Evrim Teorisi Kuranla Çelişir….

Günümüzde bazı Müslümanlar, evrim teorisine inanan kesimlerin sayıca fazla olmalarından veya bu kişilerin genelde “bilim adamı” sıfatı taşıyor olmalarından yanlış yönde etkileniyor, bu nedenle de evrim teorisini savunma yanılgısına düşüyorlar. Oysa bu kişilerin ellerinde Allah’ın insanları evrimle yarattığına dair ne bilimsel bir delil var, ne de bu iddialarını Kuran’dan delillendiren herhangi bir ayet.

Evrim Teorisi’ni savunan Müslümanlar, Darwinizm’in tesadüf iddiasını görmezden geliyorlar

Evrim teorisinin Yaratılış ile çelişmediğini ileri sürenlerin en önemli yanılgısı, evrim teorisinin temel iddiasının “canlıların birbirlerinden gelişerek ortaya çıktığı” tezi olduğunu sanmalarıdır. Bu yanılgı içinde de, “Allah canlıları birbirlerinden evrimleştirerek yaratmış olabilir, bunda karşı çıkacak ne var?” diye düşünmektedirler. Oysa gözardı ettikleri önemli bir gerçek vardır: Evrimi savunanlar ile yaratılışı savunanlar arasındaki temel farklılık, “canlılar ayrı ayrı mı ortaya çıktılar, yoksa birbirlerinden gelişerek mi ortaya çıktılar” sorusu değildir. Asıl konu, “canlılar tesadüflerle ve doğa olaylarıyla mı oluştular, yoksa bilinçli bir şekilde mi yaratıldılar?” sorusudur.

Evrim teorisi, cansız maddelerin tesadüfler sonucunda biraraya gelerek, yine tesadüfen gelişen doğa olayları sonucunda canlılığın yapıtaşlarını ve nihayetinde canlılığı oluşturduğunu iddia eder. Farklı canlı türlerinin de, yine tesadüfler ve doğa olayları ile, hiç bir bilinçli müdahale ve plan olmadan ortaya çıktığını ileri sürer. Sonuçta, bu iddianın temelinde zaman, cansız maddeler ve tesadüfler yaratıcı güçler olarak kabul edilmektedir. Evrim teorisi hakkında çok az bilgi sahibi olan bir kişi dahi, Darwinist bilim adamların iddialarının temelini bu görüşün oluşturduğunu bilir.

Nitekim bu gerçek, Darwinistler tarafından da kabul edilmektedir. Darwinizm’in dünyadaki en önde gelen sözcülerinden olan, militan ateist Richard Dawkins, ” Darwin bize entelektüel yönden tatmin olmuş birer ateist olabilme şansını verdi “ derken, evrim teorisi denen inancın özetini yapmaktadır.

Evrim teorisinin hiçbir bilimsel delili yoktur

Evrim teorisinin iddiası “tesadüf” iken, bu teori ile İslam arasında bir “orta nokta” bulunamayacağı açıktır. Kaldı ki, böyle bir arayışa hiç gerek yoktur, çünkü evrim teorisinin hiç bir bilimsel dayanağı da bulunmamaktadır.

İlgili tüm bilim dalları, evrimin hiçbir zaman gerçekleşmediğini göstermektedir. Fosil kayıtları, farklı canlı sınıflarının küçük kademelerle birbirlerinden evrimleşerek ortaya çıktıklarını değil, aksine çok farklı canlı sınıflarının kendilerine benzer hiç bir ataları olmadan bir anda ve özgün yapılarıyla ortaya çıktıklarını göstermektedir. Ne sürüngenler kuşlara dönüşmüş, ne de balıklar kara canlısı haline gelmiştir. Her canlı sınıflaması kendi özellikleriyle ayrı ayrı yaratılmıştır.

Özellikle son 50 yıldır paleontoloji, mikrobiyoloji, genetik, karşılaştırmalı anatomi gibi bilim dallarında meydana gelen gelişmeler ve yeni buluşlar, evrim teorisinin doğru olmadığını, canlıların bugünkü farklı ve mükemmel formlarıyla aniden ortaya çıktıklarını ortaya koymuştur. Bu gerçek bilim dünyasında reddedilemez bir olgu haline gelmiştir. Bugün paleontoloji bilimi, dünya üzerindeki en temel canlı grupları olan “filumların” (yani eklembacaklılar, yumuşakçalar, omurgalılar vs. gibi en temel ve farklı hayvan sınıflamalarının) tamamına yakınının, “Kambriyen devir” adı verilen kısa jeolojik devirde hep bir anda aniden ortaya çıktıklarını göstermektedir.

Dolayısıyla, Allah’ın, yaratılışta evrim sürecini kullandığını iddia etmek için ortada hiçbir bilimsel neden de yoktur. Allah her canlı grubunu ayrı ayrı ve bir anda, “OL” emriyle yaratmıştır. Bilimin ortaya koyduğu bulgular bu gerçeği teyid eder nitelikte iken, ateizmin temeli olan evrim teorisine itibar etmek ve bu teoriyi “İslam’a uygun” hale getirmeye çalışmak, hem sebepsiz hem de son derece yanlış bir çabadır.

Darwinizm’i savunanlar, bu teorinin taşıdığı tehlikelerin farkında değiller

Darwinizm başlı başına hurafe ve mantıksızlıklardan oluşan bir inançtır. Ön yargılardan uzak, samimi ve hür düşenen hiçbir insan, şuursuz atomların tesadüfler sonucunda bir araya gelip, organize olup, düşünen, akleden, hisseden, gören, işiten, medeniyetler kuran, buluşlar yapan, sanat eserleri meydana getiren, sevinen, üzülen, sonra kendini oluşturan atomları elektron mikroskobu altında inceleyen insanları meydana getirdiğine inanmaz. Ancak Darwin’in teorisi insanlara bu akıl dışı inancı dayatır. Darwinizm’i savunan Müslümanlar bu önemli tehlikenin farkına varamamaktadırlar. Böyle bir iddiayı körü körüne kabul eden bir insanın faşist, komünist, ateist olması çok kolaydır. Düşünme melekelerini yitirmiş, çok açık gerçekleri kendini propagandif anlatımlara kaptırdığı için göremeyen, sırf çoğunluk kabul ediyor diye bir fikri körü körüne kabul eden bir insanın eline silah vermek, onu dağlara çıkarmak, ya da “Darwin bu insanın aşağı ırk olduğunu söylüyor, onun için onu öldürebilirsin” diye ikna etmek çok kolaylaşır. Bu duruma gelen insanlar, vicdanlarını ve akıllarını yitirirler.

Nitekim, 20. yüzyılı kan ve acı gölüne çeviren komünist ve faşistlerin tamamı koyu birer Darwinist’tir. Hitler’den Mao’ya, Mussolini’den Stalin’e tüm bu eli kanlı diktatörler katliamlarını Darwin’e dayandırmışlar ve ondan ilham aldıklarını sık sık belirtmişlerdir. (Detaylı bilgi için Harun Yahya, Darwinizm’in İnsanlığa Getirdiği Belalar , Vural Yayıncılık)

“Darwinizm zaten yıllar önce öldü, bu konuyla ilgilenmeye gerek yok” diyenler de büyük bir yanılgı içindedirler . Bugün Darwinizm’in birçok ülkede oldukça etkin olduğu çok açık bir gerçektir. Okul müfredatlarında çocuklara hala geçersizliği ispatlanmış veya sahtekarlık olduğu ortaya çıkmış sözde “evrim delilleri” birer bilimsel gerçek gibi anlatılmaktadır. Üniversitelerde eğitim görevlilerinin büyük bir bölümü Darwinist’tir. Evrim teorisini reddeden bilim adamlarının bilimsel makaleleri en ünlü bilim dergilerinde yayınlanmamaktadır. Bu duruma rağmen, Darwinizm öldü demek büyük bir yanılgı olur. Üstelik bir çok insanın bu önemli tehlikeye karşı tedbir almasını da engelleyen hatalı bir iddiadır.

