Geçmişten gelen potansiyeller

Üstatlık / Yüksek Lisans Dizisi -2, 10/03/2009

Biz tümüyle yeni sınır bölgelerini keşfedeceğiz, ve bu her zaman rahat olmayacak. “Rahat/Rahatlık” aslında bir yanılsamadır, tıpkı Leap! filminde dendiği gibi, herşey bir yanılsamadır. Biz bugün o yanılsamaların bir kısmını araştıracağız. Bu sizi rahatlığınızdan edecek, çünkü rahatlığınız alışkanlıklardan başka bir şey değildir. Alışkanlıklar rahattır, onlardan nefret etseniz bile, onlardan hoşlanmasanız bile. Onlar, bir yanınızın oynamaya bayıldığı oyunlardır, çünkü bir dereceye kadar incineceğinizi biliyorsunuz; ama öte yandan kendi enerjinizin sadece belirli bir tamamlanma, doyum, genişleme miktarına sahip olursunuz.

Bu monotonluğa, bu tuzaklara yakalanmak çok kolaydır. İçinizdeki bir şey, “Yeter artık. Yeter artık” dedi. “Ben bu gruba katılacağım. Ister sadece on kişi, ister on milyon kişi olsun, umurumda değil, ama bu Yeni Enerji zamanında orada olacağım” dedi.

Evet, gerçekten, diğer insanlar – size gülebilirler. Sizi küçümseyebilirler. Size nefret dolu mektuplar ve epostalar yollayabilirler. Ve bazılarınızın duyduğu gibi, size şeytanın bedenlenmiş hali diyebilirler. Ama siz, aslında neler olup bittiğini anlayan ve içinizin derinliklerinden gelen bir çağrıya yanıt veriyorsunuz. Hakkınızı vermem gerekir. Bir oyun oynuyorsunuz – bunu benimle de sık sık oynuyorsunuz – olan biteni bilmiyormuş oyununu. En ufak bir fikriniz yok sanıyorsunuz. Ama içinizin derinliklerinde bir fikriniz var. Neler olup bittiğini biliyorsunuz.

İçinizdeki bir şey korkuyor. Bazılarınız benimle ilgili bir korkuyu dile getirdi. Ben size bir şey yapmayacağım. Kendi kendinize yapmanıza izin verebilirim (kahkahalar) ama ben size bir şey YAPMAYACAĞIM.

Ama siz bunu hissediyorsunuz – içinizden korku yükseliyor – çünkü biz yeni şeylere dalıYORUZ. Nelerden vazgeçmek zorunda kalacaksınız? Acı/ıstırap olacak mı?  Yalnız mı kalacaksınız? Yaşamınızda, nasıl başa çıkacağınızı bilemeyeceğiniz değişimler mi olacak? Aklınızı mı kaçıracaksınız? Kim bilir? Kim bilir? Ama içinizdeki bir şey, farketmediğini biliyor.

Kelimenin gerçek anlamıyla yaşamadığınızı biliyorsunuz – var oluyordunuz ama yaşamıyordunuz – ve bunu biliyordunuz, çünkü renklere baktığınızda, o rengin daha fazlasına sahip olduğunu biliyordunuz.

  Şimdi, siz bunu benim fark ettiğim gibi fark etmiyorsunuz. Ve hâlâ o eski oyunları oynama, kendini-kısıtlama tuzağına düşüyorsunuz, ama biz bunu aşacağız. Size Üstat dediğimde, bunun ne anlama geldiğini anlayacaksınız, ve bu öylesine kullandığım bir kelime değildir. Sadece uzun süredir araştırıp incelediğiniz için değil. Gerçekten, ben ya da Kuthumi ya da Sam – sevgili Sam – ne kadar Üstatsa, siz de o kadar Üstatsınız. Bunu farkedeceksiniz, ve renklerin ötesinde renkler, seslerin ötesinde sesler olduğunu farkedeceksiniz. Yaratım yerine yazgıyla oynamanın ne büyük bir oyun olduğunu fark edeceksiniz.

