- Çok beğendim
- Eskisinden güzel
- Eskisini tercih ederim
bir dilek tut; gezegene iyi yıllar dile:)
lapa lapa karların çam ağaçlarını heykellere, insanları kardanadam ve kardankadınlara dönüştürdüğü, gecenin sonunda sokaktaki kedilerin de mutlaka sıcacık bir kase süt bulduğu, çocukların uykusunda tazelenen bir düşte tüm gezegenin yeni yılı kutlu olsun, afrika dahil:)
marsseh: her yılın son gününde bir kardanadam resmi çizme geleneğimin üçüncü yılındayım, bu yılkini yarın çizeceğim seneye de onunla gülümserim, yeni yılınız kutlu ilk hediyem GökyüzüM’e olsun:) sevgiyle….
ÜVERCİNKA
Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye
Laleli´den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil
11. boyut
Kaynak: Focusdergisi
Evren neden var oldu? Araştırmacılar, bu sorunun yanıtını “Her Şeyin Teorisi” adını verdikleri bir evren formülüyle yanıtlamayı umuyorlar. İngiliz astrofizik uzmanı Stephen Hawking, yeni bulgularıyla, içinde eşizlerimizin bulunduğu fantastik bir “hiper uzay”ın kapılarını açıyor. Biz diğer evrenleri göremiyoruz; ancak, Hawking teorisinde, paralel evrenlerde olanların bizim korkularımızı, becerilerimizi ve özlemlerimizi etkileyebileceğini ileri sürüyor.
Diğer boyutlar, yuvarlanmış küçük küreler şeklinde uzay-zamanın bütün noktalarında yer alıyor
Şu sırada, siz bu cümleleri okurken, paralel evrenlerdeki eşizleriniz de bu cümleleri okuyor olabilirler. Onlar da, bu teoriyi okuyunca, büyük olasılıkla sizin gibi inanmayacak ve başlarını sallayacaklardır.
Yaşlı Dünyanın Cefakar Bekçileri – Ejderhalar
Evrende varolanların kendi görebildiklerinden ve bilinmesi gerekenlerin kendi algılayabildiklerinden ibaret olduğunu zannedenler derler ki, ejderha diye birşey yokmuş! Hayal gücü geniş ve zamanı bol şairlerin uydurduğu, cahil halkı korkutup sindirmek isteyen hükümdarların ve genç kızları abartılı cesaret öyküleri ile etkilemek isteyen delikanlıların pohpohlayıp, püfpüfledikleri masal yaratıklarıymış onlar… Varsın Çin’in, Maçin’in, Mezopotamya’nın ve Mısır’nın, Orta ve Batı Avrupa’daki Germen topluluklarının, Vikinglerin, İrlandalılar’ın, hatta Kızılderiler’in ve Azteklerin kadim efsaneleri, yerin, göğün ve suyun korku salan büyüklükteki, gizemli hakimlerini anlatadursun. Üstelik bunlara ilişkin verilen ayrıntılar ve çizilen resimler çarpıcı bir benzerlikte olsun. Gel gör ki, şu yaşlı, şu sırlarla dolu dünya varolduğundan beri, üzerinde yaşamış her canlı türünün bir fosili bulunsun da, insanlarla aynı dönemde yaşadıkları rivayet edilen şu ejderhalardan, bir tanecik çene kemiği, bir parçacık kuyruk kıkırdağı bile kalmasın geriye. İşte bunu ne akıl ne mantık almaz ve hal bu iken de, ejderhalara var demek olmazmış…
Prens, Vezirin Oğlu ve Padmavali
Prens, Vezirin Oğlu ve Padmavali
Varanasi adında bir kent varmış. Şiva’nın yaşadığı bu yer, kutsal varlıklarla dolu imiş ve Kailasa dağının yaylası gibiymiş. Ganj nehri de tıpkı devamlı boyunda takılı bir kolye gibi, oradan akarmış. İşte bu şehirde Pratapamukuta adında bir kral yaşarmış. Ateş nasıl ormanı helak ederse, bu kralın yiğitliği de düşmanlarının ailelerini helak edermiş. Onun Vacramukuta adında bir oğlu varmış. Bu çocuk o kadar yakışıklıymış ki, Aşk Tanrısı yanında hiç kalırmış. Ayrıca düşmanları onun cesaretini iyi bilirmiş. Bu prensin canından çok sevdiği Buddhişarira adında bir arkadaşı varmış. Bu da vezirin çok zeki olan oğlu imiş.
Bir keresinde prens ve vezirin oğlu ava çıktığında çok uzaklara gitmişler ve oklarıyla aslanların kellelerini uçura uçura giderken, büyük bir ormana gelmişler. Öten kuşları, öbek öbek açmış çiçekleriyle orman adeta bir aşk evi gibiymiş. Ormanın içinde prens ve vezirin oğlu büyük bir göl görmüşler. Gölde renk renk açmış nilüfer çiçekleri arasında, hizmetkarları ile birlikte oraya banyo yapmaya gelmiş, göksel güzellikte bir kız varmış. Kız güzelliği ile adeta gölü dolduruyormuş ve mavi lotuslardan yeni bir orman yaratıyor gibiymiş. Ay gibi güzel yüzünün utangaçlığını gizlemek için beyaz bir lotusla yüzünü kapatmış ve hemen o anda gönlünü prense kaptırmış. Prens de aynı şekilde ona aşık olmuş.