri yerde, fırsatlar arar ve bulurlar.

  2. Başkalarının sadece sorun gördüğü yerlerde, onlar bir ders bulurlar.

  3. Çözümlere odaklanırlar.

  4. Bilinçli ve sistematik olarak kendi başarılarını yaratırlar, diğerleri ise başarının onları bulmasını bekler.

  5. Herkes gibi onlar da korkar, ama korkularının kendilerini sınırlamasına ya da kontrol etmesine izin vermezler.

  6. Onları yaratıcı ve pozitif bir zihinsel ve duygusal duruma getiren, doğru soruları sorarlar.

  7. Nadiren şikayet ederek enerjilerini başa harcarlar. Şikayet etmenin tek sonucu, şikayet edeni negatif ve üretken olmayan bir duruma sokmaktır.

  8. Başkalarını suçlamazlar (ne gereği var?). Kendi eylemlerinin ve elde ettikleri (ya da etmedikleri) sonuçların tüm sorumluluğunu üstlenirler.

Bilgide Bilgisizlik

İnsanın en büyük açmazıdır bilgiyle bilgisiz kalmak. Bu bir yerde farkında bile olmadığıdır; çünkü bilginin kendinde ilerleme yaratmadığını, hissettiği ihtiyacı karşılamadığını gören her şuurlu varlık bunu değiştirmek için özlemle ve çabayla, perdelenmiş Gerçek Bilgi’nin arayışı içine girecektir. Girmiyorsa memnundur halinden, yeterli görmededir ışığı ve dardır algı alanı bildiğinin ötesinde sonsuz bilinecekler olduğunu düşünemeyecek kadar.
İnsanlık uyutulmadadır binlerce yıldır. Bazı dünya dışı bilgilerinde bunlar bir zamandır açıklıkla ifade edilirken onlar kendilerini Gerçek Bilgisinden uzak bırakarak yaşamlarına devam ederler. İnsanın ilk yaratılışındaki büyüklüğünü yeniden elde etmekte bilgisiz, isteksiz ve zorluklar içindedirler. Hatta öylesine şartlandırılmışlardır ki bir takım güçlerce, Tanrısal bilginin insanlık için bu güne kadar bildirilmiş olanlarla son bulduğuna inanırlar. Bu dünyanın her yerinde, her öğretide böyledir, şatafatlı yönetim merkezlerinde, süslü giysiler içindeki otoritelerce yönlendirilir bir nevi kontrol altında tutulurlar birilerinin büyük çıkarları için. . Bu bir yerde yaratılışın muhteşemliğini, akıl almaz büyüklüğünü ve onu Vareden’in büyüklüğünü de görmezden gelmek, hatta dolaylı olarak inkâr etmek demektir, bilinçsizce. Ama gidiş insanın model insan olarak yaratıldığı ve bu güne göre değer ve işlev olarak çok farklı ve büyük olduğu zamana doğrudur. Çağ bunu gerçekleştirecek çağdır, zaman bu zamandır.
İnsanın bu gün iki DNA sarmalına sahip olduğu bilinir bilimce de ve bu sarmaldaki şifreler çözülmeye çalışılır. Gerçekte ise insanın iki değil on iki DNA sarmalına sahip olduğu ifadelendirilir bilgilerde. Başlangıcı böyle muhteşem olan insan denen varlık, zaman içinde kendisini çok daha rahat kontrol edip, istekleri doğrultusunda kullanmak ve insanın bilinç enerjisiyle beslenmek isteyen bazı dünya dışı varlıklarca DNA yıkımına uğratılmış ve varlığını iki DNA’nın şifreleriyle sürdürmeye mecbur bırakılmıştır. Bu işlem sırasında özgün DNA’nın kalıbı insan hücrelerinde kalmış ama işlevini yitirmiş ve bilgiden uzaklaştırılmıştır. Evrende var olan her varlık biz gibi maddi besinlerle beslenmez. Aslında insan da bilinç enerjisiyle beslenmededir ama bedeni onu saf haliyle işleyecek yapıda olmadığı için maddesel bir aracı kullanmak zorundadır. Her canlı bilinçlidir kendine göre. Oysa ki bazı varlıkların buna ihtiyacı yoktur. Saf bilinç enerjisi onların gıdasıdır. Bu varlıklar hem ışığın hem de karanlığın varlıkları olabilir ve onlar da tekâmül ihtiyacındadırlar.
İnsan ırkı bu değişim sonunda sadece hayatta kalacak ve üst bilgilerden uzak yaşayacak dar bir yaşamı sürdürmeye başlamış, bu darlıkta kendisine verilen bilgiler oranında bir gelişim içinde yaşamaya mecbur bırakılmış köleleştirilmiştir bir yerde. Bu o işlemleri yapanlar için önemliydi, çünkü kendileriyle aynı bilgilere sahip olup sadece onları fark edip uygulayacak bilinç açıklığına erişememiş insan ancak aslından uzaklaştırılarak kontrol edilebilirdi ki, bu yöntem dünyada hala geçerlidir karanlığın var gücüyle asıldığı yaşam savaşında.
