Türk Piramitleri

Kaçımız Orta Asyada(Çin’in ortasında Pekine yakın) tarih öncesinde Türkler tarafından inşa edilmiş ve Mısırdaki Piramitlerden daha büyük Piramitler olduğundan haberimiz var? 300 metre yüksekliğinde(Mısırdaki en büyük Piramit Keops 168 metre) BEYAZ PİRAMİT‘den ve irili ufaklı diğer Piramitler ve devasa heykellerden hangimizin haberi var?

Bu piramitlerin varlığı Türklerin tarih öncesinde Orta Asyada çok büyük bir medeniyet kurduğunu, öyle göçebe möçebe laflarının safsata olduğunu gösteriyor.

Çin hükümeti acaba bu piramitleri neden gizliyor? Neden Dünyanın bilim adamlarını davet edip araştırmaya açmıyor? Yoksa ABD’den yada başka bir yerden Çin devletine bu piramitlerin gizlenmesi için baskı mı var acaba?

Peki Türk hükümeti ve de çok milliyetçi, türkçü bilim adamlarımız neden bu Piramitleri incelemek için teşebbüste bulunmuyor? Neden gündeme gelmiyor bu Piramitler hiç? Başka bir ülkenin böyle bir tarihi olsaydı acaba böyle sessiz durur muydu?

Bu Piramitlerin incelenmesi çok önemlidir. Dünya tarihini değiştirecek bilgilere ulaşılacağından hiç şüphe yoktur..

Düşünsenize bütün Dünya Mısırdaki Piramitleri görmek için Mısıra gidiyor. Dünya harikası olarak görülüyor. Peki Orta Asya’daki Türk piramitleri incelemeye ve turizme açılsa bütün Dünya oraya gitmez mi? Bu Türkler, Türkiye için çok büyük bir tanıtım olmaz mı? Dünyada Türklere bakış değişmez mi? Üstelik bu Beyaz Piramit ve heykeller Mısırdakileden daha muhteşem görüldüğü kadarıyla.

Haluk hocam da bu Piramitlerden bahsetti sus(sonsuz us)da. Daha da enteresanı Mısırdaki Piramitleri de Türkler yapmış!! Ama kimsenin bahsettiği yok!! Hatta Amerikadaki Piramitleri de Türk asıllı olan Aztek, Maya ve İnkalar yaptılar.

Çindeki Türk Piramitlerinin Google Earth’den görüntüleri. siz de Google Earthden bu görüntülere ulaşabilirsiniz.

Kadın Sünneti

TBMM, Avrupa Parlamentosu’nda ‘Türkiyede kadın sünneti olduğu’ yolunda soru önergesi veren İngiliz Parlamenter Silk’e ‘kınama’, Türkiye’yi ‘savunmasız bıraktığı’ için AB’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Rehn’e de ‘sitem’ mektubu gönderdi

‘Savunmasız bıraktınız’
“Sorunuz, TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Başkanı ve bir kadın parlamenter olarak beni son derece şaşırtmış ve üzmüş bulunmaktadır. Sizi, bu bilgisizliğinizden ve eksik bilgiyle ithamınızdan dolayı kınıyorum. Türkiye’deki kadınlarla ilgili bu iddianın gerçekle hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Ancak bazı ülke ve kabilelerde var olduğu söylenilen böyle vahşi ve ilkel bir uygulamanın ne ülkemiz tarihinde ne de İslam tarihinde yeri ve dayanağı vardır. Kaldı ki yeryüzündeki hiçbir semavi dinin (İslamiyet, Hıristiyanlık, Musevilik) böyle bir uygulamayı tasvip etmediği bilinmektedir. Bu dinlerde kadın sünnetinin uygun görüldüğüne dair hiçbir kayıt ya da belge mevcut değildir.”
Akşit, Silk’e, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olan Türkiye’yi haksız ve gerçek dışı bir ithamla karşı karşıya bıraktığını belirterek, “Sizi bir kez daha kınıyor ve Türkiye Cumhuriyeti hakkındaki bilgisizliğini gidermek suretiyle özür dileyeceğinizi umuyorum” dedi.
Akşit, Rehn’e de Silk’in Türkiye’de kadın sünneti sorusuna gerekli yanıtı vermediği için sitem etti. Akşit, Rehn’e gönderdiği mektupta ise şöyle dedi:
“Bu yazılı soru önergesini, ‘Türkiye’nin Avrupa Birliği yolunda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihatları ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nce garanti altına alınan hak ve özgürlüklere tam saygı sağlamaya yönelik olarak, gerekli bütün önlemleri alması gerektiği’ şeklinde cevaplamak suretiyle, bu ithamı cevapsız ve Türkiye Cumhuriyeti’ni savunmasız bırakmış olmanız beni şaşırtmış ve üzmüş bulunmaktadır.
TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Başkanı ve bir kadın parlamenter olarak Türkiye’yi diğer Avrupa Birliği yetkililerine kıyasla daha yakından tanıdığınızı düşünerek hukuken ve dinen böyle bir uygulamanın olmadığı hususunu daha net bir şekilde ifade etmenizi beklerdim. Ne ülkemiz tarihinde ne de İslam dininde böyle bir uygulama yoktur. Ancak bazı ülkelerde özellikle Orta Afrika ülkelerindeki kabilelerde görüldüğü söylenilen bu ilkel ve vahşi uygulamayla Türkiye Cumhuriyeti’nin itham edilmesi son derece haksızdır. Konuya gereken duyarlılığı göstereceğinize ve gereken cevabı vereceğinize inanıyorum.”

