S . O. S . LÜTFEN YARDIM EDİN… TEK KELİME YETECEK…

ÖZGÜR İRADE , KADER VE IŞIK

Herkes gibi, ben de, özgür bir iradeye sahibim. Tüm kararlarımı özgürce alırım… Bu, o kadar açık bir gerçek ki, hiç bir delile, ispata ihtiyacı yok. Her şey bütün açıklığı ile meydanda. Seçimlerimi, hep serbestçe yaparım. İster yemek yerim… İstersem su içerim..İster kırmızı gülü koklarım istersem sarıyı… Sıcak veya soğuk duşu tercih etmem de tamamen bana bağlıdır. Mesela şu anda, istediğim sözcükleri ben tamamen serbest irademle seçiyorum. İstesem pekala başka kelimeler kullanabilirim. Veya, hiçbir şey söylemem… Tüm ömrüm boyunca olduğu gibi, şu anda da, kararlarımı tamamen hür irademin etkisi altında alıyorum. Bu apaçık meydanda. Ben, özgür iradesi olan bir insanım…

Ama, acaba. gerçekten de böyle mi?..Ben, sahiden hür iradeye sahip miyim?… Yoksa, olmayan bir serbestiyete, gerçekten sahipmişim gibi mi geliyor ,bana.. Bu sadece basit bir yanılsama mı?..

Aldığım kararlara başka bir açıdan, yani zorunluluk penceresinden bakacak olursam, ne yazık ki, ortalıkta en küçük hür irade kırıntısı bile göremiyorum…

Bütün yaptıklarımı zorunluluk nedeni ile, öyle yapmaya mecbur olduğum için yapıyorum. Her an önümdeki tek seçeneği seçiyorum. Diğerleri ayıklanmış durumda, sadece tek seçenek kalmış, onu seçmek zorunda kalıyorum. Ve, buna özgür seçim, hür irade diyorum… Mesela, şu an, bu kelimeleri seçip kullanıyorum. Çünkü onlar, bence en uygun sözcükler. Diğerleri zaten elenmiş durumdalar…Bu kullandıklarımı kullanmaya mecburum… İnsan, her an için beynindeki sayısız karar taslaklarından, o an için kendince, kendisine en uygun olduğuna inandığını seçiyor. O kararı almak o insan için , o anda bir zorunluluk, bir kader…

Bunun böyle olduğunu, kendi kendimize ispatlamak çok kolay….Geçmiş günlerinizden birinde, sonradan çok pişman olduğunuz bir kararınız, bir hareketiniz mutlaka vardır. Kendinize hiç yakıştıramadığınız, keşke hiç yaşanmamış olsaydı dediğiniz bir an. “Ah, zamanı geri sarıp, tekrar o günün, o anına dönebilseydim, kesinlikle o hareketi yapmazdım. Özgür irademi kullanıp, bambaşka bir karar alıp, bu pişmanlığı hiç yaşamazdım”. Dediğiniz oldu, mutlaka…

Bakalım gerçekten özgür iradeniz var mı? Başka bir karar alabilecek misiniz?… Şimdi , hayalinizde zamanı geriye sarıp, o kritik kısacık ana gelin. Ama tüm detayları ile sadece o anı canlandırın gözünüzde. Sadece tam o anı, bir an evveli veya bir an sonrayı değil, kesinlikle tam o karar anını… şimdi bakın bakalım, o pek beğendiğiniz, yerlere göklere sığdıramadığınız özgür iradenizle, başka, değişik bir karar alabiliyor musunuz?…Tabbi ki hayır, aynı şartlar altında hep aynı netice meydana çıkıyor. ..Kırk defa aynı anı yeniden, aynen yaşasanız, kırk defa da aynı hatayı yapıp, pişman olacaksınız…

Kaderin yönlendirdiği bu anlar, peş peşe sıralanarak, saniyeleri, saatleri, günleri, kısacası tüm ömrümüzü oluşturuyor ve biz, hiç özgür irademizi kullanamıyoruz…

Pek öğündüğümüz serbest irademiz, ne o anlarda vardı, ne de şimdi var… Zaten hiç olmamıştı ki…

Bu bizim zorunluluğumuz… Kimisi ona alın yazısı, kimisi de kader diyor…

Özgür irademizin hiç olmadığının, başka bir kanıtı da, olacakları önceden bilme olayları… Çünkü, bir kehanetin gerçekleşmesi için, o olayla yakından uzaktan ilgili bütün kişilerin ve tabii ki, o kişilerle de ilgili olan diğer fertlerin, tümünün ne yapacaklarının, kararlarını ne yönde vereceklerinin, seçeneklerini nasıl kullanacaklarının, önceden en küçük detaylarına kadar bilinebilmesi demektir. Bir göz kırpmanın etkisi bile ihmal edilse, kehanet gerçekleşmez….Bir kelebeğin kanat çırpması, teorik olarak, tüm dünyayı etkiler….

Tarih boyunca yaşanan pek çok önceden bilme olaylarının, çok küçük bir kısmı, yüzlerce ve de yüzlerce olarak, kitaplara geçmiş durumda. Bunların çoğunun uydurma olduğunu kabul edelim… Geri kalanların çoğuna da, basit birer tesadüf diyelim… Ama, tüm insanlık tarihi boyunca yapılan kehanetlerin, bir tanesi, sadece tek bir tanesi bile gerçekse, bu, özgür iradenin bulunmadığının, kesin kanıtı olur.

Üstelik, bugün için, önceden bilme yeteneğinin, çok az da olsa, her insanda bulunduğu, ilmen kabul edilmiş, laboratuar şartlarında ilmi metotlarla kanıtlanmış durumuma bulunuyor.. Tabii ki ben kitapların yalancısıyım…

Özetlersek, her an, kendimize göre en iyi, en isabetli, en uygun hür kararlarımızı veriyoruz. Ama bu, bildiğimiz özgür seçim olmuyor. Seçmeye mecbur kaldığımız için , o bir tek kararı almaya mahkum oluyoruz… Bazen o, kararsızlık oluyor. Hiç karar almamak oluyor. Ne oluyorsa oluyor, ama , bölünemez küçüklükteki anlar, hayatımız boyunca, peş peşe sıralanırken, bizim, her an parçası için, önümüzde seçebileceğimiz sadece bir tek kararımız oluyor. Ve tabii ki, biz de onu seçmeye mecbur oluyoruz. Daha açıkçası, mahkum oluyoruz.

