
Hürriyet’ten Ayşe Arman, cinsiyet değiştirerek erkek olup Rüzgar adını alan Nil Erkoçlar ile röportaj yapmış. Erkoçlar, ünlü bir isim olduğu için bu cinsiyet değiştirme operasyonu basının ilgisini çekmiş haliyle. Röportajda dikkatimi çeken ise şu oldu: Ayşe Arman, Erkoçlar’a, ”Cinsiyet değiştirmeye karar verdiğinde bunu hemen uygulayabildin mi?” mealinde soruyor. Erkoçlar ise iki sene Çapa’da psikiyatriste gitmek durumunda bırakıldığını, doktorun ”cinsiyet değişimine hazırdır” diye onay vermesiyle ameliyat olabildiğini belirtiyor.
Burada dikkati çeken nokta şu: İktidar, cinsiyet rollerini yeniden üretebileceğini, örneğin biyolojik olarak erkek cinsine (sexuality) geçecek olan kişinin toplumsal cinsiyet kalıbı olarak da (gender) erkekliği benimsediğini garantiye almadan ameliyata izin vermiyor! Erkek egemen cinsiyet kalıpları devreye giriyor ve iktidar psikiyatri ”bilimi” aracılığıyla kişiyi tahakküme alıp şekillendiriyor. Verili cinsiyet rollerine uygun olana dek kişinin bedenini tahakküme alıp ameliyata izin vermiyor.
Aslında buna karşı da mücadele etmek lazımdır. Kürtaj konusunda ”benim bedenim benim kararım” dedi insanlar. Son derece haklıydılar. Cinsiyet değiştirme de aynı kapsamda değil midir? Ben cinsiyet değiştirmeye karar verirsem tek karar merci ancak yine ben olabilirim. Devlet ve psikiyatri servisleri ne hakla karışır? Onlar, ancak ben onlardan psikolojik destek talep edersem karışabilirler. Ama Türkiye’de böyle olmuyor. Zorunlu bir psikiyatrik süreç başlıyor ve ancak doktorun onay vermesiyle ameliyat olunabiliyor. Anlaşılan o ki, onayın kriteri de ataerkil toplumsal cinsiyet rollerine uyum! Cinsiyetini değiştirmek isteyen kişi illa psikiyatri tarafından, geçmek istediği toplumsal cinsiyetin davranış kalıplarını benimsediğine ilişkin gözetime tabi tutulmak zorunda mı? Burada erkek egemen zihniyetin ve ‘erkek devlet’in uyguladığı bedensel tahakküm açıkça görülebiliyor. Biyolojik olarak erkek olmak için ameliyat olmak isteyen bir transeksüel, ancak toplumsal cinsiyet kalıbı olarak erkekliği benimsediğinde bu izni alabiliyor. Burada ataerkinin yeniden üretimini merkeze almış bir mekanizma görüyoruz.
Bir ”normallik” tanımı yapılıyor ve eril cinsle erkeğe atfedilen roller ve davranış kalıpları ilişkilendiriliyor. Buna uyanlar, ”operasyona hazır sayılıp” ameliyat vizesi alabiliyor. Belli ki psikiyatri de toplumsal cinsiyet kalıbı olarak erkeklik ile biyolojik cins olarak erkeklik (erillik) arasında bir bağ kurup bunun üzerinden normali tanımlıyor ve ”hastasına” bu gözle yaklaşıyor. Demek ki sadece ‘erkek devlet’ değil, ‘erkek psikoloji’ de demek lazım!
Bu noktada psikolojinin ideolojik işlevini, adeta modern zamanların dini gibi bir içerikle iktidar tarafından araçsallaştırılmasını görüyoruz. Psikiyatri ”bilimi”, bilimin egemen sınıf elinde nasıl da araçsallaşıp afyonlaşabildiğini göstermesi bakımından oldukça dikkate değerdir. Bir yönüyle psikiyatrinin, tıpkı din gibi, özünde toplumsal ve politik olan sorunların üzerini örtmeye yaramaktan başka bir işe yaradığı yoktur. Psikiyatri, sosyo-politik zeminin mağdur ettiği bireylere ”hasta” yaftası yapıştırıp, kusuru sosyo-politik sistem yerine bireyde arar!
Örneğin, birey işsizlikten ötürü bunalıma girdiyse, burada sorun işsizlik ya da işsizliği dayatan sistemde değil sendedir! Psikiyatri bununla da kalmaz, hastalığı tanımlama tekelini elinde tuttuğu için, bireyleri sindirip düzeni temize çıkarmak için yarı-bilinçli bir misyon da üstlenir. Bireyi hasta olduğuna ve hastalığının kökeninin biyolojik olduğuna, yani yine bireyin kendisi olduğuna inandırarak kişiyi sıkıştırır. Birey kendini gerçekten de sorunlu ve hasta hissederek kendini sorgulamaya başlar. Korku, kaygı, suçluluk duygusu ve kendi gibi ‘hasta’ olmayıp ‘normal’ olanlar karşısında eksiklenme baş gösterir. Birey iyice içine kapanır. Tüm bu yöntemlerle bireyin isyanı sindirilemez ve itirazına devam ederse bu sefer de ‘tıbbi’ tedavi adı altında binbir çeşit psikoterapik ilaçla ”tedavi edilmeye”, yani maddi araçlar da kullanılarak sindirilmeye çalışılır. Aslında sistemin mağdur ettiği bir birey, duyarsız ve sisteme uyan diğer bireyler arasında belki de tek sağlıklı bireydir ama anormal ve düzeltilmesi gereken bir vaka muamelesi görür. Psikiyatri, hastalığı hiç sistemde aramaz; hep bireylerde arar. (Sosyal Psikiyatriyi ise ayrı değerlendiriyorum)
Psikiyatri, kapitalizmin yeni dinidir. Artık suçluluk hissi, korku ve kaygıyı psikiyatri vermekte, düzeni temize çekmek üzere düzenin mağdurlarını suçlama misyonunu o üstlenmekte, eskinin günahkarlık kavramına benzer biçimde bireye kendini anormal ve hastalıklı hissettirmektedir. Üstelik psikolog ve psikiyatristler, tıpkı din adamları gibi, bu işi paraya da dökmüşlerdir! İktidarlar, kendine karşı çıkan ya da bir biçimde mağdur ettikleri herkesi sindirmek için ille de asker-polis gücünü kullanmaz. Ya da tutuklayıp hapse atmaz. Bundan daha öncelikli ve etkili bir yol benimser. En başta başkaldıran bireyin ve etrafındaki insanların bu başkaldırıyı ezmesi ve dışlaması için bunu bir hastalık, bir anormallik olarak tarifler ve topluma benimsetir. Psikiyatri denen bazı durumlarda bir tür ‘bilimsel faşizm’e dönüşebilen uygulamalar yığını, iktidara bu yolda büyük destek sunabiliyor. Akıl hastaneleri ve terapi seansları başkaldırının sistem adına ezilip hastalığın tüm ‘kabahatinin’ bireyde arandığı, böylece bireyin daha da sindirildiği, aslında tümüyle politik bir süreç olarak yaşanır. Sosyo-kültürel yapının mağdur ettiği insanlar, ”ruh hastası” olarak yaftalanıp -tıpkı mahkumlar gibi- bir yere kapatılır. Mahkumların ‘ıslah edilmesi’ gibi, bu insanlar da ‘tedavi edilmeye’ başlanır. Ta ki tüm sorunun kendilerinde olduğuna inanıp sistem eleştirisi yapmayı bırakana ve mevcut düzene uyumlu bir birey olana kadar. Psikiyatrinin ‘normallik’ ve ‘sağlıklılık’ tanımı temelde mevcut sisteme uyum, o sistemin üzerinde yükselek toplumsal ilişkilere ve kültüre uyumdur. Aykırılık yapanlar olsa olsa ‘deli’ ya da ‘ruh hastasıdır’. Başta burjuva medya olmak üzere devrimcilere sürekli olarak ‘patolojik vaka’, ‘şiddet eğilimli tipler’, ‘asosyaller’ v.s. denmesi boşuna değildir. Bu söylemlerin tümü sistemin tahakkümünü bireyler üzerinde her gün tekrar tekrar üretmeye yarar.
Kısacası: Psikolog takımını imamlardan daha fazla dikkate almamanızı tavsiye ederim. Zira aynı temelden kök almakta ve aynı amaca hizmet etmektedirler. Ruh sağlığında bir sorun hissediyorsan bunun sebebi toplumsaldır, biyolojik değil. Çözümü de yaşam pratiğini devrimcileştirmektir; psikiyatriste sonunda seni suçlaması için bir tomar para boca etmek değil! Psikiyatriste beden üzerinde karar verme hakkı verilmesi ise çok korkunç sonuçlara dek varabilir. Cinsiyet değiştirme ameliyatı için izin gerekliliği, bunun başlangıç adımıdır. İpin ucu kaçmadan karşı konulmalı.