 Verilen Ev Ödevlerinin Üzerinden Geçme

 Biliyor musunuz, Eski Enerji çok öngörülebilen kalıplarla çalışır. Bu nedenle matematiğe ve bilime ve fiziğe bölünebilir; o çok, çok öngörülebilirdir. İçinde gerçekten yeni olan eğriler ya da virajlar çok azdır, ve gelen eğri ya da virajlar da çok yavaştır. Gerçek bilinç değişiminin meydana gelmesi binlerce ve binlerce yıl alır.

Sizin deyiminizle, Yeni Enerji’yle Eski Enerji’nin bileşimi, olağanüstüdür. Beklenmedik – ve bu, bugün vereceğim mesajlardan biridir, ve gelecek ay göstereceğiniz o küçük diada çıkacak – beklenmedik değişimler. Ve bugün size soracağım soru şudur, gerçekten beklenmedik olana hazır mısınız? En güzel şeyi yaratacağınız konusunda kendinize güveniyor musunuz?

Ve “evet” yanıtını vermeden önce – çünkü bunun palavra olduğunu biliyorum. (kahkahalar) Siz kendinize güvenmiyorsunuz, değişimlerden korkuyorsunuz, bundan sonra ne olacağını merak edip duruyorsunuz. Ölümüne aç kalacak mısınız? Sokağa atılacak mısınız? Farketmez. Farketmez. Ölmüyorsunuz, asla. 

Böylece, son toplantımızda konuştuğumuz ev ödevi çok önemliydi. Onurlandırmak. Şu geçtiğimiz ay başkalarını onurlandırmak için kaç tane fırsatınız oldu? Bir seçime sahiptiniz – onurlandırmak ya da yargılamak; onurlandırmak ya da eleştirmek; onurlandırmak ya da onlara ne oluyor diye şaşmak. Başkalarını onurlandırmak… kendinizi de onurlandıracaksınız, ve o onurlandırmaya ihtiyacınız da olacak, çünkü Yeni Enerji gerçekten yaşamınızın bir parçası haline geldiğinde, çok, çok, çok hızlı, çok çabuk iş görür. Ve başkaları ve kendiniz için sahip olduğunuz onurlandırma, kolaylık anlamına gelecektir… Yeni Enerjiyle tezahürlerinizde, yaşamınızda nasıl çalıştığınızın kolaylığına. Onurlandırmak çok, çok önemlidir.

Biz yaratmaktan söz ettik – herhangi bir şey. Geçenlerde bunu Wisconsin’deki toplantımızda vurguladım. Herhangi bir şey yaratın, ne olursa. Şambra, birçoğunuz, o uzun, uzun tartışmalara girmekten hoşlanıyorsunuz. Buradan (başını gösterir) konuşmaktan hoşlanıyorsunuz, ve olan da tam olarak bu oluyor. Biraz çıldırmaya başlıyorsunuz. Yaşamınızda şeylerin neden yolunda gitmediğinden, ya da hallolmadığından konuşmayı seviyorsunuz. Ve ben size bir yanıt verdiğimde – ve burada tabi ki rüya halinden söz ediyoruz – size “Bir şey yap. İzin ver” diyorum, tıpkı Richard’ın yaptığı gibi, ama Richard gibi dibe dalmayın. “İzin ver.” Bir hafta sonra yine çıkageliyor ve başka bir tartışma başlatmak ve farklı bir yanıt almak istiyorsunuz. Nedense, bu uzun tartışmalara neredeyse bağımlı oldunuz. Sanırım bir yanınızı tatmin ediyor. Gerçekten, onlar öyküdür. Onlar uzun öykülerdir, ve size geçici bir erteleme sağlıyorlar. Size – öyle sanıyorsunuz – size azıcık bir şey yapmama ve öğrendiklerinizi bu Dünya’da uygulamaya sokmama izni veriyorlar.

