Teknolojiyle ilgili çok yerinde tespitleri bünyesinde barındıran güzel bir yazı çarptı gözüme. Bu Xenix’e bir cevap olarak değil de daha çok teknolojiye bir bakış açısı olması açısından koymayı düşündüğüm bir yazı. Bazı yerleri eledim, konun temeli sarsılmasın diye. Yazının tamamını şu linkten okuyabilirsiniz: http://www.nihilizm.net/?p=263
MODERN İNSAN NEDEN MUTSUZ
Modern insan hem varlık sebebi hususunda şüphe içindedir, hem de yeryüzünü yok etme gücüne sahiptir. Böylece kendi varlığı kendisi için bir problem olmaktadır. Rahatsızlığının başlıca belirtilerinden biri aşkınlık ihtiyacını yitirişidir. Varlığın vakur ve kutsal olduğu bilinci çağdaş dünyada giderek artan ölçüde gölgede kalmakta ve yerini işlev fikrine bırakmaktadır. Kendimizi ve başkalarını karmaşık, bağlantılı işlev sistemleri olarak görmekteyiz: Biyolojik, zihinsel, toplumsal sistemler. Vakar ve liyakat duygumuz, sadece insan olmakta doğal bir kutluluk bulunduğu bilincine değil, toplum içinde yerine getirdiğimiz işlevlere dayanmaktadır. İnsanın ne yapıyorsa o olduğu, değerinin yaptığı işe eşit olduğu yargısına varılınca, ontolojik duygu yitirilir.
Sevme, hayran olma ve ümit etme yeteneği zayıfladıkça, işlevsel insan yabancılaşma ve tutsaklığını aşma kabiliyetini, hatta arzusunu yitirir. Gizemin yokolmasıyla hayret duygusu körelmeye yüz tutar. İşlevselleştirilmiş bir dünya, hedefsiz bir yolculuktur. Hayatta vakar ve gaye sahibi olma duygusu yitirildiği zaman, son kertede hiçbir şeyin önemi kalmaz.
Teknolojinin kendisi romantik biçimde suçlanamaz. Bir tekniği kullanmak, “akıl hünerimizi gerçekliğe genel olarak uygulamamızın özgül bir örneğidir” sadece. İnsan ruhuna yönelmiş asıl tehlike, teknolojik zihniyetin köktencileştirilmesinde yatmaktadır. Otantik hayata yönelik tehdit teknomanya ve teknoperestlikten, teknik düşüncenin gerçeklik hakkındaki tek geçerli bilgiyi verdiği varsayımından gelmektedir.
Teknolojik zihniyetin temel tehlikesi insanı, kendini anlam ve değerin biricik verici ve yaratıcısı olarak görme hususunda baştan çıkarmasıdır. Teknolojik insanın dünyayı sadece arzularını tatmin için dönüştürülecek bir ham madde olarak gördüğü “pratik bir insan-merkezcilik” karşısındayız. Bu tavır hüküm sürerken, insanoğlu sadece kendi teknolojisinin ürünlerini takdir eder ve sadece kendi düşünce kategorileriyle eylem imkânlarının sınırları dahilindeki şeylere güvenir. Teknolojik insan böylece semavî dinlerin Yaratıcıya ayırdıkları yüklemleri kendine atfetme noktasına gelir. Kendini bu şekilde yüceltme şu genellikle gizlenen vehim eseri varsayımdan doğmaktadır: Hiçbir şey insanoğlunun ilerlemekte olan teknolojisinin kudreti dışında değildir! Amerikan şirketlerinde sıkça rastlanan şu levha sözkonusu yönelişi iyi resmetmektedir: “Zor olanı hemen yaparız, imkânsız olan birazcık zaman alır.” Teknolojik insan böyle bir tavır takındığında, hayatın, sınırlarıyla beraber neşe ve sorumluluk içinde kullanılacak bir armağan olarak kabul edildiği alçakgönüllülükten uzaklaşmış olur.
Teknolojik düşünceye sınırsız güven otantik hayat cevherinin parçalanmasına yol açar. Her şeyden önce, teknikler bizi trajedi ve ölümün durmak bilmez ve sonuçta muzaffer akıntısına karşı emniyete alamazlar. Eğer kâinattaki nihaî durumumuz için teknolojimiz marifetiyle başarabileceklerimize bağımlı olursak, umutsuzluk kaçınılmazdır. Teknolojik düşünce, hayata rehberlik edecek amaç ve değerleri sağlayamaz. Teknomanya kültürümüze ne kadar egemen olursa, biz de o kadar “Neden? Ne için?” diye sormadan değişime önayak oluruz. Teknolojik bir toplumda araçlar insanî de olsa, amaçlar maymunca seçilir.
Teknolojinin başarısı modern toplumu köksüz ve anonim karakterli yaptı. İnsanları teknolojik taleplerin sonucu olarak bir bölgeden diğerine göç ettiren bir toplum, bölgelerin mahrem kokusundan yoksun standart kişiler üretir. Böyle bir toplum, Dostoyevski’nin önceden gördüğü gibi, bir insan toplumu değil, karınca yığınıdır.