Emekçiler sadece fiziksel olarak değil duygusal olarak da sömürülüyor. Kapitalizm, başta medyası ve reklamları olmak üzere algımızı ve duygu dünyamızı da kontrol edip yönlendirmeye çabalıyor. Arzularımıza uygun ürünler satmanın da ötesine geçerek, ürünlerini arzulamamızı sağlamak üzere duygu dünyamıza tecavüz etme yoluna gidiyorlar. Psikiyatri denen yeni din, emekçilerin duygulanımlarının bir sonraki günün sömürüsü için kontrol edilmesi, sınırlar içinde tutulması ve yeniden üretilmesini sağlayan modern bir afyondan başka bir şey değil.
Psikyatrinin bir iktidar söylemi olduğunu Deleuze ve Gautarri’de aynen senin gibi söylemişti. Onların yaklaşım açısı biraz daha irrasyonel yönde de olsa (onlar halihazırda insana verili olan bir ödipal arzunun psikanalistler tarafından bastırıldığını ve iktidar lehine dönüştürüldüğünü söyler) yine de yazdıklarınla uyuşuyor.
Katılıp katılmama konusunda kararsız kaldım ancak güzel yazı olmuş. En azından otorite ve iktidar kavramlarını daha geniş açıdan ele almak iyidir.
Ben katılmıyorum.
Daha doğrusu şöyle katılmıyorum;
Yazı, aynı anda birden fazla kişinin bulandırdığı bir su birikintisine dönmüş.
Tamam, bulanık taraflar var da.. Hepsi tek bir el’den değil.
Psikiyatrinin “iktidar” tarafından kullanılması , kendi dinamikleri ve pratiği içinde elbette irdelenebilir.
Ama bu durum “cinsiyet değiştirmede” tıbbi kriterlerin ve etik kurul kararının olmaması gerektiği sonucunu vermez.
Ben yazıda geçen kişiyi ve öyküyü bilmiyorum.
Lakin şu kadarını söyleyebilirim;
Fırat’ın anlattığı şekilde “erkek” kalıbının benimsenmesi meselesi değildir orda sözü edilen (diye tahmin ediyorum)
Evet, cinsiyet değişimleri için, değerlendirmeler yapılır.
Lakin burda amaç, hani basit tabirle söylemek gerekirse; kişinin gerçekten kadın bedeni içine hapsedilmiş bir erkek (veya erkek bedeni içine hapsedilmiş bir kadın) benlik algısında olup olmadığını (ve öyleyse bile, bunun bir kısım başka klinik tablolarla ilişkili olup olmadığını -örn. psikoz vs.) ayırt edebilmek içindir.
Herhangi bir “iktidar”da, bu gereklidir.
Bakın, burdaki mesele “eşcinsellikten” farklıdır.
Yani kişinin kendi cinsine ilgi duyması olayı değildir.
Eşcinsellerin çok büyük bir kısmı, kendi bedeninden ve bedeninin ait olduğu cinsiyetten (ve bu cinsiyete ait benlik algısından) şikayetçi/rahatsız filan değildir.
Ben erkeğim der, ve erkeklere ilgili duyuyorum (veya tersi)
Cinsel ilgisi kendi cinsinedir ama bedeniyle bir sorunu yoktur.
Bilakis sever, geliştirir, body bile yapar ve heteroseksüel bir erkek kendi vücudunun “iyiliğinden” ne kadar hoşlanırsa o da o hoşlanır.
Lakin yukardaki durum farklıdır.
Kişinin benlik algısı ile biyolojik olarak ait ve sahip olduğu bedeni arasında bir uygunsuzluk vardır.
Eğer bu durum “gerçekten” böyleyse, ameliyat kaçınılmazdır.
Çünkü bu bir nevi savaş (hatta terör) durumudur ve bu kişiler bir süre sonra (eğer söz konusu durumdan kurtulamazlarsa) kendi bedenlerine düşmanlık beslemeye ve hatta zarar vermeye başlayabilirler.
Ama bu sadece kişinin beyanıyla olmaz.
Ayşe Arman’ın kızı birgün kendisine gelse ve anne ben erkek olmak istiyorum, beni ameliyat ettir dese ne yapacak hanımefendi?
Hemen hastaneye gidip ertesi güne operasyon randevusu mu alacak?
Ya da siz?
Aklınıza gelecek herhangi bir iktidarda, cevaplayabilirsiniz.
Dediğim gibi, psikiyatri/psikoloji ve iktidar ilişkisi ayrıca irdelenebilir..
Lakin Ayşe Arman’ın gazına gelmeyin hemen.
şok doktrini
naomi kleinin kitabını anımsattı bu yazı.çok kabaca anlatayım.kitap dünyadan örneklerle şunu anlatıyor:halka normalde asla kabul ettiremeyeceğiniz bir şeyi şok yaratan dalgalar aracılığıyla kabul ettirebilirsiniz.halk o kadar kötü bir şey yaşamıştır ki daha az kötü her şeyi kabul edebilir hale gelmiştir artık.bu şok doğal sebepler olabilir,politikacılar suni bir şekilde yaratabilir,birçok nedeni olabilir.ama mutlaka şoka uğramış/uğratılmış kitleler kabul etmedikleri durumu kabul edeceklerdir bu şok sonrası.bu konuda çok çok fazla örneğin oluşu dikkat çekici.merak eden kitap için ayrıntılı araştırma yapabilir.galiba filmide vardı.
yani toplumsal açıdan insan sadece sindirilmiyor.yüzlerce psikoloji uygulanıyor belki üzerimizde.ama asla farkına varmıyoruz.sanıyoruz ki bu alanlarda her şey doğal seyrinde akıyor.biraz altını deşince ise bambaşka şeyler ortaya çıkıyor.(yazıya katılmasamda üzerimizde psikolojiler uygulanıyor ya da var olan kötü psikolojilerden büyük rantlar sağlanıyor)
Facebooktan bir yorum
Etik kurullar da bunun için var.
Bu arada, eksik kalmasın;
Yazıda katıldığım pek çok detay var.
Ama bütüne bakınca, evet budur işte diyemiyorum.
Bi ara bi başlık vardı, psikozlar bireyin sisteme başkaldırısıdır vesaire..
Yok öyle bişey.
Vulger materyalizmden veya freudçuluktan kaçacağım derken başka vulgerliklere girmemek lazım.
Psikolog, toplumdaki erkek algısından daha fazlasını bireye anlatabilir. Ancak yanlış anlamadıysam bu bireyi bireyden korumaya çalışan bir devlet yönetmeliği. Aşırı vurgu yapılmış bir iktidar-psikoloji ilişkisi olduğu düşünülebilir. Aynısı delinin deli olduğunu veya nevrozun nevroz olduğunu, o bireyi toplumdan soyutlamak için psikologların karar vermesi ve bunun da iktidarla birey arasında bir başka tahakküm ilişkisi olduğunun söylenmesi kadar “abartılı”.
Ancak kesinlikle psikolojinin tıpkı Fırat’ın son cümlelerinde ufak anektodlarla belirttiği gibi iktidara pazarlama ve reklam üzerinden hizmet ettiği bir alan var.
Gamaro kızacak çünkü bu maddi bir açıklama gibi görünmüyor. :)) Keza “iktidar” yeterince kurumsallaşmış bir kavram değil (bu yüzden maddi olarak özne-iktidar ilişkisini kanlı canlı tartamıyoruz). Ancak iktidar’ın zaman zaman bir gösteren olarak algılanması ve bu hususta bir gösteren olan pazarlama dünyasının psikolojiyi de yanına alıp kişiyi tahakkümü altına aldığı gibi bir durum seziyorum.
Daha önceden bu örnekleri çok verdim. Her reklamın arkasında bir melodinin olması ya da Arçelik’in insan duygularına hitap edecek bir karakterle sattığı ürünü özdeşleştirerek o ürünü bize sunması. Ve daha niceleri. Psikoloji iktidarla bazen gerçekten ele ele yürür (bahsi geçen sadece psikoloji bilimi değil aynı zamanda şirketlere danışmanlık eden psikologlar.).
Tabi ki var.
Bu noktayı hep ayrı tutmaya çalıştım zaten.
Satış-pazarlamayı geçtim, psikolojik savaş taktik ve stratejileri geliştirmek için iktidara resmi olarak hizmet sunan akademisyenler bile var.
Hatta hepsinden öte; “iyi insan, iyi yurttaş” diye birşey var yahu..
Psikolojik enstrümansız olur mu hiç?
🙂
Ama dedim ya..
Konu trans-seksüaliteden açılıyor (kötü bir çıkış noktası) sonra kitlelerin psikolojik manüplasyona açık olması (ki doğrudur) tespiti üzerinden ilerlerken, bir anda mevcut psikiyatri/psikoloji külliyatı komple yadsınıyor, ajan ilan ediliyor ve bütün psikolojik durumlar sosyaldir, biyolojik denirse inanmayın, vs..
Suyu bulandıran birden fazla el var demem bundan.
Bu konu, psikiyatrik ekollerin “bireyi, toplumu, hastalığı ve sağlığı” ele alışı açısından irdelenmeye başlansa suyumuz çok daha berrak olur, dediğim budur.
İktidar “ideolojik” uyuma bakacaktır sadece ve tercih edecektir.
Doğrudan veya dolaylı.
Piyasa “teknik”i satın alacaktır.
Nası olsa serbest..
🙂
E bu ikisi zaten ilişkili..
Daha ne?
Ya da;
Yukardaki yazı “devrimci” bir psikiyatri mi vaad ediyor?