Sonra, Pakauwah’nız ile, hayvan toteminizle çalışmak var. Şimdi, bazılarınız dedi ki, “Eh, ben bunu daha önce yaptım.” Ama böylesini değil. Bazılarınız diyor ki, “Bu, kulağıma, sanki geriye gidiyormuşuz gibi geliyor,” ama bir anlamda, evet, çünkü bunu yapmaya alışkınsınız. Ama biz onu kullanacağız, çünkü o Pakauwah, Robert, dışarı çıkacak ve senin için iş görecek. Sizi bekleyen potansiyellerin enerjilendirilmesine yardımcı olabilir. Gizlice izlemede de kalabilir. Şu anda salondaki diğer enerjileri gözleyebilir.

Herhalde farkettiniz, bugün bu burada oldukça açık. Zaman zaman, rahatsızlığa neden olmaya çalışan bir dolu karanlık enerjiler ve varlıklar oluyor. Bugünse burada neredeyse hiç rahatsızlık veren yok. Ha, etrafta asılılar. Bu karartma panjurları bile onları uzak tutamıyor, ama bir mesafede duruyorlar, çünkü filler ve panterler ve atmacalar ve kaplanlar ve birkaç yılan, bir kaplumbağa (kahkahalar) ve tüm o diğer Pakauwah’lar var.

Ve Pakauwah’larınız, özellikle de panter gibi olanlarınız, saldırıya uyumlanmadılar. Onları herhangi bir insana zarar vermek için porgramlamadınız. Ama, biliyor musunuz, orada zaman zaman takılan o karanlık varlıklardan biri Pakauwah’ınızı hissettiğinde, ah, bu çok açık mesaj oluşturur – “Bu kişiye bulaşma.” Onlar… bu sanırım, evinizde bir alarm sisteminizin olmasına benziyor da diyebilirsiniz. Hırsız, (sizin eviniz yerine) komşuya gidecektir. Bu daha kolaydır. Hızlıdır.

Pakauwah’ınız orada olduğunda, tıpkı şu anda birçoğunuzunkinin burada olması gibi, bu güzel bir… bu güzel bir enerji türü oluşturur. Bir engel ya da duvar değildir. Bir kalkan değildir. Siz bir duvar yaratmadınız. Ama o yalnızca sizin şöyle diyen bir parçanızdır, “Bu egemen/mutlak bir varlıktır, başka bir yere git. Başkasına bulaş. Egemen/mutlak varlık.”

Bu varlıklar, bu karanlık varlıklar, onlar akıllı değil bu arada. Sadece sizi korkutabiliyorlar diye, ya da birkaç başı döndürüyorlar diye, ya da kusmanıza neden oluyorlar ya da bu tür şeyler yapıyorlar diye, onlara kendi enerjinizden, kendinizden çok, çok fazla veriyorsunuz. Gerçekten o kadar akıllı değiller. Toteminizi gördüklerinde, o zaman bunun bilinçli bir insan olduğunu bilirler.

Totemlerinizle çalışın. Onlarla uyuyun. Onları yürüyüşe çıkarın. Biz birkaç dakikaya kadar onları burada yürüyüşe çıkartacağız. Arabanızda olmalarına izin verin, ve onların dönüştüğünü fark edeceksiniz. Onlar biçim değiştirebilirler, bu arada, ve değiştirirler de. Bazılarınız, bir atmaca seçmişken onun bir an sonra yunusa dönüştüğü gerçeğinden rahatsız oldu. Ne olmuş yani? O sadece enerjidir – özgür hareket ve biçim içindeki enerji. Bir an atmacanın enerjilerini ve atmacanın güzelliğini kullanmak, ve sonraki an yunusla olan doğal yakınlığınız ve bağlantınız.