Not: Kadın Sünneti Konusuna “Sır Mısır” kitabında genişçe yer vermiştim.

Doğu TÜRKİSTAN

Doğu Türkistan, Türkistan’ın bir parçasıdır. Türkistan, batıda Hazar Denizi’nden, doğuda Altay ve Altın Dağları’na; güneyde Horasan, Karakurum Dağları’ndan, kuzeyde Ural Dağları ile Sibirya’ya kadar uzanmaktadır. Doğu Türkistan; Türkistan’ın doğusunda ve Asya kıtasının tam ortasında bulunmaktadır. Güneyde Pakistan, Hindistan, Keşmir ve Tibet, güneybatı ve batıda Afganistan ve Batı Türkistan, kuzeyde Sibirya ve nihayet doğu ve kuzeydoğuda Çin ve Moğolistan ile sınırdır.[1]

Doğu’da Çin ve Moğolistan, kuzeyde Batı Türkistan, batıda Batı Türkistan ile Afganistan, güneyde Keşmir ve Tibet ile çevrilmektedir. Doğu Türkistan’ın büyük bölümü Karakoram, Tanrı Dağları, Tarbagatay ve Altay sıradağları ve Taklamakan Çölü ile kaplıdır. Bu bölgede büyük ölçüde 8 milyon Uygurlar, bir Müslüman Türkçe konuşan insanlar yaşar.[2]

Doğu Türkistan, günümüzde 1,65 Milyon km2 alanı kapsar, önceleri resmi kaynaklara göre 1,82 milyon km2 alanı kapsardı. Güneydeki Kunlun Dağları, Doğu Türkistan ile Tibet arasında sınır, ve kuzeydeki 400 kilometre uzun Altay Dağları Doğu Türkestan ile dış Moğolistan, Rusya ve Kazakistan arasında sınır oluşturur. Tanrı Dağları 1700 kilometre uzunlukta ve 250-300 kilometre genişlikte, büyük bir bölümü Doğu Türkistan’da, güneyden kuzeye doğru uzanırlar.

Çok zengin bir tarihe sahip ve görkemli görünümlü Doğu Türkistan, yüksek dağlarla, çok iyi ve ilginç çöllerle, güzel otlaklar ve ormanlarla kaplıdır. -Kaynak:http://tr.wikipedia.org/wiki/Do%C4%9Fu_T%C3%BCrkistan

Bayrağı ay yıldızlı ve mavi (Ay-Yultuzluq Kök Bayraq)olan Doğu Türkistan’daki katliama birşeyler söylemek için gerekli zaman dolmadı mı? filistindeki kardeşlerimiz diye sokaklara dökülen insanlar…peçeler….nerede? sokakta olmayışlarını nasıl açıklayacağız? insanlık onurunun katliama karşı duruşunun örnekleriyse onlar neden bir cümle bile yok….

Aydınlık tarihini unutmamış, aydınlık geleceğine inanan insanların bu katliamı kınaması dileğiyle..

Ana Tanrıça Ma

MA kimdir?