Eğer öyleyse, paranoid şizofreni veya piromani etiolojisi, tedavisi ve bu bağlamda bireyle iktidar arasında şekillenecek koruma-korumama-izin-onay- tahakküm vs. kısmına ait devrimci çözümlemeleri alalım ltf..
çok doğru bir değerlendirme.olayın psikiyatri kapitalizminden ayrı tutulması gerekir.sapla saman yine karışmış.
Bu konunun ilgi cekmesinin iki sebebi var . Birincisi Gamaronunda yazdigi gibi ayni sartlarda olan milyonlarca kisinin bedeninden memnun olmasi ve hayatina boyle devam etmesi . Bununla birlikte cinsiyet degisimi ameliyatlari estetik ameliyatlar altinda ve oldukca yuksek fiatlara yapiliyor. Dunyada Tayland cinsiyet degisiminin en fazla yapildigi ulke . Oraya gidip iki hafta icinde Turkiyeden cok daha dusuk ucretlere yaptirmakta mumkun. Ama tabiki ideal olan bu degil. Ikinci sebep galiba kadindan erkege donusun cok yaygin olmamasi.
bu yazısında Fırat Bayram’la paralel düşünüyorum…sıradan bir estetik operasyon için lazım olan prosedürden öte bir psikolojik yeterlilik aranması insanın kişilik alanına yapılan haksız bir müdahaledir.
Şunu merak ettim. Kendi bedeninden hoşnut mudur, yoksa elimde bu var bunu güzelleştireyim deyip onunla yetinmekte midir? Belki cinsiyet değiştirmeyi zor, fazla radikal, yapamayacağı birşey olarak görüyor olamaz mı? Örneğin tek bir parmak şıklatmasıyla karşı cinse geçecek ve kimse de sen eskiden böyle değildin demeyecek (onların da hafızaları ona göre ayarlanacak) olsa gene de parmağını şıklatmaz mıydı?
o zaman çok fazla insan çok fazla sayıda parmak şıklatırdı sanırım rnd.erkek/kadın olmak nasıl bir şey acaba diye sırf bu psikolojiyi yaşamak deneyimlemek için arada şıklatırdı bence herkes:)
Ama geri şıklatmak yok. Geçince kalacaksın. Tek seferlik hak.
Bir de, belki de “herkes arada denemek için şıklatırdı”ya katılmayan epey sayıda insan olabilir. Ama katılmasa da gizli gizli şıklatırlar mıydı, onu bilemem.
Böyle bir anket olsa acaba ne derlerdi?
Arada şıklatır mıydınız? Evet/hayır
🙂
bu durum çok ileri seviye ve sanırım nadir.tanıdığım eşcinsellerin hiçbiri rahatsız değil bedeninden.diğer cinse özendikleri bile çok nadir.bu yüzden tek hakla parmak şıklatma olsaydı sayıda belki bir nebze artış olsada çok daha fazla insanın tercih edeceğini sanmıyorum.bir de gerçekten o kadar yakıcı bir his duyuyorlarki cinsiyet değiştirmek için,bunu baskılayamıyorlar bence.bu durumdan dolayı da çok fazla artacağını düşünmüyorum.baskılanacak seviyede bir durum değil çünkü bence.daha üst bir his olsa gerek.eşcinsellerin çok büyük kısmı yinede parmak şıklatmazdı diyorum.
bu arada bu forum kıstas değil ama genel bir anket olsa çoklu parmak şıklatabilme konusu için erkeklerin geneli katılmayacaktır bana.kadınları bu konuda komplekssiz buluyorum ama erkekler için aynı şeyi söyleyemiyorum
erkekleri bu konuda kompleksli bulduğumdan değil aslında.kadınların biseksüel yaşama çok daha yatkın olduğunu düşündüğüm,ama erkeklerde bunu pek hissetmediğimden böyle düşündüm.komplekssizlik yanlış bir kelime olabilir bu yüzden.mesela sanmıyorumki kadınların çok büyük bir kısmı desinki ben bir kadınla öpüştüğümü hayal bile edemiyorum.ama erkekler için durum tamamen bu sanki.hayal dahi edememek.belki ben yanlış bir şey düşünüyorum.bu konu ilgimi çekiyor,daha fazla bilmek isterdim
Ben mi anlatamıyorum?
Yukardaki durum “eşcinsellik” değildir.
Konunun eşcinsellikle bir alakası yok.
Eşcinsellik tıbbi/psikiyatrik bir patoloji olarak kabul edilmez.
Eşcinsellik bir tanı değildir, icd-10 kodu yoktur, dolayısıyla bir tedavi protokolü de yoktur.
Burda bahsedilen şey ise başka birşeydir, “klinik bir durum”dur.
Kişi açıkça, yanlış cinsiyette bir bedenin içinde olduğunu düşünür, hisseder, beyan eder ve bu durumun ona ciddi biyolojik/psişik/psikolojik zarar verme potansiyeli vardır.
Dolayısıyla tedavi ihtiyacı vardır.
Bu klinik durumu kesin tanıya çevirme ve akabinde yapılacak cerrahi işlem, tanı ve tedavi sürecinin parçalarıdır.
Ve bunu da “hekimler” yapacaktır.
Kendi başınıza gidip benbağdemciklerimi aldırmak istiyorum derseniz de, alınmaz.
Önce doktor tarafından “tonsillektomi” endikasyonu vardır kanaatinin beyan edilmesi ve kayıt altına alınması gerekir.
metindeki duruma eşcinselliktir demedim.metindeki durum cinsel bir yönelim değil zaten.ama kendini açığa çıkardığı cinsel yönelim çok büyük oranda eşcinsellik.eşcinsel olan herkes kesinlikle bedeninden rahatsız değildir diye bir şey yok.böyle bir şey olamaz.transgender biri eşcinsel olabilir ve bedenini bir dizi ameliyatla değiştiremediyse çok büyük ihtimalle eşcinselliğe yönelecektir.aseksüel ya da heteroseksüel yönelim hayat boyu düşünüldüğünde minimum seviyede kalacağından cinsel yönelim karşılığını eşcinsellikte buluyor.ben de bu yüzden eşcinsellerden yola çıkarak düşündüm.eşcinsellerin çok büyük bir kısmının yönelimi bu parmak şıklatma olmaz dedim bu yüzden.içindeki transgenderları düşünerek bunu söyledim.eğer transgender bir de homofobikse ya da toplum baskısını yoğun yaşıyorsa (düşünüyorumki bu nedenle homofobik olur genelde muhtemelen) aseksüel oluyor büyük ihtimalle.zaten bu baskıyla cinsiyet değişimide yapamayacağından heteroseksüel bir hayat yaşamak işkencesine de katlanabiliyor ya da intihar ediyor.kimilerinin ilk durumda sadece eşcinsel yönelimi bulunurken sonradan bunalıma girerek transgender hissetme durumuda olabiliyor.yani büyük bir yanılgıya düşme ihtimalleri var.bu yüzden psikiyatrik süreç kesinlikle şart.çünkü sonra bu bunalım dolayısıyla pişman olunabilir.metnin katılmadığım yönü bu.cinsiyet değiştirmek için sadece eşcinsel eğilimin yeterli olduğunu düşünüyorum.bedeninden rahatsız olması şart değil kişinin,değiştirmek istemesi ve bu konuda kesin kararlı olması bu kararı verirken akli olarak hiçbir engelleyici durumu olmadığının ispatı yeterli sanıyorumki.bir bunalım ile hiçbir araştırmada bulunulmadan cinsiyet değiştirilmesi çok daha kötü şeylere sebep olabilir
Rumana, gamaro’nun yazdığı sana değil sanırım. Sanırım bana da değil. Galiba baal’in yazdığına. (Eğer cevap hemen üstteki yazıya değil ise alıntı veya hitap da yoksa bulması bazen zor oluyor).
Aslında bu tıbbın “sen istesen bile ben sana bunu yapmam” durumu hem hukuki hem de tıp etiği ilkeleri ile bağlantılı gözüküyor. Biri gidip sağlam böbreğini veya kalbini çıkartıp çöpe atmak isteyebilir. Yani “sen sonuçlarını bilmesen ama kabul etsen bile ben sana bunu yapmam” diyor.
Mesela kişinin kendi isteği ile ölme hakkı da yok. Kolunu bacağını kullanamayan, kendini öldürme yetisi bulunmayan ama ‘böyle yaşamak istemediğini’ beyan eden birine zehir enjekte etmek yasal değil. Biri bunu yapmaya çalışmıştı, ölüm doktoru falan diye anılıyordu sanırım.
Ancak kişinin kendi üzerindeki iradesini herşeyin üstünde gören bir bakış açısı da mümkün. Sonuçları hakkında tümüyle bilgilendirildikten sonra kişi istediği şeyi seçebilir. Tıbbın veya doktorların öngördüğü veya kullandığı herşey de %100 etik ve güvenli diyebilir miyiz bilmiyorum. Bugün herkesin etik veya güvenli bulduğu kullandığı birşey yarın başka türlü anılabilir. Genelde çok kişi kabul ederse daha ‘etik’ oluyor, azınlıksa tepki topluyor. Riske girmektense herkesin yaptığını yapmak daha kolay.
kimse durduk yere sabah uyandığında cinsiyetini değiştirmeye karar vermez…bademcik aldırmakla konunun ilgisizliğine ise değinmeye gerek görmüyorum.