Pakauwah’lar kendi biçimlerine ya da formlarına geri dönme eğilimindedirler. Eğer yunusa dönüşen bir atmacaysa, o atmaca biçimine geri dönme eğiliminde olacaktır. Ama herhangi bir şey de olabilir. Sizin için seçtiğiniz her yoldan iş görebilir. Başka alemlere gitmek için oradadır. O, sizin adınıza alemlere gidecek veçhenizdir. Siz hemen burada, bu gerçeklikteki onca başka çalışmayı gerçekleştirirken, sizin o diğer yanınız da çalışıyor. Onunla bağlantı kurduğunuzda… bu arada, o yaratıcıdır. Çok, çok yaratıcıdır. Sizin o bir yerlere gönderdiğiniz ifadeniz, sizden daha büyük ya da daha akıllı değildir. Size ne yapılacağını söylemez. O, size hizmet etmek için buradadır. Onunla çalışın. Siz tekil değilsiniz. Tekil değilsiniz. Andrah bunu herkesten daha iyi bilir. Ama, insanların garip bir alışkanlığı olduğunu da bilir… siz kendinizi fazla-tanımlamak istiyorsunuz.

Şimdi, bunun öbür yanı ki Andrah size bunu da söyleyecektir, kendilerini fazla-parçalamış kimselerdir – çoklu kimlikler. Parçalara bölünmekten korkuyorsunuz. Peki ya size zaten parçalara bölündüğünüzü ve sonra kendinizi nasıl yeniden birleştirmeyi öğrendiğinizi söylesem? Kendinizi nasıl yeniden biraraya getireceğinizi biliyorsunuz, çünkü burada bulunan her biriniz, Andrah’ın da bildiği gibi, şu ya da bu zamanda, bu yaşamda ya da bir başkasında parçalandı, yani kendinizi nasıl yeniden biraraya getireceğinizi biliyorsunuz.

Şimdi bu bilgi ya da bilgelik içinizde olduğuna göre, şimdi açılmanıza, genişlemenize izin verin – Pakauwah, hani sözünü ettiğimiz o rol yapma. Kendinizi tanımlama eğilimindesiniz – David, seni seçiyorum ama, sen herkesi temsil ediyorsun – David’i tanımlamak istiyorsun, ve David’i tanımlarken de çok akılcı oluyor, kalıplar oluşturuyorsun, çok sıkışıp kalıyorsun. Yeni Enerji, birlikte gerçekleştireceğimiz çalışma yeni tanımlamayla ilgili, yalnızca bedenin, zihinsel bir kişiliğin olmadığı. Biliyor musun ki, sen hiç de geçmişin değilsin. Değilsin – hiç biriniz – geçmişiniz değilsiniz, Kathleen Barry. Bizim konuştuğumuzu hatırlamıyorsun. Oysa ben senin için daha özel olduğumu sanıyordum. (yoğun kahkahalar)

Geçmişiniz olduğunuzu düşünüyorsunuz, oysa hiç de değilsiniz. Bu yanılsamadır. Geldiğin yer değilsin, Larry. Ha, bir parçan evet; ama sadece çok küçük, küçük bir parçan.

-devam edecek-

http://kirmizicember.org/2009/10/03/saud-2-%e2%80%9cgecmisten-gelen-potansiyeller%e2%80%9d/#more-445

Tecelliler İlmi

Allah o “mümkün varlıklara”, imkanları ve kabul istidatları  nispetinde varolmalarını (tekvin) emredince, o varlıklar Onu görmek için süratle koştular.

Mümkün varlık, varoluş haline geçince, nurla boyandı. Böylece adem, yokluk, yok oldu. Mümkün varlık iki gözünü birden açtı ve katıksız iyilik, saf güzellik gördü. Fakat ne olduğunu bilemedi, anlayamadı

Mümkün varlık, nur ile boyanınca, sol tarafa yöneldi ve baktı; ve adem’i yokluğu gördü; onu tahkik etti, inceledi. Yokluğun kendinden çıktığını görünce, “Bu da ne?” dedi.

Bunun üzerine sağ taraftan nur ona şöyle dedi: “İşte, o sensin! Eğer sen kendin nur olsaydın, gölge diye bişey olmazdı; baksana, ben nurum ve gölgeyi gideriyorum. Senin üzerinde bulunduğun nura gelince, zatında bana teveccüh edip yönelmenden dolayı, sende o nur gözükmektedir; bu da senin Ben olmadığını bilmen için böyledir.