Kuran’da Allah’ın evrimle yarattığına dair hiçbir ayet yoktur

Kuran’da, Allah’ın canlıları evrimle yarattığına dair hiçbir açıklama bulunmamaktadır. Allah elbetteki canlıları evrimle yaratmaya da güç yetirendir. Ancak eğer böyle bir yaratılış şekli olsaydı, bunu Kuran ayetlerinde detaylı açıklamaları ile görmemiz mümkün olurdu.

Ancak, bazı kişiler, anlamları çok açık ve net olmasına rağmen bazı ayetleri sanki evrimden bahsediliyormuş gibi tefsir etmekte, ayetlere gerçek ve açık anlamlarından başka anlamlar yüklemeye çalışmaktadırlar. Oysa Kuran, Allah’ın indirdiği şekli ile, herhangi bir din dışı fikir ve felsefenin etkisinde kalınmadan, tamamen samimi bir kalple okunup o şekilde açıklanmalıdır. Bu durumda Kuran’da “evrimle yaratılış” manasında hiç bir bilgi bulunmadığı, aksine Allah’ın tek bir “OL” emri ile varlıkları ve canlıları yarattığı görülecektir. Eğer gerçekten Hz. Adem’den önce yarı maymun-yarı insan canlılar yaşamış olsalar Allah bunu bize Kuran-ı Kerim’de açık, net ve kolay anlaşılır bir biçimde anlatırdı. Kuran-ı Kerim’in “apaçık” olması ve “kolay anlaşılır” olması, evrimsel yaradılış iddiasının gerçek olmadığını göstermektedir.

Ancak bu iddiada bulunanların bazıları kasıtlı bir girişimde bulunurken, bazıları ise gaflet içinde hareket etmektedirler. Söyledikleri sözün anlamını düşünmemekte, Darwinizm’in nihai amacını gözardı etmektedirler.

Bu kişilerin delil olarak gösterdikleri ayetlerden bazıları şu şekildedir:

1• YANILGI

İNSANIN “EVRİMSEL MERHALELER” SONUCU YARATILDIĞI YANILGISI

"Size ne oluyor ki, Allah'tan bir vakarı ummuyorsunuz? Oysa O, sizi gerçekten tavır tavır yaratmıştır." (Nuh Suresi, 13-14)

Evrimsel yaradılışı savunanlar yukarıdaki ayette geçen “tavır tavır” kelimesini “evrim merhalelerinden geçirerek” şeklinde çevirirler. Oysa ayette geçen Arapça “etvaren” kelimesinin “evrim merhaleleri” şeklinde çevrilmesi bu kişilerin şahsi yorumlarıdır ve İslam alimleri tarafından da ittifakla kabul görmemektedir.

“Etvar” kelimesi “tavır, halet, durum” anlamına gelen “Tavru” kelimesinin çoğuludur ve Kuran’da bu şekilde başka bir ayette geçmemektedir. İslam alimlerinin bu ayetle ilgili tefsirleri de bu gerçeği ortaya koymaktadır:

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Kuran-ı Kerim Tefsiri’nde bu ayeti “Oysa o sizi aşama aşama birçok hallerden geçirerek yaratmıştır” şeklinde tercüme etmiştir. Ayetin tefsirinde bu aşamaları “evrim mertebeleri” şeklinde ifade etmiştir. Ancak burada “evrim merhaleleri” ifadesi ile kastedilen mananın insanın farklı bir canlı türünden kaynaklandığını öne süren evrim teorisi ile hiçbir ilgisi yoktur. Nitekim tefsirin hemen devamında bu aşamaların neler olduğu şöyle ifade edilmektedir.

“…Ebu's-Suud'un açıklamasına göre; önce unsurlar halinde, sonra gıdalar halinde, sonra karışımlar halinde, sonra sperma halinde, sonra embriyon halinde, sonra et parçası halinde, sonra kemik ve et halinde, sonra da bambaşka bir yaratılışla şekil vermiştir. "Yaratanların en güzeli olan Allah'ın şanı ne yücedir." (Müminun, 23/14). Bunları yapan o güzel yaratıcı ululama ve saygıya layık değil mi? O sizi daha başka bir şekil ve yaratışla yükseltemez mi? Yahut ezip yok ederek elem verici o azaplara düşüremez mi? Siz niye bunları düşünmüyorsunuz?”

Elmalılı’nın yukarıdaki ifadelerinden de anlaşıldığı gibi, bu ayette geçen aşamalar bir insanın sperm olarak ulaştığı anne rahminde, önce embriyo, ardından bir et parçası, sonra kemik ve et haline gelişip, sonra da bir insan olarak dünyaya gelişini ifade etmektedir.

İmam Taberi’nin Tefsiri’nde Nuh Suresi’nin 14. ayeti Halbuki O sizi merhalelerden geçirerek yaratmıştır” şeklinde çevrilmiş ve “ Önce sperma halindeydiniz; sonra sizi kan pıhtısına, ondan sonra da bir çiğnem et parçasına dönüştürüp yarattı” şeklinde açıklanmıştır. (Taberi Tefsiri, İmam Taberi, 6. cilt, s. 2631)

Ömer Nasuhi Bilmen ise ayeti Halbuki, sizi muhakkak türlü türlü derecelerde yaratmıştır” şeklinde çevirmiş ve şu şekilde tefsir etmiştir:

“ O Haalık-ı Kerim (sizi muhakkak türlü türlü derecelerde) muhtelif suretlerde (yaratmıştır) Siz bidayeten birer nutfe idiniz, sonra kan parçası, et parçası, kemik sahibi oldunuz, sonra da bir insasn olarak vücut sahasına atıldınız. Bütün bu muhtelif, ibret feza hadiseler, inkilaplar, bir Haalık-ı Hakim'in varlığına, kudret ve azametine birer parlak delil değil midir? Ne için siz kendi yaradılışınızı hiç düşünmüyorsunuz!” (Ömer Nasuhi Bilmen, Kuran-ı Kerim'in Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri, cilt 8, s. 3851)

Görüldüğü gibi İslam alimleri Nuh Suresi’nin 14. ayetini ittifakla aynı şekilde yorumlamış, sperm halinden insan haline geliş arasındaki aşamalar olduğunu ifade etmişlerdir. Ayetin bu şekilde yorumlanması gerektiği ise, “Kuran ayetlerinin yine Kuran ayetlerine göre tefsir edilmesi” prensibi gereğince açıktır. Çünkü Allah başka ayetlerde insanın yaratılış aşamalarını anne rahmindeki aşamalar olarak anlatmaktadır. Dolayısıyla “etvaren” kelimesinden bu mananın çıkarılması gerekir. Bu kelimeden, insanın kökenini bir başka canlı türüne bağlamaya çalışan evrim teorisine dayanak aramak, dayanaksız bir yorumdur.