İnsanlar Onu: Kawa, kuwa, awa, ata, ama, aya, kubala, kibele, moo, rama, maya, manitu, dawa, deus, zeus, ara, ra, kangrı, tengri ve daha birçok isimle çağırdılar.

Ana Tanrıça MA kimdir sorusu ancak cok yönlü bir bakış açısı ile ifade edilir, net bir kimliği yoktur. Tam anlamıyla anadolulu veya mezopotamyalı dememizde mümkün değildir. Yeryüzündeki tüm kıtalarda ona ait birşeyler yakalayabilmemiz mümkündür, hem tanrıdır hem tanrıçadır.. her kültürde değişik bir görünüm ile karşımıza çıkar ama o ilktir, tektir, tüm çok tanrılı kültürlerin hatta tek tanrılı dinlerin anasıdır. Esin kaynağıdır. Ayrıca ilkel rastlantıların ürünü değildir, yaşadığımız tüm çağlara adını ve dilini entegre etmiştir. (entegrasyon önermesi tezimizin ana hatlarını oluşturmaktadır). Tarihçilere göre o sadece bir figürdür. Anlaşılmaz nedenlerle kimliği gizlenmiş veya farkına varılmamıştır.

Bu figürlerde ana tanrıça , anaç ve hamile görüntülenmiştir. Çıplak memeleri ve göbeğinin üstünde üçgen! sembolü vardır. Omuzlarında gücü simgeleyen apoletleri ile bağdaş kurmuş veya tahtında oturan çıplak bir kadın heykelidir, cinsel organı görülmez, hamile karnı kapatır onu. Memeleri ile toprağı ,havayı ve suyu emzirir, bu üç element hayatı simgeler, kısaca o doğayı (dünyayı) doğurmuştur. Ve bu elementlerin oluşturacağı kurallar zinciri hayatın yeni elementlerini doğuracaktır. Böylece bu oluşum kaçınılmaz olarak tüm dinlerin yapı taşı olacaktır.

Anadolunun herhangi bir yaylasında veya ovasında toprağı biraz eşelerseniz bu figürlere rastlarsınız. Ufak bir gazete kupüründe 8,000 yıllık bir kadın heykeli (yukardaki özelliklerde) bulunduğu haberi pek kimseyi ilgilendirmez, hele üniversite camiası hiç sevmez bu haberi bilirlerki kendi tezleri geçmişten gelen yalanlar zincirinin bir halkasıdır ve o ufak heykel kendi kariyerlerinin sonunu hazırlayacak en gerçek objedir. Çünkü feyzleri hans veya joe’dur, onlar düşünmüş bizimkiler vay canına demişlerdir, yalanmı, yanılgımı hiç araştırmamış, düşünmemişlerdir. Sadece kazılarda onlar için hamallık yapar sonrada hans’ın tezini türkçeye çevirerek profesör payesi alırlar. Ve elbette tezimizi bilime! aykırı bulacaklardır. Ama Tanrı gerçeğin yanındadır.

Tezimiz ana kaynağını isimlerden almaktadır, bunlar özel isimler, tanrı isimleri, coğrafi isimlerdir. İsimlerin özellikle özel isimlerin konuşmaya başlayan ilk primatların (ilk insan) kullandıkları ilk kelimeler olabileceği bir çok antropolojik kaynak tarafından öngörülmektedir. Tezimizde özel isimlerin epistomolojik (hece yapıları) çözümlerini yaparak ma kültürü ile yakınlığını araştırmaya çalışacağız.Böylece MA adının tanrının ilk adı olup olmadığı tartışmasını ortaya atacağız.Tevrat babil kulesi yapılana kadar tüm dünyada tek dil kullanıldığını belirtmekte,bunun gerçek olup olmadığını hep birlikte göreceğiz.Bu konuya yardımı dokunacak herkes bana email atabilir,yardımlarınızı bekliyorum.