Oysa Ben, gölgesi olmayan bir nur’um; sen ise imkan dahilinde olman için, gölgeyle karışmış bir nursun. Buna göre, şimdi eğer sen kendini Bana mensup sayarsan, Ben seni kabul ederim; yok eğer sen kendini “adem”e, yokluğa mensup sayarsan, o seni kabul eder.

Dolayısıyla şimdi sen vücudla adem, varlıkla yokluk, hayırla şer arasındasın. Eğer sen gölgenden yüz çevirirsen, imkan dahilinde olmandan yüz çevirmiş olursun; imkan dahilinde olmaktan yüz çevirdiğin zaman da, Beni bilemezsin.

Öyleyse sen Bana, seni kendi gölgenden büsbütün yok edecek bir bakışla bakma; yoksa o zaman sen, Ben olduğunu iddia edersin ve böylece bilgisizlik içine düşersin. Aynı şekilde, gölgene de, seni Benden büsbütün yok edecek tarzda bakma, yoksa o tarz bakış sana sağırlık getirir. O zaman da seni niçin yarattığımı bilemezsin.

Öyleyse, kimi zaman öyle ol, kimi zaman böyle ol! Allah senin için iki gözü, ancak birisiyle Beni müşahade edesin, diğeriyle de kendi gölgeni göresin diye yaratmıştır.

 

İbn Arabi

 

İmkan dahilinde olmak nedir?

2005 yılında günlüğüme yazdığım “mümkünlerin oyunu” başlıklı yazıyı hatırlattı bu bana, göz atmakta yarar var dedim:

Bu mümkünlerin oyunu.

Başka şeyler, kişiler ya da olaylar potansiyeli şüphesiz vardı ancak diğer olasılıklar kullanılmadı. Kullanılmayan olasılıklar üzerine neden enerji yükleyelim ki!

Che sera sera…

Olacak olan olur ve olur ve oldu. Dalga çöktü ve parçacık oldu. G-örünür oldu.

OLAN her ne ise mümkün olan tek şeydir ve o anın mükemmelidir. Yarışı kazanan olasılık!

O halde onu sevgi ve minnetle kucaklayalım.

Bize dinginlik getirecek tek davranış şekli de bu olabilir.

Olan üzerinde fikir yürütebilir, kendi üzerimizde ya da çevre sandıklarımızın üzerindeki etkilerini dikkatle gözlemleyebiliriz. Olan, belki hoşuma gitmez ya da gider. Belki kendimizi kutlar belki de pişman oluruz. Bütün bu irdeleme, farkındalığı arttırma idmanıdır zaten.

Benim hatırlatmak istediğim şey, OLAN’ın olmayabileceği zannı üzerine enerji harcamanın beyhudeliği.

Olamayan, yani yarışı kaybetmiş sayısız olasılıklar üzerine gündüz düşlerine yatmak, bizi günden güne güçsüz düşürür. AN’ı kucaklayamamış olasılıklar, enerji kesenizden hazır yerler.

Bırakın onları ölsünler. Bir’e karışsınlar, sükunet bulsunlar.

 

Bilgisayar programı yazmış olanlar bilir, en basit bir program komutunda bile sayısız ve iç içe döşenmiş if döngüleri (öyleyse/değilse) bulunur. Programcı bazen loop (döngü) paketine çıkış şifresi koymayı unutur (Benim dikkatsizlikle koymadığım zamanlar olmuştu.) Bu durumda program sonsuza kadar döner durur. Bilgisayarı kapatmadan o döngüden kurtuluş olmaz!

Ölüm dediğimiz de bilgisayarı kapatmak gibi mecburi bi işlem olabilir. Önce kapatır sonra açar ve yazdığınız programın döngü kısmına bir çıkış kaydı ilave edersiniz. Böylece en azından artık o konuyla ilgili bir daha sonsuz döngüye mahkum olmayacaksınız, ölmek zorunda (bilgisayarı kapatmak) kalmayacaksınız.

