Şeytan Ayetleri

“Şeytan Ayetleri” diye ünlenen sözlerin önce Kuran’a ayet olarak sokulduğu, bu sözlerde “Lat, Uzza, Menat” adlı tanrıçalar övüldüğü için putataparların, peygamber ve inanırlarıyla birlikte secde ettikleri, bir olay olarak kaynaklarda yer alır. Konu, bilim namusu içinde ve soğuk kanlı olarak tartışılmalıdır. Telaşa, heyecana gerek yok. Ortada bir olgu, bir gerçek varsa -ki vardır-, “hayır yok böyle bir şey” demekle yok olmaz.

Kimi polemikçiler, Humeyni’nin cinayete azmettirici fetvası doğrultusunda tutumlar sergilediler. Ve saldırı üstüne saldırıda bulundular.

Şimdi, olayın gerçekliğini dile getiren kanıtları görelim:

1-“Şeytan Ayetleri” olayına değindiği , bu olayı dile getirdiği savunulan ayetler:

a) Hacc suresinin 52. ayeti ve izleyen ayetler.

  1. ayette, her peygamberin okuduğu şeye, şeytanın bir şeyler kattığı ama tanrının, şeytanın kattığını hükümsüz bıraktığı ve kendi ayetlerini geçerli -sağlam kıldığı, anlatılır. Görüldüğü gibi anlatım, Şeytan Ayetleri diye bilinen ayetlerin, Kuran’a sokulup sonra çıkarıldığı, sokanın şeytan, çıkaranın da Cebrail aracılığı ile tanrı olduğu yolundaki ifadelere uygundur. Zaten tefsirler de bunu için bu ayetleri, olayın yansıtıcısı olarak görürler. 52.ayetten sonraki ayetlerde de aynı olaya uygun anlatımlar bulurlar.

b)İsra suresinin 73. ve 75. ayetleri:

Bu ayetlerin anlamları şöyledir:

“Ey Muhammed! Seni, sana vahyettiğimizden uzaklaştırıp daha başkasını ileri sürerek bize iftira etmeye sürüklüyorlardı nerdeyse. O zaman seni dost bulacaklardı. Eğer seni pekiştirmiş olmasaydık, andolsun ki, onlara eğilim gösteriyordun, az kalsın. O zaman sana, yaşamı da , ölümü de kat kat azab biçiminde tattırırdık. Sonra da bize karşı bir yardımcı bulamazdın.”

2-Hadisler:

Hadis 1: “Peygamber Mekke’de Necm suresini okurken secde etti ve onunla birlikte,-aldığı toprağı alnına götüren yaşlı birinin dışında Müslüman ve putatapan herkes secde etti.” Kaynak: Buhari( hadis no:555), Tirmizi ve öteki hadis, fıkıh kitapları.

SORU:

1-Peygamberin can düşmanı diye nitelenen putataparlar nasıl oldu da, Muhammed ile bir araya gelebildiler?

2-Putataparlar nasıl oldu da, Muhammed ile birlikte secde ettiler?

Bu soruların karşılığını bulabilmek için, bundan sonraki iki hadis iyi incelenmelidir.

Hadis 2: “Peygamber Mekke’de iken Necm suresini okuyorduç” Lat’ı, Uzza’yı ve bir öteki, üçüncü (put) olan Menat’ı gördünüz mü ? diyen yere gelince şeytan, peygamberin diline şunu atıverdi

“İşte bunlar, yüce turnalardır. Şefaatleri de elbette ki umulur.” Bunun üzerine putataparlar: “Muhammed daha önce değil, bu gün tanrıçalarımızı iyi sözlerle andı!” dediler. Yine bunun üzerine Peygamber secde etti ve onlar da secde ettiler. İşte bu nedenle de Tanrı şu ayeti indirdi:

“(Ey Muhammed!) Senden önce hiçbir peygamber yoktur ki, şeytan onun okudukları arasına, bir şeyler katıp bırakmasın. Tanrı, şeytanın bıraktığını bozar, kendi ayetlerini güçlendirir. Tanrı bilendir, hikmetlidir.” (Hacc suresi, ayet:52) (Anlatan Peygamberin arkadaşları: Abdullah İbn Abbas’ın da içinde olduğu bir topluluk. Kaynak: Süyuti, İbn Hacer)

Ve çok açık görülüyor ki:

Putataparların Peygamberle birlikte secde etmelerinin nedeni :”Peygamberin üç putu (Lat, Uzza, Menat) öven sözlerle anması ve bunu, ayet olarak okumasıdır.” Bu sözlerin oluşturduğu ayetler, tanrının ayetleri değil “şeytanın ayetleri”dir. Bu ayetler sonradan sureden çıkarılmıştır. Hacc suresinin 52.ayetinde anlatılanda budur.