2• YANILGI

KURAN’DA EVRİMSEL SÜRECE İŞARET BULUNDUĞU YANILGISI

“ Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hin) gelip-geçti .” (İnsan Suresi, 1)</strong>

Yukarıda ayet aynı çevrelerin evrime delil olarak sundukları bir diğer ifadedir. Kişisel yorumlarına dayalı bir çeviriyle “kendisinden anılmaya değer birşey değilken” ifadesi “insanın bir insan olmadan önceki hallerinin ifade edildiği” şeklinde açıklanmaktadır. Oysa ilk iddia gibi bu evrimci iddia da gerçeklerden uzaktır.

Altı çizili ifadenin Arapçası şu şekildedir:

“lem yekun şeyen mezkuren”

Lem yekun : değildi

Şey’en : bir şey

Mezkuren : zikredilen, adı geçen

Bu ifadeyi “evrimsel yaratılış”a bir delil olarak göstermek çok zorlama bir yorumdur. Nitekim bu ayet İslam alimleri tarafından evrimsel bir süreç olarak yorumlanmamaktadır. Örneğin Elmalılı Hamdi Yazır bu ayetteki zaman ifadesini şu şekilde tefsir eder:

“Başlangıçta ilk maddeleri olan unsurlar ve madenler, sonra onlardan aşama aşama yaratılıp orta maddeleri olan bitkisel, hayvansal gıdalar "çamur hülasası" (Müminun, 23/12), sonra onlardan süzülen yakın maddesi olan meniye doğru yavaş yavaş aşama ve mertebeler içinde gelen bir şey olmuş, fakat insan diye anılan şey olmamıştı. Gerçekte insanın her ferdi gibi cinsi de ezeli değil, sonradan olmadır. Hem dehrin başlangıcından, âlemin yaratılışından çok sonra var olmuştur.”

Ömer Nasuhi Bilmen ise ayeti şu şekilde tefsir eder:

“ Bu ayetler, Cenab-ı Hak’kın insanları hiç mevcut, malum değillerken bilahare birer katre sudan işitir ve görür bir halde yaratmış ve onları imtihana tabi tutmuş olduğunu bildiriyor … Nev’i insan, bidayeten hiç mevcut değildi, sonra bir müddet içinde bir katre sudan bir topraktan ve çamurdan musavver bir ceset haline gelmiştir. O insan, o zaman malum değildi, onun ne gibi bir ismi haiz ve ne için yaradılmış olduğu gök ve yer halkınca bilinmiyordu. Sonra kendisine ruh bilini yadedilmeye başlanılmıştır.” (Ömer Nasuhi Bimen, Kuran-ı Kerim’in Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri, cilt 8, s. 3851)

İmam Taberi ise ayeti, “İnsanın ‘(Adem’in) üzerinden öyle bir zaman dilimi geçmiştir ki; o esnada o, şanı ve üstünlüğü olan bir şey bile değildi. O sadece yapışkan bir çamur ve değişken bir balçıktı” şeklinde tefsir etmektedir. (Taberi Tefsiri, İmam Taberi, 6. cilt, s. 2684)

Dolayısıyla da bu ayette geçen ve zaman ifade eden tanımı “evrimsel süreç” olarak yorumlamak, Kurani yönden dayanağı olmayan subjektif bir yorumdur..

3. YANILGI
SUDAN YARATMANIN EVRİMSEL YARATILIŞA İŞARET ETTİĞİ YANILGISI

Şüphesiz biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık . (İnsan Suresi, 2)</strong>

Evrimsel yaradılışı savunanlar birçok ayette geçen “insanın sudan yaratıldığı” şeklindeki ifadeleri de kendi iddialarına bir delil olarak göstermeye çalışmaktadırlar. Sudan hareketle bütün canlıların oluştuğunu iddia etmektedirler.

Oysa insanın sudan yaratıldığının ifade edildiği ayetler de yine İslam alimleri ve tefsirciler tarafından her zaman spermadan yaratılma olarak açıklanmıştır. Örneğin Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır İnsan Suresi’nin 2. ayetini şu şekilde tefsir eder:

“… Şu şekilde yaratıldı bir nutfeden. Rağıb'ın açıkladığı üzere nutfe, esasen saf suya denir. Erkeğin suyuna da nutfe denilmiştir. Örfte nutfe ile meni eş anlamlı gibi sayılmıştır. Fakat Kıyamet sûresinin sonunda da geçtiği gibi Kur'ân'da "Dökülen meniden bu nutfe." (Kıyamet, 75/37) buyrularak nutfenin meniden bir parça olduğu ifade edilmiştir. "Sahih-i Müslim"de rivayet olunduğu üzere "Suyun hepsinden çocuk olmaz." hadis-i şerifinde de bir bütünün her parçası kastedilerek "Bir suyun her bir parçasından" buyrulmamış, bir parçası kastedilerek "suyun tamamından" buyrulmuş olmasından çocuğun meydana geldiği o suyun, suyun toplamı olan bütün meni değil, onun bir parçasından ibaret olduğu anlatılmış bulunduğundan nutfe, meniden bir cüz olan saf tohumun adı olduğu anlaşılır.”

İbni Taberi ise bu ayeti “… Adem’in zürriyetini erkeğin ve kadının birbirine karışan döl sularından yaratmışızdır” şeklinde tefsir etmektedir. (Taberi Tefsiri, İmam Taberi, 6. cilt, s. 2684)

Ömer Nasuhi Bilmen tefsirinde ise bu ayet şöyle açıklanmaktadır:

"... (Şüphe yok ki: Biz insanı karışık bir damla sudan yarattık.) Erkek ile kadının birbirine karışan sularından vücude getirdik. Evet... İnsanlar, bir müddet, nutfe, yani: Duru, safi bir su halinde ve bir müddette "alaka" yani: uyuşmuş kan halinde ve bir müddette muzga, yani: Küçük et parçası halinde bulunmuşturlar. Daha sonra da kemik kesilip et ile bürünmüş, berhayat hale gelmişlerdir..." (Ömer Nasuhi Bilmen Tefsiri, Cilt 8, s.3915)

Bu açıklamalardan da görüldüğü gibi insanın “karmaşık olan bir damla sudan” yaratılmasının evrim teorisinin suyun içinde tesadüfler sonucu oluşan bir tek hücreden aşama aşama insanın meydana gelmesi iddiası ile hiçbir bağlantısı yoktur. Tüm büyük müfessirlerin açıkladığı gibi bu ayette insanın anne karnındaki yaratılışına dikkat çekilmektedir.

İnsanın yaratılış aşamalarının anlatıldığı bir diğer ayet de dikkatli incelendiğinde bu yorumlardaki köklü yanılgı gözler önüne serilmektedir:

<strong>Ey insanlar, eğer dirilişten yana bir kuşku içindeyseniz, gerçek şu ki, biz sizi topraktan yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir alak'tan (embriyo), sonra yaratılış biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından; size (kudretimizi) açıkca göstermek için. Dilediğimizi, adı konulmuş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi bebek olarak çıkarıyoruz, sonra da erginlik çağına erişmeniz için (sizi büyütüyoruz). Sizden kiminizin hayatına son verilmekte, kiminiz de, bildikten sonra hiçbir şey bilmeme durumuna gelmesi için ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilmektedir. Yeryüzünü kupkuru ölü gibi görürsün, fakat biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir, kabarır ve her güzel çiftten (ürünler) bitirir. (Hac Suresi, 5)</strong>

Ayette bir insanın yaratılış aşamaları tarif edilmektedir. Birinci aşama olan toprak, insandaki temel mineralleri ve elementleri içeren hammaddedir. İkinci aşama ise bu elementlerin, anne karnındaki yumurtayı döllemek için gerekli yapıya ve genetik bilgiye sahip olan spermleri içeren ve Kuran’da karmaşık bir su tabiriyle tarif edilen menide bir araya gelmesidir. Kısacası insanın temel hammaddesi topraktır. Toprağın özü, bir damla menide o insanı meydana getirecek bir şekilde toplanmıştır. Ayette bu “su” aşamasının hemen ardından insanın ana karnındaki gelişim aşamaları belirtilmiştir. Oysa evrim teorisi, canlılığın sözde suda başlamasından insanın ortaya çıkması arasında milyonlarca farazi aşama (ilk hücre, tek hücreliler, çok hücreliler, omurgasızlar, omurgalılar, sürüngenler, memeliler, primatlar, vs. ve bunların sayısız ara aşamaları gibi) olduğunu var sayar. Oysa ayetteki sıralamada hiçbir şekilde böyle bir mantık ve tarif olmadığı çok açıktır. İnsanın bir damla su halinden sonra alak haline geldiği bildirilmektedir.

