Deneyimlerinizin İzini Sürün ve Paylaşın

Ustalık Serisi -1- devam 7

Ben sizden deneyimlerinizin izini sürmenizi isteyeceğim. Bu bir günlük olabileceği gibi, bir blog ya da kendiniz için aldığınız notlar da olabilir; uzun uzadıya yazmak zorunda değilsiniz, ve bunu her gün yapmanız da gerekmiyor. Biz birlikte yeni topraklarda bir maceraya atılıyoruz. Siz Yeni Dünya’ya giriyorsunuz, ama bu kez Yeni Dünya Avrupa’nın öbür tarafındaki toprak parçası değil. Yeni Dünya yeni bilinçtir, Yeni Enerji.

Bir günlük tutun. Ona ihtiyacınız olacak. Onu isteyeceksiniz. O, özellikle zor olan günlerde bir noktadan ötekine nasıl geldiğinizi anlamanızı sağlayacaktır. Ben ‘zor’ derken, eski tarzların, biçimlerin zorluğunu kastetmiyorum; zorluktan kastettiğim, zihnin kandırılması, hiç mantıklı gelmemesi anlamındadır.

Bu da dikkatinizi çekmem gereken bir başka nokta, bazı şeyler size hiç mantıklı gelmeyecek. Sizden bu konuda rahat olmanızı isteyeceğim. Bir yanınız anında devreye girip analiz etmek ve mantığını falan anlamak isteyecek, ve onda hiçbir mantık bulamadığınızda, her türlü mantığa ve fizik kurallarına kafa tuttuğunda, çok rahatsız olacaksınız. Ve o zaman gerçekten çok tuhaf hissedeceksiniz. Kendinizi fazlasıyla kontrolden çıkmış hissedeceksiniz. Eski Enerjinin güvenliğine geri koşmak isteyeceksiniz.

İşte bu, durup derin bir nefes almak ve deneyimlemek zamanıdır; bunun nasıl bir şey olduğunu deneyimlemek. Bunların tümünü bırakın gitsin. Bazılarınız başının döndüğünü hissedecek, aklınızı şimdi sandığınızdan çok daha fazla kaybediyormuşunuz gibi hissedecek, gözleriniz kararacak, gözlerinizde sorunlar, ve tüm o diğer şeyler olacak. Bırakın geçip gitsin. Bunlar Yeni Enerjiyi bütünleştirme deneyiminin bir parçası, öncüler olarak birlikte yaptığımız yolculuğun bir parçasıdır.

Not tutun. Bu, diğer Şambrayla paylaşmanıza da yardımcı olur, ve paylaşımda – kendi öykünüzü, kafa karışıklığınızı bir başkasıyla paylaşmakta – büyük bir güzellik vardır. Şimdi, siz öykülerinizi paylaşırken, bu öyküleri okuyan ya da dinleyenlerin ahkâm kesmemesini istiyorum. Paylaşımın altında “önerilerinizi takdirle karşılayacağım” demedikçe, bir dolu istenmeyen öğütler vermeye kalkmayın. Hiç kimseye, neyi doğru ya da yanlış yaptığını söylemeye başlamayın.

Şu anlayış – Tobias geçenlerde bunu gündeme getirmişti – yanlış bir şey yapmadınız. Yanlış yapamazsınız. Bana güvenin. Yapamazsınız. Gerçekten kötü olan birçok deneyim yaşayabilirsiniz, ama yanlış yapamazsınız.

Ben kimsenin kimseyi deneyimi yüzünden eleştirmesini ya da fazlasıyla analiz etmesini istemiyorum. Ben o deneyimin onurlandırılmasını istiyorum. Paylaşımın bir nedeni de budur, onurlandırılmak için, başkaları ondan öğrenebilsin diye. Ben kimsenin bu deneyimleri küçümsemesini istemiyorum. Öykünüzü paylaştığınız için asla utanmak zorunda kalmanızı istemiyorum – tabii benimle yapacağınız soru ve yanıt için buraya çıkmadıysanız. (kahkahalar) Yani Şambra, öykülerinizi paylaşın.

Onurlandırmak

Sizlerle dört nokta üzerinde duracağım. Benden ve yoldaşlarımdan tekrar tekrar onurlandırma kelimesini duyacaksınız. Onurlandırma. Bu çok önemlidir. Biz tek tek her birinizi onurlandırıyoruz, ne olursa olsun. Yaptığınız herşeyi, olduğunuz herşeyi onurlandırıyoruz. Yargı yoktur.

İlerlerken, sizin de aynı şeyi yapmanızı isteyeceğim. Diğer herkesi onurlandırın. Hoşlanmadığınız insanları onurlandırın. Sizi kızdıran insanları onurlandırın. Birlikte çalıştığınız insanları onurlandırın. Bu mesaj tahtasında iletişim kurduğunuz insanları onurlandırın, ki bu arada, bu mesaj tahtasının temizleneceğini umuyorum. Orada çok az onurlandırma var. Orada bir dolu dram var, bir dolu onurlandırma yok.