Bu konuda uzun söze gerek yok. İslam dünyasının en büyük uzmanlarından Suyuti ve İbn Hacer “hadis”i sağlam ve olayı gerçek kabul ediyorlar. Süyuti’de, İbn Hacer’de hangi hadisin sağlam, hangisinin çürük olduğunu en iyi bildikleri İslam dünyasında kabul edilegelmiş uzmanlardır. Ve bunlar için de “dinsiz, İslam düşmanı” suçlaması yapılamaz.

NOT: Muhammed’ in Lat, Uzza ve Menat’ı övdüğü zamanın, İslamın henüz yayılmadığı, Mekke’ de Muhammed ile alay edildiği ve dolayısıyla Muhammed’in oldukça yanlız ve sıkıntılı olduğu bir döneme denk gelmesi üzerinde durulması gereken önemli bir noktadır. Bu şekilde yanlız ve baskı altında olan Muhammed’ in büyük bir gaf yaparak adı geçen tanrıçaları övmesini açıklayabiliriz. Muhammed daha sonradan pişman olmuş ve bu kötü durumdan, “bunu bana şeytan söylettirdi” diyerek kurtulmaya çalışmıştır.

16 yorum “Şeytan Ayetleri”

  1. NOT: Muhammed’ in Lat, Uzza ve Menat’ı övdüğü zamanın, İslamın henüz yayılmadığı, Mekke’ de Muhammed ile alay edildiği ve dolayısıyla Muhammed’in oldukça yanlız ve sıkıntılı olduğu bir döneme denk gelmesi üzerinde durulması gereken önemli bir noktadır. Bu şekilde yanlız ve baskı altında olan Muhammed’ in büyük bir gaf yaparak adı geçen tanrıçaları övmesini açıklayabiliriz. Muhammed daha sonradan pişman olmuş ve bu kötü durumdan, “bunu bana şeytan söylettirdi” diyerek kurtulmaya çalışmıştır…
    burası mühim….
    peygamber burada rahatını düşünmüştür denilebilirmi…
    sorumlu bir lider-elçinin yapması gerekeni yapmıştır…
    bir strateteji veya korkuda olabilir…
    olayın doğruluğu bariz değildir,ama faraza doğruluğunu kabul edersek….
    ayrıca;lat-menat-uzza ,saygın arap büyüklerimiydide,yozlaştırıldılar….sorunun bir noktasıda bu….
    secde aynı zamanda saygıyıda içerir…

  2. Şeytan Ayetleri Vakası
    By Volkan Serin on Tem 2, 2007 in İslam, İslamofobi, Şeytan Ayetleri

    Alıntı: (derin düşünce sitesi)

    Birkaç hafta önce Şeytan Ayetleri kitabının yazarı Salman Rüşdi’ye İngiliz Kraliçesi tarafından şovalyelik nişanı verildi. 1988 yılında yayınlanan Şeytan Ayetleri romanı özetle Hz. Muhammed’in okuduğu Kuran’a şeytan tarafından putlara övgüler karıştırıldığı iftirasını içeriyordu. Dolayısıyla ödül müslüman ülkelerin büyük tepkisine neden oldu. Pakistan ve İran’ın İngiltere büyükelçileri ünvanın verilmesini kınadılar. Malezya ve Pakistan’da protesto gösterileri düzenlendi, Rüşdi’nin kuklaları yakıldı. Hatta Rüşdi hakkında Ayetullah Humeyni’nin verdiği ölüm fetvasını hatırlatanlar oldu. Peki bu iftira, islami literatürdeki ismiyle Garanik olayı nedir?

    Önce biraz hikayeyi dinleyelim:

    Resûlullah, kavminin yüz çevirdiğini görünce bu ona çok ağır geldi. Allah’tan kavmi ile kendisini birbirlerine yaklaştıracak bir şey inmesini temenni etti. Cenab-ı Allah Necm suresini indirdi. O da okudu. Bu esnada şeytan gönlünden geçirip de kavmine getirmek istediği şeyi onun lisanına atıverdi: “Bunlar yüce kuğu kuşları (tanrıçalar)dır ve elbette onların şefaatleri umulur” Kureyşliler bunu işitince sevindiler ve onu dinlemek üzere yaklaştılar… O, sureyi bitirince secde etti. Onun secde ettiğini gören mü’minler de onun getirdiğini tasdik ederek secde ettiler. Mescitteki müşrikler de secde ettiler… Secde haberi, Habeşistan’a hicret etmiş Müslümanlar’a da ulaştı. Bir kısmı orada kalıp, bir kısmı Mekke’ye hareket etti. Sonra, Cenab-ı Allah, Peygamber’e, “Benim indirmediğim şey söyledin!” dedi. Resûlullah üzüldü, Allah’tan korktu. Bunun üzerine Allah bu âyeti (Hac, 52) indirerek onu teselli etti, Şeytanın ilka ettiğini neshetti” (Taberî, 27/187-188).