Özellikle herhangi bir kişiye cevap vermek için yazmış değilim.
Bu konular (özellikle Ayşe Arman tipolojisiyle) gündeme taşındığı zaman etlisi sütlüsü birbirine karışıyor.
Size en azından doğru/teknik bilgi sunmak için yazıyorum.
Eşcinsellerin çok büyük bir kısmının, sahip olduğu “beden” ve “cinsiyeti” ile ilgili sorunları yoktur.
Kendilerine cinsiyetiniz nedir diye sorarsanız, alacağınız cevap önündeki cinsel organı neyse odur.
Özellikle söylüyorum; büyük bir kısmı böyledir.
Bir kısım olguda vücut dili itibariyle hafif-orta homofobik özellikler görülebilir. Örn. erkekte hafif makyaj, kadınsı bir postür, kırıtarak yürüme vs.. Ama bunların büyük bir kısmında da ben yanlış bir bedene doğmuşum, ellerime kollarıma göğsüme şurama burama bakınca her saniye bu çatışmayla yaşıyorum, zihnim bedenimi kabul etmiyor vs. söylemleri yoktur, söz konusu durumla (kadınımsı erkeklikle) bir şekilde uyumludurlar.
Lakin bu tipler, şöyle dışardan bakınca en eğlenceli, en sevimli ve mizahi görünüme yatkın oldukları için, basında televizyonda şurda burda en sık kullanılan tipoloji olurlar ve bu da nonoş vs. gibi kavramların türemesine ve bu kırıtkanlığın vs.nin escinselliğin ayrılmaz bir parçası olduğu gibi bir kanaat oluşmasına neden olur kitleler gözünde.
Burda bahsedilense hepsinden farklı; “klinik/tıbbi bir durumdur” (Önceden patoloji/disorder vs. olarak tanımlanıyordu, ama eğer yanlış hatırlamıyorsam iki-üç yıl kadar önce bu “disorder” kelimesini de bi level aşağı çekerek “durum” denilmesi önerildi ve kabul edildi)
Sonuçta ortada ciddi psikolojik süreçler vardır.
Benlik algısıyla vücudun biyolojik realitesi arasında (görünen, koklanan, dokunulan vs.) bir çatışma hali yaşanır. Bedenin zihinsel kabülü “terörize” haldedir. Vesaire, vesaire..
Nihayetinde aslolan, kişinin kendini ne olarak gördüğü ve hissettiğidir.
Ve bunun adı böyle konulduğu andan itibaren, zaten cinsiyet değişimi operasyonu önerilir.
Ancak böylesi komplike komponentleri olan bir durumu, yalnızca kişinin kendi beyanıyla yapılabilir birşeymiş gibi göstermeyi ve önermeyi ben teknik olarak doğru bulmuyorum. (Kişiyi kendinden koruma, birey- iktidar ilişkisi, tahakkum vs. gibi hususları ben de oldukça (hatta fazlasıyla) önemserim. Ancak bu başlıkta defaaten yazdığım gibi, transseksüalite bu bağlamda yanlış/kötü bir örnek)
Çünkü burdaki durum, yukarda saydığım ve saymadığım pek çok nedenden ötürü basit bir estetik operasyon filan değildir.
Yine yukarda nonoş vs. diye adlandırılan kişilerin bir kısmı, hayatının değişik evrelerinde değişik etkenlerlerle (iş, sosyal ilişkiler, depresif durumlar vs.) kendi durumlarını daha iyimser veya kötümser olarak değerlendirmeye başlayabilirler. Bir kısmı geçici karakterde olabilir, bir kısmı mevcut durumun ötesinde agreve olmuş başka dinmiklerin etkisiyle şekillenebilir, vs, vs..
Öte yandan;
Tailand ve benzeri ülkelerdeki getir parayı yaptır ameliyatı durumu çok daha tehlikeli ve kontrolsüz bir durumdur.
Kişiyi kendinden koruyan ve tahakkum altında bırakan “iktidar” ve benzeri söylemlerin altenatifi Tailand değildir.
Bilakis, Tailand çok daha baba bir “iktidarın” piyasa’sıdır.
Aman sen değinme Baal, daha iyi olur.
Yazının başlığı Trans Bireyler ve ”İşbirlikçi Psikiyatri” olmamalıydı belki de.
İki ayrı yazı yazılabilirdi ve iki ayrı konu hakkında daha sağlıklı tartışılabilirdi.
Biraz bölük pörçük de yazılmış. O nedenle okuduktan sonra, okurken kafamda şekillenen cümleleri yazamayacağımı düşündürdü.
Neyse, trans bireylerin geçiş yapmadan önce psikiyatr desteği alması, olması gereken bir durum. Tabi ki bu destek mi, yoksa abşka bir şey mi bilmiyorum. Ne tür işlemler yapıldığı hakkında malumatım yok. Yalnız, transseksüel olan yakın bir arkadaşımdan bildiğim kadarıyla bedensel geçişten çok öncelerde birey zaten geçiş yapmış oluyor. Bedensel dönüşümün herhangi bir şeyi değiştireceği yok onun gözünde. Ona bakanların bakışını değiştirmek için bedenini değiştiriyor. Benim düşüncem böyle. Arkadaşım, “vajinam olsaydı böyle olmayacaktı” demiştir çok kere. bazen onunla duygusal ilişki kuran erkekler birden uzaklaşıveriyorlar. Onun asıl istediği heteroseksüel bir erkekle hem duygusal, hem cinsel bir yakınlık kurabilmek. Bedensel değişim buna hizmet edeceği için çok uzun süre bekletmenin anlamı yok. Farklı durumlarda, talebi yapanın net olmadığı durumlarda süre uzayabilir. Standart bir zaman diliminin belirlenmesi gereksiz gibi.
İktidarı anlıyorum ama erkek egemen toplum düzeninin konuyla ne alakası olduğunu tam anlayamadım. Herhalde iktidarın bu düzenin ürünü olmasından kaynaklıdır.
Psikiyatrinin ilgilendiği insanların neredeyse ermiş gibi lanse edildiğini de gördüm yazıda. Bunların arasında hiç mi normal hasta yok? Bunların hepsi mi iktidarı eleştirdiği için “hasta” olarak tanımlandılar? Çok fazla komplo teorisi öğeleri barındırıyor yazı. Onun dışında zaten çok fazla “öğe” barındırıyor. Şu kısa yorumu yazarken hangisini ele alacağımı şaşırdım ve tamamlamayı sonraya bıraktım. 🙂
Ben bu kişinin öyküsünü bilmediğim için, sonradan (daha doğrusu az önce) acaba şöyle bir durum olabilir mi düşündüm;
Malum bu cemaatçi kafası her yerde..
Ekonomi, eğitim, adalet, tibütak, bilim kurulları vs. derken, girmedikleri yer kalmadı.
Bu tür etik kurulların içine de girmiş olabilirler mi?
(öykünün detaylarını bilmediğim için soruyorum, var mı böyle bir şikayet?)
Kızım gel mantıklı düşün bak gül gibi kadınsın allahın verdiği beden zart zurt..
Ayarında birşeyler varsa, o ayrı bir facia olur tabi.
cemaat ilişkisine gerek yok mevcut haliyle zaten facia
bence de değinmesem daha iyi olur çünkü konuyla kıyaslamaya çalışınca epeyce ilgisiz bir örnek…ama sonraki yorumunda biraz durumun farkına varmış gibisin.
burada şikayet edilen psikiyatriye gönderilmiş olmak değil…iki yıl boyunca psikiyatrik tedaviye mecburen maruz bırakılmış olmak.
cinsiyet değiştimek gibi radikal bir kararı olan bir insanı iki yıl boyunca süründürmenin bireysel hak ve özgürlükler kapsamında bakıldığında izah edilir tarafı olamaz…mesele aynen Fırat’ın yazısında tahlil ettiği gibi.
Gayet ilgili de, sen farkına varamamışsın, varamadığın şeyi karşındakine yansıtmana da pek şaşırmıyorum, huy olmuş sende bu.
Sen söz konusu tıbbı külliyatı, bileşenlerini, ilgili süreçleri filan biliyor musun?
“…sıradan bir estetik operasyon için lazım olan prosedürden öte bir psikolojik yeterlilik aranması haksız bir müdahaledir” cümlene bakarsak bilmiyorsun.
Ya da bir diğer ihtimal;
Daha iyi biliyorsun.
Bakın bu durumdaki bir kişinin “dosyası”nı görmeden konuşmak yapılabilecek en yanlış şeylerden biridir.
Yoksa iş karaciğeri bitmiş gene de serum vermemişler ayarında bi muhabbete döner.
Genel süreçlerden bahsediyorum ben onun için.
Siz buna karşıysanız, ya Tailand modelini onaylayın ya da Tailand modeliyle aranızdaki farkı yazın.
Birey kendi vücudunu bir organizma olarak tanımayabilir ve hatta çoğu durumda da tanımaz.