Keşke kırpmasaydın da yazıyı “boşverin teknolojiyi önemli olan öte dünya önemli olan tanrıdır” anafikri kaybolmasaydı.
Hoş kırpsan da özü değişmemiş. Ne diyor yazar dikkat.
Halbuki gerçeklik vahyle gelir değil mi?
Ben bu yazının asıl sahibine destekleyici bir video koyayım.
Sahi bu deney başlamadan önce vay efendim dünyanın sonunu getirecekler bu teknoloji ile diye epey çığırtkan çıkmıştı değil mi?
Mutsuz olan modern insan değil. İnandığı dogmaların ipinin pazara çıkarıldığını hisseden insandır.
xenix: Takiplerim
Vay be bu yazinin ozunu vahiy ve dolayli olarak bagdastirmak da ayri bi tez konusu. Dine karsi baskaldiri teknolojik erdemlerle olmuyor. Dinin insanlik icin ortaya attigi buyuk iddialar ne kadar asilsizsa senin gibi tutunacak dali teknolojide bulan arkadaslarin da ipligi cikar biyerlerden.
Teknolojinin varsaydiklari varsa yok saydiklari da vardir. Bi dusun istersen…
Teknolojinin kendisi deil idealist iddialaridir problematik olan. Insanlik namina ortaya attigi buyuk soylemlerdir.
Sence ben, teknolojiyi savunan bir insan olarak yaratıcıya ayrılan yüklemleri kendime atfediyor muyum? Veya insanı her şeyin üstünde gören bir yapım mı var?
xenix: Takiplerim
Bence bu yazıda ciddi bir korku dile getirilmiş.Aman insan kendini semavi dinlerdeki yaratıcıya ayırdıkları yüklemleri kendine atfetmesin.Bunu semavi dinleri ortaya çıkaranlar zaten çoktan yapmadı mı. Üstelik o zamanın teknolojisiyle.Şimdikilerin de yapmasında hiç bir sorun yok bence.Bizi yazarın söylediğinin tersine insan olmaya daha çok yaklaştıracaktır teknoloji.Belki alıştığımız yöntemlerden farklı olacak ,önce her yeni şey gibi düzen elden gidiyor çığlıkları yükselecek içimizden ama yine de alışacağız.her seferinde her yeniye alışacağız uyum sağlayacağız. Bunun tersi bir orta çağa geri dönüşten başka bir şey olmayacaktır.Kraldan kralcı olarak Semavi dinleri onları oluşturanlardan daha çok sahiplenmek ,gelişmeye karşı olmak korkuların ürünüdür.
“Modern insan hem varlık sebebi hususunda şüphe içindedir, hem de yeryüzünü yok etme gücüne sahiptir.”
ilerde teknolojiyi kullanabilecek insan kalması dileğimle:)
eskiden insanı doğadan koruyorduk, şimdi doğayı insandan koruyoruz… ee kuşak farkı tabii:)))
Gabriel ve Xenix’in düştüğü ortak yanlış şu:
Semavi dinlerde tanrı bir yaşam ideali olarak çizilmişti. Kusurlu insanın varlıkla ilgili problemlerini bertaraf etmek için ortaya çıkan bir kusursuzluk abidesiydi.
Hem Hegel hem de Marx ile yapılan şey tarnının gökten indirilip tanrısal değerleri insana atfetmek oldu. “İmkansız hiçbirşeydir” de bu tanrılaştırma eyleminden gelir. Tanrı-insanın şu anki yüzü teknolojik modernleşmedir.
Ama diğer bütün büyük anlatılar gibi teknolojik devrimin de bir idealist yönü vardır.
Teknoloji büyük konuşur, insanların da büyük konuşmasını ister, “imkansız hiçbirşeydir”, “herşeyi başarabilirsin” iddiaları gibi. Yazarın da dediği gibi teknik bilgi zaten insanın akli durumunun hakkını vermesiyle ilgili birşeydir ve evet teknoloji tek başına suçlanamaz. Bahsi geçen onun idealist iddialarıdır. Tıpkı Hegel’in ilerleyen tarihi gibi ve tıpkı dinin soyut, modernizmin somut iddiaları gibi.
Şu anki teknolojik dünya konfora meraklı insanın hastalığıdır …
Bu senin yazdıklarını bilim için, sanat için, modernlik için, çağdaşlık için, laiklik için, kapitalizm için, komünizm için söyleyenleri gördüm. Hepsi aynı şeyi yazıp sadece özneyi değiştiriyor.