Çok tanrılı(*) devirler insanı köleleştirerek doğadan koparma, bir yerde gerçekte ait olduğu bütünlükten uzaklaştırma ve bir farklı değere tapınmasına yol açma dönemidir. Gökten gelen tanrılar, ışık toplarıyla, yüksek titreşimleriyle ve mucizeleriyle insanları etkilediler. Kimisi insanlığın hayrına çalışırken çoğunluğu kavgacı, kıskanç, acımasız, insan kızlarıyla ilişkiye girip gen değişimlerine neden olan, duygudan habersiz, birbirleriyle bile geçinemeyen, o güne kadar çok daha yüksek duygu ile yaşayan insana, hırsı dolayısıyla bireysel sahip olma isteğiyle birlikte onun nasıl elde edilebileceğini de aşılayan, ona kazanmak için harp etmeyi öğreten, birbirleriyle de çıkarları için harp etmekten çekinmeyen garip tanrılardı. İzleri bu gün Dünyamızda dehşetle yaşanmadadır baskı ve korku içinde olan milyarlarca insan tarafından. Çünkü onların bilinçten akseden bu karanlık duygu enerjisine ihtiyaçları vardır beslenmek ve tahakkümlerini sürdürebilmek için.
İlk tanrıların bugün dünya üzerinde betimlenmiş hiçbir görünümleri yoktur. Onlar ilk medeniyetleri kurmuş ama o büyük medeniyetler geçmişin anı karanlıklarında kaybolmuştur. Bilgi, Lemurya ve Atlantisten önceki büyük medeniyetin bu gün Güney Kutbunun buzulları altında olduğunu anlatır. Belki kutup değişiminde buzullar eriyip bazı kalıntılar açığa çıktığında, insanlık geçmişinin daha eski dönemlerinin yakın şahidi olacaktır. Bilinen tarihimizdeki tanrılar değişik yapılarıyla ya da insana büyük benzerlikleriyle uzayın derinliklerinden bambaşka gezegenlerden akıp gelmiş varlıklardır, önce yaratımı zenginleştirmek sonra da onun muhteşemliğini kendi hizmetlerinde kullanmak için. Aslında çoğu hiç de tapınılacak olmayan varlıklar. Ama değil mi ki göklerden uçan araçlarıyla geldiler, değil mi ki insandan çok daha güçlü ve farklı özellikleri var öyleyse onlar tanrıdırlar. Bu anlayışı gelenler ektiler ustaca insanların zihnine ve onları bilinç olarak şartlandırdılar. Oysa ki insanı sevgisiyle en mükemmel şekilde yaratan İlk Yaratıcı Tanrı bu gün bilinmeyendir. Ne resmi vardır, ne de bilgisi. Mitoloji iz bırakmak isteyen çok tanrılı devrin armağanıdır insanlığa kendilerini unutturmamak için.
İnsan tanrı kavramından önce doğanın kendini korkutan, sevindiren işleyişine büyük bir hayranlık duyuyordu. Tanrı kavramıyla birlikte doğa güçleri yerlerini bir komuta akışına bıraktılar büyük ölçüde. Bu seyir değişimlere uğrayarak yakın zamana kadar böyle devam etti. Ama şimdi her şey değişmede içten içe büyük hayırlara açılarak.
Bazı bilgiler “Adem ve Havva” hikayesinden “insanlığın büyük düşüşü” olarak bahseder; yani DNA yıkımına uğradığı dönemin başlangıcı; tüm yüksek özelliklerini kaybettiği zamanı. Cennetten kovulma sembolü, onun yüksek frekanslardan, Gerçek Bilgisinden mahrum bırakılmasını ve yeni baştan ilk yaratılışındaki mükemmelliğe ulaşabilmesi için madde ortamında deneyimlere girişmesini anlatır. Bizler son Adem ve Havva sembolünün ürünleriyiz. Bilgiler on üçüncü Adem ve Havva nesli olduğumuzu söyler. Adem ve Havva Varediş planının dünya üzerindeki eril ve dişil enerji deneyim figürleridir. Asıl olan yaratıcı enerjinin iki kutbunun ahenk ve denge içindeki eylemidir, bütünleşmelerinde meydana gelecek üçüncü bir yüksek noktanın elde edilmesi için.
Bu zamanda insanlık bedenen ve ruhen sistemsel yardımlarla gerçekleşecek on iki sarmallı özgün DNA sına kavuşmak için hazırlanmadadır. Enerji akmadadır yeryüzüne. Zihnen, bedenen ve duygu boyutunda gerçekleşen bu hazırlık, enerjiye karşı olan zihinlerde büyük tahribat yaparken onu karşılamak ve giyinmek için gereken adımları atan varlıklara sadece sevinç ve neşe getirecektir. Bunun için anlatılmadadır insanlığa pek çok şey. Karanlıktan ve sınırlanmışlıktan kurtulması için. Gelecek olan ışıktır çünkü ve ışık bilgidir, karanlık bilgi yokluğu.