Onurlandırmak, birine saygı duymak demektir, aynı fikirde olun ya da olmayın, ama bulundukları yere saygı göstermek. Bu, onların seçtiği deneyimdir.

Biz onurlandırmayı pekiştireceğiz. Onurlandırma şefkattir. Tobias, sevgi hakkında çok konuştu, ve bu güzeldi. Sizin sevgiye susamış olduğunuz bir zamandı, sevgiyi tartışmamız gerekti, ama şimdi onurlandırmak zamanı – diğer herkesi onurlandırmak. Biliyorum, birçoğunuz başkalarına karşı eleştirelsiniz. Şimdi onları onurlandırmaya başlayın. Bu, aynı fikirde olmanız gerektiği anlamına gelmiyor, ama onurlandırın.

İnsanların bulundukları yere nasıl geldiklerini onları onurlandırarak anlamaya başlayacaksınız. Kendi bulunduğunuz yere nasıl geldiğinizi anlamaya başlayacaksınız. Dünyanın kesinlikle mükemmel olduğunu anlamaya başlayacaksınız. Siz onurlandırmanın dışına çıktığınızda Dünyadaki hataları, ya da hata olduğunu sandığınız şeyleri görüyorsunuz, çünkü yargılayıcı gözlerle bakıyorsunuz. Korkan gözlerle bakıyorsunuz aslında. Şeyleri onurlandırdığınızda, onların tam olarak olması gerektiği yerde olduğunu anlarsınız.

Kendinizi onurlandırdığınız zaman, artık işlemden geçirmelere gerek kalmaz. Ben kara tahtamda bunun altını çizeceğim. Kendinizi onurlandırdığınızda, artık işlemden geçirmelere gerek duymazsınız. Kendinizi onurlandırdığınızda, asla bir kurban değilsinizdir. Biz “onurlandırmayı” tekrar ve tekrar yineleyip duracağız, taa ki gerçekten içinize işleyene dek.

Rol Yapın

Bugünü açarken değindiğim bir başka önemli şey de, ben bir aktör olmaya bayılırım. Yani, sanki Adamus değilmiş gibi hissedilen Şaudlar ve atölye çalışmaları olacak, oysa odur. Ben farklı zamanlarda farklı biçimlerde geleceğim size.

Rol yapmak harikadır. Tek tek her birinizi bunu yapmaya başlamanız için cesaretlendireceğim. Onlar sadece sizin veçhelerinizdir, ama sizi seven ve sizin de onları sevdiğiniz ve geri gelen veçhelerinizdir. Kendinizin bu karakterlerini yaratmaya başlar ve aslında yaratıdaki enerjinin ne denli akışkan olduğunu fark edersiniz. Ama kendinizin o sıkı sıkıya tanımlanmış karakterinde sıkışıp kalır ve salıvermeye korkarsanız, kalıplarınızı tekrar ve tekrar yineleyip durursunuz.

Yaratın

Çok önemli – çok, çok önemli – olacak bir başka şey de, bir şey yaratmaktır, herhangi bir şey. Yaratı, içinizdeki Tanrı’yı ifade etmenin doğal yoludur. İnsanlar, yaratan-olmamaya, rutinlerin, alışkanlıkların peşinden gitmeye şartlandırıldılar. Alışkanlıklar oluşturuldu, yerlerine yerleştirildi, ve sizden de onların peşinden gitmeniz talep edildi. Ve bu öyle bir hal aldı ki, enerjinizi çok körelmiş, çok yıpranmış bir duruma getirdi.

Bir insan herhangi bir şey yaratmadığı zaman depresif olur. Endişe, vesvese içinde olur. Üzgün olur. Kafesin içinde tutsak kalmış bir hayvan gibi olur. Bu nedenle, ben sizden herhangi bir şey yaratmaya başlamanızı isteyeceğim. Herhangi bir şey, ne olursa.

Bugün burada bazı kitapların yaratıldığını gördünüz. Yaratılmış olan bir müzik dinlediniz. Taştan bir duvar yaratın, eğer yapmayı seçtiğiniz buysa. (kahkahalar) Bir akvaryum satın alın ve evinizde bir akvaryum yaratın. Bir şey yaratın, Şambra. Ben sizlerin yaratıcı olmadığınız, alışkanlıkların peşinden gittiğiniz günlerin yüzdesini farkında olmaya başlamanızı istiyorum.

Yemek yapmak – yaratmanın ne muhteşem bir yolu, üstelik mideniz ve bedeniniz de buna bayılıyor. Yaratıcı olmak, nereye gittiğini bilmeden arabanıza atlayıp gitmek anlamına da gelebilir. Alışık olduğunuz yollardan gitmek yerine, öylesine uzun uzun yol almak.