Dil’in Evrimi

Bugün dünyada yüzlerce dil kullanılmaktadır. Ses ve gramer yapısı veya yüklendikleri kelime anlamları açısından birbirinden farklı olan bu dillerin tek bir dilden türemiş olacabileceğini acaba düşündünüz mü?
Dünyanın farklı coğrafyalarında yaşayan toplulukların oralara nasıl gittikleri, kendi kültür ve dillerini nasıl geliştirdiklerini, En önemlisi kendi dinlerini nasıl yarattıkları konusunda en ufak somut bir araştırma yoktur. Bizlere söylenen sadece o dil, din ve kültürün orada olduğudur. Kutsal kitaplar insanın konuşmaya Hz. Adem ile başladığını ve Tanrı’nın cisimleri adlandırarak Hz. Adem’e bildirdiğini söyler. Bence aksi kanıtlanmadıkça doğru olan görüş budur, kaldıki insanın maymundan geldiğini varsaysak bile konuşmaya başlayan ilk insanı Adem olarak algılamamız gerekmektedir.

Başka bir açıdan bakarsak, ancak insan fizyolojisinin izin verdiği sesleri çıkarabilir ve duyarız, böylece insan tabiatının evrensel gücüne karşı koyamayız, tabii olduğumuz fiziksel kurallar ister tabiattan gelsin, ister tanrısal olsun sonuçta bir büyük gücün adlandırdığı gibi konuşmak (dil) zorundayız. Konuşmaya başlayan insanların cisimleri adlandırırken kullandıkları heceleri notalara benzetebiliriz. Varolan 8 nota ile milyonlarca melodi yaratma olasılığı vardır ve elbette 8 hece ile yüzlerce cisim ve kavramı seslendirebilmek mümkündür. İşte bu Araştırmamızın amacı öz heceleri o günkü değerleri ile inceleyip kavramlarını ve anlamlarını, günümüz dünyasında veya antik çağlarda kullanılmış cografi veya özel isimlerle karşılaştırarak ,evrensel bir temele yerleştirmek, ve tanrı kelamı olan o ilk hecelere ulaşarak batı dünyasının bize sunduğu tüm yalanları tersine çevirmek.

Medeniyet ve Dil

İlk tarım ve insanlığın yerleşik düzene geçmesiyle paralel dil yetkinliğin artması sanal bir tarih olan MÖ.8000 olarak belirlenir. Benim şahsi görüşüm hazar denizi civarlarında bir yerde bir kavim veya iq derecesi yüksek biri tarım yapmayı başarmış kavmini zamanının ötesine taşımış böylece dil ve din ikilisi yozlaşma sürecini başlatmıştır. Tüm yozlaşma sürecinde değişmeyen bazı noktalar vardır:

1.Coğrafi adlar
2.Dinsel özler (yaratıcıya olan hayranlık gibi)
3.Özel isimler

Buna göre ölçüt olarak alacağımız şey nedir? Ölçütmüz Ma (toprak ana) tanrısına tapan ve o dili konuşan gruptur.

Önerme 1 : Bu kavimden bir çok kavim türemiş dil yozlaşmıştır.
Önerme 2 : Bugün bile kullandığımız kelimeler olabilir.

Her ikiside doğrudur.

Örnekler : Kaan ile Kenan arasında ilişki nedir ?
Ma dilinde KA baş buna istinaden KUTSAL demektir. Yani en büyük ulu lider Tanrı MA dır. KA onun kutsallığını ifade eder. Ma dilinde NAN veya NA ülke anlamındadır.

Dönüşüm 1) AGAMEMNON = aka ma nan = ma ülkesinin kutsal komutanı (helence zannedilen bu kelimenin ne helen dilinde nede şimdiki yunan dilinde bir anlamı yoktur)
Dönüşüm 2) Farsi “a-ka” veya türkçe “ağa” kelimeleri.
Buna göre ;
KA-AN = Ülkenin kutsal başı (lideri)
KE-NAN = Kutsal ülke (toprak)
“Kenan Vadisi” MUSA’nın kavmini götürmek istediği yerdir. Musevilere göre orası kutsal topraklardır ama “Kenan” özel isimdir ve ne ibrani nede semit dilinde anlamı yoktur. Burada dikkat edilecek nokta “Kenan” aslen cografi bir isimdir. Ve sümer yazıtlarında bile adı “Kenan” dır. O halde bölgeyi isimlendiren onlardan daha eski bir olgu vardır.