Sıkıntı, yasanın tıp dünyasına getiriği daha irrasyonel çözümler. Süt kardeşlerin evlenemezliği (bildiğim kadarıyla din adamlarına danışılıp yasalaşacak), ilaç etik kuruluna ne hikmetse bir imamın atanması, kürtaj sorunu, ötenazi sorunu vs.
Bak bunları iktidar-özne-tıp ilişkisi içerisinde irdeleyibilirsin.
Böylece, iktidar kavramını daha bir maddileştirmiş ve kurumsallaştırmış olursun. En azından tahakküm denilen şey elle tutulur bir hal alır.
yanlışın gösterilince konudan sapmaya başladın yine farkıında mısın?
bak bu da senin huyun..
tartışılan konunun tıp külliyatı,bileşenleri ve süreçleriyle ilgisi yok….yine konuyla ilgisiz yerlerdesin..çok şey bildiğini gösterme telaşında gibisin…ama bildiklerinin burada tartışılan şeyle ilgisi olmadığını ilk başta göremedin.
tıbbıyeli biri olarak hatalı çıkışı örtmek için bademciğe kadar sarıldın olmadı şimdi de hastanın dosyasına kadar gittin…halbuki burada herkes konuyla iilgili serbest düşüncesini yazıyor..ve konu kişisel haklar ve bireyin özgürlüğü konusu.. hastalıklar değil..
benim birşey yansıttığım falan yok ama yaptıklarından epeyce saçmalık yansıdığını söyleyebilirm.
ayrıca benden qoute ladığın cümleyi de yanlış basmışsın doğrusu bu
Hala aynı..
Arkadaşım, benim saçmaladığımı düşünebilirsin. Ben de zaman zaman senin (veya başkalarının) saçmaladığını düşünüyorum bir sürü başlıkta, bu bir hak meselesi filan değildir zaten, düşünen düşünür.
Ama bırak artık şu dahil olduğun hemen her tartışmada yansıtıp durduğun yok farkına varmış gibisin, yok bilmem neyi gösterme telaşındasın, zart zurt faslını yahu!
Benim söylemediğimi duyuyor, sonra da oldurmadığımı farkettiriyor.
Kalemimin kutsal ruhu mübarek.
Wallace’ın son mesajıysa tartışmanın seyri açısından doğru bir yaklaşım sunuyor.
Benim de bu başlık altında sürekli söylediğim şey; transseksüalite bu tahakküm-iktidar-birey vs. ilişkisi için doğru örnek değildir.
Wallace’ın verdiği örnekler aynı ilişkiyi irdelemek için çok daha yerli yerindedir. (iyi materyalistin hali başka oluyor)
konu çıkmaza girecek gibi.kafamda netleşmedi cevaplar,şu sorunun cevabını tam almak istiyorum:birey akli dengesi tamamıyla yerinde olarak hiçbir psikolojik baskı altında olmadan (bunalım vs) cinsiyet değiştirmek istiyor.biseksüel ya da eşcinsel yönelimi var diyelim.yani transgender değil örnekteki gibi.cinsiyetinden rahatsız değil,ama yinede değişmek istiyor ve bunda kararlı.bu bireyin tamamıyla kendi iradesiyle,baskı altında kalmadan bu kararı almış olduğu
*psikolojik değerlendirme yapılarak
cinsiyeti değiştirilmeli mi?
*cinsiyeti değiştirilmeli ve psikolojik değerlendirmeden geçmemelimi?
*psikolojik değerlendirmeden geçmemeli ve cinsiyeti değiştirilmemelimi?
*psikolojik destek almalı ama cinsiyeti değiştirilmemelimi?
Rumana,
Verdiğin örneklerin hepsi şu cümleyle gelecektir; Ben cinsiyetimi değiştirmek istiyorum. (bunu bir kenara not et)
Sonra diyorsun ki;
Ama bunların dışında şu şu durumda biri geliyor ve cinsiyetini değiştirmek istiyor.
Ben de diyorum ki;
Ayrıştırıp saflaştırarak sunduğun bu örnek vakanın, o ilk bahsettiğin şunlardan ve bunlardan farklı olduğunu nasıl anladın?
Şıp diye mi?
Yukarda belirttim, kurullar da zaten bunun için vardır ve operasyon ihtiyacı olanlar için gerekli ve uygun olacak kararlar zaten verilir.
Ben bu tür insanların kurul öncesi dönemlerine ait görüşmelerinde zaman zaman bulundum. Burda anlatamayacağım (bazen üşeniyorum) oranda farklı alt bileşenler ve dinamikler ortaya çıkabilir. Bu konu, efendim işte benim de böyle arkadaşlarım oldu bence onlar şunu istiyor aslında vs.. benzeri yaklaşımlarla değerlendirilemeyecek oranda grift süreçler içerebilirler.
Kişinin ben cinsiyetimi değiştirmek istiyorum söylemi, buz dağının sadece görünen kısmıdır ve tekrar söylüyorum: klinik bir durumdur. Klinik bir duruma ait süreçlerin yasayla ilişkisini irdelerken, yasa yapıcının “ideolojik” müdehalede bulunmak gibi bir niyeti olmasa bile, tıbbi etik ve deontolojinin kendine özgü ilkeleri olaya müdahil olabilir.
Neden Tailand örneği üzerinden gitmiyorsunuz?
Orda bunların hiçbiri yok, aynı sorularınızı o model üzerinden geri geri gelerek sorsanıza?
Nerde duracaksınız?
Gamaro’ya katılıyorum.
Değişim geçiren bazı kişilerin mutsuz oldukları ve intihara kadar giden psikolojik yıpranmalar yaşadığı bir gerçektir.
Bunun nedeni kişinin uzun süre iki cinsiyeti birarada yaşamasından kaynaklandığından, kişi diğer cinsiyeti seçtiğinde artık geri dönülemez operasyonlar zincirini de baştan kabul etmiş sayılıyor. Haliyle tıbben irdelenmesi yerinde bir karardır.
Durumun psikolojik değerlendirmeye açık olduğunu söylemeliyim. Tek sorun, değerlendirmelerin hangi kritik kıstaslara göre yapıldığıdır.
bir konuyu anlamdığının söylenmesi nasıl bir yansıtma oluyor?
yansıtma senin davranışının sana döndürülmesidir..mesela burada senin yaptığın gibi yani konuyla ilgisiz bir ton laf salatasını birşey ispatlıyormuş gibi sunsaydım işte o zaman yansıtma yapmış olurdum.
ben diyorum ki sen bu konuya yanlış giriş yaptın sonrasında da kurtulmak için ilgisiz şeyler sıraladın… durumu tespit ediyorum…fakat bu senin hoşuna gitmiyor..gitmediği içinde başlıyorsun suçlamayaa..
yanlışının söylenmesine neden bu kadar bozuluyorsun?
neyin kaygısı yaşıyorsun anlamıyorum ki?
herşeyi doğru anlayıp, en güzel şekilde yorumlamaya mecbur değilsin hatalarında olabilir…yanlış anladım diyebilirsin?kimsenin gözünde değerin küçülmez eğer kaygın buysa!
Ayrıca hala prosedürü savunuyorsun..beyaz önlük giyenlerin herşeyin en doğrusunu bildiğini ispatlayan nedir?…Alan Turing’i hatırlatırım..Rüzgar Erkoç’a iki yıl boyunca yapılanın ondan farkı nedir?
Yorumlar hakkında konuşmak istemiyordum. Konu zaten derli toplu değil. Yazar içinde ne varsa dökmek istemiş, bu yüzden de her şeyden bahsederek konu bütünlüğünden kopmuş. Konu derli toplu olsaydı da yorumlar yine dağınık olacaktı. Bu yüzden, yorumlar hakkında konuşmak istemiyorum. Fakat derli toplu olmayan konuyu kısaca toplayan bir yorum okudum.
Baal tarafından Pzt, 04/03/2013 – 18:10 tarihinde gönderildi.
“..halbuki burada herkes konuyla iilgili serbest düşüncesini yazıyor..ve konu kişisel haklar ve bireyin özgürlüğü konusu.. hastalıklar değil..”
Hem konu, hem de konuya yaklaşım şekli hakkında oldukça aydınlatıcı bir yorum bu.
Gamaro kendi savaş alanını kendisi seçmek istiyor. O nedenle konuyu çok fazla komplike, uzmanlık gerektiren, havas tabakasının çözebileceği derecede üst düzey bir mesele haline getirmenin peşinde. Kendi alanına çekmeye çalışıyor ama çektiği alana hakim de değil. En azından psikiyatr olmadığını biliyoruz. Bu yüzden havas tabakasına ait bir meseleymiş gibi sunmaya çalışması kendi ekmeğine hiç yağ sürmediği gibi, kendisini de tartışmadan elimine ediyor.