Böylece görüyoruz ki, benim verdiğim bir kararı, zorunluluk gözlüğü ile incelediğimde, bunun özgür irademle alınmadığını, özgür irademle değiştirilemeyeceğini açıkça görüyorum. Ama , aynı olaya özgür irade penceresinden baktığımda ise, bütün sorumluluğun bende olduğunu, yine aynı netlikle ve kesinlikle idrak ediyorum. O anda, zorunlulukla, kaderle ilgili hiçbir kısıtlama bulamıyorum… Her şey çok açık bir şekilde, tamamen özgür irademe bağlı…

Karar verme nedenlerimin böyle çelişkili bir şekilde ortay çıkması, benim huzurumu seneler ve seneler boyunca bozdu… Zira, bu sonuç, sonuç değil, tam bir ikilem. Bir paradoks… Bir kaos… Olacak şey değil… Bu şuna benziyor; size, “bir renk düşünün diyorum, mesela siyah rengi düşünün, ama, bu siyah renk, aynı zamanda beyaz renk olsun. ..Ama, gri, kirli beyaz, veya parçalı filan olmasın… Net olarak, her noktası,hem içinde hiç beyaz barındırmayan tam simsiyah , hem de, içinde hiç beyaz barındırmayan simsiyah,olsun…” Hiç olabilir mi böyle bir renk?..Tabii ki akıl dışı…Saçma, hem de çok saçma.. “Bir el bombası düşünün” , desem. “Patlasın, ama durmaksızın, her an, kesintisiz olarak patlasın…Saniyeler, dakikalar, saatler, günler yıllar boyunca patlar durumda olsun….Hem de aynı bomba, aynı zamanda hiç patlamasın…Kulaklarımızda, hem her an devam eden bir patlama gümbürtüsü, hem de, aynı anda, tam , mutlak bir sessizlik…”Kabulü zor değil mi?…Veya, daha basit bir şey düşünün, mesela, “bir kedi düşünün” desem. “Öyle bir kedi ki, hem capcanlı dipdiri, tam sağlıklı olsun, hem de aynı anda, ölü olsun….Ama ,hasta falan da olmayacak…”Tabii ki böyle bir kedi düşünülemez. Göz önünde canlandırılması imkansız bir kedi ,bu…Böyle bir kedi için, aklı başında olan herkes, imkansız, olamaz , der…

Ama oldu, hem canlı, hem ölü olan bu kediye, ben bir kitapta rastladım…. Çocuklara kuantum’ u tanıtmak için yazılmış bir kitabı karıştırırken, karşıma çıktı ve beni bu düşünce açmazından kurtardı. Birazcık huzura kavuşturdu…

Bu hem ölü, hem diri kedi hakkında tamamlayıcı bilgi isteyenler, yeni başlayanlar için yazılmış, kuantumla ilgili bütün kitaplarda, detayları ile bulabilirler.

Şimdiye kadar okuduğum bütün bu çeşit kitaplarının, baş köşesine kurulmuş , oturuyordu, o kedi…. Kedinin yanı başında ise, her an , hem patlayan , hem de patlamayan bomba… Bombayı oraya yerleştiren tanıdık biri, Einstein… Kedinin sahibi de, kedileri çok seven, Schrödinger adında bir kuantum profesörü…

Her neyse, biz yine konumuza dönelim…Tabi ki ben fizikçi değilim. Hele, kuantum fizikçisi hiç değilim ve olamam da. Ama bu eksikliğim, kuantumla kendi seviyemde ilgilenmeme de mani olmuyor…

Anlayabildiğim kadarıyla, atomaltı diye isimlendirilen bu akıl almaz küçüklüklerin aleminde, hakikaten göz önünde canlandırılabilmesi, düşünülmesi imkansız olaylar oluyor. İnsan mantığının kabul edemeyeceği yapılar her an gözler önünde. Akıl almaz özellikler var..

Bu kuantum aleminde beni ilgilendiren, şimdilik, sadece ışığın durumu oldu… Belki de en basit onu buldum, ondandır…

Işık denen bu acayip nesnenin esası, dalga ve parçacık. Yani foton. Ama, foton ve dalga karışımı değil. Hem içinde hiç foton bulunmayan yüzde yüz dalgadan ibaret, hem de içinde hiç dalga olmayan , yüzde yüz fotondan ibaret, bu hiç tanımadığımız, ışık deyip geçtiğimiz şey…Akıl alacak, gözde canlandırılabilecek bir yapı değil ,bu… Herhalde, ispat edilmeden önce ,biri çıkıp yemin ederek anlatsaydı, herkes deli derdi ona…Ama , bugün için, kesinlikle doğru, ilmi bir gerçek….Tamamen, foton ve dalga olasılıklarından ibaret olan ışık, bir zihin ona dikkatini çevirdiği anda, ya yüzde yüz saf dalga, ya da, yüzde yüz,katıksız foton, olarak kendini gösteriyor.

Işığın sadece fotonlardan ibaret olduğunu göstermek, erbabı için çok kolay..gerekli deney düzeneğini kuruyor ve apaçık gösteriyor ki, ışık, o deney anında, tam olarak, sadece ve de sadece, fotonlardan ibaret..Işık dalgalarından, en küçük bir iz bile yok, yüzde yüz foton. Yapılan karışık hesaplarda, bunu matematiksel olarak açık seçik ortaya koyuyor. Sayısız deneyler, sayfalar dolusu hesaplamalar yapılmış, bu konuda en küçük bir şüpheye yer kalmamış. Dost da, düşman da kabul etmiş ki, ışık, o deney anında, yüzde yüz, fotondan ibaret..Kesinlikle , dalga filan yok, ortalıkta…

Ama aynı bilgin, bu sefer ışığın sadece dalgalardan ibaret olduğunu ispat etmek isterse, bunu da, aynı kolaylık ve kesinlikle başarıyor…

Bu sefer, deney aygıtlarını, ışığın sadece dalgalardan ibret olduğunu gösterip, ispatlayacak şekilde hazırlıyor. Deneyi başlatıyor…Ve neticeye kolayca ulaşıyor….Işık, o deney esnasında, sadece dalga olarak kendini gösteriyor..Foton taneciklerinden en küçük bir iz bile yok…O anda, ışık sadece dalgalardan ibaret… Bu da, sayısız deneylerle apaçık gösterilmiş ve sayfalar dolusu yüksek matematikle ispatlanmış , saf bir gerçek…

Özet olarak, siz, ışığın esasını foton olarak görmek isterseniz, foton olarak görüyorsunuz ve tamamen haklı oluyorsunuz…Dalga olarak görmek istediğinizde de,dalga olarak görüyorsunuz ve yine yerden göğe kadar haklı oluyorsunuz…..Tıpkı benim, aldığım her kararda, neyi görmek istediğime bağlı olarak, hem tam özgür irademi, hem de, kesin olarak, kader denen zorunluluğu görebilmem ve her ikisinde de haklı olabilmem gibi…

Bilmem, bu konuda, sizlerin görüşü ne olacak?..Bu apaçık gerçekliği rağmen, beni yanıldığıma ikna edebilecek misiniz ?….