KHAN = KAAN
TAR = TA-ARA
TA = Kainat (göksel olan herşey)
ARA = Sunak (din)

Böylece TAR-KHAN
Kainatın ve dinlerin kutsal lideri (koruyucusu) anlamını ifade eder…

MA-Nİ-TU = MA-NA-TA
Amerika yerlilerinin (yaygın anlayışla kızılderililer) taptıkları Manitu adlı tanrı bize pek yabancı olmayan Mani dini tapkısını dile getirir… Yerliler kendi ağızlarında ölünce “Manitunun Yeşil Çayırları”na gideceklerini söylerler… Ma dili çok net bir şekilde “Manitu” kelimesini “gök ülkenin tanrısı” olarak tercüme eder…
Ve bugün tümden varım ile daha eskiye ulaşabiliyoruz, zira hangi dili konuşursa konuşsun, hiç bir kavmin gücü coğrafi isimleri değiştirmeye yetmez.

Fonografik Değişim

Kullandığımız kelimeler ,duyduğumuz sesler ile ilgili olarak sürekli bir değişim gösterirler.
Duyabildiğimiz ve anlayabildiğimiz sesler algıladığımız harflere dönüşür.
Aynı harfinin harfine dönüşümü gibi, Ülkemizdeki bu yaygın fonografik dönüşüm
Zaman zaman kız yerine gız diyen anadolu insanımı haklı yoksa yazı dili mi haklı tartışmasını ortaya atar.
Her dil kendi fonotik yapısını kendi yaratmıştır,Alışageldiği sesleri kullanmak insan ırkının doğal bir hakkı olmuştur.

Kısaca asırlarca süren bir kulaktan kulağa oyunudur bu…Alttaki satırlarda bu oyunun akılalmaz ispatını göreceksiniz.

Kuran kelimesi

Ku-ran = Kuwa-Ara-Wana = Kutsal Kitap

Kuwa = Kutsal
Ara = Sunak-Din (kitap)
Wana = Ait olan

Kuwa-Ara-Wana okunuşu = kuarana

Tevrat Kelimesi

sami dillerine göre dönüşüm
Daw-rat = Dawa-Ara-Ata (Aka) = Kutsal Yasa Kitabı

Helen dillerine göre dönüşüm
Theu-rat = The-arat (Themis helen dilinde “Yasa”, sonradan adalet tanrıçası)
Da-wa MA dilinde “Yasa” anlamındadır.
(Arap dilinde “Dava” kelimeside “Yasa” anlamındadır.)

MA dilinde Ara, Ra kelimeleri Sunak anlamındadır. Sunak rahiplerin emrindeki kutsal mekandır ve bir yazıtla korunur… “Ara” kelimesi yazıta işaret eder veya konmuş kuralları..
Bu da günümüzde kitabı ve dini ifade eder…

MA dilinde (Kawa) kutsal demektir.
Biçemleri KU, KUT, KUR, KA, AKA, ATA,AWA,AYA dönüşümü ile sıralanır.

Ma Dili Sözlüğü

Kawa : Kutsal , Tanrıçanın erkeği, Baba
Kuwa, Kut, Ka, Ha, Ku, Suwa, Su, Swa, Awa, Aya, Ata gibi dönüşümler de aynı anlamı taşır

Ara : Sunak, Yazıt, Din, Kitap- Ar, Ra, Rab

Na : Yer, Evren, Mekan – An, Nan, Nun

Ma : Tanrıça, dolayısıyla ulu ve ulaşılmaz Yüceliği kasteder.
Ana, Ama, Mama, Ani, Ni ,Mo, Mu, Amo gibi Dönüşümler de aynı anlamı taşır.

Ta : Bilinmeyen Noktaya işaret eder, Evren, Uzaklık – At, Tu, Ti

Arba : Su, Nehir ,Deniz – Arwa, Rv, Rb, Ro, Ars, Arı

Lu : Işık, Güneş – La, Lat, Li, Lim, Lu, Lut, Lum

Wi : Gökyüzü, Wu, Yi, Ya

Ka : İnsan, Adam (tanrıçanın erkeğini kastederek) – Kan, Da, Ada, Ad

Dawa : Ev,Yasa – Dama, Hama, Hana

Wa : Ateş – Ha, Fa, Ca, Şa

Araştırmamızın doğruluğunu test etmek için son hecemiz Wa(ateş) ya bir göz atalım.