 

Yeniden doğmak istemeyecek olsanız bi zararı yok ölmenin diyeceğim.

Kendi adıma ben o programı döngüde bırakamam, düzeltmeden asla bırakamam. Ben bıraksam o beni bırakmaz!!! 

 

<

p class=”MsoNormal” style=”margin: 0cm 0cm 0pt;”>Evet, Nedir o halde “imkan dahilinde olmak”?

 

Nobel Tıp Ödülü sahibi f.Jacob’un “mümkünlerin Oyunu” kitabında şöyle deniyor:

“Ancak bu yüzyılın başlarında, genlerin ve mutasyonların özellikleriyle bağdaşmadığı belli olduktan sonradır ki, edinilmiş vasıfların kalıtsallığı görüşü kesin olarak terk edildi.
Ondan bu yana öğretici varsayımı doğrulama amacıyla girişilen ve özenle hazırlanıp, dikkatle uygulanan her deney, onun yanlışlığını göstermiştir. Modern biyolojiye göre, çevreden gelen talimatları doğrudan doğruya, yani doğal ayıklanmanın dönemeçlerinden(!) geçmeksizin, DNA’nın içine kaydetmeye imkan verecek her hangi bir moleküler mekanizma yoktur. Böyle bir mekanizmanın kuramsal olarak imkansız olmasından değildir bu. Sadece varolmaması yüzündendir.”
 

 Peki ama nedir o halde “imkan dahilinde olmak”?

Gece Göz Kırpıyordu Karanlığa

Karanlığın ılık rüzgarlarına boğulduğu puslu bir akşamdı.Kendinden geçmiş,herşeyden vazgeçmişti.Tırnaklarıyla kanattı toprağı ve öylece uzandı.Karanlıktı etraf,ıssız ve buruktu yüreği.Öylece bakındı etrafına gece göz kırpıyordu karanlığa.Aklında yarım kalanlar leş kargaları gibi üşüştü zihnine,dayanamıyordu artık.
Gözlerini açtı şaşkın şaşkın;güneş ışıkları mahmur yüzüyle dans ediyordu etrafta.Sabah olmuştu.Doğruldu;beyaz gülü okşadı,yaprağında kırmızı bir lekesi vardı gülün.Uzandı gülü kokladı ve o lekeyi öptü.Bir iki hıçkırdı son damla yaşta kuru toprağa süzüldü okyanus gözlerinden.Ayağa kalktı kökleri topraktan kurtulmuş yılgın yaşlı bir ağaç gibi öne doğru eğik,Dünyanın yükü altında ezilmekten korkan başını saklarcasına yürüdü.
Bildik bir yolu tutturdu ayakları,küçük dar bir patikaya doğru sürükledi bedenini.Etrafta yer yer küçük,bahçeli,şirin evler ve tanıdık yüzler vardı.Neden sonra patikanın sonunda demir bir kapıyı açtı narin elleri.Onu bir damla su diye yalvaran çiçekleri karşıladı bahçede……….
DİNO

Sevgili dostlar uzun zamandır bu tarz yazmıyordum.Bu aralar çok yoğunum ama vakit buldukça devamını parçalar halinde yazacağım.Doğrusu deneme yazmayı özlemişim aynı zamanda sizinle paylaşmak güzel.Umarım beyenirsiniz görüşmek üzre.İnanın devamını bilmiyorum,artık ilham geldikçe yazacağım.

Sonsuz sevgi ve ışıkla kalın

Hoş bir anı

Az önce balkonda sigara içerken bir yandan da göz alabildiğine çevreyi seyrediyordum. Birden içimde ya da zihnimde bilemiyorum, şöyle bir şey belirdi: “farkında mısın, ben artık bilgi alamıyorum!” birden yumruk yemişçesine silkelendim. Bu doğruydu!