    Elbette bunlar bir müslüman açısından kabul edilebilir değil. Zira anlatılanlar Kuran’da tarif edilen peygamber nitelikleri ile açıkça çelişiyor. En temel mücadelesini putlara karşı vermiş birinin bunları isteyerek söylemesi mümkün olmadığı gibi şeytanın da Kuran’a göre insanlar üzerinde böyle zorlayıcı bir gücü yok.Yine peygamberin sehven de böyle bir şey söylemesi mümkün değil. Fakat bu hikaye sadece müslümanlar için değil olayı tarafsız inceleyecek herhangi bir araştırmacı için de son derece saçma.

    Hikayeye göre hz. peygamber “şeytan ayetleri”ni araya koymuş ve okumaya devam etmiş. Sonra da müşrikler “Şimdi Muhammed ile aramızdaki farklılıklar sona erdi” diyerek sevinmişler. Ayetler şöyle:

    Necm 19-20: Gördünüz mü o Lat ve Uzza’yı? Ve üçüncüleri olan ötekini, Menat’ı.

    Buradaki “Gördünüz mü?” ifadesi peşinden gelen şeyi reddetmek ve tahkir etmek için Kuran’da kullanılan bir kalıp.

    Şeytan Ayetleri : Bunlar yüce kuğu kuşları (garanik) (tanrıçalar)dır ve elbette onların şefaatleri umulur.

    Necm 21-23 : Demek erkek size, dişi O’na öyle mi? O zaman bu, insafsızca bir taksim! Bunlar (putlar), sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Onlar ancak zanna ve nefislerinin arzusuna uyuyorlar. Halbuki kendilerine Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir.

    Çelişki çok açık. Önce putlar yeriliyor, sonra -sözde- övülüyor, sonra da tekrar yeriliyor. Bunu dinleyen o zamanın şüpheci, radikal ve şiddetli müşriklerinin kanmaları mantıklı mı?

    Şimdi tetkik etmekte olduğumuz hikayeyi bize nakleden muhaddislerin sözlerine inanırsak, Müslümanlar birkaç Kur’ân âyetini alenen okurlarsa gayet şiddetli fena muameleye maruz kalıyorlardı. O halde Muhammed’in bütün Kureyşliler önünde koca bir sûreyi baştan aşağı okuması, Kureyşlilerin de ne söyleyeceğini bilmeden dinî bir dikkat ile kendisini dinlemeleri manâsız olmaz mı? … Muhammed hakiki bir devlet adamı idi, kendisinde gayet ince biri fikr-i siyasî vardı, insanlarla müzakerede, insanları idarede fevkalâde maharet sahibi idi. Üç puta karşı ibadeti muvakkaten kabul etmek gibi kaba hataların ondan sadır olması gayr-i kâbildir. Çünkü bu hareket geçmiş senelerin cesur çalışmalarını bir an içinde birden bire yıkmaya ve kendi kendisini mahvetmeye müsavi idi. (Caetani, İslam Tarihi, 2/264-265).

    Hikayeye göre garanik vakasından sonra İsra/73-75 ile Hz. Peygamber azarlanmış. Daha sonra da Hac/52 ile teselli edilmiş ve “şeytan ayetleri” nesh (iptal) edilmiş. İşin garibi İsra Suresi, yani sözde “azarlama”, Habeşistandan dönüş olayından 5-6 yıl sonra; Hac Suresi, yani sözde “teselli” ve “iptal”, ise “azarlama”dan 2 yıl sonra nazil olmuştur. Herhalde şeytanın karıştırdığı ayetlerin düzeltilmesinin hemen yine Necm suresinde yapılması yerine 7-8 yıl sonra Hac Suresine yamandığı bu senaryoyu aklı başında kimse kabul etmez. Zaten bu ayetlerin ait oldukları surelerin akışı içinde bu şekilde anlaşılmaları da mümkün görülmüyor.