Bir Başka Gerçeklik

Bir dostumdan, daha kötü şartlarda yaşanan hayatın, tekamül sürecinde hız kazandırabileceğini, ruhun dünyada bedenlenmeden önce yaşayabileceği hayat seçeneklerinden istediğini seçtiğinin bilgisini almıştım. Bunun da dünyadaki adaletsizliklerin nedenini açıkladığını söylemişti. Oldukça akla mantığa yatkın gelen bu teoriyi kesin doğru olarak algılamak istemesem de, cazibesine pek dayanamayıp, başköşeye yerleştirmiştim.
Şimdi bununla alakalı en son karşılaştığım bilgiyi aktarmak istedim. Yeni ya da kimsenin bilmedi bir sır değil. Fakat anlatılış tarzı, felsefe içerikli edebi eser niteliğinde olduğu için, oldukça ilgimi çekti. ”Sonsuz”’un serbest bölge paylaşımının devamına yazmak istemiştim. Konuyu daha fazla dağıtmamak adına burada paylaşıyorum. Carlos CASTANEDA’nın “Bir Başka Gerçeklik” isimli kitabından alıntıdır. Bir solukta okunabilecek akıcılıkta yazıldığından; konuyla alakalı kısmın tamamını yazacağım…

ALS DENEYİMİM(*)

ALS DENEYİMİM(*)

Bana sık sık “ALS hastalığınız olması sizde nasıl bir duygu yaratıyor?” diye soruluyor. Bunun yanıtı, “fazla bir şey değil” dir. Mümkün olduğu kadar normal bir yaşam sürdürmeye, durumumu düşünmemeye ve durumumun yapmamı engellediği şeyler için üzülmemeye çalışıyorum.
İngiltere’deki adıyla motor nöron hastalığına yakalandığımı öğrenmek benim için büyük bir şok oldu. (Amerika’da bu hastalık Lou Gehring’in Hastalığı olarak bilinir, bilimsel adı ise amyotrophic lateral sclerosis’dir.) Çocukluğumda bedensel sağlığım hiçbir zaman dört dörtlük almadı. Top oyunlarında iyi değildim ve belki bu nedenle spor veya bedensel faaliyetlere fazla aldırış etmiyordum. Fakat Oxford’a gittiğim zaman durumun değiştiği görüldü.
Dümencilik ve kürekçilik yaptım. Bot Yarışı standardında değildim fakat kolejler arası yarışma düzeyindeydim.

Kuantum özet

Bireysellik bir illüzyondur 🙂
Bu on dakikalık gösteri, şimdiye kadar ki tüm bilgileri içeriyor ve boşluğa kapı açıyor yani sonsuzluğa. Bunu onbeş sene önce görmüştüm ve büyülendim. Kitaplar yazdım, istedim ki herkes de görsün bu dahiyane sistemi. Az sonra bütün sırrı içeren bu on dakikalık sıkıştırılmış bilgiyi arkadaşlarımla paylaşacağım, sonra oturup bir ışık patlaması bekleyeceğim, gönülde oluşan aymanın parıltısı, şakıması o!
Devamını Gör

http://www.facebook.com/group.php?gid=240342661360&ref=mf#/video/video.php?v=1209392792568&ref=mf