Şu anda buraya bağlanmış olan bazılarınızın harika fikirleri var, oyun gibi – oyun tahtaları gibi. Onları yaratın; yaratmadığınız için kendinize bahaneler uydurmaktan vazgeçin.

Bu Şambra enerjisiyle ilerlemenin gereklerinden biri de yaratmaktır. Yaratmayacak olursanız sizi bundan sorumlu tutacağım. Bunun öyle muhteşem bir şey olması gerekmiyor. Dünyayı değiştirmesi gerekmiyor. Çok basit olabilir. Tığ işi yapın. Herhangi bir şey. Bir resim yapın. Bir şarkı söyleyin. Bir şiir yazın. Farketmez. Sanatsal olması gerekmiyor, sadece yarattığınız bir şey olması gerekiyor. Herhangi bir şey. Bir takı. Bir film. Herhangi bir şey.

Bu sizi o ağır örtücü-katmanların bazısından, sizin depresyon dediğiniz şeyden kurtaracaktır. Ki o depresyon falan değildir. Sizi etkileyen bir durgunluk, bir tıkanıklıktır. Ha, ve siz, “Eğer kendinizi depresif hissediyorsanız; sanki kimse sizi sevmiyormuş gibi, hiç enerjiniz kalmamış gibi, ve yorgun hissediyorsanız, şu hapları alın” diyen o televizyon reklamlarını izliyorsunuz. Hayır, hap almayın. Yaratıcı olun. Ne olursa.

Biz bundan tekrar tekrar söz edeceğiz, ve benim ayağa kalkıp gözlerimi açtığım, izleyicilerin arasında dolandığım ve yaratılarınızı sorduğum zamanlar olacak. Yani lütfen hazırlıklı olun. (kahkahalar)

Ha, şimdi söylemem gereken bir şey daha var. Cauldre, şu gözlerin açık olması olayından hoşlanmıyor. Ama sana hemen şimdi söyleyeyim, Cauldre, evet, izleyicilerin arasında dolaşacağım. Eğer bunu gözlerin kapalı yapmak istiyorsan, bu senin bileceğin iş. (kahkahalar) Ama sana şimdiden söyleyeyim, gözlerin açıkken bunu yapmak daha kolay olacaktır.

Bir Hayvan Totemi

Eğleneceğimiz bir şey daha, çok önemli. Ben sizin – hayal gücünüzle – kendiniz için bir hayvan totemi yaratmanızı istiyorum. Bugünden başlayın. Bunun çok iyi bir nedeni var. Biraz açıklayayım. Bazılarınız hayvan totemlerine çok aşina. Aslında ona verilen çok eski bir ad var. Bu çok eski bir uygulamadır, ama biz onu bir Yeni Enerji biçiminde kullanacağız.

Size ait olan bir hayvan yaratın. Bu bazılarınız için bir ayı olabilir, bir baykuş olabilir, güzel bir atmaca olabilir, harika bir tavşan olabilir. İstediğiniz herhangi bir hayvan olabilir – şu anda Dünya’da varolan bir hayvan. Dünya’da varolan bir hayvan – varolan bir tür – ve ben sizden onu hayal etmeye başlamanızı istiyorum.

Diyelim ki, hayvan toteminiz olarak bir geyik seçiyorsunuz. Ben sizden, gerçek hale gelene kadar onu hayal etmeye başlamanızı istiyorum. Yani öyle bulanık bir resim olması değil de, onu neredeyse hissetmeye başlamanızı – kürkünü, derisini; onu gerçekten koklayabileceğiniz noktaya gelinceye kadar – ille de av eti gibi kokması gerekmiyor, ama onu koklayabileceğiniz, gözlerinin içine bakabileceğiniz noktaya gelinceye kadar.

Biz bu aracı, bu totemi, önümüzdeki uzunca bir zaman boyunca yapacağımız birçok şey için kullanacağız. O sizindir. Başka herhangi birinin değil. Sizin dışınızda değildir. Sizin bir parçanızdır.

Biz bu totemle, hayal edilmesine yardımcı olduğunuz bu hayvanla çalışacağız, ve o sizden geliyor. Şu rol yapmanın bir parçasıdır. Bu, sizin can dostunuz, hizmetkârınız, evcil hayvanınız olacak bir varlıktır. Sizi anlayacaktır. Onu (bir yerlere) gönderebileceksiniz. Siz sıradan insanca şeylerle meşgulken, kendinizin bu parçasını, başka şeyler yapmak üzere geçmişinize ve geleceğinize ve başka boyutlara gönderebileceksiniz.