    Aktarılanlar rivayet açısından da oldukça zayıf. Bir kere rivayetlerde İbn Abbas hariç hiç sahabe adı geçmiyor. Yani hiç peygamberi görmemiş kişiler olayı aktarıyor. İbn Abbas da olay esnasında 2-3 yaşında. Rivayetlerde şeytanın sözü 15-16 farklı şekilde naklediliyor. Hz. Peygamberin durumu ise bazen uyuklarken, bazen namaz kılarken, bazen de Kureyş Kulüplerinde vs. şeklinde 10-11 farklı şekilde nakledilmiş. Rivayetlerin bu kadar farklı olması, hikayenin uydurma olduğunun açık delili.

    Sahih hadisleri rivayet eden hiç bir kitabın bunu nakletmemesi, hiçbir sikanın bunu sahih ve muttasıl bir senetle rivayet etmemesi, çürüklüğünü göstermeye kâfidir. Nakledenler, sadece tuhaf şeylerle oyalanmayı âdet edinen bazı tefsirciler ile tarihçilerdir. (Kâdî İyad, Eş-Şifa, 2/111).

    Bazı hadisçilerin ne bulurlarsa toplamaları sebebiyle bu zayıf hikaye bazı kitaplara girmiş olabilir. Ya da “nesih” konusunda bir örnek arayan bazı tefsirciler yüzünden. Hatta Batılı bir araştırmacı, John Burton, hikayenin “nesih” tartışmalarında kanıt olarak kullanılmak üzere bizzat müslümanlar tarafından uydurulmuş olabileceğini söylüyor.

    Hikayede bahsi geçen, Necm Suresi okunurken müşrikler dahil herkesin secde etmesi vakasını genelde hadislerine güvenilen Buhari de naklediyor. Bu Kuran’ın bir mucizesi olmuş olabilir. Eğer böyleyse garanik kıssası bunu kamufle etmek için uydurulmuş demektir. Ya da Müşrikler kendi Tanrılarına secde etmiş de olabilirler. Her halukarda bu rivayeti garanik kıssasıyla birleştirmek, yukarıda anlatıldığı üzere, oldukça temelsiz ve muhtemelen art niyetli. Aynı şekilde bu kıssayı Hac sûresi ile birleştirmek de. Zira Mekke’de ilk nazil olan sûrelerden bulunan Necm sûresi ile, bir kısmı Medine döneminin başlangıcında, bir kısmı Mekke döneminin sonlarında inen Hac sûresi arasında pek uzun bir zaman var.

    Konu ile ilgili daha ayrıntılı bilgi edinmek isteyenlere yazıyı hazırlarken faydalandığım Prof. Suat Yıldırım ve Dr. Murat Kayacan’ın makalelerini ve wikipedia’yı tavsiye ederim. (1,2,3)

    İşte Saman Rüşdi’nin bahsettiği “şeytan ayetleri” hikayesi bu kadar uyduruk temellere dayanıyor. Kitaptaki tek hakaret bu da değil. Örneğin kitapta fahişelere Hz. Peygamberin eşlerinin isimleri verilmiş. Fakat ne yazıkki İslam Dünyasından yükselen bazı tepkiler bu alçakça iftira ve küfür karşısında bizi haklıyken haksız konuma düşürdü. Örneğin 89 Şubatında kitabı protesto eden binlerce insanın İslamabad’daki Amerikan büyükelçiliğine saldırması sonucu 6 insan öldü. Romanı satan kitabevleri saldırıya uğradı. Ancak en vahimi şüphesiz Ayetullah Humeyni’nin 14 Şubat’ta yayınladığı Rüşdi’yi ve kitabı yayınlayanları öldürmenin her müslümanın görevi olduğunu söyleyen fetva idi. Bu fetva üzerine yazar ve çevirmenler birçok defa saldırıya uğradı, 91 yılında Japon çevirmen öldürüldü. Bunun üzerine Japonya’daki Pakistanlılar Birliği çok mutlu olduklarını açıklamışlar.

    Daha yeni, karikatür krizi esnasında Hizbullah lideri Hasan Nasrallah “Eğer İmam Humeyni’nin fetvası yerine getirilseydi kimse buna cesaret edemezdi, peygamberlerinin onuru için canlarını feda etmeye hazır milyonlarca müslüman olduğundan eminim” dedi. İslam dünyasında bazı şeylerin yanlış gittiği çok açık değil mi?

    Ayetullah Humeyni’nin muhtemelen siyasi amaçlarla verdiği ölüm fetvasının islami açıdan dayanıksız olduğunu da belirtmek gerek. En sert fıkhi yorumlar bile tüm müslümanları bir adamın üzerine salmayı mümkün kılmıyor. İslami literatürde dinden dönenlerin öldürülmesine dair dayanaklar bulmak mümkün olsa da bugün birçok ilahiyat uzmanı dinden dönenleri cezalandırmayı islami bulmuyor. Bu başka bir yazının konusu olduğu için ayrıntıya girmiyorum.