Ama, lütfen , şimdi bana, “Bu söylediklerini doğru kabul edersek, bizler, özgür iradesi olduğuna inanacak sekilde planlanmış robotlar, derecesine düşmüş olmaz mıyız?… Hem o zaman. Suç ve cezayı,günahı ve sevabı, doğruyu ve yanlışı, cenneti ve cehennemi ne yapacağız?..Bu kavramları nereye yerleştireceğiz?..” diye sormayın.

Önümüzdeki bu problemi çözüp rahata erdikten sonra, tüm bu suallerin cevaplarını da vermiş olduğumuzu, hayretle ve sevinçle görmüş olacağız…

Kaldı ki, o suallerin hiç birinin doğru cevabını bulamayacağımızı, veya bulacağımız cevapların hoşumuza gitmeyeceğini, bizim huzurumuzu kaçırabileceğini düşünsek bile, bu, şu andaki araştırmamızı hiç etkilemez. Bazı sualler cevapsız kalacak diye, başımızı kuma sokup, gerçeğe ve de dolayısıyla hakikate sırtımızı tabii ki dönemeyiz…

Şu andaki görevimiz, bence, kendini bilme yolunda atılabilecek en büyük adımlardan biri olduğuna inandığım adımı atabilmek. Konumuzun özünü oluşturan ana sorumuzun cevabını, cesaretle araştırabilmek ve bulmak…

Bizim özgür irademizin, her an için, hem tamamen olduğu, hem de hiç olmadığı, doğru mu, yoksa doğru değil mi?.

Başka bir deyişle,

Benim, ÖZGÜR İRADEMLE, değiştirilmesi imkansız olan MUTLAK KADERİMİ, her an YARATTIĞIM, doğru mu, yaksa yanlış mı?…

Tek kelimelik cevap bekleyen sual , şimdilik bu…Sadece bu…

Saygılarımla…

Erdoğan Çiner

26 yorum “S . O. S . LÜTFEN YARDIM EDİN… TEK KELİME YETECEK…”

  1. Benim, ÖZGÜR İRADEMLE, değiştirilmesi imkansız olan MUTLAK KADERİMİ, her an YARATTIĞIM, doğru mu, yaksa yanlış mı?…

    Çogunlukla felsefenin alanı bir konudasınız. Gene de şu/bu felsefeci şöyle demiştir diyerek sizi yormayalım. Büyük ihtimalle vereceğimiz cevaplar sizin inanç platformunuzda hiç bir değişiklik yaratmayacaktır. Buna rağmen kendimce birşeyler demek istiyorum;

    • Herşeyden önce sorunuz “kendini bilme” değil varlığı sorgulamadır. Varlığınızı sorgularken yarattığınız “KADER” ivmesi aslında bir nevi cevap: Zira en belirgin hatta en somut kaderimiz ölecek olmamızdır. Kendinizi öldürecek olduğunuzda kaderinizi hala kendiniz yaratmış olmassınız zira ölümünüz zaten kaçınılmazdır. Bu durumda temeldeki sorunsal bir ZAMAN aidatı haline gelir.

    İnsanoğlu zamana aittir. Kaygıları bundandır zira özgürlüğünüz zamanla sınırlıdır. Tanrı düşüncesinin çıkış noktası da budur: Bitmemeli…

    Doğru/Yanlış, Gerçek/İlüzyon üzerinden yapılan yargılar bu duruma bir netlik kazandırmayacaktır. Zaman ilerleyip sizi YANILTACAKTIR.

    Bu hayatta kendi kazançlarınız bir süre sonra bir İNANÇ haline gelecek ve yaşamınızı durdurabildiğiniz başka bir zamana ötelemek durumunda kalacaksınız. Korkuların adı Özgür irade olacak ve başka bir diğer kavramla sorulara cevap arayacaksınız: KADER.

    Halbuki bana göre Kader, sadece hatalara verilen bir addır. Beklentilerin, yanılgıların bir nevi ortak betimlemesi…: ” Ben değil O”, aynı ve aynı “ben değil egom” der gibi…

    Hayır Erdoğan bey,

    Hakikate sırtınızı döneceksiniz, benim gibi, diğerleri gibi…

    Ve geriye kalan sadece kendi gerçeğiniz olacak…

    Saygılarımla

  2. Kaderinizi her an yarattığınız doğru sevgili Büyücü 🙂
    Bu soruya son yıllarda fokuslanmış olduğunuzu bilen biri olarak, ben son derece kolay bir çözüm önerdiğimi sanıyorum ama demek ki o kadar da kolay ya da anlaşılabilir olmuyor 🙂

    Bir kez daha deneyeceğim izninizle:

    Siz, kendiniz olduğunu bildiğiniz kişi olsaydınız hemen ve basitçe özgür iradeniz yok deyiverirdim. Oh herşeyden kurtuluverirdik bi anda 🙂 Çünkü o kişi (kendiniz olduğunu sandığınız), filogenetik ve ontogenetik şartlarla belirlendi, ve seçim yaparken bu etkenlerin etkisi altında kaldığı da su götürmez bir gerçek.
    İşte bu nedenle İsa çarmıhtaki o ünlü sözü sarfediyor: “Baba onaları affet; çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar! Doğrudur çok samimi bir feryad bu.
    Ve Gurdjieff’de insanların uyuduğunu ve dolayısı ile yaptıklarından sorumlu olmadıklarını söyler. Aynı Şekilde Don Juan da, katılaşmış “bileşim noktasından” bahseder ki bu tastamam kendinizi zannetiğiniz kişidir.
    Ve yine birçok öğreti ve gözlemcilerin sonuçlarını dikkate alırsak, dünyadaki insan nüfusunun büyük çoğunluğu şu ana kadar anlattığım “ne yaptığını bilmeyenler” sınıfına girmektedir.
    O halde hiç bir sorumluluk yükleyemeyeceğimiz bu büyük insan kitlelerine nasıl oluyor da cezai müeyyideler konulmaktadır? Batı toplumlarında son yıllarda bu konu toplumsal anlamda- büyük davalar açılarak- geniş olarak sorgulanmaktadır.
    Bunun benim açımdan cevabını vermeden önce, diğer guruba da göz atalım:
    Yani “kendini bildiği o ben olmadığını bilenler!” gurubu. Bu bir eşiktir, uyanma eşiği. Çok basit görünmekle birlikte, dünya nüfusuna oranlandığında çok küçük bir topluluk olduğu kabul edildiğinde, kolay olmadığı açık.
    Tabi ki eşiği geçmiş olanların özgür iradesinden bahsedilecektir, bunlar istedikleri anda otomatik pilota geçer isterse yönetimi ellerine alırlar, ama her halikarda ne yaptıklarını bilirler
    ! Zaten İsa’da onlar için af dilememiş 🙂

    Yukarıdaki konuya tekrar dönersek, Dünyadaki kurallar seti, ikinci gurubu korumak adına bizatihi onlar tarafından konulmuşlar. Bu konu çok uzun zamanlardan beri, sosyologları, felsefecileri ve teologları meşgul edip duruyor.

    http://sibelatasoy.com

  3. Özgür iradenin tam bir yanılsama olduğunu düşünüyorum. Tıpkı dediğiniz gibi, özgür iradesi olduğunu sanan robotlardan farkımız yok. Oysa hayatımızda çoğu zaman özgür iradenin ö’sü bile yok.

    Mutlak özgürlük yok değil mi? Elbette var. Ama mutlak özgürlük için önce bizi biz yapan şeylerden kurtulmalıyız. Bizi biz yapan herşey (hormonlar, kişilik, karakter, iş, eş, geçmiş vs vs liste çok uzun) aynı zamanda özgür irademizin olmasının birer engelidir. Seçimlerimizi hep bir referans noktasına göre alırız. “Bunu yapmam gerekir”, “Bunu yapmalıyım” hatta “Bunu yapmayı istiyorum” cümlelerinde dahi referanslar vardır. Son cümle size diğerlerinden farklı gelebilir oysa hiçbir farkı yoktur. İstemek eyleminin bile altında binlerce zorunluluk ve sebep yatar.

    Özgür iradenin bu kadar önemli olmasının en büyük sebebi sanırım, insanların sorumluluk duygusundan kaçmamaları içindir. Yani adam bisürü tecavüz etmiş, cinayet işlemiş gelmiş diyecek ki “Benim özgür iradem yok madem ben yapmadım bütün bunları, kendi hür seçimlerim değildi. Adeta zorladılar bana sebepler bu seçimleri.” Biz de ona diyeceğizki. “Bizde zaten seni değil, bedenini, idama mahkum ettik.”

  4. jim carrey’nin bi filmi vardı,-aman tanrım- sevdiği kadını kendine bağlamak için tanrıdan aldığı bir haftalık gücünü kullanmak istiyor ama işe yaramıyor, çünkü tanrı adam diyor ki; özgür iradeyi engelleyemezsin.

    belki de o filimdeki bu replikten yukarılarda bahsedilmiştir bilemem, çünkü okumadım, sadece son yorumu okudum, sevgili sonsuzun yorumunu..

    bence ne yaparsak yapalım, ne dersek diyelim, bunu ister başkalarının, toplumun baskısıyla yapmış ya da zorla yapmış ya da alkolün etkisiyle yapmış ya da bi anlık çılgınlıkla yapmış olalım; ne fark eder, bir başka türlüsü varken onu değil de diğerini yapmış olmak zaten özgür irade değil midir? yapılabilecek onca olasılıktan birini seçip yapmış olmak, sonucu ya da sebebi ne olursa olsun iradedir, başka türlü yapılamadığına göre, demek ki irade onu yapmak istemiş ve yapmıştır. ne diyeyim işte böyle düşünüyorum.

  5. Her zaman birini değilde diğerini yapmış olduğumuzu düşünürüz. Acaba gerçekten o ilk baştaki seçenekler var mıdır? Yoksa neyi seçeceğimiz, neyi yapacağımız belli midir zaten? Sadece seçtiğimizi düşünürüz belkide.

    Bir diğer bakış açısı, olasılıklardan birini yapmak özgür irademidir? O zaman tüm hayvanlarda, bitkilerde hatta bilgisayarlarda olasılıklardan birini yapmıyor mu? Eylem halinde bulunan herşey özgür irade sahibi midir?

  6. Özgür irade elbette vardır. İradenin, özgür olmayanı mümkün müdür zaten? İrade kelimesi tek başına bile bir özgürlüğün göstergesidir.

    Fakat; Özgür irade istediğin şeyi yapmak değil, istediğin şeyi yapmamaktır. Bir şeylerin bağımlısı olabilirsiniz. Bütün bedeninizle, kalbinizle, aklınızla o şeyi istiyor olabilir, ihtiyacını duyabilir ama yapmayabilirsiniz. Bu yapmama eylemleri sizin özgür iradenizden başka birşey değildir.

    Peki insanı bu konuda diğer canlılardan veya bilgisayarlardan ayıran özellik nedir? Elbette farkındalıktır. Biz farkındalık parıltısına sahip canlılarız ve bizi özgürleştiren, mutlak özgürlüğe götürecek olan şey de bu farkındalıktır. Biz A veya B yi seçebiliriz. A veya B den birini seçtiğimizi duyumsadığımız, farkında olduğumuz sürece özgür irademiz var demektir.

    xenix

  7. Yalnızca Özgür İradeyi sorgulamak bile bir özgürlük olduğu kanatindeyim. Olmayan bir hakkı kullanamazsın ki.

  8. Görüşlerinizi defalarca okudum…İşime gelen cümleleri, cımbızla ayıkladım. Onları, hafızamaın en sağlam yerlerinde, sevinçle saklayacağım.

    Tüm yazdıklarınızın, önümüzdeki zamanlarda, düşüncelerim üzerinde, mutlaka etkisi olacaktır.

    Ama, doğrusunu isterseniz, pek ani fikir değişikliği beklemiyorum , kendimde…

    Ne de olsa, seneler ve seneler boyu, defalarca yaptığım, sayısız iç gözlemlerimle oluştu onlar.