xenix: Takiplerim
bwallace4ever merak ediyorum “Gabriel ve Xenix’in düştüğü ortak yanlış şu:
Semavi dinlerde tanrı bir yaşam ideali olarak çizilmişti. Kusurlu insanın varlıkla ilgili problemlerini bertaraf etmek için ortaya çıkan bir kusursuzluk abidesiydi.” bu söylediğine gerçekten inanıyormusun.O tanrıları da insanlar yarattı.asteklerin tanrısı insan kurban edilmesini isterdi.kuranın tanrısı savaştaki esirlerin kellelerinin kesilmesini karılarınında cariye veya eş olarak alınmasını istedi.Hristiyanlığın tanrısı bir insandı jesus ve bir fahişeyle evliydi… bu örnekler çoğaltılabilir.Bunlar mı ahlak açısından kusursuzluk abidesi.Şİmdiki tanrılar da sağa sola özgürlük ve demokrasi getirmek bahanesine nerdeyse soykırım uyguluyorlar.aralarında fark yok.Hatta insanın ben tanrıyım demesi artık daha dürüst olduğunu gösterebilir bile…
Bu konularda çantacı necmi gibi, fettoş gibi, cübbeli ahmet, harun yahya gibi çarpık zihniyetleri kendisine model almış kişilerin siteye gelip kusmuk bulaştırmasından rahatsız olduğum için, dinciye pirim veren şeyler yazmamaya özen göstermeye çalışıyorum.
Ahlak diyorsun, tartışalım diyorsun dingil ”en güzel ahlak benim ahlak” nidasıyla önüne geleni kesip biçmeye meylediyor. Ayetler, sureler efendim çarşaf çarşaf seriliyor.
Martin Lings (d. 24 Ocak 1909, İngiltere – ö. 12 Mayıs 2005, İngiltere). İngiliz tasavvuf bilimcisi .
Önceleri protestandı, sonra ateist oldu. Oxford Üniversitesi’nde İngiliz edebiyatı okudu. Yirmili yaşlarında diğer dünya dinlerini incelemeye başladı. 1938’de tanıştığı Kuzey Afrikalı müslümanlar aracılığıyla sufi Şeyh Ahmed Alevî eş-Şazelî ile karşılaştı, müslüman oldu. Ebubekir Siracüddin adını aldı. 1939 yılında Mısır’a gitti. Burada Kahire Üniversitesi’nde, özellikle Shakespeare üzerine oniki yıl ders verdi. 1948’de İngiltere’ye döndü. Londra Üniversitesi’nden Arap dili diploması aldı. 1955 yılından itibaren İngiliz Müzesi Doğu elyazmalarının (özellikle Arapça) sınıflandırılmasına katıldı.
Yukarıdaki yazarın yazmış olduğu Muhammed’in hayatı adlı kitabı okumuştum. Orada şöyle bir bilgi vardı; karşı taraf İslam’a geçmiş insanların savaş sırasında kulaklarını, dudaklarını kesiyor. Bunu gördükten sonra kendi tarafındaki insanlara öyle birşey yapmanın günah olduğunu söylüyor. Hatırladığım kadarıyla ”günah” olduğunu söylüyordu.
Neye göre inanılır, objektif bir bakışla mı sempatizan biri tarafından mı yazılmıştır bilmiyorum. Yazar hakkında yazılanlara bakılırsa taraflı da olabilir. Belki bu konuda daha fazla bilgiye sahip birileri vardır ve aydınlanmış oluruz bu arada. O kişide ya gamaro oikOS ya da sonsuz olacaktır sanırım. 🙂
Bana göre inanmamak, eleştirmek, sorgulamak, tartışmak her konuda her bireyin en doğal hakkıdır.
Ben buraya kavga etmek için gelmedim.”kusmuk bulaştırmak” “dingil” nasıl kelimeler bunlar.Bu formun ismi “sonsuz.us” “sonsuz.hakaret” değil sanırım sizin yeriniz burası değil bence.
Sinirlenmenizden anladığım kadarıyla her müslümanın da yapacağı gibi karanlık bir yerde kıstırsaydınız bu sinirle peygamberinizin de emriyle beni yok etmek isterdiniz. Yazık…Tüm saygımla kınıyorum sizi
Umarıom ben yazdığını tamamen yanlış anlamışımdır
Tamamen yanlış anlamışsın. 🙂
Teknolojik gelişmelere tepkilerimiz
1- Doğduğumuzda dünya üzerinde var olan her şey normal, sıradan ve dünyanın doğal işleyişinin bir parçasıdır yalnızca.
2- Onbeş ile otuzbeş yaşları arasında olduğumuz süre içinde icat edilen her şey yeni, heyecan verici ve çığır açıcıdır, kariyerinizi o konuda yapabilirsiniz.
3- Siz otuzbeş yaşı geçtikten sonra icat edilen her şey doğanın düzenine aykırıdır.
İyi de ben bu yazıyı yapıştırdığımda 28 yaşındaydım. O yaşdan önce de tepkiseldim, o yaştan sonra da tepkisel olacağım.
Onu geçtim, teknoloji tüketimden beslenir. Sıradan bi insanın kullandığı gündelik teknolojik aletlerin çoğu bir SÖYLEM’E sahiptir. Akıllı, yaratıcı, çığ açıcı, özgür, güçlü, geleceği ayağa getiren vs. Bu sıfatlarla teknoloji satın alırsın.
Tabi ilaç sanayi vb gibi insan ömrünü kaliteleştiren ve uzatan teknolojik gelişmelere lafımın da olmayacağını anlarsınız umarım.