Dolayısıyla, çok açıktır ki ayette, insan türünün geçirdiği evrim aşamaları değil, tek bir insanın anne karnından önceki, anne karnındaki ve doğduktan sonra yaşlılığına kadar devam eden yaratılış aşamaları tarif edilmektedir.

İnsanın ve diğer canlıların sudan yaratıldığını bildiren diğer ayetlerde de yine evrim teorisine dayanak oluşturacak bir mana yoktur. Bu ifadeyi içeren bazı ayetler şu şekildedir:

<strong>O inkâr edenler görmüyorlar mı ki, (başlangıçta) göklerle yer, birbiriyle bitişik iken, biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık . Yine de onlar inanmayacaklar mı ? (Enbiya Suresi, 30)

Allah, her canlıyı sudan yarattı . İşte bunlardan kimi karnı üzerinde yürümekte, kimi iki ayağı üzerinde yürümekte, kimi de dört (ayağı) üzerinde yürümektedir. Allah, dilediğini yaratır. Hiç şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir . (Nur Suresi, 45)</strong>

Bazı yorumcular bu ayetlerdeki “canlıların sudan yaratılması” ifadesinde, evrim teorisine paralel bir mana var zannetmektedir. Oysa bu çok yanlış bir yorumdur. Ayetlerde canlıların sudan yaratıldığı bildirilerek, canlıların temel malzemesinin su olduğu haber verilmektedir. Nitekim modern biyoloji ortaya koymuştur ki su, dünyadaki her canlının vücudunun en temel unsurudur. İnsan vücudunun yaklaşık % 70’i sudur. Her canlı, vücudundaki su sayesinde hücre içi, hücreler arası ve dokular arası ulaşımı sağlar. Su olmadan canlılık olamayacağı kabul edilen bir gerçektir.

Bunun evrim teorisiyle hiç bir ilişkisi olmadığı ise açıktır. Evrim teorisinin, “her canlının sudan çıkıp evrimleştiği” gibi bir iddiası yoktur ki, böyle bir ilişki kurulsun. Aksine teori, canlı türlerinin birbirlerinden türediklerini ileri sürmektedir ki, bu iddia her farklı canlı grubunun Allah tarafından sudan yaratılmış (yani ayrı ayrı yaratılmış) olduğu gerçeğiyle tamamen çelişkili bir iddiadır.

4. YANILGI
ÖNCE TOPRAKTAN SONRA SUDAN YARATILMANIN EVRİMSEL YARATILIŞA İŞARET ETTİĞİ YÖNÜNDEKİ YANILGI

" Seni topraktan, sonra bir damla sudan yaratan, sonra da seni düzgün (eli ayağı tutan, gücü kuvveti yerinde) bir adam kılan (Allah)ı inkar mı ettin ?" (Kehf Suresi, 37)


İmam Taberi bu ayeti şu şekilde yorumlamaktadır:

<strong>“... Baban Adem'i topraktan yaratan, sonra seni bir erkeğin ve kadının spermasından meydana getiren </strong>, sonra seni tastamam bir insan kılığına büründüren, kadın değil, erkek haline getiren Allah'ı mı inkar ediyorsun? Sana bunca şeyleri veren ve seni bu hale getiren Allah, ölüp toprağa dönüştükten sonra seni yeniden yeni bir mahluk olarak meydana getirdi” (Taberi Tefsiri, İmam Taberi, 3. cilt, s. 1268)

Ömer Nasuhi Bilmen ise aynı ayeti şu şekilde tefsir eder:

“... Senin aslın ve yaradılışın sebebi olan Hazreti Adem'i (topraktan) yaratan (sonra) da seni (bir nutfeden) en yakın maddei vücudun olan bir katre meniden (yaratan sonra da seni bir erkek olarak tesviye eden) seni böyle müteaddit etvari hayatiye neticesinde tam, baliğ bir insan olarak vücuda getiren Haliki Kerimi (inkar eder mi oldun) çünki ahiret hayatını inkar, onun zuhura geleceğini haber veren ve ona kadir olan Allah Teala'yı inkar demektir...” (Ömer Nasuhi Bimen, Kuran-ı Kerim'in Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri, cilt 4, s. 1958)

Yukarıdaki tefsirlerde de görüldüğü gibi Kehf Suresi 37. ayetin ve insanın sudan yaratıldığının ifade edildiği diğer ayetlerin evrimsel yaratılışa bir delil olarak gösterilmesi sadece kişisel yorumdur; ayetin böyle bir manası yoktur. Ayette geçen ‘topraktan yaratılma” Hz. Adem’in yaratılışını, sudan yaratılıp düzgün bir adam haline gelme ise spermden başlayan gelişmeyi anlatmaktadır. Zaten Kuran’da anlatılan yaratılış aşamaları dikkatle okunur, birbirini takip eden süreçler gözönünde bulundurulursa bu yorumun yanlış olduğu da hemen anlaşılır. Kuran’da aynı konuya işaret eden pek çok ayet bulunmaktadır:

<strong>Şüphesiz, Allah katında İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona "ol" demesiyle o da hemen oluverdi. (Ali İmran Suresi, 59)</strong>

Evrimsel yaradılışı savunanların bu yorumlarını bir an için kabul ettiğimizi varsaysak, o takdirde yukarıdaki ayetten yaratılışı Hz. Adem’e benzetilen Hz. İsa’nın da evrimle yaratıldığı gibi bir sonuç çıkarmak gerekir ki bunun ne kadar mantıksız olduğu ortadadır.