Bu totem ayrıca size yardım edip – korumak doğru kelime değil, Cauldre – tüm çevrenizdeki enerjilerin farkında olmanızı sağlayacak. Evet, şu an Dünya’da bazı çok karanlık enerjiler, çok manipüle eden enerjiler var, ve onlar aslında artıyor, şiddetleniyorlar. Doğrusu, gelip içinize korku salmak istiyorlar, çünkü bu yoldan besleniyorlar. Enerjinizi, manipüle edebilecekleri bir yere getirmek istiyorlar. Bunların büyük bir kısmı fiziksel olmayan varlıklar, ama hâlâ bu karanlık sanatların bazısını uygulayan fiziksel varlıklar da var. Bunun yalnızca onlara karşı çalışacağını hâlâ öğrenmiş değiller.

Ama totemleriniz tüm çevrenizdeki, sizi hemen kuşatan boyutlardaki ve çok uzaklara genişleyen boyutlardaki enerjilerin farkında kalmanıza yardımcı olacaklar. Birlikte geçireceğiniz bu birkaç yıl boyunca en iyi dostunuz olacaklar. Ona hemen bir ad takmayın; biz bunu daha sonra yapacağız. Şimdiyle, birlikte yapacağımız bir sonraki toplantı arasında bunu geliştirmeye başlamanızı isteyeceğim.

Şimdi, anında bir tepkiyle toteminizin, örneğin, bir ayı olacağını söyleyebilirsiniz, çünkü ayıları hep sevmişinizdir. Ya da kaplumbağlara duyduğunuz yakınlık yüzünden bir kaplumbağ olacağını söyleyebilirsiniz. Ama bunu bir süreliğine salıverin. O gelişmeye başlayacaktır. Siz geliştirmeye başlayacaksınız. Tümüyle farklı bir şey ortaya çıkarsa, şaşırmayın. Ve sonra ona nefes vermeye başlayın. Hayatınızı ona soluyun. O sizdir.

Tam olarak neye benzediğini hayal etmeye başlayın, ama değişebileceğini de anlayın. Gelişebilir. Onun niteliklerini hissetmeye başlayın ve diğer boyutlara nasıl uçup gidebildiğini ya da sürünebildiğini; sizin adınıza nasıl araştırabildiğini; sürekli tetikte kalarak size nasıl hizmet edebildiğini hissetmeye başlayın.

Böylece, ev ödeviniz budur – bu totem. Gelecek ayki toplantımızda bunun kadim geçmişi hakkında ve ilerlerken onu nasıl uygulayacağımızı da konuşacağız. Ama bu önümüzdeki ay boyunca kendinizin bu yeni parçasıyla aşina olun.

O sizin – nasıl desek – alemleri gören köpek gözünüz ya da gören balık gözünüz olacak, totem olarak hangi hayvanı seçtiyseniz. Ve farketmez. Hangi hayvanın daha güçlü ya da daha akıllı ya da daha hızlı ya da her neyse olduğunu düşünmeye başlamayın. Farketmeyecek. Gerçekten, farketmeyecek. Bu daha çok  kendinizin bu parçasıyla kurduğunuz ilişkiyle, onu sizin adınıza bir yere gönderebilme yeteneğinizle, sizi farkında ve tetikte tutmak üzere onu orada bulundurma yeteneğinizle ilgilidir.

Biliyorsunuz, bilgi paketleri ileten şu Internete sahipsiniz. Pakauwah’lar sizin deneyim, his, duygu; sıfır ve birlerin (bilgisayarın temel sisteminin) ötesinde bir şey iletmenize yardımcı olacaklar, ama… Bu – ben cesur bir bildiride daha bulunacağım – bizim totemlerle ya da Pakauwah’larla gerçekleştireceğimiz şey, temelde, elektronik İnternetinize karşı, Yeni Enerji “bilinç İnterneti”nin başlangıcı olacak. Biz yavaş yavaş başlayacağız, ama siz kapsamlı hisleri başka insanlara nasıl gönderebileceğinizi keşfedeceksiniz. Sadece küçük küçük mesajlar ya da görüntüler değil de, kapsamlı hisleri. Böylece bu onun başlangıcıdır.

Şimdilik tek bir mesaj olacak, çünkü biz, özellikle de önümüzdeki yıl ilginç ve dengesiz gibi hissedilebilecek topraklara adım atacağız, ama bu (yeni alan) hiç de dengesiz değildir. Sadece sizin insan benliğinizin kafasını karıştıracaktır.

Böylece, bugünü bitiriyoruz. Bugün soru ve yanıt olmayacak. Gidip yaşamı deneyimlemek için özgürsünüz, ve sevgili Şambra, herşeyin olması gerektiği gibi olduğunu, hatırlayın.

Evrende herşey yolunda, ve bu yüzden, ve bu nedenle Ben o Ben’im, Adamus.

İnsan Kendi İradesiyle DNA’sını Değiştirebilir mi?