    Şeytan ayetleri vakası müslümanların ölçüsüz tepkileri nedeniyle İslam’ın imajını bir kez daha yaralarken Salman Rüşdi’ye de haketmediği ün ve prestiji sağladı, ve bir anlamda kimliğini belirledi. Bu yüzden verilen ödülün sadece Rüşdi’nin edebiyata katkılarıyla ilgili olduğunu söylemek pek makul değil. Nuray Mert ödülün arka planına dair şunları söylüyor:

    Bu, sıradan bir ödül değil, siyasi bir tavır. Hem mesele, sadece İslam merkezli çatışma ortamına körükle gitmek ötesinde, İran’ın hedef olduğu bir çekişme içinde, İran’daki rejime dikkat çekme çabası. Bunu görmemek için aptal veya çok tarafgir olmak gerekir Dahası, İngiliz Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün, ‘Bu ödülün bu kadar tepki yaratacağını düşünmediklerini’ belirtmesi kötü bir şaka gibi. Ve dahası, ödülün siyasi bir yönü olmadığını vurguladıktan sonra, ‘Tam tersine, Bombay doğumlu bir yazar olduğu için, aslında Biritanya-Asya ilişkileri açısından olumlu bir adım’ olacağını düşündüklerini açıklaması, fazlasıyla alaycı bir yaklaşım. Sanki, dünya çapında bir krizin kahramanından değil, Bombay doğumlu sıradan bir yazardan söz ediliyor Ayrıca, Rüşdi, İslam bir yana, içine doğduğu kültüre son derece olumsuz bakan biri. 1999′da bir İngiliz magazin dergisine verdiği röportajda (Tatler, Mayıs 1999), “Küçük yaşlardan beri Doğu bilgeliği denilen şeyin at pisliği olduğu duygusu içindeyim” demişti. Doğu bilgeliğinden kastettiği, sadece İslam değil, daha çok Hint alt kıtası ve ötesinin Hindu ve Budist geleneğiydi.

    Bu kadar da değil, Salman Rüşdi, son beş yılda, Afganistan ve Irak müdahaleleri ve ABD dış politikasına tam destek vermiş, karşı çıkanları ağır biçimde eleştirmiş bir isim.

    Rüşdi 2005 yılında da “Kuran kusursuz bir rehber değil, tarihi bir metin” demişti. Tüm bunları birleştirdiğimizde, İngilizlerin aslında neyi desteklediklerini rahatça görebiliyoruz.

    Şunu da not etmek lazım ödülü alacaklar bağımsız bir komite tarafından belirleniyor, kraliçenin ise sadece sembolik bir rolü var. Eleştiriler üzerine İngilizlerin açıklaması ise şaka gibi : “bu ödül ülkemizdeki müslümanları onurlandırma arzumuzun bir parçası”.* Batılılar için müslümanların dinsiz olanının makbul olduğunu ve onların el üstünde tutulduğunu birkez daha anlıyoruz.

    Rüşdi’nin ödüllendirilmesine cevaben Pakistanlı bir grup din adamı Usame bin Ladin’e “Seyfullah” yani “Allah’ın kılıcı” ünvanını verdiklerini açıkladı. Bir yazara cevaben bir terörist. Ne kadar açıklayıcı değil mi?

    İslam ve Batı dünyası arasında karşılıklı düşmanlık, nefret ve korkunun belki de hiç olmadığı kadar arttığı, dolayısıyla karşılıklı anlayış ve iyi niyete en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde İngilizlerin bu provoke edici, köprüleri yıkıcı hamlesini anlamakta zorlanıyorum.

  3. “Sn ali k”nın “SECDE” anlayışını; “SAYGI” anlamında tefrik etmesi, Kuran’a göre doğrudur. Çünkü “26/219 Şuara” ayetinde; Peygamberin yere kapaklanarak Putperestler gibi Secde etmediği apaçık yazılmıştır (= 62/11 Cuma).
    Ayetlerin önünden ve ardından, anlam bütünlüğü zincirleme incelendiğinde; Cuma-Namazında dahi Peygamberin Namazının sadece Vahy’i TEBLİĞ ettiği ve bunu AYAKTA (oturmadan) ve sadece Cuma (Camia / Cemaat / cemetme) toplantısında icra ettiği anlaşılabilmektedir. Yani ne Arapça-Ezan, ne Cami/Mescit, ne uydurma Farz/Sünnet vs Namazları, ne yüzükoyun Secde vb hiçbiri yok. Çünkü Putperest Araplar’ın Kuran’dan önceki ilkel Putperest Namaz ritüelleridir ..