    Arkadaşlarıma göre de ben,bu konuda, iflah olmaz derecede, sabit fikirli biriymişim… Onlara da derdimi anlatamadım, yani…

    Kuzum Alllah aşkına,siz bari biraz insaflı olun, lütfen… Olaylara benim gözümle bakmaya çalışın… Acıcık da mı hakklı değilim, bu kör inadımda?

    Tekrar edelim isterseniz:

    Şu anda,bunları ÖZGÜR İRADEMLE YAZIYORUM ve de,KADERİMDE OLDUĞU İÇİN YAZMIŞ BULUNUYORUM,bu yazıyı…

    Kim itiraz edebilir ki buna?…

    En iyi dileklerimle…

  9. Aslında biraz kader ve özgür irade ile ilgili daha önce sorduğum tartıştığımız bir sorunun linkini vereceğim.

    Bu konuyla çok özdeş duruyorlar,
    link to sonsuz.us

  10. Bizler bilgisiz doğarız doğduğumuz toplumda o koşullara göre o toplumu devam ettirme de görevli bir sonraki nesil olarak yetiştiriliz. Bu aşamada kendi genlerimizde,ruhumuzda olan bizi diğerlerinden ayrı bir birey yapan değerleri de kendi içimizde arar onları bulmaya tama olarak kendimizi ve bizi daha iyi hissettirecek şeylerin peşine düşer bir tür yolculuk yaparız. Kendimiz olmak. Özgür olmak. Tam anlamıyla bir özgürlüğün olduğunu sanmıyorum yaşamımızda. Toplumun, ailemizin bize ektiği zihinler ve beklentileri ve seçimlerimiz ve onların sonuçları, sorumlulukları bizler için bağlayıcı nitelikte olabiliyor. Düşlediklerimizden, istediklerimizden yapabilecek olduklarımızı ve yapamayacak olduğumuz şeylerin neler olduğunu bilip ona göre davranıyoruz. Özgür iradenin tam anlamıyla farkında olarak karar verme hali olarak düşünüyorum.
    Bir yerde sohbeti geçmişti aklıma geldi. Ailem beni her alanda özgür bıraktı, ben çok özgürdüm demişti birisi bir sohbet ortamında. Şaşırmıştım. Peki o zaman niye okulu başka bir şehirde okumak istediğinde karşı çıkıp seni okula göndermediler, nasıl bir özgürlük bu senin yaşadığın sorusunu sormak durumunda kalmıştım. Bazen çevremiz bize öyle şeyleri dikte ettiriyor ki onların doğruları bizim doğrumuz oluyor, içimize alıyoruz onların doğrularını ve de biz o doğrulara göre davranıp kendi doğrumuz sanıp özgür olduğumuza inanabiliyoruz. diye düşünüyorum.Ve kader denilen şeyin de seçimlerimiz ve onların sonuçları olduğuna inanıyorum.
    Belki de ilk filozoflar haklıdırlar. Doğmadan önce tüm yaşam planını yapıyoruz, kimlerle nerde ne zaman karşılaşacağımızın planını yapıyor, doğuyor ve unutuyoruz, sonra hatırlamaya çalışıyoruz.
    Diğer taraftan da yaşanılan olaylar izlendiğinde onların isteklerimize göre olduklarını fark edebiliriz. Bazı isteklerin olmasına bazılarınınsa olmamasını gözlemleyebiliriz. Yani kader denilen şey bizim isteklerimiz ve fark edişlerimizle oluştuğunu. Ama benim son günlerde aklıma takılan bir şey var. Örneğin yolda gidiyoruz. Hiç bilmediğimiz bir yol. Yol ikiye ayrılıyor. Ve biz birini seçiyor ordan ilerliyoruz. Bu seçimi neye göre yapıyoruz. Neye göre ayrım yaparak yolda ilerlemeye devam ediyoruz.

  11. Yol ile kaderi karıştırdığınız için,

    Yolculuğa çıkınız, sizin deyiminizle kadere doğru… Bulabildiğiniz en iyi şey yolculuğa çıkmanız olacaktır.

    Özgür iradeniz / irademiz var mı acaba? Descartes’ın dediği gibi, “Ne kadar özgürsün ? Şu güzel bebeğin poposundan bir parça kopartabilir misin?” Bu septik düşüncenin varacağı etkileşim illaki çok noktalı olacaktır: Vicdan-korku-özgürlük…

    Peki ama hepsi benim imgelerim değil mi? Evet evet bir sanatçıyım ben, şimdi yarattım hepsini ve daha çoğunu yaratabilirim. Kavramları değişmez sabitler yapabilirim ya da onları sürekli değişken olarak kullanabilirim. Sanatım budur benim, sonsuz gerçekdışılık… Kesinlikle yardım almam. Ben Tanrıya rağmen yasak elmayı yiyenim. Yemeyin diye vıdıvıdı yapması beni bağlamaz, bi güzel yerim… Kovulurum gene yerim, hem korkarım hem yaparım. Budur benim sonsuz gücüm: kesinlikle İTAAT ETMEM…

    Ve herkes bilir, hem itaat hem kadere rağmen yargılama olmaz…Kısaca, belli kaderimle, benden neye itaat etmem istenebilir ki, sevinirim, sonsuz özgürlüğümü ilan ediveririm.

    Oik0s: Din’de savunulan son görüş ise orta bir yol izlemektir. Yani Katı kaderci ile iradeci görüşten bir sentez oluşturmak. Bu görüşe göre kader, Tanrının elinde kapsayıcı, bütün olan (irade-i külliye) ve bireyin elinde sınırlı olan (irade-i cüzziye), olmak üzere ikiye ayrılır. Birey kendi elinde olan sınırlı iradesiyle neyi ne kadar ve nasıl isterse; Tanrı da onu yaratır. Bu görüş, Tanrının meydana gelecekleri, bireyin seçimlerini, ezelden beri biliyor olmasının, bireyin iradesini kullanmasına mani olmadığını savunur. Bireyin bir durum karşısında seçim yapması, o olayın Tanrı tarafından ezelden beri biliniyor olamamasından değil, bireyin sınırlı iradesi ve kendi özgür seçiminden ileri geldiği, bu görüş tarafından savunulur.(Oldukça skolastik olan bu görüş asırlardır sürgitler içindedir zaten…)