Yazan: Nesrin Dabağlar

Beyin Dalgaları ile DNA Aktivasyonu

Beynin çeşitli duygu durumlarında farklı dalga boylarında titreştiğini biliyoruz. Beynin Teta boyutu şifalanma ve değişim boyutudur ve teta bandında kalmayı başaran pek çok kişinin şifayı kendi kendine başarabildiği artık bilimsel olarak da ispat edilmiştir. Son yıllardaki pek çok örnek bilim tarafından incelenmiş ve kanıtlarıyla sunulmuştur.

Öz İnanç Sistemi Nedir?

Kendimizi hissettiğimiz durum, sağlığımız ve yaşama bakış açımız, inanç modellerimiz ve bilinçaltı programlanmamız tarafından belirlenen inanç sistemi, öz inanç sistemimizdir. Kendi realitemizi biz yaratırız ve kendi sağlık ve sıhhatimizin anahtarını biz taşırız.“Yeterince akıllı değilim”, “Yeterince güzel değilim”, “Para şeytandır”, “Ben yetersizim”, “Hayatımı değiştiremem” “Benim her işim ters gider”, gibi algıları ve inanç kalıpları istenirse değiştirilebilir. Beden, herhangi bir fiziksel hastalığı yenebilir ve kendiniz için istediğiniz yaşamı size sağlayabilir. Çünkü her şeyin sırrı yine kendinizdedir. Bunun yolu bu blokajları yenip öz inanç sistemimizi değiştirmekten geçer. Öz inanç sistemi dört kademeden oluşur;

  1. Öz (bilinçaltı) seviye

Doğumdan bugüne dek öğrendiğimiz şeyler öz seviyemizdedir. Çevremizdeki insanlardan, özellikle hayatımızda önemli yer tutanlardan duyduğumuz sözleri ve duyguları bilinçaltımızda saklar inanç kalıpları oluştururuz. Bu inançlar öz seviyededir. “Sen aptalsın” veya “Sen işe yaramazsın” şeklinde hitap edildiğinizde değersiz olduğunuz bilinçaltı inancına sahip olabilirsiniz ve herhangi bir şeye erişemediğiniz için kendinizden nefret edebilirsiniz.

  1. Genetik seviye

DNA iplikçiklerinin etrafında “morfogenetik alan” olarak adlandırılan garip bir bilgi alanı vardır. (kodlanmamış DNA) DNA hücresinin içinde ve DNA’nın bu yapısı içinde, en azından yedi nesil geriye giden genetik hafıza bulunur. Genetik inançlarımızı bu morfogenetik alan içinde buluruz. Böylece, üç kuşak önceki büyük annemiz veya babamız ile aynı inanca ve özelliklere sahip olmamız çok şaşırtıcı değildir.

  1. Geçmiş Seviyesi

Geçmiş yaşam anılarını (genetik hafızanın ötesinde), kolektif bilinçliliği kapsayan farklı bir hafıza vardır. Bu geçmiş seviyesi olarak adlandırılır. Çoğu insanın ırksal önyargısı bu seviyeden kaynaklanır. Çoğu insanın para kazanma ve parayı kabul etme yeteneğini bloke eden en önemli faktör, bu seviyede bulunan “yoksulluk yemini”dir. Bu durum geçmiş seviyesi ile ilişkisi olan “ruh parçalarının” enerjisidir. Ruh parçaları, sizin veya “ailenizin” başka bir yerde veya zamanda kalmış olan kendinizin parçalarıdır. Geçmiş seviyesinde çalışırken, ruh parçalarının yeniden kazanılması gerekir. Ruh parçaları şimdiki yaşamınızda birçok durumlarda arkada kalmış olabilir.

  1. Ruhsal seviye

İnançlar ve programlar ruha kadar inebilir. Ruhsal seviyede bulunan bazı inançlar nefret ve kendine acımaktır. “içim ağlıyor ben değil” programına sahip olduğunuzu keşfettiğiniz zaman bunun ruhsal seviyede olduğunu anlamanız gerek. Ruhun sürekli olarak öğrendiği ve kendi var oluşunda yaşaması beklenen asıl amacına yönlendirildiği asıl gerçektir. Kendi asıl var oluş sebebimizi bulmak gerçek ruhumuza kavuşmamızı sağlar.

DNA’da, gen fonksiyonu ve gen statüsünün (kusurun ne olduğu) gerçek kayıtlarının, gen ile ilişkili olan anıların, duyguların, bedenin ve gelecek bedenin kayıtları, o gen tarafından belirlenen bedenin parçalarının şimdiki işlevlerini etkiler. Yani, bu modeller şimdiki bedenin nasıl davranacağını etki eder. Biz sadece bizim başımıza gelenlerin anılarını saklamayız, ayrıca bu anılar ile ilişkili olan duyguları da saklarız. Örneğin, miyobu olan bir gencin sorunu büyükannesinin etrafındaki üzüntüleri görmek istemeyişi ile ilgili olabilir. Büyük annenin taşıdığı duygular bedeni ile o gende bir kusur veya zayıflık bırakmış ve torununa aktarılmış olabilir.