“Ne zamandan beri?” diye sordum kendime
Zihnim çok hızlı taramayla geriye doğru gitti ve bu durumun başlangıcını buldu! Sanırım en fazla üç saniye sürmüştü bu t-arama! 🙂

Bu dönüm noktası 1999 yılıydı ve son aldığım bilgi şu olmuştu:

“Gerçekliğin mükemmel doğası, bilinçli gözlemcinin katılımını bekler”

Bu bilgiyi kuantum fiziği okurken görmüştüm ve anında aşık oldum. O günden bu güne bu bilgiyi yaymaya çalıştığımı da şimdi google’da bi aratma yaptıktan sonra anlamaya başladım. Aramalarda ilk sırada çıkan biri şu örneğin: http://agnia.blogcu.com/arkadakiler-arkadaslar_65709.html

Evet işte o zamandan beri ben bilgi alamıyorum, sadece “tanıyorum”, ve tanıdığım şeyi büyük bir coşkuyla tebrik ediyorum. Bu karşılaşma için aynı zamanda kendimi de kutluyor ve şükrediyorum.
Bütün bunları düşünmem de bi kaç saniye aldı ve sonra tabi ya dedim bu dönüm noktası benim güney-kuzey düğümümle ilgili olmalı. Geride kalan ben ikizlerdi, yani bilgi peşinde koşan! Ve tam bu anda öyle bir kahkaha atmışım ki, yoldan geçen bir kadın telaşla başını kaldırıp, adeta gözetleme kulesi gibi olan bulunduğum noktaya baktı! Ben de hemen sanki içerde birisi varmış da ona gülmüşüm rolü oynamaya çalıştım, umarım başarılı olmuştur :)))

Az önce Arabi okurken “tanıdığım” bir cümleyle bitireyim bu komik anıyı: Elhamdü lillahi alâ külli hâl.

Hoş bir astrolojik düzenleme

 BURCLARIN SERUVENI

 … ve Tanrı bir sabah oniki cocugun onunde durdu ve her birine yasamın tohumlarını ekti. Cocuklar kendilerine verilen armagani almak icin birer birer one ciktilar.

<

p style=”background: white 0% 50%;”> 
“Koç! Sana ilk tohumu ekme onurunu veriyorum. Ektigin her bir tohuma karsılık elinde bir milyon tohum bulacaksin, fakat onlarin buyumelerini gorecek vaktin olmayacak. İnsanların aklına BEN’i yerlestirecek ilk kisi sen olacaksın, fakat bu dusunceyi gelistirme ya da hakkinda soru sormak senin gorevin olmayacak. Yasaminin sebebi eylemdir ve bu eylem insanlara BENİM YARATICILIGIMI haber verecektir. Iyi calisabilmen icin sana KENDINI BEGENME ozelligini veriyorum.” Ve Koç sessizce yerine cekildi.

“Boğa! Sana tohumu madde haline getirme gucunu veriyorum. Baslanmıs olan butun isleri senin bitirmen gerektigi icin gorevin cok sabir istemektedir, aksi halde tohumlar ruzgarda savrulup kaybolacaktir. Yapmani istedigim bu gorev icin soru sormayacak, isin ortasında dusunceni degistirmeyecek ve baskalarindan destek beklemeyeceksin. Bunun icin sana GUCLULUGU veriyorum. Onu akillica kullan.” Ve Boğa yerine cekildi.

“İkizler! Sana insanlarin cevrelerinde gordukleri seyi anlamalarini saglayabilmen icin cevapsiz sorular veriyorum. Insanlarin neden konusup, neden dinlediklerini hiç bir zaman bilmeyeceksin, fakat cevap bulmak icin yapacagın arastirmalarda sana armagan olan BILGI’yi bulacaksin.” Ve İkizler yerine cekildi.

“Yengec! Sana insanlara duyguyu ogretme gorevini veriyorum. butun duyguyu yasayarak ogrenmeleri ve olgunluga ulasmalari icin onlari hem aglatip hem guldureceksin. Sana olgunlugu hizla arttiracak olan AILE armaganini veriyorum.” Ve Yengeç yerine cekildi.

