Mandaravati ve Üç Aşığı

Mandaravati ve Üç Aşığı

Yamuna nehri kıyılarında Brahmansthala adında Brahmanlara ayrılmış bir yer varmış. Orada Vedaları bütünüyle bilen Agnisvamin adında bir Brahman yaşarmış. Onun Mandavarati adında çok güzel bir kızı olmuş. Tanrı öyle güzel bir kız yaratmış ki, cenneteki periler bile onu kıskanmışlar. Kız büyüdüğü zaman Kanyakunca’dan meziyetleri birbirine denk üç genç Brahman çıkagelmiş. Onların üçü de ayrı ayrı kızı babasından istemişler, kıza kim sahip olamazsa kendi hayatından vazgeçecekmiş. Fakat kızın babası hiçbirisine kızını vermemiş, çünkü hangisine verse diğer ikisinin ölümüne neden olacakmış. O yüzden kız evlenmeden kalmış. Üç genç de ay yüzlü güzelin aşkı yüzünden yemeden içmeden kesilmişler, adeta bitkisel bir yaşam sürmeye başlamışlar.

Derken genç kız aniden ateşli bir hastalığa yakalanmış ve ölmüş. Kız öldükten sonra kedere kapılan Brahmanlar, cenazeyi süsledikten sonra kızın cesedini ölülerin yakıldığı mezarlığa götürmüşler ve yakmışlar. Bir tanesi bir kulube yapmış ve onun küllerini yatağı yapmış; orada dilencilikten kazandığı sadakalarla yaşamaya devam etmiş. İkincisi onun kemiklerini almış ve onlarla Ganj nehrine gitmiş. Üçüncüsü ise bir çileci olmuş ve yabancı diyarlara yolculuğa çıkmış.

Gerçek Simya

Duygu hareket halindeki enerjidir.
Enerji hareket halindeyken sonuç yaratırsınız
Madde yoğunlaşmış enerjidir.
Hareket etmiş ve birleşmiş enerji.
Enerjiyi bir süre belirli bir şekilde hünerle kullanarak madde yaratırsınız.
Her usta bu yasayı anlar
Bu evrenin simyası
Tüm yaşamın sırrıdır.

ALINTIDIR…

Uzun ince yol’un sonu

 Yeni yıl konusunda eskisi kadar heyecanlanamıyorum, sanırım Castaneda
eğitimlerinin bir getirisi oldu bu. DJ, yeni başlangıçların ancak kişinin
radikal kararları ve bunları uygulama konusundaki sarsılmaz niyetiyle
ilgili olabileceği üzerine öyle çok gerçek öykü sundu ki bize, artık
dışardan dayatılan başlangıç ve sonlara ilişkin kendimizi kandıramaz
olduk.
Ama herşeyden öte sevinçli anlar yaşamak konusundaki kararlılığımın DJ
tarafından pekiştirildiğini görmek hoştu. Alınan her karar, tercih
edilmeyenleri öldürüyordu, acaba ölenler için yas tutmalı mıydı ya da
öldürmemek için hep kararsızlık noktasında durulmalı mıydı? Yoksa can
verdiklerine mi odaklanmalı hep ileri hep ileri mi demeliydi? Bilerek
yaşamak zor dostlar, bütün hayatımca uğraşarak ancak bunu öğrendim.

Sanal Şifa: Plasebo

Tıp ve bilim dünyası, her dakika insan sağlığı için uzun uğraşlarla elde edilen yeni bilimsel yöntemler keşfederken uzun yıllardır kullanılan epey farklı ve aslında çözülememiş ilginç bir yöntem mevcut: Plasebo.

Hastanın bilgisi dışında kullanılması sebebiyle bazı toplumbilimciler tarafından (John. Forrester-Hakikat Oyunları) bilimsel tıbbın utancı diye nitelendirilen Plasebo, Latincedir ve kelime anlamıyla ‘hoşnut olacağım’ demektir. Hoşnut olmak deyimi özelleşerek, bugün artık ilaç veya deva niyetine alınan, aslında bilimsel olarak etkisiz olduğu kabul edilen bir şeyin özel olumlu etkisini anlatmakta kullanılmaktadır.

Plasebo olgusu, klinik Farmakolojide ( ilaçbilim) yeni ilaçların deneylendiği aşamada önemli bir karşılaştırma unsuru olarak yaygın olarak kullanılmaya başlandıktan sonra şaşırtıcı sonuçlar getirmiştir tıp dünyasına. Aslında plasebonun etkisinin ne olduğuna dair tartışmalar çok daha eski tarihlere kadar gider.

Fromm/İnsan nedir?

”İnsan nedir?” surusu bizi hayatı anlamanın özüne götürür. Eğer insan bir ”şey” olsaydı, biz onun ”ne” olduğu sorusunu sorabilir ve tabiattaki bir eşyayı veya bir endüstri üretimini tanımladığımız gibi, onu da tanımlardık. Ama insan bir ”şey” değildir ve o, bir eşyanın tanımlanması gibi tanımlanamaz. Fakat bu gerçeğe rağmen, insana çoğu zaman bir ”şey” gözüyle bakılmıştır. O, bir işçi, bir mühendis, bir doktor veya bir başka şey olarak görülmüştür. Oysa bu tanımlar bize, sadece kişinin sosyal fonksiyonunun ne olduğunu gösterirler.Diğer bir deyişle, bu türlü bir yaklaşım, insanı toplumdaki yerine göre tanımlamaktadır.

İnsan bir ”şey” değildir. O, sürekli bir gelişme süreci içinde olan bir canlıdır; hayatın her anında gelişir ve değişir. Fakat insanın bir vazo ya da bir masa gibi tanımlanamaması, onun hiçbir şekilde tanımlanamayacağı anlamına gelmez. İnsan hakkında onun bir ”şey” değilde, yaşayan bir canlı süreç olduğundan daha fazla şeylerde söyleyebiliriz. İnsanın tanımının en önemli yönü, onun düşünce boyutunun, fiziksel ihtiyaçlarını tatmin etme arzusundan öteye geçebilmesidir. İnsan için düşünce, hayvanlarda olduğu gibi sadece arzu edilen şeylerin elde edilmesi demek değildir. Aynı zamanda arzularından bağımsız bir hale gelerek, kendi varlığının ve etrafındaki dünyanın gerçekliğini keşfetmek anlamına da gelir. Diğer bir ifadeyle, insan, hayvanlar gibi sadece zeka sahibi bir varlık olarak yaşamaz. Onun GERÇEĞİ anlamak için kullandığı idrak ve AKIL gibi iki farklı özelliği daha vardır. İnsan aklına ve idrakine uygun davrandığı zaman, hem zekasının, hemde fiziksel varlığının iyiliği için hareket etmiş olur.