Bir de şu var ki, dini kimsenin kendi kendine anlayıp çözemeyeceğine dair bir ilüzyon yaratan din adamlarının yaptığından farksız bir tavır içinde değil kendisi. Avam tabakası bu meseleleri anlayamaz, onlar adına biz anlayıp biz yorumlayabliriz ancak diyerek kafalarına göre bir din yorumunu yaygın hale getiren din adamlarına biat etmeyen forumdaşların; aynı tavır içinde olmaktan geri durmayan Gamaro’ya iradelerini teslim edip konu hakkında yorum yapmaktan geri durmamalarını tavsiye ediyorum. Soru soran rumana, elinde ayıt sopası taşıyan Kuran kursu hocası misali paylanmış, nasıl soru sorması gerektiği kendisine dikte ettirilircesine belirtilmiştir. Baal’ın bahsettiği “kişisel haklar ve bireyin özgürlüğü” konusu, işte böyle çok bilir sözde havas tabakası tarafından tartışmaya kapatılarak; iktidarın ekmeğine yağ sürülmektedir. Aslında iktidarın bu işlerde payının çok fazla olduğunu düşünmüyorum. Dolaylı olarak onlar da faydalanıyorlar diye düşünüyorum. Çünkü Türkiye’deki aydın takımı, kendi alanına girildiğinde gerici diye tanımladıkları erkten daha katı olabilir. Tabi ki bunu yapanlar işbirlikçi diye peşinen etiketlenemez. Çünkü bunu yapanlar, gamaro gibi kendi şahsi showunu yapmanın peşinde olan sosyopatlar olabildiği gibi, iktidardan nemalanan tayfaya mensup da olabilirler.
Konuya dönersek; “kişisel haklar ve bireyin özgürlüğü”‘ne müdahale unsuru taşıyan bu bilir kişi! görüşleri gerçekten alınmak zorunda mıdır? Efendim şu ülkede böyle, bu eyalette şöyleden öte, konuya Baal’ın bahsettiği eksende yaklaşacak olursak; bence herhangi bir otoriteye başvurulması gerekmemektedir. Kişi kendisi gidip bir psikiyatra danışabilir.
Bu konu depresyon anında sağlıklı bir insanın ötenazi istemesi kadar çok çetrefilli bir mesele değildir. (Böyle bir konu açarım belki diyordum. Açmaya gerek olmadığını gördüm.) O nedenle, değişmek isteyen istediği gibi değişmeli; illa otorite devreye girecekse kısa süreli girmeli, insanlar gereksiz yere bekletilmemelidir.
Konuyu anlamadığımı düşündüğün için (veya bunu beyan ettiğin için) seni suçladığımı hiç hatırlamıyorum.
Başka bir şeyden bahsediyorum.
Ordan bakıp buraya yansıttığın;
Toparlamaya/kurtulmaya çalışıyorsunlardan.. farkına varmışsınlardan.. telaş içinde gibisinlerden.. çok bildiğini göstermelerden.. değer kaybetme kaygısı mı.. acabalardan.. kaygılanma canım herşeyi doğru anlamak zorunda değilsinlerden.. ve mesajımın ilk cümlesinde sözünü ettiğim, suçluyorsun.. zartlardan, zurtlardan.
Psikolojik değerlendirmeye karşıyım hocam!
Belli, belli..
Öte yandan;
-Kimse durduk yere sabah uyandığında cinsiyetini değiştirmeye karar vermez…
Eee?
Bi gecede heves edip karar vermemiş ya.. Demek ki?!
Müthiş açılım anadınmı.
Zaten konunun tıbbi külliyatını bilmenin de bir anlamı yok. (Yok tabi, adam ne istediğini biliyo kardeşim)
Sen sabaha kadar devam et Baal.
Ne anlayıp ne anlamadığın umrumda değil.
Bu tartışmayı açan Fırat nerede? Hiç sevmiyorum şu durumu. Ortaya bi sav atıyorsan ve konuyla ilgili olumlu olumsuz ciddi eleştiriler geliyorsa sana cevap verme zorunluluğu doğar Fırat.
3 günde bir yazı iliştirmeyi biliyorsun, bi de zahmet edip tartışmaya katıl. Yoksa buna, içini boşaltmak denir. Aynısını tuvalette de yaparsın. Bi farkı olsun diyorum yani …
Birisi habire “suçlandığı” hissine kapılıyor.
Öbürüsü aradan ne kadar zaman geçerse geçsin, doktorunu hemen buluyor.
🙂
Arkadaşlar duydunuz, aman ha iradenizi bana teslim etmeyin taman mı?
Bu güzel mesajı da verdiğimize göre, sorun halledilmiştir umarım.
Fırat’ın açtığı konuyla ilgili olarak yazdıklarımı tekrar etmeyeceğim.
İsteyen devam etsin, bu başlık altında kimseye kabalık yaptığımı düşünmüyorum.
Burada yansıtma yapmayan birine yansıtma yapıyorsun diyorsan tabi ki bir suçlamadır..
”Toparlamaya/kurtulmaya çalışıyorsunlardan.. farkına varmışsınlardan.. telaş içinde gibisinlerden.. çok bildiğini göstermelerden.. değer kaybetme kaygısı mı.. acabalardan.. kaygılanma canım herşeyi doğru anlamak zorunda değilsinlerden.”
karşındaki kişi seni bu şekilde eleştirirken,sana yansıtma yapıldığını düşünüyorsan yansıtma nedir bilmiyorsun sonucu çıkabilir…ya da biliyorsundur ama eleştirilerin baskısından kurtulmak için ”yav baal gene yansıtma yapıyor derim sonuçta eskiden yapmadığı birşey değil ya..arada tartışma devam ederken böylece kaynar giderim” şeklinde bir yola başvurmuş olabilirsin.
Sonuçta senin neyi ne derece bilip bilmediğini veya hangi şeyi hangi amaçla söylediğini tam net olarak bilmemize imkan yok
Bu şartlar altında ”bana yansıtma yapılıyor iddiası ” bir çeşit suçlamaya dönüşmüş olur çünkü tartışma adabının dışında birşeylere maruz kaldığını ima ediyorsun demektir…şu halde yansıtmanın nasıl yapıldığını yazılanlardan toplayıp göstermen gerekir.
mesele bu başlık altında sana yönelttiğim eleştirilen hepsini destekleyecek yazılarını tartışmanın genel akışı içerisinden çıkarıp tek tek örnekleyebiirm.
yani afaki bir eleştiriyle karşı karşıya değilsin.
ama bana cevap olsun diye yönelttiğin eleştiriye bir tane dayanak gösteremezsin..
ayrıca psikolojik değerlendirmeye karşı olduğumu da nereden çıkarıyorsun? ya da pskiyatriye karşı olduğumu nerede ifade ettim?
sadece gereksiz yere rolünü büyütmeye çalışan kişi ve kurumlardan şikayetçiyim.
herkes haddini bilmeli.
sınırını görüp ona göre davranmalı dediğimiz budur.
şıp diye ya da bir şekilde anladım demedim sayın gamaro.bunun anlaşılması için gerekli olanın bir psikolojik süreç olduğunu biliyorum.biliyorum derken,ne kadar güvenilir olduğunu sorgulamakla birlikte biliyorum.sormak istediğim o değil,yanlış anlamışsınız ya da anlatmışım.o zaman başka şekilde anlatayım:hangi sebepten olursa olsun cinsiyetini değiştirmek isteyen bir bireyin önüne hangi noktada engel koyulacak cinsiyetinin değiştirilmemesi kararıyla ilgili.bunu anlamak istedim sorduğum soruyla.yani kesinlikle özgür bırakılmalı upuzun psikolojik süreçlerden geçmemeli ve istiyorsa cinsiyeti değiştirilmelimi yoksa kişinin cinsiyetinin değiştirilmesine gerek görülmediği durumda kişi iradesiyle ve sağlıklı bir kararla istemiş olmasına rağmen bireyi engelleyecek bir görüşemi sahipsiniz.psikolojik süreç hangi noktaya kadar varlığını sürdürmeli bu konuda? karar alırken kıstas ne olmalıdır?
sayın SokaktakiAdam “Çünkü Türkiye’deki aydın takımı, kendi alanına girildiğinde gerici diye tanımladıkları erkten daha katı olabilir. ” demişsiniz.dogmatizm başlığındaki yorumların büyük kısmı bu düşüncenizi tamamen onaylar nitelikte.belki orayada bir göz atarsınız.çok daha bariz ve vahim bir durumla karşılaşmanızda olası.burada kimi fikir konuşmakta diretirken kimide üslubunu kullanarak manipülasyonda diretiyor.farkedebiliyor birileri bunu.bir forumdaki herhangi bir üyeye biat etmek? biat eden kişi için ne yıkıcı bir davranış olurdu.tüm bunların farkına varmak yeterliyken durup birileriyle üslup tartışmanında faydasız olduğunu düşünüyorum ayrıca.aslında bir yargı geliştirmek istemezdim.kendim için,bu yaptığım,bir yargı geliştirmiş olduğum için üzgünüm.beni ilgilendirmiyor olmalıydı bütün bunlar.kendimi bunlardan en azından olabileceği kadarıyla soyutlamaya devam etmek istiyorum.ne şahıslarla ne fikirlerle bir alıp veremediğim var.üslup yüzünden çoğu kez engellensede birçoğumuzun tek yapmak istediği şey fikir konuşmak.söz konusu olan şey üsluptaki engelleyici yapıdır,birilerine saygısızlık etmek değil
Gamaro, sonuçta “bu durum uzmanlarca değerlendirilmelidir” diyorsun. İkinci yazında, aynı şeyleri tekrar anlatırken de yeni birşey demedin. İki taraf da birbirinin alanına dair birşey söylemiyor.