“Aslan! Sana YARATICILIGIMIN tum gorkemini dunyaya gosterme gorevini veriyorum. Ancak azametinde dikkatli olmalı ve bu yaraticiligin senin degil, BENIM oldugunu daima hatırlamalisin. Eger bunu unutursan insanlar seni kucuk goreceklerdir. Bu gorevi iyi bir sekilde yerine getirirsen buyuk haz duyacaksin. Bunun icin sana armaganim ONUR’dur.”. Ve Aslan yerine cekildi.

“Basak! Sende insanlarin BENIM YARATTIKLARIMLA neler yaptiklarini sinamani istiyorum. Onlarin ne yaptiklarini dikkatlice inceleyip kusurlarini hatirlatacaksin ve boylece BENIM YARATTIKLARIMI iyice ogrenmelerini saglayacaksin. Sana bunu yapabilmen icin SAF DUSUNCE’yi armagan ediyorum.” Ve Basak yerine cekildi.

 “Terazi! Sana insanlarin birbirlerine karsi olan gorevlerini hatirlayabilmeleri icin hizmet erdemini veriyorum. Boylece insanlar isbirligini ogrenecek ve kendi davranislarinin diger yonlerini de yansitma yetenegini edineceklerdir. Ve uyumsuzluk olan ger yere seni yerlestirecegim ve bu gayretlerin icin sana armaganim SEVGİ’dir.”

“Akrep! Sana cok guc bir gorev veriyorum. Insanlara dusunduklerini anlama yetenegi verdigim halde, anladiklarini soylemene izin vermeyecegim. Bircok kez gorduklerinle acı cekecek ve bu aci ile BENden uzaklasacaksin. Bu acinin BENden degil benim yanlis anlasilmis olmamdan dogdugunu unutacaksin. Bircak insani hayvan gibi gorecek ve onlarin hayvansal içguduleriyle oylesine ugrasacaksin ki yolunu sasiracaksin, fakat sonunda gene BANA doneceksin. Akrep sana en ustun armaganım olan AMAC’i veriyorum.”

“Yay! Senden BENI yanlis anlayip caresizlige dustuklerinde insanlari guldurmeni istiyorum. Guldurme insanlara umut verecek ve bu umutla insanlarin gozlerini BANA cevirmelerini saglayacaksin. Bircok kisinin yasamina yalniz bir an icin girecek ve girdigin her yasantidaki huzursuzlugu taniyacaksin. Sana Yay, karanliktaki her koseye erisip aydinlatabilmen icin SONSUZ BEREKET veriyorum.”

 “Oglak! Senden insanlara calismayi ogretmen için alınterini istiyorum. Tüm insanların yükünü omuzlarında tasıyacagın için bu görev hiç de kolay değildir. Ama bu boyundurugun yükü için senin ellerine insanlığın SORUMLULUĞUnu koyuyorum.”

“Kova! Sana insanların tüm olanakları gorebilmeleriçin gelecek kavramını veriyorum. BENİM SEVGİMİ kişileştirmen için yalnızlık acısını cok duyacaksın. İnsanların gozlerini yeni olanaklara cevirebilmeleri icin  sana OZGURLUGU armagan ediyorum.”

“Balık! Sana hepsinden daha guc bir gorev veriyorum. Senden insanların uzuntulerini toplayip BANA geri getirmeni istiyorum. Senin gozyaslarin sonunda benim gozyaslarım olacak. Senin topladıgın uzuntuler insanlarin BENİ yanlis anlamalarindan dogmus uzuntulerdir, fakat senin onlara verecegin sefkatle onlar yeniden BENI anlamaya calisacaklardir. Bu guc gorev icin sana en buyuk armaganimi veriyorum. Sen oniki cocugum arasında BENI tek anlayan olacaksin, fakat bu ANLAYIS yalnız senin icindir, sen onu insanlara anlatmak istediginde  onlar seni dinlemeyeceklerdir.” Ve Balık yerine cekildi

  Martin Schulman