  12. Külli iradenin olduğu yerde cüzzi irade olamaz diye düşünüyorum. Bana bu konuda verilen örnekler hep yetersiz ve alakasız gelmiştir. (Yok tepe başında iki trenin çarpışmasını gözleyen gözlemci, yok hava durumu, yok güneş tutulmasının bilinmesi vs vs) Alakasız gelmesinin sebebi ise olaya sebep olanla olayı gözleyen arasında ki farkın anlaşılamamasıdır.

    xenix

  13. “Bizler bilgisiz doğarız doğduğumuz toplumda o koşullara göre o toplumu devam ettirme de görevli bir sonraki nesil olarak yetiştiriliz.” cümlesine…

    aksine tam bir bilge olarak doğuyoruz. çok basit görebileceğiniz, yüzyılların hatta binyılların hücresel bilgi aktarımını içeren genetik bilgi nedense unutuluyor bu tarz söylemlerde.

    bütün bu yollar, çabalar, kendini anlama-algılama süreçleri, inançlar, öğretiler; hepsi basit bir “anımsama”dır belki kimbilir….

  14. Bana göre kader ya da yaşam yoldur. yaşıyor olmak yolda olmaktır. Yani yaşamı ilgilendiren şeyler yolda olan şeylerdir. Kendimi yolcu olarak görmek hoşuma gidiyor. Yolda ilerliyor olmak düşüncesini seviyorum. Yolda herşey var. Ve kendi içimde bir çok şeyi yolda olma ifadesi ile açıklıyorum. Karıştırdığımın düşünülmesi bundan olabilir. Karışması bir şeyin o da güzeldir. Toparlanma öncesi haller diyebiliriz.
    Bu kaderimiz mi özgürlüğümüz mü ayrımının hiç bir zaman kesin bir netlik içinde ya da herkes tarafından evrensel bir gerçek olarak kabul edilemeyeceğine karar verdim. En özgür olduğumuz halimizle aldığımız kararlardan sonra yaşayabilceğimiz en çıkmaz durumlarda uğraşımızla bir şeyi değiştiremeyeceğimizden emin olduğumuzda sanıyorum çok kişi eninde sonuna ömründe bir kez bile olsa kaderimizmiş değişmedi diyebilir diye düşünüyorum.
    Yani bunun kanıtı asla mümkün olamayacak bilimsel olarak tabi.

    Bir bebek bilmez ya hani bir çok şeyi. Nesilin amacı da biraz neslini devam ettirmektir.Çevre belirler çok şeyi vb şeylere atıftı.Mantığım bunu söylüyor.Belkide bu konuda ilk öğrendiğim bilgi bu. Ama dediğin şeye de katılmıyor değilim. Bir yerlerde de genetik olan zihindir diyordu. İllaki vardır çevremizde. Anne bir yemeği sevmez çocukları da sevmez mesela. Onun gibi.Teşbihte hata olmazmış. Alışkanlıklar vs aktarılır. Bu ister istemez yapılır. Özgür olarak yetişmesi için büyümekte olan nesle çok karışmamak gerekir. Yanında olarak uzaktan gözetim gibi. Aslında en güzel hocalarımız çocuklarımız. Ben onlardan çok şey öğrenebilceğimiz kanısındayım. Yeter ki öğrenmek isteyelim. Yani onlar duru gözlerle bakabilyorlar bazı şeylere. Çok bilgece lafları oluyor. Bilgece doğuyoruz belki ama öyle çok baskıyla karşı karşıya kalıyoruz ki değişiyoruz ya da değiştirtiriyoruz kendimizi mecburen dışlanma, yanlızlık vs korkularının yardımıyla. İnsan kendini bulmalı ne olursa olsun. Önce korkularından kurtulmalı.

    Aklıma gelmişken bu ayki bilim ve gelecek ya da bilim ve utopya dergilerinden birinde ama hangisinde emin değilim tam da bu konu tartışılıyor markette denk geldim ama alamadım dergiyi.

  15. Daphne, ben size itiraz etmemiştim, itirazım Büyücü çırağına idi. Tam tersine yazınızın “YOL” bölümünden etkilendim. Ve yeni “yol” yazınız için teşekkür ederim.

    Homeros eseri Odysee’de bir “yolculuğu” anlatır. Bir çok maceradan sonra bulunan pek bir şey yoktur. Nihayi söz şöyledir; “Ne mutlu Ulysse gibi yolculuk yapanlara”

    Yol eskimesi mümkün olmayan yenidir.

  16. 🙂 Ben öyle algıladım. Olsun. Ben sadece sesli düşünmüştüm. Beğeniniz için teşekkür ederim. İyi ki itiraz etmiş olduğunu sanmışım. Evet gerçekten yolda olan bir yolcu olma hali herşeye bakışı değiştiriyor. Çok şey yazabilirim bu konuda ama bağlayıcı olmamak adına okuyanların hayal gücüne bırakmak istiyorum bu konuyu. Ya da kimbilir sitenin öykü bölümünde belki yol hikayeleri yazılır herkesin katkısının olduğu.

    Ben okumadım Odysee eserini ama yaz zamanı özetine denk gelmiştim. Sıraya aldım tabi okumak için ama sıra gelemedi henüz. Aslında başka kitaplar da var yol da olmakla ilgili ama şu aklıma gelmiyor.

    Ne olursa olsun yolda olmak güzeldir. Ve aslında bizler öyleyiz.

  17. sizin bir cümlenize itiraz eden bendim.
    o da doğum anıyla ilgili olan cümleydi.
    siz de “kişisel” algılamayıp son derece hoş yol cümleleri kurmuşsunuz.
    hem duruşunuz hem de yazdıklarınız saygı uyandırdı bende…

    yol sözcüğü her zaman yoğun şeyler hissettirmiştir bana…
    seferi’lik duygusu bir yandan, y’olun kendisi olma duygusu bir başka yandan sıkıştırır durur. yolun öyküsüne karışır kurgu öykülerim. bir yerlerde yaşandığını bilerek kaleme alma duygusu ağırlığını yerleştirir parmaklarıma… sözcükler uçuşmaya başlar. bitirmeye gücüm kalmaz kimi zaman… öyle bir duygu kaplar ki içimi; sanki ben yanlışlıkla yitirip gidersem yazdıklarımı; sanki öylece atıverirsem unutulmuşluklar içine; işte o zaman yüreğimin elvermediği sonlar kendilerine yenilerini yazacaklar. unutmak istediğimi unutamadığım gerçeği ile yüzleşirim ardından… yine de kurgularıma “son” yazmama hakkımı kullanırım. belki derim; belki yazmasam yine de değişebilir…

    sevgiyle….