İnsan beyninin kendini yeniden kurma yeteneği ve DNA aktivasyonu bizlere hayata ve değişen koşullara uyum şansını vermektedir.

DNA aktivasyonu aynı zamanda manyetik alan dengelemesini de içerir. Geliştirilen tekniklerin bir arada kullanılması ve süper genlerin ortaya çıkarılması ile değişen koşullara kolaylıkla uyum sağlamak mümkündür. DNA aktivasyonu uyum yeteneğimize kuantum düzeyde etki ettiğinden sonuçları son derece hızlı ve kalıcı olmaktadır. Aktivasyonunun gündelik yaşamdaki tezahürü, zihninde, yaşamdan ne istediğinin resmini oluşturabilmek; sonra da bunu evrene gönderebilmektir. DNA aktivasyonu sayesinde, DNA iplikçiklerimiz değişerek yol alır ve daha yüksek bir benliğe ulaşırız. Düşündüklerimizin gerçekleştiğini görebiliriz.

Sonuç olarak pozitif duygular ve sevgi içinde olmayı başarabilen insan kendi DNA’sını değiştirebiliyor. Bunu yapabilmesinin sebebi tüm her şeyi kapsayan bir enerji ağının mevcut olmasıdır. Bizler kendi titreşimlerimizi etkileyebildiğimiz gibi bu yaratılış ağını da etkileyebiliyoruz. Karşılıklı bu titreşimlerin itme ya da çekme derecelerini henüz sayısal olarak isimlendirip ölçemiyorsak da, gelecek zamanlarda bilimin titreşim ve kuantum alanındaki çalışmaları arttıkça sorular cevaplarını bulacak.

Aslında, her birimiz Yaratan’ın bir parçayız… Hepimiz tekiz. Var olan her şey bu tekliğin bir parçası ve O’nun içindedir. Bu kimliğin duyguları, arzuları, niyetleri ve iradesi vardır. En önemlisi, bu kimliğin düşünceyi tezahür ettirme gücü vardır. Çünkü her birimiz, Tanrı, Allah, Yaratan, İlahi Güç gibi isimlerle andığımız bu kimliğin birer parçası, aynadaki birer yüzüyüz. İlahi Güç tezahür ettikçe, onun küçücük parçaları olarak bizlerin de tezahür kabiliyeti vardır.

Kendi Öz İnanç Sistemimiz’in içeriğini konumuza uygun tanımlamaya çalışılırsak karşılığı; Hurda DNA’nın kimyasının açılımıdır. Öz inanç ile Hurda DNA bir formüldeki eşitlikteki gibi karşı karşıyadır ve Öz inanç üzerinde yapacağımız çalışma ve talepler, hurda DNA üzerinde kendi belirlediğimiz komutlar ile moleküler şalterleri çalıştırabilir ve iyileşme yaratabilir. Eşitliğin bir tarafındaki değişim diğer tarafı da değiştirir. Bu iyileşme ya da değişmenin ne kadar olacağı ise bizim gücümüze olduğu kadar diğer etkileyen faktörlere de bağlıdır. Çünkü eşitliğin bir tarafında öz inanç ile birlikte başka etkenler de yer almaktadır.

Zar Adam fenomeni

Son zamanların best seller kitabı Zar Adam’dan bahsedildiğini duymuşsunuzdur. Kitabın yazarı  Luke Rhinehart bir psikiyatr olarak gerçekten samimi itiraflar yapıyor kitabında. Örneğin “niye başarılı olamiyoruz?” diye cesur bir soru yöneltiyor hem meslektaşlarına hem de biz okurlarına.

Bu  önemli bir sorudur.
Cevabı da bence oldukça açık, yeter ki bunu duymaya hazır olalım.
Psikoloji, doğrudan ya da dolaylı olarak insan davranışlarını bilimsel yöntem ve tekniklerle inceleyen bilim dalı olarak karşımıza çıkmaktadır. Diğer bilim dallarında olduğu gibi genelleştirmeler üzerinden hareket etme zor(un)luğu içerisindedir. Oysa insan, Jung’un tanımıyla psişe, bizim bilinçle hakim olduğumuz kısmından kat be kat büyüklükte karmaşık bir yapıdır üstelik her kişide apayrı çalışan bir sistematiğe sahip. Böyle olunca, genelleştirmeyle elde edilmiş “yöntemler” fayda etmemektedir.

