Akıl – Kalp – Varlık

Akıl / Kalp / Varlık

Akıl, kafanın bir işlevidir. İçgüdü, bedenin bir işlevidir. Sezgi ise kalbinin bir işlevidir. Bunların arkasında ise tek niteliği tanık olmak olan varlığın bulunur. Kafa sadece düşünür. O yüzden asla bir sonuca ulaşmaz. Konuşmaya açık ve mantıklıdır. Ancak gerçekliğe kök salmamış olduğu için, binlerce yıldır süregelen felsefi düşünceler bizi tek bir sonuca ulaştırmamıştır. Felsefe harika bir zihin kıvraklığı egzersizidir.
Akıl, soru yaratmada ve sonra bu sorulara cevap yaratmada çok beceriklidir. Ama bu cevaplardan daha fazla soru ve daha fazla cevap çıkar. Kelimelerden saraylar kurar, teorik sistemler geliştirir. Ancak bunların hepsi havadır. Beden aklına güvenemez çünkü bedenin yaşaması gerekiyor. O yüzden bedenin, nefes alma, kalp atışı, sindirim ve kan dolaşımı gibi bütün önemli fonksiyonları içgüdüye bırakılmıştır. Bedeninde bin bir farklı süreç, senin hiçbir dahlin olmadan devam etmektedir. Doğanın bedene kendine ait bir bilgelik vermesi çok iyi olmuştur. Aksi halde, eğer aklınla bedenini yürütmeye çalışsan, hayat imkânsız olurdu. Çünkü bazen nefes almayı unutabilirdin. En azından geceleri uyurken nasıl nefes alacaksın? Kafandaki bin bir düşünce zaten aklını karıştırmışken, bu karışıklık içinde kan dolaşımını kim düzenleyecekti? Hücrelere yeterli miktarda oksijenin gidip gitmediğine kim bakacaktı? Sindirilmiş besinlerin hangi temel yapı taşları olduğunu inceleyip, onları ihtiyacı olan noktalara kim gönderecekti? Bütün bu yoğun ve yüklü çalışmalar içgüdü tarafından gerçekleştirilir.
Aklına ihtiyaç yoktur. Komada olsan bile beden çalışmalarına devam eder. Doğa, bedenin bütün temel fonksiyonlarını yerine getirme görevini içgüdüye vermiş ve hayatı anlamlı kılan şeyleri sana bırakmıştır. Çünkü sadece varolmanın, hayatta kalmanın bir anlamı yoktur. Hayatına anlam katmak için varoluş kalbine sezgiyi vermiştir. Senin bu sezginden, sanat, estetik, sevgi, dostluk gibi olasılıklar ortaya çıkar. Bütün yaratma edimleri sezgiseldir.
Ancak pazar yerinde sezgiye ihtiyaç yoktur. Sevgiyle ya da duyarlılıkla ilgili değildir. Orada somut, elle tutulur şeyler vardır. Bunun için en somut parçan olan aklın devreye girer.
Akıl, pazar yerinde, dünyada, seni işlevsel kalmaya devam ettirecek somut şeyler için vardır. Matematiktir, coğrafyadır, tarihtir, kimyadır. Bütün bilim ve teknolojiler akıl ürünüdür. Mantığın ve geometrin işe yarar, ancak akıl kördür. Sürekli bir şeyler yaratır. Ancak bunun yıkım için mi, yoksa yaratım için mi kullanılıp kullanılmayacağını bilemez. Nükleer savaş, aklın yarattığı bir savaş olacaktır.
Akıl kullanışlıdır. Ancak bir talihsizlik sonucu, bütün varlığını sahiplenmiştir. Bu da dünyada çok büyük sıkıntılara neden olmuştur. Asıl sahip, beden, zihin ve kalp üçlüsü arkasında bulunur. Bu üçlünün arkasında gizlenmiş olan asıl sahip senin varlığındır. Ancak sen asla içe dönmüyorsun. Bütün yolların dışa dönük oluyor. Bütün duyuların dışarı bakıyor. Bütün başarıların dış dünyada yer alıyor…

Ben Söverim

Siz okudunuz mu bilmiyorum, ama bu sitenin kurallarından biri de sövmenin yasak olması.

