Meyve ağaçları

Küçüklüğümden beri meyvelere huşu dolu bir sevgi beslerim. Her biri ayrı mucize gibidir onların. Hele incecik kabuklarının, zarlarının içinde öylesine su barındırmaları, hem de latif kokulu, hoş tatlı suyun mucizesi beni büyüler. Hep meyve ağaçları olan bir bir bahçede yaşamak istedim. Az önce C.Estes’in kitabında rastladığım bir pasaj bu duygularıma son derece denk düştü, hiç de haksız değilmişim hani 🙂

“Bilgelik ağacı, Hayat ve Ölüm ağacı ya da Bilgi ağacı denen meyve ağacı neredeyse binlerce kez çeşitli mitlerde ve öykülerde karşımıza çıkmıştır. İğne ve yayvan yapraklı ağaçlardan farklı olarak, meyve ağacı bol besini -sadece besin de değil, çünkü ağaç meyvesinde su da depolar- olan bir ağaçtır. Büyümenin ve sürekliliğin temel sıvısı olan su, köklerle yukarı alınır. Kökler -görülemeyecek kadar küçük milyarlarca hücre ağından oluşan bir şebekeyle- ağacı kılcal sistemlerle besler; su meyveye ulaşır ve onu semirterek leziz bir şeye dönüştürür.

SEN

ÜÇ GÜN ÖNCE İDİ SEN YOKTUN
YANLIZLIK VARDI BEDENİMDE
DOLAŞIRDIM ISSIZIN MEÇHULÜNDE
KARANLIKLAR HERŞEYİMDİ
YÜRÜRDÜM ÖYLECE
ÜÇGÜN ÖNCE SENİ GÖRDÜM
GÖZLERİNDEKİ NEŞEYLE
ISSIZI AYDINLATAN ÇEHRENLE
ÜÇÜNCÜ GÜNDE YAZDIM BU ŞİİRİ SANA
ÇALIŞTIM YÜREĞİMDEKİLERİ ANLATMAYA

Firavun’un İlahisi

Firavun’un İlahisi

Günlerce ağladım Musa’ya.
Yenildim elindeki tek asaya.
Nefis kılıcını çektim artık.
Gelmez ki güneş bu aya!

Bırakmadım israili.
Dinlemedim kemali.
Felaketler felaket üstüne.
Aslında bilmezler katili.

Yenik düştüm Hakka.
Anladım onundur beka.
Bıraktım tüm kullarımı.
Allaha verdim bir sadaka.

Kalmadı Mısır’da hazine.
Dediler bundan bize ne?
Bekledim gecenin örtüsünü.
Buladım kılıcımı kine.

Geçtiler kızgın çölleri.
Pişmekteydi artık özleri.
Ben geldim ordular ile.
Bir anda küfre döndü sözleri.

Gördü İsrail engin bir deniz.
Küfür ile dediler sendeniz.
Küfür sardı bedenleri.
Dedim gücüm artık eşsiz!

Baktılar bilgi dolu tasa.
Dediler vardırmaz bu arşa.
söz geldi peygambere
Deydi denize asa