Yazar ve psikiyatr Luke, bu durumun ümitsizliğini hem hastaların gözleminden hem de bizatihi kendini gözlemleyerek anlamıştır. Bir insan bir çok “ben”den oluşan bir yapıdır. Bu tespit Jung, Gurdjieff gibi ustalar tarafından zaten çoktan yapılmıştı. O halde birçok “ben”den oluşan insan tek kişiymiş gibi davranmayı, stabil bir görüntü çizmeyi nasıl başarıyor? Hepimizin bildiği gibi, bu benlerden bi tanesine patronluk yapma yetkisi veriyor, diğerlerini ise bastırıyor, hatta birçoğu ile tanışmaya bile kalkışmıyor hayatı boyunca. Bastırılan diğer benler ise kişide muhtelf ölçülerde nevrozlara sebep olur. Bu durum hemen dünyadaki tüm insanlar için geçerli ve derecesi hastalık boyutuna varmamış olsa da belli düzeylerde hepimizde mevcut.

Bu durum aynı toplumlardaki azınlık halklarının durumuna benzer, neticede toplum, insanlar  topluluğu olduğuna göre, nevroz sorunu neredeyse aynı biçimde arazlar ile görünür hale gelir.

Peki Luke, bu soruna ne çare öneriyor?
Bir karar vermesi gerektiğinde, kendi içindeki diğer benlerin isteklerini de dikkate alacak bir çözüm buluyor: zar yöntemi! Bu gelişigüzel bir yöntem değil, gayet ince düşünülmüş bir plan bana göre.
Bir çok insan bu yöntemi “sorumluluktan kaçma” olarak algılıyor olabilir, fakat zaten benlerden biri hasbelkader patron olduysa hayat boyu onu sorumlu kılmak hakça mıdır zaten?
Ayrıca zar atarken, benliklerinin hepsine eşit hak tanımak zorunda kalmıyor bu yöntemde. İçindeki her bir benin hakkını onun ölçüsüne göre demokratik olarak paylaştırıyor. Örneğin en çok istediği çözüm şekline altıda iki veya altıda üç olasılık hakkı tanırken, en az istediği seçeneğe yirmidörtte bir, ikiyüzkırkaltıda bir olasılık hakkı veriyor. Böylece işi tamamiyle şansa (ayrıca eşit şansa) bırakmamış oluyor. Eğer zarlara anlamları yüklerken tüm benlere eşit olasılık hakkı vermiş olsaydı, şu an demokrasinin taşıdığı handikapları göze alacaktı.
Fakat içindeki o minik benleri de görmezden gelmemiş oluyor. Zar atılıyor, en düşük olasılık bile gelmiş olabiliyor, işte o durumda topluluğun en küçük azınlığının isteği yapılıyor. Buyrun size AÇILIM!
Buradaki sihirli sözler şunlar:

  1. Ban bir çok benden oluşuyorum
  2. Patron olarak tayin ettiğim BENi ömür boyu sorumluluğa mahkum etmeyeceğim.
  3. Azınlık benlerime kendi ölçüleri oranında kendilerini yaşamalarına fırsat vereceğim.
  4. Zar yöntemi dışında hiç bir istekte uzlaşmıyoruz. Çünkü aslında uzlaşma bir aldatmacadır.  Tüm benlerim kendi isteklerini gerçekleştirmek için fırsat bulacaklar.
  5. Zarın sonucunu asla tartışmayacağım.

Böyle bir uygulama kulağa çılgınca gelebilir! Ve fakat bence mevcut efendi-köle uygulamasıyla toptan çıldırmayı beklemekten evladır. 

Kitabı, cesareti olan herkese tavsiye ediyorum.

Geçmişin Kilidini Açmak

 Ustalık dizisi 1 – devam 6

Biz, benim şahsen ilgilendiğim bir şeyi araştıracağız. Biz, geçmişin kilitli ya da saklı potansiyellerini araştıracağız. Geçmiş, muazzam miktarlarda sevgi içerir. Geçmiş, Yeni Enerji denen bu şeyle birleşmeye çalışıyor, ama geçmişin büyük bir bölümü inanç sistemlerinde ve tarih içinde kilitli kalmış. Bu arada, tarih… tüm tarihi bir kenara atabilirsiniz, çünkü o çok lineer bir biçimde yazılmıştır. Kendi tarihinizi/geçmişinizi de (kenara atabilirsiniz). Geriye bakıyor ve diyorsunuz ki, “Sen ne söylüyorsun, Adamus, benim çok açıkça tanımlanmış bir geçmişim var, en azından bu yaşamımda.” Hiç de değil. Diyorsunuz ki, “Ama Adamus, işte tüm fotoğraflarım burada. Sana doğduğum andan bugüne kadar olanları gösterebilirim, geçmişim gayet açık tanımlanmış bir halde.” Siz kendi tarihinizin, kendi geçmişinizin yalnızca bir dilimini görüyorsunuz.

Olan şuydu, geçmişinizin potansiyelleri kilit altındaydı. Onlar saklıydı, çok, çok akıllıca saklanmışlardı, böylece bir zamanlar sahip olduğunuz gerçek kimlik yerine, şimdiki kişi olduğunuzu düşünecektiniz. Siz onları kilit altına aldınız, başkalarının kilit altına almasına izin verdiniz, ve kendinizi çok dar bir spektrumda tanımladınız. Ama bu hiç de kim olduğunuz değildir.