Topraktan ve sudan yaratılmanın geçtiği diğer ayetlerde de, az önceki maddede incelediğimiz gibi insanın evrim aşamaları değil, insanın yaratılışının anne karnına düşmeden önceki, ana karnındaki ve doğumdan sonraki aşamaları tarif edilmektedir:

<strong>Ey insanlar, eğer dirilişten yana bir kuşku içindeyseniz, gerçek şu ki, biz sizi topraktan yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir alak'tan (embriyo), sonra yaratılış biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından; size (kudretimizi) açıkca göstermek için. Dilediğimizi, adı konulmuş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi bebek olarak çıkarıyoruz, sonra da erginlik çağına erişmeniz için (sizi büyütüyoruz). Sizden kiminizin hayatına son verilmekte, kiminiz de, bildikten sonra hiç bir şey bilmeme durumuna gelmesi için ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilmektedir. Yeryüzünü kupkuru ölü gibi görürsün, fakat biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir, kabarır ve her güzel çiftten (ürünler) bitirir. (Hac Suresi, 5)

O'dur ki, sizi topraktan, sonra bir damla sudan, sonra bir alak'tan (embriyo) yarattı; sonra sizi bir bebek olarak çıkarmakta, sonra güçlü (erginlik) çağınıza erişmeniz, sonra da yaşlanmanız için size (belli bir ömür vermektedir). Sizden kiminin daha önce hayatına son verilmektedir; adı konulmuş bir ecele erişmeniz ve belki aklınızı kullanmanız için (Allah sizi böyle yaşatır). (Mümin Suresi, 67)

Bir damla sudan (döl yatağına) meni döküldüğü zaman. (Necm Suresi, 46)

5 • YANILGI

İLK İNSANIN BİR SÜREÇ İÇİNDE YARATILDIĞI YANILGISI

Hani Rabbin meleklere: "Gerçekten ben, çamurdan bir beşer yaratacağım" demişti. (Sad Suresi, 71)</strong>

Evrimsel yaradılışla ilgili bir diğer yanılgı ise yine ayette geçen bir ifadenin yanlış bir şekilde yorumlanması sonucu ortaya çıkmaktadır. Ayetteki altı çizili ifade “çamurdan bir beşer yapmaktayım” şeklinde tercüme edilmekte ve bunun evrim süreci içinde, yavaş yavaş yaratılışa işaret ettiği iddia edilmektedir. Ancak ayetin Arapçası bu şekilde bir çevirinin kişisel bir yorum ve kasıtlı bir çarpıtma olduğunu açıkça ortaya koymaktadır:

<strong>“İnni halikun beşeren min tın.” = “ Ben çamurdan bir beşer yaratanım ”</strong>

Bu ayette “yapmaktayım” şeklinde bir ifade bulunmamaktadır. Nitekim ayetin devamında “onu bir biçime sokup üflediğim zaman O’na secdeye kapanın” şeklinde geçmekte ve buradan da “yaratma” fiilinin bir anda olup bittiği anlaşılmaktadır.

Nitekim İslam alimleri de bu ayeti “Yapmaktayım” şeklinde çevirmemektedir. Örneğin Süleyman Ateş tefsirinde şu şekilde açıklamaktadır:

“Rabbin meleklere demişti ki “Ben çamurdan bir insan yaratacağım.”

Allah, kokuşmuş çamurdan bir insan yaratacağını meleklere söylemiş, çamuru insan şekline koyup içine de kendi ruhundan üfledikten sonra meleklere, insana secde etmelerini emretmiş. Meleklerin hepsi secde temiş. Yanlız cinlerden olan İblis, kendisinin ateşten yaratıldığını, çamurdan yaratılan insandan hayırlı olduğunu ileri sürerek insanın atasına secde etmemiştir.”

İbni Taberi de aynı ayeti “”Ben çamurdan bir insan yaratacağım” şeklinde çevirmiş ve şu şekilde tefsir etmiştir:

“… Bir zamanlar Rabbin meleklere: Ben, çamurdan bir adam yaratacağım, buyurmuştu… Onun yaratılışını tamamladığım, suretini düzelttiğim, ruhumdan da ona üflediğim zaman, kendisine secde edin . ” (Taberi Tefsiri, İmam Taberi, cilt 4, s. 1991)

6• YANILGI

HZ. ADEM’İN İLK İNSAN OLMADIĞI YÖNÜNDEKİ YANILGI

Evrimsel yaradılışla ilgili olarak ortaya atılan bir diğer iddia ise, Hz. Adem’in ilk insan olmayabileceği ve hatta insan olmayabileceği şeklindedir. Bu iddiaya delil olarak aşağıdaki ayet gösterilmektedir:

<strong>Hani Rabbin, Meleklere: "Muhakkak ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim" demişti. Onlar da: "Biz seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin?" dediler. (Allah:) "Şüphesiz sizin bilmediğinizi ben bilirim" dedi. (Bakara Suresi, 30)</strong>

Bu iddiayi savunan çevreler ayette geçen “halife var edeceğim” şeklindeki ifadede geçen Arapça “ceale” fiilini, “tayin etmek” kelimesi ile açıklamaktadırlar. Oysa “ceale” kelimesinin Kuran’da kullanılan anlamları şu şekildedir:

Ceale: Yaratmak, icad etmek/ çevirmek, yapmak, koymak, kılmak

Kur’an’da “ceale” filinin geçtiği diğer ayetlerden birkaç örnek şöyledir:

<strong>Sizi tek bir nefisten yarattı, sonra ondan kendi eşini var etti (ceale) ve sizin için davarlardan sekiz çift indirdi… (Zümer Suresi, 6)

De ki: "Sizi inşa eden (yaratan), size kulak, gözler ve gönüller veren (ceale) O'dur. Ne az şükrediyorsunuz?" (Mülk Suresi, 23)

"Ve ayı bunlar içinde bir nur kılmış, güneşi de (aydınlatıcı ve yakıcı) bir kandil yapmıştır. (ceale)" (Nuh Suresi, 16)

"Allah, yeri sizin için bir yaygı kıldı. (ceale)" (Nuh Suresi, 19)

Yukarıdaki ayetlerde de görüldüğü gibi “Ceale” kelimesi Kuran’da “tayin etmek” manasında kullanılmamıştır. Çoğu yerde “yaratmak, icad etmek, yapmak” gibi anlamları vardır.

Ayrıca pek çok ayette de Hz. Adem’in topraktan yaratıldığı belirtilmektedir. Hz. Adem’in, diğer insanlar içinde bir insan olmadığı, özel ve farklı bir yaratılışa sahip olduğu bu ayetlerden de anlaşılmaktadır.

Kuran’da Hz. Adem’in ilk insan olduğu hakkında verilen bir diğer önemli bilgi de onun cennetten çıkarılmasıdır. Hz. Adem ilk insandır ve Allah’ın ilk elçisidir. Bu konudaki ayetler herhangi bir yoruma yer vermeyecek kadar açıktır. Tek yapılması gereken şey insanların samimi bir kalple, vicdanlarının sesini dinleyerek ve ihlasla Kuran ayetlerini okumalarıdır. Allah bu niyetle ayetlerini okuyan kullarına mutlaka doğru olanı gösterecektir.

7. YANILGI

KURAN’A GÖRE MAYMUNLARLA İNSANLAR ARASINDA SOY YAKINLIĞI OLDUĞU YANILGISI

Evrim teorisi tartışmaları sırasında yanlış yorumlanan ve bazı kimselerce sanki evrim teorisine yönelik bir işaret gibi yanlış anlaşılan bir ayet de, Allah’ıh geçmişte bir grup Yahudiyi maymun kılmasıyla ilgili ayettir:

<strong>Andolsun, sizden (İsrailoğullarından) cumartesi (günü) yasağı çiğneyenleri elbette biliyorsunuz. İşte biz, onlara: "Aşağılık maymunlar olun" dedik. Bunu, hem çağdaşlarına, hem sonra gelecek olanlara 'ibret verici bir ceza', takva sahipleri için de bir öğüt kıldık. (Bakara Suresi, 65-66)

Oysa ayetten evrim teorisine paralel bir mana çıkarılamayacağı aşikardır. Bunun bir kaç ayrı sebebi vardır:

1) Ayette kast edilen ceza, büyük olasılıkla manevi bir anlamdadır. Yani sözkonusu Yahudilerin fiziksel anlamda değil, karakter yönünden maymuna benzetilmiş olması kuvvetle muhtemeldir.