Türkçe : Ocak-Sıcak-Baca–Cayır-Ateş(Ataş)-Aş (Yemek Ateşte pişirilir) ve Şa-man (ateş adamı) Şaman gece yakılan ateşin sahibidir, klan ateş etrafında dizilir, kararlar alınır, konuşulur, eğlenilir. Bu sırada şaman kötü ruhları kovar, klanın selameti için ateşe bi takım otlar atar. Dilekler diler, büyü yapar.
Türkçede Ataş kelimesinin önüne gelen hecesi Kutsal Anlamındadır.Türklerde Ateş Kutsaldır. Asla su ile söndürülmez.

Fransızca : Feu(Fö)-Chaleur(Şalör)-Charbon(Şarbon)-Calorie

İngilizce : Fire – Warm(Vorm)- Hot(Hat)-Coal-Funnel(Fanıl)-Furnace-Fever

Fuat Kenan Çakır

Yaşamınızı nasıl daha iyi değiştirebilirsiniz?

Doğarken dünyaya bir kullanma kılavuzu ile gelmediniz; aşağıdaki kurallar yaşamınızı daha iyi kılmak içindir.
1. Size bir vücut verilecektir. Onu beğenebilir ya da ondan nefret edebilirsiniz, ancak kesin olan bir şey varsa o da ömrünüzün geri kalanı boyunca ona sahip olacağınızdır.
2. Dersler öğreneceksiniz. “Yeryüzünde Yaşam” isimli tam zamanlı bir okula kaydoluyorsunuz. Her kişi veya her olay birer Evrensel Öğretmen’dir..
3. Hatalar yoktur, yalnızca dersler vardır. Büyümek bir deneyim sürecidir. “Başarı” kadar “yenilgiler” de bu sürecin bir parçasıdır.
4. Bir ders öğrenilene kadar tekrar edilir. Bu ders, ta ki siz öğrenene kadar size çeşitli biçimlerde anlatılır. Ancak ondan sonra bir sonraki derse geçebilirsiniz..
5. Eğer kolay dersleri öğrenemezseniz bu dersler giderek zorlaşırlar. Dışsal sorunlar içsel durumunuzun kesin bir yansımasıdır. İçsel engelleri ortadan kaldırdığınız zaman dış dünyanız değişir. Acı, evrenin sizin dikkatinizi çekme şeklidir.
6. Davranışlarınız değiştiği zaman bir dersi öğrenmiş olduğunuzu anlarsınız.. Bilgelik egzersizdir. Bir şeyin bir parçası, hiç bir şeyin bir çoğundan daha iyidir.
7. “Bura”dan daha iyi bir “orası” yoktur. “Orası” dediğiniz yer “burası” olduğu zaman gene “bura”ya kıyasla daha iyiymiş gibi görünen bir “orası” olacaktır.
8. Diğer insanlar yalnızca sizin aynanızdırlar. Diğer bir kişinin bir yönü sizin kendinizde sevdiğiniz ya da nefret ettiğiniz bir yönünüzü yansıtmadıkça onu sevmeniz ya da ondan nefret etmeniz mümkün değildir.
9. Yaşamınız size bağlıdır. Yaşam size tuvali sunar, resmi siz yaparsınız. Yaşamınıza sahip çıkın, yoksa başkası sahip çıkacaktır.
10. Daima ne isterseniz onu alırsınız. Bilinçaltınız kendinize çektiğiniz enerjileri, deneyimleri ve insanları doğrulukla belirler — dolayısıyla ne istediğinizi bilmenin en güvenilir yolu neye sahip olduğunuzu görebilmektir. Kurbanlar yoktur, yalnızca öğrenciler vardır.
11. Doğru ya da yanlış yoktur, ama sonuçlar vardır. Ahlaki yaklaşımların faydası olmaz. Yargılamalar ise yalnızca davranış kalıplarını korumak içindir. Yalnızca yapabildiğinizin en iyisini yapın.
12. Cevaplar kendi içinizdedir. Çocukların başkalarının rehberliğine ihtiyacı vardır; bizler ise olgunlaştıkça “Ruhun Yasaları”nın yazılı olduğu kalbimize güveniriz. Bildikleriniz duyduklarınızdan, okuduklarınızdan ya da size söylenenlerden çok daha fazladır. Yapmanız gereken yegâne şey bakmak, dinlemek ve güvenmektir.
13. Tüm bunları unutacaksınız.
14. Ne zaman arzu ederseniz hatırlayabilirsiniz.
Cherie Carter-Scott’un “If Life is a Game, These are the Rules” adlı kitabından alınmıştır.

netten alıntıdır..