Ama ben söverim.

Niye söverim peki?

Ben küfürbaz biri miyim? Ağzım çok mu bozuk?

Değil, hiçbiri değil! Ben küfürbazlığa karşıyım; ama bu karşı olmam beni sövmekten geri koymaz. Yani diyorum ki, sövmek ayrı bir şey, küfürbaz olmak daha ayrı. Küfürbazlığı size uzun uzun anlatacak değilim; hatta hiç anlatmayacağım. Eğer yazımın sonuna dek okuma dirayetini gösterirseniz, bunu zaten öğreneceksiniz demektir.

Hele bir anlatayım önce neyin ne olduğunu, siz de bana hak verecek ve hatta benimle beraber siz de söveceksiniz. Ve artık siz de kabul edeceksiniz sövmenin o kadar da kötü bir şey olmadığını; bunun da ötesinde gerekli bir şey olduğunu… Evet, gerekli diyorum; gerekli bir şey olduğu sonucuna siz de varacaksınız.

Farkındalık Savaşı!

“Aklımız bizlere öyle derin biçimde hükmediyor ki, bizler Carlos Castaneda´nın anlattığı kimi şeyleri kendi deneyimlerimizde doğruladığımızda bile, kuşkusuz inanmakta zorlanacağız. Carlos Castaneda´nın yaşadığı her sıradışı deneyiminin ardından aklının devreye girerek onu bir çelişki yumağı içine düşürmesinden kurtulması yıllarını aldı. Anlatılanları doğrulamanın tek yolu, bu uzun ve zorlu farkındalık savaşına girmek.” Hasan Hüseyin MERT

Farkındalık savaşı, çaba demekse; çaba çelişki yaratır. Çelişkiyi yenmek için de çaba gösterip savaşırsak, yine çelişki içine düşeriz. Bu durumda farkındlaık savaşının daha farklı bir savaş olması muhtemeldir. Çaba içermeyen bir savaş. Bazı savaşlar da böyle değilmidir. Örn; birisi sanal ortamda sürekli size hakaret edip, aşağılıyor, her sözünüze farklı anlamlar yükleyip, sizi anlamamakta ısrar ediyorsa, suskunluğu tercih edersiniz. Çünkü çabaladıkça daha da kötüye gitmektedir. Aynı şeyi gerçek hayatta da uygulamak mümkün ama daha gelişmiş bir insan olmak gerekli. Aynı şekilde, farkındalığı arttırmak için çabaladıkça da çelişkiler artıyor. Tevazu gösterip, her kaynaktan faydalanmak için, boş bir zihinle dinlemeye çalışmak, bundan ayrı bir şey de olsa, bazen bu bile çelişki dehlizlerinde kaybolmamıza neden olabiliyor…
Anahtar olsa olsa aklın değil, kalbin sesini dinlemek olmalı… Bu konuda katkısı olabilecek dostlarımızın fikirlerini duymaktan memnun olurum.

Onurlandırın

Yeni yılda ve bundan sonraki hemen her yılınızda onurlandırın…

Nedir onurlandırmak?

Eleştirmenin tersi olarak, yine onun gibi sözle, yazıyla, mimikleriniz ve yaşamınızla onurlandırın.
Seçiminizi yapmak için geç kalmış olmayın.

Eleştiri ve onurlandırma, her ikisi de seçimdir. Eleştiriyi seçerseniz Yeni dünya’da eleştireceğiniz pek çok şeyle birlikte yaşamınıza devam edersiniz. Çünkü sizinle birlikte gelmeleri için onları işaretlediniz, onlara enerji vermeyi seçtiniz.

Onurlandırmayı seçerseniz, Yeni Dünya’da onlardan bir çoğu ile bezeli bir yaşamınız olur. Kendinizi onurlandırabileceğiniz yaratımlar yapın, başka şeyleri onurlandırırken kendinizi de ihmal etmeyin, çünkü bunu hakediyorsunuz. Sevinç yolunuzu aydınlatsın, kahkahalarınız birbirine karışsın ve evrende bizi seyredenlerin kulağına kadar giden harikulade bir armoni olsun.