Sorun değerlendirilmesi değil. Belirtilen diğer nokta bunun uzunluğu. Ve bence başka bir nokta daha var ki, değerlendirmenin yetkinliği. Artı bunun ötesinde ister yetkin olsun ister olmasın, kişinin kendi hakkında karar verme yetisinin elinden alınması. Uzman kurul değerlendirebilir, tavsiye verebilir, şöyle olması daha uygun diyebilir, kişinin durumu anlaması için bir süre (çok uzun değil, belki birkaç ay) uğraşabilir; ama ‘onun adına’ karar veremez. Uzman o kişinin hayatını yaşamıyordur çünkü. Dışarıdan gözlemle biryerlere varmaya çalışıyordur, en bilgili/yetkili ve iyi niyetli olsa bile. Ki öyle değilse iş zaten baştan sakat. Herkes kendi kapasitesi, bakış açısı üzerinden konuyu değerlendirmekten ne kadar öteye gidebilir, zor.
Bence kişi kendi hayatına son verebilir (sağlam kişi zaten ötenaziye ihtiyaç duymaz, gider intihar eder), verme hakkına sahiptir. Eğer bunu hak olarak benimserseniz; bu, bir hayat üzerinde yapılabilecek en büyük şeydir. Dolayısı ile diğer hertürlü şey bundan daha hafif kalacağına göre, hertür şeyde de son kararı kişiye bırakmak gerekecek.
Cinsiyet değiştirme kararını vermeyi kendinde gören uzman, acaba toplumdaki diğer insanları tek tek değerlendirseydi, herkesin kendi cinsiyetinde kalmasına da karar verebilir miydi? Yoksa cinsiyet değiştirmeyi hiç düşünmeyen insanlara da “sen erkeksin ama kadın olman daha uygun” veya tersini falan mı diyecekti? Yani bu kişiye kimin kendisini hangi cinsiyette hissetmeye hakkı olduğunu mu soruyoruz? O zaman gelsin o hayatı da o yaşasın.
Bahsettiğiniz başlığa göz atacağım rumana
Tıbbi vak’alar genellemeye gelmez , her vak’a nevi şahsına münhasırdır , kendi özel şartlari içinde değerlendirilir . Fırat Arkadaşa ve konularına sempati ile bakıyorum ama burada biraz komplo teorisi kapsamına kayma olmuş bence . Gamaronun yorumları (bu konulara profosyonel olarak da en yakın kişi olarak) bilimsel bir disiplin içerisinde ve makul . Üstelik iktidar – psioloji/psikiyatri ilişkisini de dışlamadığının altını çizmiş ama yine de öyle demiş gibi bir diyalog gelişmiş .(Baal’e verdiği biraz sert bir cevaptan sonra karakter savaşları başlamış ,fakat bunların bir önemi yok)
İktidar-psikiyatri ilişkisi için hoş bir film izledim geçenlerde ; “Hysteria”
İktidar kendi bekası için yalnız psikologları/psikiyatristleri değil , her türlü teknoloji ve bilimsel gelişmeleri de kullanır .O zaman bilim adamları ve mühendislere de dikkat etmek lazım .
zaten sorun tıbbı vaka kabul edilmesiyle çıkıyor..
cinsiyet değiştirmeyi istemek kişisel hak ve özgürlük müdür tıbbı bir hastalık hali midir?
eşcinselliğe hastalık/normalden sapma gözüyle bakan dincilerden farkınız ne oluyor?
cnisyet değiştirmeyi istemek hastalık ise eşcinsellik nasıl normal ve doğal olabilir?
tıpkı sistemin istediği gibi düşünüyorsunız. Sistemin istediği gibi bir insan olmuş oluyorsunuz..Yani otorite çıkıp cinsiyet değiştirme konusundaki bakışını değiştirmedikçe sizin bakışınızda onun paralelinde kalmış oluyor.
peki yarın birgün otorite eşcinsellik sapıklıktır tezine geri dönerse mevcut görüşünüzde(eşcinselliği doğal gördüğünüzü sanıyorum) değişme olacak mı?
Baal cim tıbbi vak’a olmaz olur mu yahu , naaptın .
Aman kimse cinsiyet değiştirmesin diyen yok ki . Basit bir beni almak için bile bir dizi tahlil yapılır , sonrasında bir komplikasyon çıkmasın diye .
Olay sadece boru montajı değil ki , bir sürü hormonal reaksiyon , artçıl etkiler vs var , organizma öyle zıp oynanmaz ki . Bunları elbette detaylı incelemek lazım . üstelik bu sadece fizyolojik tarafı olayın .
Otoriteye teslim olalım anlamına gelmez ki bu .
Fırat cim Psikiyatristlere yapılan bu bol keseden suçlamalar berber muhabettinden daha vasıflı deildir maalesef , Hiç psikiyatrist arkadaşınız oldu mu? muayenehanesinde gün boyu yanında bulundunuz mu? nelerle karşılaşır neler yaşar neden bu işi yapar empati kurabilirmisiniz?
Yazılanı okudunuz mu?
Rüzgar Erkoç’un neden şikayet ettiğini anladığına emin misin?
Sevgili Stalker arkadaşın gamaroyla göstermiş olduğun dayanışma takdir edilesi ve hoşlanmasam da saygı duyarım bu tür manzaralara fakat şikayet edilen gerçeği atlayıp hala birşeyleri eğip bükmeye çalışmanın yakışır tarafı olmadığını sende kabul edeceksindir.
Bence yine kabul etmeyecek, ya da kabul etse bile etmemiş görünecek. 🙂
Bir dayanışmaya girilmiş ama pek dayanılması gereken noktalara dayanamamış Stalker. Zaten eller tutar yanı yokken iyice olmaz bir noktaya taşımış.
Ben de büyük oranda gamaro gibi düşünüyorum, ben de mi dayanışmacı olucam yani? Fırat’ın işbirlikçi mantığı size de sirayet etmiş.
“Şikayet edilen gerçeği atlamak” demiş baal. Yazıya itirazlar, şikayet edilen gerçeğin maddi temelinin olmadığı yönünde ilerliyor. Sizin gördüğünüz bilimselliğinin ötesinde felsefidir de.
Fırat gibi, hayatla ilgili herhangi bir alanı “işbirlikçi” ilan ederken de dikkat etmek lazım. Tüketim kültürü bile meşrutiyetini bi yere kadar psikolojiden alır. Kalkıp da bütün bir reklam dünyasını “işbirlikçi psikyatri ürünü” ilan etmenin anlamı yok.
Yazının genel üslübunda da bu döngüsel mantık hatası mevcut, ki siz onu bulabilmiş değilsiniz. Fırat için soyut ve hayatın her yerine sirayet etmiş bir iktidar kavramı (işbirlikçiliğe referans olarak gösterilen) zaten elde hazırda var. Bu kavram bir türlü sınırlandırılmamış olduğu gibi aynı zamanda bir önsav olarak ortaya atılmış. (İktidar kavramını geniş perspektifte ele almanın da olumlu yönleri vardır süphesiz ama sonuçta indirgemecilik olduğunu unutmamak lazım). E sonuçta elde edilen her veri ister istemez iktidar dünyasını tekrar kantılamak zorunda kalıyor, hali hazırda var olan o dünyayı …
Her ne olursa olsun Fırat’ın açtığı konu geniş ve üzerinde oturulup düşünülmeye değer bir konudur. Benim asıl sıkıntım zaten ne gamaro’nun itirazları ne de sizlerin gamaro ve stalker’a itirazlarınız. Benim derdim daha önceden de dediğim gibi, bu yazıyı asan adamın zahmet edip de bir yorum yazmaması, tartışmaya dahil olmaması. Bu etik bi meseledir.
Bence söylemek istediklerini söylemişse, yeni söylemek istediği birşey yoksa, tartışmaya dahil olmak istemiyorsa, sorun değil.
İktidar ayrı/uzun/geniş bir konu tabii. Ama birey ve cinsiyet değitirebilme hakkı üzerinden oldu daha çok tartışmalar. Aslında ortada birden fazla konu var.
Aklıma şöyle bir kurgu geldi. Kişi diyelim ki, doktor ve kendi operasyonunu yapabiliyor olsun (pek mümkün olmasa da). Bu durumda kendi dönüşümünü gerçekleştirdiği için suçlanır mı?
Başka bir versiyon. Kişi cinsiyet dönüşümüne onay verme yetkisi olan biri olsun. Kendi dönüşümüne onay verirse bu makul müdür? Buna karar verme kriterleri objektifse ve buna uymuşsa, kendi üstüne de karar verebilir değil mi?
Üçüncü olasılık hem onay verebilir hem de operasyonu gerçekleştirebilir biri olsun. Kendi kendine hem onay verip hem operasyonu gerçekleştirse bu gene suçlanabilir bir durum mudur?