Geçmişe gidip onun potansiyellerinin ve onun, sizin deyiminizle, alternatif gerçekliklerinin kilidini açmak – ki bunlar hiç de alternatif değildir, çünkü gerçekten var oldular; siz yalnızca onları görmezden gelmeyi seçmiştiniz – ama geçmişe gitmek çok tehlikeli bir şeydir. Geçmişin kapılarını koruyan canavarlar ve şeytanlar var. Siz onları kısmen kendi güvenliğiniz için, kısmen de yanılsama algınız yüzünden oraya yerleştirdiniz. Biz şimdi geçmişe gidip o potansiyellerin kilidini açacağız. Bu, sizin geçmişinizi değiştirecektir. İlle de bir başkasının geçmişini değiştirmeyebilir, ama sizinkini değiştirecektir. Buna hazır mısınız? (izleyiciler karşılık verir) Hmm, koşulları bilmeden evet demeyin! (kahkahalar)

Aynada gördüğünüz kişinin ya da burada oturmakta olan kişinin, gerçekte kim olduğunuzun hiç de iyi bir temsilcisi olmadığını anlayacaksınız. Ama biz geçmişe döndükçe, görmeyi pek de istemeyeceğiniz şeyler göreceksiniz – tabii şimdiye kadar olduğunuz insan gözüyle bakıldığında. Başka bir deyişle, siz bir yıl önce ya da iki yıl önce buna hazır değildiniz, ama şimdi buna hazırsınız.

Ben, her günün ve her gecenin her ânı sizinle olacağım. Bu, tek tek her birinize verdiğim sözdür. Ben hep orada olacağım.

Benimle birlikte çalışan bir varlıklar grubu var; şimdilerde Dünya’ya geri gelen ve bizim bağlı olduğumuz Yükselmiş Üstatlar var; sürekli bağlantı ve iletişim kurduğumuz veçheleriniz var. Ben yolun her adımında sizinle olacağım. Benden bunu sizin yerinize  gerçekleştirmemi istemeyin, benden yanıtı istemeyin, ama ben sizinle olacağım, sizi onurlandırarak.

Benden kaçıp saklanmayın, ama bunu yapacağınızı biliyorum. Kendinizden ve eylemlerinizden öylesine utanacağınız zamanlar olacak ki, benim orada olmamış olmamı isteyeceksiniz. Sanki ben yokmuşum gibi davranacaksınız, ve ben de bu yüzden sizin için orada olmayacağım. Ama kendim için olacağım. (kahkahalar)

Sevgili Şambra, biz geçmişe, aslında, geleceğimizi keşfetmek için gideceğiz. Biz çok dinamik, sevgi dolu, ama bazen de korkutucu bir enerjinin kilidini açmak için geçmişe gideceğiz ki, tanımların içinde sıkışıp kalmayın, kendi kristalinizin içinde tutsak kalmayın. Ben 100.000 yıl boyunca bir kristalin içindeydim dediğim zaman, güldünüz. Siz ne zamandır kendi kristalinizin içindesiniz biliyor musunuz? 100.000 yıldan daha uzun süredir. Kristaliniz sizin geçmişinizdir, ve siz onun içinde kilitli kaldınız. Aynı zamanda da ondan soyutlanmış haldesiniz. Biz geri gidip onu açacağız.

Ben şu anda bunu nasıl gerçekleştireceğimiz konusuna girmeyeceğim. Sınıflarımızdan birinde buna gireceğiz. Ama siz bunun ne büyük bir rahatlama olduğunu, ne çok enerjinin tıkanıp kaldığını, üzerinizde ne büyük bir ağırlık olduğunu anlayacaksınız. Sanki tüm bu zaman boyunca toprağın altında gömülüymüşünüz gibi. Geçmişe gidip de onun her bir parçasının kilidini açtığınızda, şimdiki zaman değişir. Geçmiş değişir. Tarihinizin gidişatı değişir. Herşey değişir. Kendinizle ilgili öyle şeyler keşfedeceksiniz ki, şaşıp kalacaksınız.

Adamus

Gerçek…

Gerçek usta, en çok öğrencileri olan değil, en çok usta yaratandır.
Gerçek lider, en çok takipçisi olan değil, en çok lider yaratandır.
Gerçek öğretmen, en çok bilgiye sahip olan değil başkalarını en çok bilgilendirendir.
Gerçek tanrı, en çok kulları olan değil, en çok kişiye tanrısal olmaları için hizmet edendir.
Bu tanrının yüceliğidir. Tanrının kulları yoktur. O ulaşılmaz değildir, ama kaçınılmaz olandır.

Anonim