  18. Sevgili Lilith
    Eleştrin ve beğenin için teşekkür ederim. Kİşisel olarak alınacak bir sebep göremedim. Ben o zamanki bilgi ve algımla var olan düşüncelerimi paylaşmak istedim o kadar. Karşımda ki kişinin de birinci amacının amacının bu olduğunu düşünürüm. Yani aslında karşı da olmak anlamında değil. Ve gerçekten yol hikayeleri beni etkiler. Yolda iken oluşur ama yol bitince yoldaki heyacan kalmıyor. Bir kere yazayım dedim olmadı yolda ki heyacanı yakalayamadım yazarken. Şimdilik ben de yazmama hakkımı kullanıyorum. Ama siz yazın. Yazmak muhteşemdi. Bırakın değişsin yazın ve unutun. Değişim yeterki iyiye ve güzele olsun. Bazen yazınca insanın unuttuğunu düşünürüm. Düşüncenin kemirgenliğinden kurtulmak için sanki yazmak tek yol gibi.

    Bu arada bu konunun ilk başlığı hakikaten ilginç. Takılı kaldım nedense. Seçimlerden sonra başbakanımızın tv deki ilk yaptığı ilk cümlesinde “halkımız özgür iradesiyle oyunu kullanmıştır” diyordu. Acaba özgür irade seçimleri herkesin böyle mi diye düşünüyorum.

    Sevgiler..

  19. Kesinlik kazandırmasam da sezgisel olarak insanın cüzzi iradesi külli iradenin içinde bir özgürlük alanı gibi duruyor. Bu ikisi ortaklaşmacı bir halde. İnsan benliğinden müteşekkil değil çünkü. İnsan varlığı, zihni sadece benlikten ve ona yapışan düşüncelerden ibaret değildir. Bu anlamda külli olan içinde eriyik olarak bir cüz alanı içindeyiz. Böylece insan olarak “halifeler” olmamızı da derinlemesine anlayabiliriz. Bizler Tanrıdan sonra gelenleriz-halife-. Onun üflediği ruh öylesine muhteşemdir ki benlik bunu düşüncelerle kavrayamaz.İnsan olarak bu ruhu tozdan kirden arındırıp parlatmakla görevliyiz.

    Özgürleşme bahsinde ise, önce şartların tahkkümünden daha sonra düşünceden ve kendi “ego”muzdan özgürleşmeyi mümkün görüyorum.

    Büyücü çırağı’na bir de ayet hatırlatayım 🙂

    “… Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı ….” Enfal-17

  20. Erdogan bey yazılarınızı internet üzerinden takip ettim bu keşifte oldukça yeniyim fakat bana hiç yabancı olmayan aslında beni ben yapan şeyler var bu kitaplarda fakat bu süreçte yardımm alabileceğim birine ihtiyacım var öneriniz ne olur bu konuda?

  21. Erdoğan bey küçüğümmüsün büyüğümmüsün bilmiyorum ben 92 modelim.yazdıklarınıda tamamen okumadım bak şimdi Allah Allah olduğu için ileride olacakları bilir yani Allah senin yapacaklarını bildiği için daha önceden kader belirlenmiştir.sana zorla şunu yap demiyor kise sen o mantıklı olduğu için onu yapmak zorunda hiisettiğinden böyle düşünceler aklına geliyor.Allah kimseyi kendi isteğine göre sevap yada günah işletmez.ha şöyle olabilşir kişi temiz kalplidir yine kendi iradesiyle temiz kalpli olur kötü düşüncelerden hoşnmaz veya iyi bir iş yapar Allahta onu başka sevap işlemekle mükafatlandırır.yada tam tersi olur kendi iradesiyle kötü olur Allahta onu iradesiyle azgınlaştırır zaten kur’an da da azgınlıklarına azgınlık katarım diyor ya.şimdi şöyle düşünelim birisi birisini haksız yere öldürdüğünde ceza alacaktır ama zorla öldürtülse ceza almaz.çünkü birisinde irade var birisinde yok.sende az buçuk anlamışsın olayıda kayp yanlışa düşüyorsun bana mantıklı gelen bu öyle ise zorunluyum diyosu ama bilmiyosun ki fark işte burda neden birisine farklı seçenek mantıklı geliyorda sana farklı seçenek mantıklı geliyor.sana pek kızamıyorum aslında çünkü bu çok basit konuda senin gibi düşünülse yanılına blir benim tatlı ağa beyim veya kardeşim bunun böyle olmadığını biliyorum ama sana iyi izah edemiyorum irade olması geeereeek.ama seninde aklında böyle olduğu hakkında ufakta olsa bir düşünce olduğunu düşünüyorum ap açık basit gibi sanki.senin tamin edici cevap verebilecek üstat biliyorum.FETHULLAH GÜLEN veya RİSALELER.eğer irade olmasaydı zaten Allah istediğini cennetine istediğini ceyenneme atardı gibi geliyor.benimde aklıma gelmiyor değil eğer allah biliyorsa kimin yanlışa düşeceğini kiminin düşmeyeceğini neden dünyaya gönderiyor diye .belki bu seferde cehenneme gidersek Allah muhafaza biz elimize fırsat verilse yapmazdık diye düşünce akla gelebilir.ama mantıklı bir cevap alınabilir gibi geliyor bana buyüzdende senin kadar endişe etmiyorum ama araştırırımda belki yani.ama şunu bilmeliyizki irade vardır be.benimde aklıma gelmiyor deği madem Allah biliyorsa neden kur an da umulurki diye bir söz geçiyor.ama eğer kur anın Allah kelamı olduğunu üşünüyorsan sorularına cevap bulamasanda teslim ol.birisi sana kötülük yapsa cezalandırmak istersin iyilik yaparsa mükafatlandırtma çünkü bunlrı yaparken özgür iradesiyle yaptığı için hatta diyorsunya mantıklı gelkeni seçmek zorunda hissediyorum diye işte kendine o mantıklı geldiği için ona kızıyor veya onu seviyorsun sana onu mantıklı getiren özgür iradendir bunu anlarsın inşallah.