2) Eğer kast edilen ceza fiziki manada gerçekleşmiş olsa bile, bu doğa kanunlarının dışında gerçekleşen bir mucize olur. Burada Allah’ın dilemesiyle, bir anda mucizevi bir dönüştürme, yani bilinçli bir yaratılış söz konusudur. Evrim teorisi ise, türlerin milyonlarca yıllık zaman dilimlerinde rastlantılarla yavaş ve kademeli olarak birbirlerine dönüştüklerini öne sürer. Dolayısıyla Kuran’da bildirilen bu hadiseyle evrimin savunduğu senaryonun birbirleriyle hiçbir ilişkisi yoktur

3) Ayette kast edilen ceza, tarihte tek bir kez ve sınırlı sayıda insan için gerçekleşmiştir. Oysa evrim teorisi tüm insanların maymunlar ile akraba oldukları gibi bir senaryo öne sürer.

4) Ayette, insanların maymuna dönüşmesinden söz edilmektedir. Oysaki evrim teorisinin iddiası ters yöndedir.

5) Kuran’da, Maide suresinin 60. ayetinde de Allah’ın gazablandığı sapkın bir topluluğun maymunlara ve domuzlara çevrildiğinden bahsedillir. Ayet şöyledir:

De ki: "Allah katında, 'kesinleşmiş bir ceza olarak' bundan daha kötüsünü haber vereyim mi? Allah'ın kendisine lanet ettiği, ona karşı gazablandığı ve onlardan maymunlar ve domuzlar kıldığı ile tağuta tapanlar; işte bunlar, yerleri daha kötü ve dümdüz yoldan daha çok sapmışlardır." (Maide Suresi, 60)

Bu durumda, baştan beri incelediğimiz hatalı mantık örgüsü, ayette insanın yalnız maymunla değil domuzla arasında da bir evrimsel bağa işaret olduğu gibi gerçek dışı bir sonucu çıkartacaktır. Halbuki evrimcilerin dahi domuzla insan arasında böyle bir bağlantı olduğuna dair bir iddiaları yoktur.

Buraya kadar da anlaşıldığı gibi, Kuran’ın bazı ayetlerinde evrim teorisine dair bir takım işaretler bulunduğu iddiası hem Kuran’ın bütünüyle hem de evrim teorisinin kendi tezleriyle çelişen bir yanılgıdır.

Sonuç

İman eden insanların, Allah’a ve dine karşı mücadele veren fikir sistemlerine karşı uyanık ve dikkatli olmaları son derece önemlidir. Bugün dünyada önde gelen birçok evrimci, evrim teorisine karşı güç kazanan fikirleri çökertmenin en önemli yolu olarak şunu tavsiye etmektedirler: “Yaratıcıya inanmasanız dahi “Allah evrimle yaratmıştır” iddiasını kullanın. Böylece Yaratılışçıların gücünü azaltmış, bir kısmını kendi safınıza çekmiş olursunuz.”

Yeterli incelemeyi yapmadan, sadece bazı Darwinist bilim adamlarına karşı duyulan eziklikten dolayı “evrim vardır” diyen Müslümanlar nasıl büyük bir tehlikeye arka çıktıklarını bir kez daha düşünmelidirler. Aslında, asıl tehlike bu konuyu önemsiz görmektir. Vicdan sahibi her Müslüman konunun önemini anlayarak, gereken ilmi çalışmayı gösterdiğinde, Darwinizm son dayanaklarını da yitirecektir. Durumun ciddiyetini kavrayamayanlar ise istemeden de olsa Darwinizm’in insanlık için oluşturabileceği belalara destek olacaklar ve belki bunun vebalini taşıyacaklardır.

Unutmamak gerekir ki, tüm müslümanlar için, dine karşı, Allah’ın varlığını inkar eden her fikri, fikri mücadele ile çürütmek, hakkı kullanarak batılı yok etmek önemli bir sorumluluktur. Bu sorumluluk, ” yenilgiyi kabul et, taviz ver, orta bir nokta bul “ anlayışı ile yerine getirilemez.

Örneğin komünizmin yayıldığı bir toplumda müslümanın görevi “komünizmi İslamlaştırmaya çalışmak” değildir. Bu, din lehinde hiç bir sonuç vermeyecek, aksine komünizme fayda sağlayacak çıkmaz bir yoldur. Müslümanın görevi, komünizmi tüm bir felsefe olarak çürütmek, yıkmak ve buna karşı İslam’ın hakikatini ortaya koymaktadır. Aynı şekilde Darwinizm’e karşı da Müslümanın görevi “Darwinizm’i İslamlaştırmaya çalışmak” değil, bu büyük yalanı fikren çürütmek, yıkmak ve buna karşı yaratılış gerçeğini ortaya koymaktır.

Tüm Müslümanlar bu bilinçle hareket etmeli, ateizmin temeli olan ve 150 yıldır dünyayı aldatmış bulunan evrim teorisine karşı yürütülen fikri mücadeleye destek vermelidir.

Bu makale hakkında ek bilgi eklemek için buraya tıklayınız

Yazar & Kaynak: HARUN YAHYA

Güneş Fırtınaları

NASA tarafından yayınlanan açıklama (15/02/01) ise girilecek olan kuşağı doğrular nitelikte olan başka bir veri: “Güneş’in manyetik kutupları şimdi oldukları gibi kuzey manyetik kutup Güneş’in güney yarı küresini işaret ederek, 2012 yılında terse dönene kadar değişmeyecek. Bildiğimiz kadarıyla, her 11 tıllık güneş lekesi döngüsünde bu değişim gerçekleşmekte.” Aslında bu tez daha önce (1998’de) Peter Jakubowski ve Mitch Battros (Şubat 2000) tarafından ortaya atılmıştı; lakin biraz farklı olarak: “bu değişim NASA’nın verilerinden üç kat daha hızlıydı”. En dikkat çekici nokta ise güneş lekelerinin oluştuğu dönemde tarih boyunca yaşanan olaylar. Tahmin edilen 200 yıllık bir döngü oluşuyor ve çeşitli doğal değişimler meydana geliyor. Geçtiğimiz 2000 yıl boyunca yaşanılanları şöyle sıralayabiliriz:

Roma imparatorluğunun çöküşü (M.S. 235-284)

M.S. 608’de Fırat nehrinin donması

M.S. 829’da Nil nehrinin donması

1200’lerde denizlerde şiddetli fırtınalar ve buzlar görüldü

1680-1700 arası Alpler’deki buzlar fazlalaştı ve kıtlık nedeniyle binlerce kişi yaşamını yitirdi.

1810-1820 yılları arası neredeyse yaz yaşanmadı, Tambora volkanı faaliyete geçti.

Görüldüğü üzere hiç de yadsınacak sonuçlar ortaya çıkmamış tarih boyunca. Bu olaylardan da anlaşıldığı üzere Güneş’te meydana gelen fiziksel olaylar olduğu gibi gezegenimizi de etkisi altına alıyor; ki bu sadece doğal afetler ya da atmosferik değişimlerle değil mental değişimlerle de karşılanıyor. Zira evrende meydana gelen her değişim hem fizik hem de ruh bedeni etkilemektedir. Bu, hem insan bedeni hem de yine canlı olan gezegen bedenler için de geçerlidir.