    Putperest ve Sapık Hadisçiler tarafından saptırılan Kuran yorumlarıyla, Peygamberin yapmadığı / söylemediği icraatlar ve sözler (Hadis !?) manipüle edilip, dünyalık rantiyeci amaçlarla Kuran’a ve Peygambere monte edilmiştir. Bu bakımdan Kuran’ın en doğru yorum ve tefsiri, yine Kuran’ın kendi Hadis’leridir. Çünkü “Hadis”; “Söz’ler” demek olduğuna göre, Tanrı-Kelamı olan Kuran-Sözleri de en güvenilir Hadis(ler) değil midir? (= 7/185 Araf 3 +//+
    45/6 Casiye 7-9 +//+ 56/81-82 Wakıa 77-82 +//+ 77/50 Mürselat 14) ..

    Demek ki, Tanrı veya Uzaylı Bilge’nin (aynı şey) Sözüne / Hadis’lerine yanıltıcı Şeytanlığı karıştıranlar kimler imiş? Şeytan-Ayetleri mucitleri olan Buhari, Müslim vs Sapık Hadisçilerin ta kendisi. Çünkü Wak’ıa olarak tewili gelmemiş Kuran bilgisini, Peygamberde olsa hiç kimsenin ortaçağ öğretisiyle yorumlayabilmesi mümkün değildir (= 7/52-53 Araf 3 +//+ 10/39 Yunus 15).

    Tewil konusuna geçmeden önce. “Sn Masal” gücenmesin lütfen, izninizle şu kısa hatırlatmayı belirtmek isterim ki;
    “ey Muhammet !?” şeklinde bir hitap tarzı Kuran’da hiç yoktur, “ey Habibim !?” de öyle yani, yokyur. İyi niyetlede olsa, bu tür temennilerle Kuran’ın özgür ifadesi kısıtlanmakta; rantiye amaçlı Şirk-Allahı Muhammet-PUTU’na (Muhammet Peygamber değil !!) yönlendirilmektedir. “Ey İbrahim !”, “ey Musa !” vb wardır / yazılmıştır; fakat “ey Muhammet !” yoktur / yazılmamıştır (orijinde).

    Şimdi, Peygamberin Kuran’da ve Necm-Suresinde olmayan “Turna’lar / Kuğu’lar” gibi uydurma sözcükleri, üstelik “Şefaatçı (!?)” anlamında söyleyebilmesi için; aynı Suredeki liyakat ayetlerinden bihaber olması gerekir (= 53/39-40 Necm 24-26) ki, Kuran’a ve Peygambere (ve de Cebrail’e) Küfür ve İftiradır.

    14oo sene önce, “m-e-t-a-n” ve “u-z-a-(y)” hiç kuşkusuz wardı, fakat henüz bilinmiyordu. Dikkat edilirse “53/19 Necm” ayetinin sonundaki “uzza(y)” sözcüğü sonunda, bugün bile okunmak /telaffuz edilmek istenmeyen arapça “Y” harfi wardır ve “menat” sözcüğünün harf kodlaması ile “Metan (gazı)” aynı Harflerdir (Kuran ve Karun gibi). “Lat” sözcüğünü henüz çözebilmiş değilim.

    Şimdi, dikkat edilirse “53/1-18 Necm” ayetlerinde bir “Üç’leme” ve hemen akabinde “53/19-20 Necm” ayetlerinde de gırgırajlı (Hicv) üslubuyla bir ikinci ve karşıt “Üç’leme” yapılmıştır.

    Birinci Üç’lemede (malum) Allah,Cebrail,Peygamber uydurma üçgeninde; uydurma Mirac, uydurma Vahy, uydurma Sidretülmünteha ve daha bir sürü uydurma konular yanında, bir de “Burak” isimli uydurma Uzaylı Kutsal Eşek wardır. Bunların hiçbirinin sözkonusu ayetlerde olmadığını “53/10 Necm” ayetindeki “KUL” sözcüğünden kestirebiliyoruz. Çünkü Peygamber Cebrail’in Kulu değildir. Kuluna vahy-eden Allah ise şayet, o zaman bu ayetlerde Cebrail’in işi ne?

    Diğer Yorumculardan sonra dewam edebiliriz efendim .. (Ğ – Q)

  4. Su akar..

    ya artık illet oldum şu fıkhi yorumlara 🙂 neymiş efendim, bunlar fıkhi konular olduğu için cevap veremiyorlarmışmış, ya siz daha neye inandığınızı bilmiyorsunuz(tabii bilmeze yatanlar da var); ama çoğu bilmiyor; ki bu diğer başlıkta da görülmüş zaten. Hadi tanrıya neden inandığınızı bilmiyorsunuz tamam da, neden müslüman olduğunuzu mesela, özellikle kadınlara soruyorum biliyor musunuz?