  22. Kafana yatmasa da, inan gitsin 92 model misafir arkadaş…

    xenix

  23. Yazılanları zevkle okudum. Sadece tebessüm ettim. Aklımla bu dünyada zorum bi dönem vardı. Özgür irademle hayatımı istediğim gibi şekillendirip yaşarım, eş seçerim, iş seçerim, çocuk yapar yetiştiririm diye bayada bir oyuna dalmıştım. Oyun bitti tüm irademle yaptıklarım beni terk etti bende onları. Şimdi aklımla zorum yok. Öbür taraftada zaten aklım olmayacağı için no problem….Özgürlüğü tutsaklıktan öğrendim. Bu dünya bir hapishane bana göre….Akıllı bir hapishane…:))) Kader özgür iradem değil aklımın yatmadığı alandan yönetiliyor. Aklımın yattığı alan özgür irademi yönetiyor.

  24. “Benim, ÖZGÜR İRADEMLE, değiştirilmesi imkansız olan MUTLAK KADERİMİ, her an YARATTIĞIM, doğru mu, yaksa yanlış mı?…”

    Buradaki yanlış algı noktası şu, o uantum deneyinde şu da söylenir. ölçüm yapmadan önce tüm olasılklar eşit olarak mevcuttur. Ölçüm işlemi sonucu bire indirir. İşte seçim bu ölçüm işlemidir.
    Ayrıca sonuç odaklı olunca, bu söylediğiniz normal bir çıkarımdır. Ancak her olasılığın aynı anda var olmasıda olmamasıda sözkonusu değildir. Seçimden önce hepsi vardır.
    Tıpkı boş bir kağıda çizilecek olan resmin herşey olabilme olasılığında olduğu gibi.
    Mutlak kader anlayışınız son derece insani, yani insani algı sınırlamaları ile malul, mesela yapmış olduğunuz bir iş planı gereği takip eettiğiniz adımlar nasıl ki siz o planı değiştirmediğiniz sürece sabit kalmak zorunda olduğunu düşünüyorsanız kaderide benzer şekilde yazılı bir liste şeklinde düşünmekte olduğunuz için, değişmesi imkansız olduğunu düşünüyorsunuz, son söylediğiniz yaratma kelimesi dışında kısmen doğru, yani bizler yaptıklarımızla kendi kaderimizin var olmasını sağlamış oluyoruz. Bu doğru, yanlış değil, ancak bir yanılsama var, henüz yapılmayan bir eylemin sonucunu bilmiyorsak, bir başkasının veya evreninin bundan haberi olamayacağını düşünmemiz bir yanılsama…
    Sebebi ise insanlara dair planlama düşüncesi ile düşüncelerimizi sınırlamış olmamamız, yaratıcı kaderi bu özelliğine rağmen bilebilir. Çünkü bir başka yorumumda da belirttiğim gibi zaman Allah’ın yarattığı bir varlık yani mahluktur. dolayısı ile henüz var olmayan bir olayın bilinmesini engelleyen tek şey zamandır. aslında bu olayın var olmasıda zamana bağlıdır. ancak bilmek ve olmak yaratılmış ve zamana tabi olan varlıklar için geçerli bir kısıtlama olduğu halde
    Yaratıcı olan Allah için böyle bir kısıt sözkonusu değildir.
    Yani zaman var olmamış bir olayın, bilinmesini sadece bizler için “bilinemez” yapmaktadır. Bu ie özgür irade kavramına bir halel getrimez.
    Ancak gerçekleşmiş bir olayın, gözlenmesi ve bilinmesi o olayın böyle bir konumda kaydının tutulması, değişmesi, o olayı gerçekleştiren varlıklar için bir kısıt olamaz. Yani o varlıkların önceden bilinen bir olayı zaman içerisinde realize etmesi zamansız bir ortamda zaten var olması ile aynı şeydir. zamansız bir varlık bölgesi olduğu için, olaylar aynı anda görünür ve bilinir kaydı tutulur.
    İşte kader bundan da karışık ve anlaşılması çok daha zor bir konudur. Bu bile anlatmaya tam olarak yeterli gelmez.
    Kısıtlarınızı aşmadan bu konu asla anlayamayacağınız bir konudur.
    Özgür iradenin varlığı konusunda şüpheye düşmenizi anlıyorum. ama ben size daha tedirgin edici bir soru yönelteyim. özgür irade konusunda daha farklı düşüneceğinizi düşünüyorum . Soru şu ;
    “Madem özgür irademiz yok , öyleyse neden bu durum bizi rahatsız ediyor,
    özgür iradesi olmayan birisi ikinci ihtimali düşünebilir mi ? ”
    Sonuç odaklı düşünmeyiniz, olasılıklardan birisi gerçekleştiğine ikinci ihtimali düşünebilmemizi sağlayan şey ve bizim bir robot olma ihtimalimizden duyduğumuz rahatsızlık özgür irademizin olduğuna dair kanıt olmalıdır.
    Özgür irademizin var olmadığına dair düşünce ise Kader anlayışının kısıtlı insan algı formundan ve algı dünyasına dair sınırların var olmasından kaynaklanmaktadır.

  25. özgür irade ; iradenin bir irade sahibi tarafından verilmemiş/bağışlanmamış oluşunda,
    (ya da başka-ca bulunan güçlü iradece kısıtlanmamış ve onun tasarrufunda olmayışta)
    iradenin kökeni kendisidir yada kişinin varoluşunun kendiliğidir dersek varolur

    tüm bu seçimleri ben mi yapıyorum, neye dayanarak yapıyorum, aslında ben ben miyim, aslında neyi seçiyorum-seçiyor muyum seçmiyor muyum dediğimde bu gerçekliğin bütün yapısı ve bilinmezlerini işin içine katar
    özel olarak, irade bağışlanmadı ve kontrol altında ve geri alınabilecek durumda değil ise vardır ve bağımsızdır
    yada siz bir robot ya da tanrı yaratığı değil (ve belirli koşullar ve seçimlerle sınırlanmamış değil) iseniz vardır demektir
    bir başka açımda ise; onun tanrı baskısı-yargısı altında olmamasıdır
    yani; beni tanrı varetti mi? varetmedi mi? asıl sorudur ya da varlık nedenim kendim miyim? ya da varlık nedenim /kendiliğindenliğim kendi içinde bağımsız mı?

    subjektif özerklik (ben iradesi) her subjektivite ve her özerklik gibi bir bütüne ilişkin olmalıdır
    subjektif iradedeki özerkliği aramak yerinde ancak varoluşun tümiradesinin bir bağıtçının kontrolünde olmaması, bu sizi özerk yapar

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.