Bilimsel makalelerimize dönersek, NASA tarafından açıklanan ve “Guardian Science Supplement”da yayınlanan bir başka haber ise şöyle: NOA bilim adamları, 2011’den 2012 senesine kadar yoğun bir güneş lekesi aktivasyonu beklemekteler. Aslında bu oluşumun 1957 yılından beri en yoğun olacak olan güneş olayı olacağı tahmin edilmekte. Lakin ilginç bir şekilde (!) bu yaşanılacak olan olayın nedenleri açıklanmamış ve üstü kapatılmış durumda. Yine her zaman olduğu gibi açıklamalara sınırlama getirilmiş ve kısıtlı bir veriyle yayınlanan makalelerde, bizlere içerisinden bir şeyler çıkarabilmek için çabalama şansı (!) tanınmış tekrardan. Bu makalede yer verilen başka bir durum ise dünya üzerindeki bazı bölgelerde (Meksika, Güney Avrupa gibi..), böyle bir aktivitede görülmeyen bir şekilde aura (atmosfer) gözlemlerinin yapılabilecek olması.

NASA’nın Alabama’daki Marshall Uzay Uçuş Merkezi’nin “solar physics” (güneşsel fizik) takım lideri David Hathaway tarafından “San Francisco Chronicle”da belirtilen konu ise 2012’de beklenilen devasa güneş fırtınası. Bu fırtınanın güç ızgaralarını, cep telefonu ağlarını engellemesi; uydu tahribatları, uzaydaki astronotları tehlikeye sokması ve hava şirketlerini, radyo iletişimlerini koruyabilmeleri ve ölümcül güneşsel radyasyondan kaçabilmeleri için rotalarını değişmeye zorlaması beklenmekte. Yaklaşan fırtınalar atmosferin üst tabakalarını ısıtacak, genişlemesine neden olacaktır.

alıntı: http://www.gokbilim.com/forum/viewtopic.php?f=8&t=1854

Bi yaşımdan daha çıktım :)

Güzel ve oldukça renkli sayılabilecek bir hayat yaşadım. Maddi manevi acılar da çektiğim oldu fakat bunların  kendi bilinçli seçimlerim sonucu olduğunu biliyorum.  Seçimler öylesine önemli ve büyülü bir konu ki bu konuda çok düşündüm çok yazdım. Özellikle tesadüflere inanmaya meyilli olmadım, bazen onların sebeplerini bulmak imkansız olabiliyor ama bu yine de rastgele olup olmadıklarına kanıt teşkil etmez kanımca. Zaten ilk basılan kitabım Sırıtkan Kırmızı Ay tamamen bu konu üzerine odaklanmıştı.

Herhangi bir seçimimin sonuçlarından memnun olmadığımda pişmanlık çukuruna da yuvarlanmadım. Bu kendini çok mühimsemek olurdu sanırım. Şöyle düşünürüm; eğer o seçimi yapmayabilecek kudrete sahip olsa idim yapmazdım zaten! Eğer yaptıysam sonuçlarını kendime ve ilgili kişilere en yararlı olabilecek şekilde alabilmek için elimdeki tüm imkanları kullandım. Şikayete ayıracak zamanım hiç olmadı, ya da bu yolda tercih kullandım diyelim. Faydacı bir yapım olduğunu biliyorum ve şikayetten bulacağım fayda o yolla yitireceğim enerjiden fazla görünmedi bana.

Hayatım boyunca enerjimi hep iktisatlı kullanmaya çalıştım, nedendir bilinmaz. Gerçekten de bu konuda en tutumlu kişilerden biri olabilirim. Yapılacak şeyin en uygun zamanda minimum gayretle en optimum sonuca ulaşabilir olması bana yeterli başarı gibi gelmiştir. Sonuca odaklı bir yapım olmasına rağmen sonuca doğru giden yolda her anın tadını çıkarmaya bakmışımdır, herhalde beni tanıyanlar da her andan zevk almaya programlı biri olduğumu onaylayacaklardır.

Hayatımla ilgili herbişeyi bir bilgisayar programına işlesek ve burdan en yoğun kullanılan kavram/mekanizmaları bulmaya çalışsaydık neler çıkabilirdi merak ediyorum. Belki bir gün teknoloji bunu yapabilecek duruma gelecek (Hiçi Destanındaki gibi) bilemiyorum, ben şimdilik kendi tahminlerimi yapabilirim. Herhalde ilk kelime sabır olurdu, onu faydacılık/tutumluluk izlerdi ve tabi üçüncü olarak zevk! Dördüncü sırada uyum ve denge gelirdi sanırım.  Beşinci için biraz düşündüm, sıralamalarına karar veremediğim diğer kelimeler şunlar oldu; orjinallik/hayalperestlik, kendine güven/kendini beğenme, oburluk, vs..:))

İnsanın kendini görmesi pek zor olduğundan yukardaki gibi bi işe kalkışmam komik oldu aslında. Ama olsun, bugün doğum günüm ve ben kendime şımarma özgürlüğü tanıdım. Her ne kadar daha doğmamış olduğumuzu hissetsem de topluca kapıldığımız çılgınlığa uygun olarak 19 Mayısta doğmuş olduğum kabul ediliyor 🙂

Öğrendiğim şeylerin başında, dünyanın çevremde dönmediği geliyor, diğer insanlar ve bizatihi dünyanın kendisi olmaksızın, değil yaşamımın varoluşumun dahi hiç bir amacı ya da zevki kalmazdı herhalde. Herşey bir kurgu olsaydı dahi onları; hikayelerini, özlem ve sevinçlerini sonsuza dek sürdürmelerini isterdim. Gözlerindeki ışık, dudaklarındaki gülüşler, ısıları, kokuları, bunların hepsi birer mucize, vorolmam için en güzel ve gerekli sebepler. Yalnız olmaktan daha öldüresiye bir hüzün olmayabilir doğrusu.

Dünyamızı çevreleyen varoluşun diğer öğelerini de saymadan geçmek olmaz, onların varlığı ve güzelliği olmadan ne kadar fakir olurduk (olabilirsek tabi!). Hayatımın hiç bir evresinde nostalji düşkünü olmadım. Geriye bakmışsam bile bugünü daha iyi anlamak adına olmuştur. Bir zamanlar geleceğe biraz düşkün olduğumu itiraf etmeliyim, sanırım bu özlem beni böyle uydurukçu/hayalperest yaptı 🙂 Şimdilerde çoğunlukla şu anda sakinim. Bazı şeylerin belli belirsiz seslerini duyuyorum, hissediyorum fakat isim koymakta acele etmiyorum, nereye yetişiyoruz ki, olacak olan oluyor zaten, ayrıca sürprizler de hoşmuş aslında. Nahoş olmasından çekindiğimiz sürprizlerin bile büyüsünü bozmamak lazım, zaten bişeyin önceden endişesinin yarattığı hacim o şeyin kendisinden çok büyük oluyor. “Bana ne” demeyi öğrendiğim için kendimi kutluyorum (galiba gereksizce sorumluluk aldığım durumlar oluyordu, zamanı gelmeden koparılan bir meyvenin tadı buruktur çoğu kez, tabi acı değilse!)). Bekle ve gör Sibel…, bu arada biraz çilek ve bitter çikolataya ne dersin? Hımmm ya da bitter supangle?

Sorumluluk kimde?

Sorumluluk Kimde?

Son zamanlarda yaşamınızda, özellikle de son Şaud’dan beri olup bitenlere geçiyorum. Ve bu enerji devam edecek, benim ayrılmamla ilgili etkinlik yüzünden değil, ama hepimiz Şambra olduğumuz için ve hepimiz bir bilinç yarattığımız için. Bu enerji herhalde yaz sonuna kadar sürecek.