    İmam nikahını, çok eşliliği vs, tüm bu aşağılanmaları kabul ediyor musunuz ey müslüman kadınlar?

  5. Şu put olayı bence iyi kavranamadığından böyle sorunlar çıkıyor. Herkes oradaki insanların putlara taptığını sanıyor. Halbuki putlar tanrıların sembolleri. Tıpkı bugün, Kuran’a, peygamberin sakalına, hırkasına, Hacerül Esved taşına, Kabe’ye, vs duyulan saygı gibi. Allah, Muhammed’ten önce de vardı. Ve bütün putperestler ona da tapıyordu.

    Bu yüzden Muhammed’in orada secde edebileceğine inanıyorum. Yaptıktan hemen sonra da tepki aldığı için ayetleri değiştirmiş de olabilir.

    Tarihi, kazananların yazdığını düşünürsek, bu olayın binlerce yıl sonra bilinmesi bile (müslümanların o kadar olayı örtbas etmelerine rağmen) olayın yaşanma olasılığını arttırıyor.

    xenix

  6. Mâide Sûresi 69
    Şüphesiz inananlar (müslümanlar) ile Yahudiler, Sabiîler ve Hristiyanlardan (her bir grubun kendi şeriatında) “Allah’a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır” (diye hükmedilmiştir.)

    Muhammed’in eski dini olan Sabiiliğin bu üç tanrıçasını oraya koymasının nedeni, Sabiilerden kendi tarafına geçmelerini sağlamaktan başka şey değildir. Günümüze kadar gelen bu ayetlerde her ne kadar değişim olmuşsa da ,yine de Muhammedin Sabiilikteki tanrılara olan imanı belli oluyor.

    Merak etmeyiniz (Ğ – Q) gücenmem, öğrenmek için burdayım:) Yanlız, sizin bahsettiğiniz olay zaten hep parantez içinde belirtilmiştir. (Ey Muhammed) şeklinde, siz neyin savaşını veriyorsunuz anlayamadım.

  7. Bu nedir yahu, kozmik stand-up mı?

    Bütün kainatın kendisi için yaratılmış olduğu bir peygamber allah’ın lütfu ve gözetiminde son ve asıl tebliğ görevini yerine getiriyor, ama tam da bu sırada şeytan gelip onun dil kasları ve kord-vokalleri (ses telleri) üzerindeki nöronal iletiyi şaklabana çeviriyor.

    (Asırlar boyunca aktarılıp duran hikayeye bak, hikayedeki kurguya ve kahramanlara bak, öykünün hitap ettiği algı seviyesine bak, sonra da bir toplu iğne ucunda kaç melek dans edebilir diye tartışanları kınıyorlar.)

  8. Ben putlara tapılmıyordu zaten diyorum, siz diyorsunuz ki Muhammed putlara tapmamıştır. Muhammed’in babası bir putperestti ve adı da Abdullah (Allah’ın kulu) idi. Gördüğünüz gibi Allah zaten ortada var. Muhammed yeni bir tanrı getirmedi. Sadece çok tanrıdan tek tanrıya indirdi. Geri kalan bütün ibadetler öncekilerle aynı. (Putperest gelenekleri, Yahudilik, Hristiyanlık vs) Bu yüzden Lat ve Uzza yı put sanmak ve ona göre hadis uydurmak, insanı oldukça komik durumlara düşürebilir.

    Bakın neler çıktı sizden de tarihte ve hiç bir müslüman alimin kabul etmediği halde.

    “Şakk-ı kamer mucizesini örtbas edebilirlerdi,… etmediler.
    Parmaklarından su akması mucizesini örtbas edebilirlerdi,… etmediler.”

    Bu masalları nereden öğreniyorsunuz merak ediyorum. Demiştim tarihi kazananlar yazar diye. Neler yazmışlar neler…

    Böyle hadislerle Muhammed’i putlaştırdığınızın farkında bile değilsiniz.

    xenix

  9. xenix:
    “Bu yüzden Muhammed’in orada secde edebileceğine inanıyorum.”

    Hz. Muhammed, ne nübüvvetinden önceki 40 yıl içerisinde, ne de nübüvvetindeki 23 yıl içerisinde asla putlara tapmamamıştır.

    Hz. Muhammed 12 yaşında iken amcası Ebu Talib’in himayesindeydi. Kafileyle Suriye’ye giderlerken Rahip Bahira Onu yanına çağırdı.

