Binlerce kelime…..tılsımı kendinden menkul çağırış…fısıltı… isimler…kurtarıcıdan çok kaos uzantısı..sözcük Evi’nde bizi dönüştürecek olan ….iki rengin karışımındaki kimyasal deha….origami ustasının kağıttan katladığı kuş koridorda uçuyor….onu izleyeceğim…bu kaçkın yerde iyi bir rehber gibi görünüyor olması benden daha hızlı hareket edebiliyor ve en az bir kare daha önce ve fazla görüyor olması yüzünden mi.. fakat gördüklerini işleme gücü hakkında bir şey bilmiyorum…rehberin hedeflerinin önemi sorunsalı için liderler tarihine bakmayı küçük deftere not edip edimin karşıkonulamaz davetkar takibinin izini sürüyorum…dünyanın merkezi olmayacağı açık sanırım gideceğim yerin…bu karmaşa da bile tebessüm edebiliyor oluşum sanırım beni burada bir kitaptan ayırabilen yegane şey.. origami ustasının bahsettiği durum değişikliği bir halden diğerine mi geçiş yoksa bir yer değiştirme mi? einstein okumalarının yapıldığı koridoru bulmalıyım..einstein’a daha önce ne zaman bu kadar ihtiyaç duymuştum ve neden şimdi hiçbir şey anımsamıyorum…
Kağıttan rehber uçuyor koridorlarda sesler karışıyor seslere…sözcükler sözcüklere….bir sözcük önce bir cürettir sonra bir sessizlik diyor öğretmenin biri …bu da ne şimdi ….
Bir diğeri, koridorun duvarına sarı yaldızlı bir boyayla bir sözcük yazmış karşısında tekrarlıyor (sözcük bildiğim bir dile ait değil):
beni biraz daha engelleyebilirsin burada…sonra istesen de istemesen de karışacağım sana…
bir ses kadar tiz ve pes
bir renk kadar parlak ve mat..
bir his kadar görünür ya da görünmez….
bir kokudan evrilerek…..gökyüzü evrenin üzerinde bir çocuk resmi gibi kutsal gerilirken…..nerede olduğum sorusu…birlikte olduğumuzu düşünemeyecek denli karışacağım rengine, kokuna…..nerede olduğunu unutacak denli…….”
SESLER YÜKSELİYOR-bu yaklaşmış olduğum hissini uyandırırken dinliyorum…..
Bilgi, sırrına eğer başını…omzuna yaslanır….yola birlikte çıkmışlardır…sır sihirbazın ışıltılı tozu…bilginin oyun arkadaşı, ustanın gücü…çözülür…çözülecektir…diyerek bir kalemin ve defterin devir teslim törenine şahit oluyorum koridorların birinde…
Kağıttan katlanmış kuş; uçan rehberim bir odanın önünde duracağı hissini uyandırıp yavaşlarken ansızın güçlü bir hamleyle odanın kapısına fırlatıp çarpıyor kendini…kapıya yapıştırılan bir kağıt olan rehberin üstünde
VARLIĞIN BİLMECESİ yazıyor…içeriden bir ses: Giriniz….
“başlangıçta ben sendim…senin ben olman da mümkün….”aynı” bile olsalar iki “ayrı” “şey” e (varlığa, bilgiye, hisse, akla, edime, düşe, oyuna, soruya, cevaba, renge, kokuya, ….) karşılık gelen sen ve ben, ben ya da sen…karşılaştığımızda isimlerimizi biliyorduk, makul yanıtlarımız vardı…aklımız karışmamıştı…ya da aydınlanmamıştık berrak bir suda…ta ki yerdeğiştirinceye kadar…
Odanın zemininde mavi bir minderin üstüne oturmuş bir kadın, önünde bir saksı saksıda bir dal çiçek gözlerime bakıyor…tebessüm edip nazikçe; çiçeğiniz çok güzel görünüyor diyorum….(nezaket, konuşma gerekliliğinin kamuflesinde en iyi yoldur öğretisi) teşekkür ederim birazdan öğrencilerim gelecek, tabiat aklımızı oldukça karıştırdı, bir öğretmen olarak benim onları sağ salim bilgiden geçirmem beklenirdi ancak yapamadım. Burada işler öyle zor ki..sanırım siz yeni geldiniz….yeni gelmek? Öyle görünüyor olmalıyım (ama nereden geldim ki) ııı…evet yeni gelmiş olmalıyım diyorum…Tabiat aklımızı çok karıştırdı biz de sadeleştirme temelli anlamaya çalışıyoruz ve bize göre bir dal çiçek gezegenin kendisidir..tebessüm ediyor…gözlerinin çok güzel olduğunu farkediyorum..Nasıl? beğendiniz mi? Diye soruyor…eğlenceli bir grubuz..belki kalmak istersiniz? Nerde olduğuma dair en ufak bir fikrim yok ve deliler gibi einstein okumak isterken origami ustasının benim için uğrak seçtiği bu odada bir süre daha kalma fikri ilgimi çekiyor…olabilir…diyorum..olabilir…..
Ansızın çocuk bir koro şefi (ona neden böyle dediğimi tam olarak bilmiyorum) ve yetişkinler odadaki yerlerini almaya başlıyorlar. Öğretmen koro şefinin hareketlerini takip ediyor gibi dalgın, kendimi koronun içinde buluyorum ve bu gösteri bitinceye kadar sanırım bu kalabalıktan çıkmam imkansız….öğretmen sesini hazırlıyıp okumaya yakın bir ton ve vurguda konuşmaya başlıyor:
ÇOCUK OYUNU:
“başlangıçta iki ayrı olandık…BİR olacak “an” sonra…..biçimlerimiz, tanıklığımız,her şey buraya ait oluşumuzu vurguluyordu…ayrı zamanların ayrı geceleri ve gündüzleriydik..ismimizle çağırdık birbirmizi…Ay’dan çalınmış en yassı taşla SekSek’in Gökyüzü hanesinde iki haylaz çocuk…ıslığı güneşten…yağmuru rüyadan….yüksek yerlerden atlama hikayeleri anlattık birbirimize…kaybolma hikayeleri….Sözcük evinde sesimiz…zamanı algılayışımız..gezegen seyahatimiz….Çemberimiz…bir ucu açık eğri zamanımız…
imge …
usulca gerer iplerini iki kişi-iki durum-iki rüya…(…) arasında…
karşılıklı ve görece şimdi oluşumuz, geçmişte ve gelecekte olma olasılığımız…
koro neredeyse nefes almadan dinliyor öğretmeni, çocuk koro şefi bir heykel gibi sessiz ve asil duruyor….bir an içedönüyorum,
içedönüş: Sözcük evinde bir Gökyüzü seyri….kutsal sahneler, tragedyalar, görkemli replikler…ve hatta bir matador gördüğünü söyleyen bile oldu orada…aşık….
koro şefi odaya girdiği andan sonra neredeyse ilk kez yaşam belirtisi gösterircesine başlangıç işaretini veriyor ve koro şen bir sesle okuyor:
“parçacık fiziğinde eğlenceli rastlaşmalar bulurum birbirimize… bir kokuyu bir başka kokudan, bir hissi diğerinden, gözyaşını tuzlu sudan ayıran sınırda yeniden ilk ana dön… “ayrılık” başlangıçtadır sonda değil …ya BİR olursunuz ya da sonsuza dek ayrı.”