Şu ara yaşamınızda olup bitenlerin büyük bir bölümü – yaşamınızdaki bazı zorlayıcı noktalar, sizin dışsal meydan okumalar diyeceğinizin bazısı – şu ara meydana gelen şeylerin büyük bir bölümü ve yaz sonuna kadar da devam edecek şeyler, size gelen, suratınıza bakan ya da bazen kaçmaya çalışan size ayağını uzatıp çelme takan, ama aslında size, yaşamının yaratıcısı gerçekten Sen Misin diye soran enerjilerdir. Patron gerçekten sen misin? Sahip gerçekten sen misin? Yönetici, İdareci gerçekten sen misin?

Şimdi, birlikte başladığımızdan beri bundan söz ediyoruz – Yaratıcı Dizisi’nde ve hatta öncesinde. Bu anlayışı, bu kavramı biliyorsunuz. Sözlerin tümünü biliyorsunuz, ama bu şimdi gerçekliğinize geliyor. Veçhelerinizin enerjileri size soruyor, “Burada gerçekten yönetici sen misin, yoksa sadece öyleymiş gibi mi davranıyorsun? Gölgelere geri düşmeye çalışıyor musun?”

Son zamanlarda birçoğunuz fiziksel sorunlardan geçtiniz ve neler oluyor diye merak ettiniz. Ve biraz panikliyor, sonra da duygusal ve zihinsel oluyorsunuz. Bu her zaman iyi bir karışım değildir – yani duygusallık ve zihinsellik. Çok güçlü bir kokteyldir, çünkü bakın, duygusallaşıyorsunuz ve bu sizin içinizde taşkınlığa varan farklı bir yerden iş görüyor, ve bunu zihinle de birleştirince artık o basit yanıtı göremez oluyorsunuz. Hemen önünüzdekini göremiyorsunuz. Göremiyorsunuz… bunların hiçbiri karmaşık değildir ve siz de bunu biliyorsunuz. Bunların hiçbirinin karmaşık olmadığını biliyorsunuz. Bu aslında oldukça basittir.

Ama boğazınıza ve sesinize neler oluyor diye merak ediyorsunuz. Eh, bilirsiniz – bunu size söylememiz gerekmiyor ama yine de söyleyeceğiz – sizden kendi gerçekliğinizi dile getirmeniz isteniyor. Elleriniz neden artrit varmışçasına ağrıyor? Bu artrit değildir. Ve doktor da size bunu söylemişti, ama siz artrit olduğuna inanmak istiyorsunuz. Doktor tabii kendi düşüncelerine sahip, “İşte, yine böyle biri.” Ve ellerinizin gerçekten ağrıdığını anlamaz, ve sizi nazik bir biçimde defetmek için de bir reçete yazar.

Bacaklarınızda ağrılar olabilir ya da bedeninizin içinde birşeyler oluyordur. Şu ara bu şeylerin tümü, içinden geçtiğiniz bu şeyler – biliyorum binlerce bahaneniz var, ve sürekli bana soruyorsunuz, ve ben de size söylüyorum, ama o an sanki sesi kısıyorsunuz – bunlar bedeninizin size sorduğu meselelerdir, Sorumluluk Kimde? Yaratıcı kim? Bu bedeni kim yönetiyor? Fiziksel bedenin için seçimleri kim yapıyor?

Ve siz çektiğiniz o fiziksel ağrılar için okuduğunuz, bildiğiniz her türlü nedeni sıralıyorsunuz; hatta şunu bile söylemek eğilimindesiniz, “Acaba ruh bana ne söylemeye çalışıyor?” Hiçbir şey (söylemeye çalışmıyor). Şimdi, “Farketmez” bildirimin hemen yanına bir de şu bildiriyi koyacağım, “Ruh’un umurunda değildir.” (kahkahalar) Gerçekten değildir. Ruh sizi yalnızca sever. Hepsi bu. Kendinize ne tür bir deneyim verdiğinizi, bedeninizin nelerden geçtiğini hiç umursamaz. Bu, Ruh’un kayıtsız olduğu anlamına gelmez. Ruh sizi sadece sever, size şefkat besler, o kadar ki, yaşamak istediğiniz herşeye, seçtiğiniz herşeye izin verir.

Böylece, bedeninizde sorunlar var, ve bazılarınızın da yaşamında  başka sorunlar vardı. Standart olanları ele alalım – ilişkiler, para, nerede yaşamak istediğinizden emin olmamak, ne yapacağınızdan emin olmamak – hepiniz bunların neler olduğunu biliyorsunuz, ve bunlar sanki şu anda size geliyor, bakıyor ve “Pekâla, ne yapmak istiyorsun?” diyor.

Bakın, ben buna özellikle de şimdiden sonra yaz sonuna kadar olan dönemde bakmanızı istiyorum. Sorunların çoğu – hepsi diyeceğim ama bazı istisnalar olacağını biliyorum – ama şu ara size gelip de bedeninizde, zihninizde, sizin dışınızda ortaya çıkan sorunların çoğu, şununla ilgilidir; yaratıcı, yönetici, sahiplenmeye, sorumluluk almaya hazır mısınız? Ve şu ara olanlar budur. Evet, biraz abartılı (bir halde ortaya çıkıyor) çünkü şu anda dünya biraz çıldırmış halde. Dünya kendi sorunlarını yaşıyor. İnsanlar çok önemli bir değişimden geçiyorlar, ve bu da sizin kendi sorunlarınızı büyütüyor

Tobias

Mayıs 2009 dan alıntı

100 dolarlık kriz fıkrası

Bankacılar şu sıralar krizin yarattığı stresi üzerlerinden bir fıkrayla atmaya çalışıyorlar. Fıkra, 100 doların 500 dolarlık hacim yaratarak somut anlamda kimsenin cebine girmeden sistemi nasıl kurtardığını anlatıyor:

100 dolar kasabayı nasıl kurtardı?

Mevsim yaz, aylardan ağustos…

Riviera kıyısında küçük bir kasaba. Yaz sezonu, ancak yağmur yağıyor ve kasaba bomboş. Herkesin birbirine borcu var ve kredi ile yaşıyorlar. Şans eseri otele zengin bir Rus geliyor ve resepsiyona 100 dolar bırakıyor. Ancak odayı beğenmezse parasını alıp gideceğini söylüyor ve yukarı çıkıyor. Otel sahibi parayı alır almaz kasaba olan borcunu ödüyor. Kasap, 100 doları hemen alarak toptancıya olan borcunu vermeye gidiyor. Toptancı büyük bir sevinçle parayı alıp, kriz nedeniyle kredili hizmet veren hayat kadınına götürüyor. Kadın parayı alıp aynı otele giderek oraya olan borcunu kapatıyor. Ve o anda Rus müşteri odadan geri dönüyor, odayı beğenmediğini söyleyip 100 dolarını geri istiyor. Parasını geri alan Rus müşteri, kasabayı terk ediyor. Rus müşterinin bu ziyaretinden somut olarak hiç para kazanan olmuyor. Ancak tüm kasaba borçlarından kurtuluyor.
 

İşte bu fıkrayı anlata anlata bitiremiyorlarmış! İş bu düzeye geldi:) Bir banka gn md.ü şöyle yorum yapmış: “Borca sadık olmanın ticari hayatın akışında ne denli önemli önemli bir rol oynadığı bu hikaye ile iyi anlaşılıyor. Çünkü kasabadaki borçlu ve alacaklılardan oluşan kişilerden herhangi biri eline geçen 100 doları o veya bu nedenle alacaklısına ödemeseydi zincir kopardı” … 

Sanal parayla iş hacmi nasıl artıyorsa, aynı şekilde de azalıyor.  Yeni Dünya’da reel ya da sanal para işlerinin nasıl düzenleneceğini merak ediyorum.