    Bahira:
    -Sana birşeyler soracağım, Lat ve Uzza hakkı için doğru söyle!
    Hz. Muhammed:
    -Lat ve Uzza’ya yemin verme, zira benim bu dünyada en nefret ettiğim şeyler putlardır.
    (Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları,Ali Himmet Berki,Osman Keskioğlu)

    xenix:
    “Tarihi, kazananların yazdığını düşünürsek, bu olayın binlerce yıl sonra bilinmesi bile (müslümanların o kadar olayı örtbas etmelerine rağmen) olayın yaşanma olasılığını arttırıyor.”

    Eğer bu şeyi Hz. Muhammed yapsaydı, onu hiçbir sahabi örtbas etmezdi. Çünkü Onlar Onda gördüklerini aynen uygulayıp sorgulamazlardı. Asr-ı saadeti incelediğimiz zaman bunun örneklerini görebiliriz. Hz. Muhammed’ de gördükleri bir şeyi değiştirmeye veya örtbas etmeye kalkmak onlardaki yüksek ahlaka terstir. Böyle bir şey asla onlarla bağdaştırılamaz. Böyle açıklaması diğerlerine nispeten kolay olan bir meseleyi örtbas etmek yerine;

    Şakk-ı kamer mucizesini örtbas edebilirlerdi,… etmediler.
    Parmaklarından su akması mucizesini örtbas edebilirlerdi,… etmediler.
    Çok hanımla evlenme meselesini örtbas edebilirlerdi,… etmediler.

    Ve daha niceleri…

  10. Muhammed vahyi nasıl alıyordu, bir tür telepatik iletişimle doğrudan tanrıdan mı, yoksa cebrailden mi?

  11. Sn. xenix MATEMATİK VE DİYALEKTİK konusundaki yorumlarınız enfesti. Ben o konuda kendimi sizin kadar bilgili görmediğim için yorum yapma cüretinde bulunmadım. Sizin de takdirinizdir ki; konuyla ilgili derin bilgisi olmayan kişiler olur olmaz şeyler yazınca konu bambaşka boyutlara taşınıyor ve öyle bir hale geliyor ki; neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Kimseyle polemiğe girmek istemem ve kimsenin inançlarını aşağılamak da istemem yada çok bilme ukalalığında bulunmakta istemem ama keşke herkes kendi bilgili olduğu alanda bir şeyler sunsa ve bizler de bilgi ve birikimlerinden faydalansak…

  12. İslam dininde açıkça putperestlik olduğu halde onu reddediyor ve kınıyorlar ya çok gülüyorum:)
    Sizin İslam’dan haberiniz yok..
    İşte sizin taptığınız putlar..
    Kur’an, Kâbe, Hacer-i esved, Al-Lât, Al-Uzzâ, Manât, hırka-i şerif, sakal-ı şerif..
    Bütün bunlara Müslüman’lar taparlar.
    Müslüman’lar her hac seferinde Hacer-i Esved taşını öperler. Yüzlerini sürerler, önünde salya sümük ağlarlar.
    Bunu bilmiyor muydunuz? O halde şimdi biliyorsunuz.
    Hırka-i şerif de öyledir. Müslüman’ları ağlatır. Dokunmak için belki de canlarını verirler.
    Oysa o sahte bir hırkadır.. Muhammed’in hırkası yoktur.
    Eğer Müslüman’sanız, elbettte bir putperestsiniz.inkar etmekle kurtulamazsınız..

  13. Bence de sevgili sunny. Herkes bilgili olduğu konularda bir şeyler sunarsa tabi güzel olur. Ama elbette düşüncelerinizi, duygularınızı, inançlarınızı da paylaşabilirsiniz. Bunda bir mahsur yok. Mesela ben sizden peygamberin elinden su çıkardığını öğrendim yeni olarak. Kuran ve hadisler arasında görememiştim oysa bu konuda epey okumama rağmen.

    xenix

  14. allah izin verirse şeytan böle bişey yapabilir.

  15. Geleceğinde mimarı Allah, Şeytan cümlesinin araya girmesine dilese zaten izin vermez ve yaşatmazdı. Şeytanın her zayıflıkta anında müdahil olduğunun somut örneğini yaşatmıştır. Peygamberi sağlam kıldıklarını, ayetiyle de ifade etmiştir.
    Gelecek bilgisinden yoksun olan biziz. Allah geleceği bilmiyormu? Ona haşa eksiklik ve zaaf atfetmek olurdu.

  16. Kenan ili nerededir…tanrısı nedir…tanrısının adı nedir?

    Bir çok sorunun cevabıdır.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.