Yani burada soru şu, bu kişinin operasyonunu gerçekleştiren kişi gerekli süreci ihlal ederse, tıp etiği ve hukuki anlamda zorlukla karşılaşıyor. Lisansı zora girebilir. Başka birine uygunsuz zarar verme olasılığından. Peki kişi kendisi yaparsa, o zaman zarar verdiği kişi kendisi. Lisansı gene zora girer mi? Veya diyelim ki kişi doktor değil, ama bu ameliyatı yapan gelişmiş bir robot var. Hani şey gibi olsun, küçük bir kabine girip para atıyorsunuz ve sizin polaroid fotoğrafınızı çekip veriyor hemen bir makina, onun gibi. Adam bir kabine giriyor ve çıktığında herşey hallolmuş oluyor. Artık ortada doktor da yok. Yapıyorsa kendine yapıyor. Bir bıçağı alıp kendi bir tarafını kesse suçlanabilir mi bir insan. Kendine zarar vermek suç mudur mesela.
Aklıma bir de şu geliyor. House dizisinde (seyretmeyip seyretmeyi düşünenler okumasın) House’un arkadaşı kanser olduğunda, kendisi hastalarına mütemadiyen tavsiye ettiği süreci kendine uygulamadı. Yani aslında kendisi için verdiği kararla, hastaları için verdiği karar birbirini tutmuyordu. Konuyla bağlantısı ne emin değilim ama siz bu durum için ne düşünürsünüz?
rnd, ben bunun 3 durumda da mümkün olamayacağını düşünüyorum.
İnsan kendi psikolojik dinamiklerine sahiptir ve çoğu zaman kendi duygu durumunun nesnel olarak farkında olmaz. O yüzden psikiyatr gibi doktorlara ihtiyaç duyuyoruz.
Örneğin ağır derecede narsistseniz bu narsistliğinizin çoğu zaman farkında olamazsınız. E tabi narsistliğinizin farkında olmadığınız gibi ondan son derece mutlu olabilirsiniz. Ama bu bir hastalıktır ve er ya da geç yakınlarınız sizi doktora götürecektir keza kendinize de büyük zararı dokunur (evet ortada narsistlikle ilgili bir yasa yok sadece psikolojinin bu durumuna örnek vermek için yazdım). Psikolojinin işte böyle irrasyonel ama yine de garip bir şekilde sosyal normlara önemli ölçüde bağımlı bir yönü vardır.
Yani insan bi sigara yakıp kaynıyla iki çift laf ederek kendini iyi hissetmez rnd. Uzman birinin o kişiye ayna olması lazım. İlaç tedavisiyle de desteklenebilecek bu süreçte trans-birey’in belirli bir psikolojik yeterliliğe sahip olması istenmesi normaldir. Dediğim gibi bu işin psikozu var ötesi var.
Ve sizin kendi-kendini düzelten doktorunuz da aynı sınırlamalara maruz kalacaktır. Keza kimse kendi psikolojik durumuna bir ayna olmadan doğru dürüst yaklaşamaz. Üçüncü şahıs şarttır.
Ve sorun bir insanın kendine zarar verme özgürlüğü değildir. Sorun, insanın duygu durumunu daha vahim bir hale gelmesine engel olmaktır. Örneğin siz bünyenize iyi gelen bir ilaç kullanıyorsunuzdur ancak ileriki safhada bu ilacın size zarar vereceğini düşünün (ve siz bilmiyorsunuz). İlacın bu özelliğini bilen bir uzman, bu ilacın, bırakmazsanız eğer ileride SİZİN bünyeniz için kötü sonuçlar doğrucağını söylüyor . Siz bırakmaz mısınız? O kişi uzmansa ben bırakırdım.
“…hala birşeyleri eğip bükmeye” çalışıyorsan sen de öylesin Wallace.
Bilimin haddini bilmesi gereken bir konudur bu. Temel hak ve hürrriyet meselesidir. Bilim bu konuda ancak yardımcı olabilir. Söz sahibi bir otorite gibi davranamaz.
Gayet bariz görünen bu durumu görmek istemeyip de hala konuyu eğip bükmeye, bunu yaparken de Fırat’ın yazısında bulunan, bizim göremediğimiz! “döngüsel mantık” hatalarını bulmaya çalışırsan işbirlikçi de derim, dayanışmacı da. Çünkü, bunu kabul etsek bile; Fırat’ın yazısındaki mantık hatalarının tümünü görüp görmüyor oluşumuzun bir bireyin bedeni üzerinde değişiklik yapmaya karar vermesiyle uzaktan yakından alakası yoktur.
Sevgili wallace ister dayanışmacı ol ister olma benim sorun ettiğim nokta aslında bu değil..Dayanışırken bile yaptığın şeyin haklı doğru geçerli bir tarafı olsun..
Şimdi bu başlık altında Fırat Bayram’ın yazısına nasıl itiraz edilebileceğini tespit edelim,sonrada itiraz edenlerin nasıl ve nelerle itirazlarını şekillendirdiğine bi bakalım..
Fırat’a itiraz edenler mesela diyebilirdi ki, ”trans bireyler dünyasında böyle bir şikayet yok… münferit bir durumu genelleyerek gerçekte varolmayan bir sorunu varmış gibi gösteriyorlar”
Bu şekil bi itiraz varsa ve eğer destekleyici veriler de ortaya koyabiliyorsa hem meselenin özüne ilişkin bir eleştiri yapmış olunur hem de haklı olunur..
peki bu yönde destekleyici bir veri arkadaşlar tarafından sunuluyor mu?
Veya ikinci bir itiraz şöyle geliştirilebilir.
Mesela denebilirdi ki, ”trans bireyler dünyasına geçmiş ve geçecek insanlarla ilgili yapılmış araştırmalar var ve bu araştırmaların cinsiyet değiştirmeye başlangıç aşamasında psikiyatrik müdahaleyi meşru kıldığını gösterebilecek veriler vardır”..verilerde hepimizle paylaşılır ve bunun üzerinden itiraz haklı ve doğru olarak dile getirilebilir
Bu iki durumun haricinde ‘’efenim mevcut tedavi prosedürü var..büyüklerimiz böyle uygun görmüşse bir bildikleri vardır vesaire falan…’’ şeklindeki itirazların ne tartışılan konuyla ilgisi vardır.. ne de bu kapsamda geçerli bir itiraz olarak kabul edilebilir.
Zaten mevcut uygulama şikayet konusunu oluşturuyor!!
Dolayısyıla onu savunan tavır otoritenin kulu olmaktır..Trans bireyleri hastalıklı gören zihniyete payanda olmaktır..Cinsiyet değiştirmek isteyen insanların sorunlarına kulaklarını tıkamaktır.
Herkes istediği gibi davranmakta ve düşünmekte özgürdür…Kimsenin trans bireylerle ilgili düşünce ve duygularına mudahale çabam olamaz ama o tarz bir insanın da karşılaşacağı cevaplara bozulma hakkı olamaz.
Ondan sonra bu ve benzeri ortamlarda sayfalarda aydın ve özgür düşünceli pozlarına girilmemesi gerekir.
Sevgili Stalker
Rüzgar Erkoç’un şikayetini anladın mı? diye sormuştum…çünkü şikayetin senin söyleminle tıbbı vak’a kısmıyla ilgisi yok.Psikiyatri Erkoç’u cinsiyet değiştirmek için mental anlamda uygun olup olmadığını anlamak için iki yıl süründürüyor…
böyle olunca da yapılan, toplumun kabul ettiği cinsiyet kodlarının Rüzgar Erkoç’ta ikame edilmeye çalışılmasıdır..olay bu hale kendiliğinden geliyor.
tartışmanın ameliyatla hormonla veya ameliyatla ilgili olabilecek şeylerle ilgisi yok yani..
insanın kafasından geçen gerçek düşünce ve isteklerini gösteren bir makine henüz icat edilmedi.. veya insandan bir sıvı çekip tahlil yaparak kafanın içinde neler döndüğü bildiren bir test de icat edilmedi….Değil psikiyatr olmak, allame olunsa bile bir insanın zihinsel dünyasında neler döndüğünün bir başkası tarafından yüzde yüz anlaşılması bilinmesi mümkün değildir..Rüzgar Erkoç’un iç dünyasında nasıl hissettiğini ve gerçekte ne istediğini Erkoç’tan daha iyi kimse bilemezdi…bunu uygunluk açısından denetlemeye kalkmak ve bunu yaparkende işin suyunu çıkarmak tam olarak bireyi hiçe saymaktır…sen yoksun demektir!!
yani cinsiyet değiştirmek isteyen bir insanı ‘’dur bakalım sen bu işlem için mental olarak uygun musun’’ diye iki yıl boyunca süründürmekle ,eşcinselleri toplayıp ‘’sizi bir süre psikiyatrik tedaviye alalım bakalım.. belki de eşcinsel olmak istemiyorsunuz..belki de normal cinsel kimliğinize sizi oturturuz!! ‘’ gibi bir yaklaşım arasında hiçbir fark yoktur..veya silikon taktırmak isteyen birini ‘’dur bakalım sen niye bedeninle barışık değilsin..…sana önce ’psikiyatrik’ tedavi uygulayalım’’ yaklaşımıyla da bir farkı yoktur.
psikiyatrist kendi inandığı doğrularıyla Rüzgar Erkoç’a sorgulama, denetleme yapmıştır.. Rüzgar Erkoç eğer ‘deli’ değilse (ki olmadığı anlaşılıyor),cinsiyetini değiştirmek istemesini uygunluk açısından denetleme hakkı 21.yy’da bu derece kimsenin olamaz…Uygulama resmen ilkelliktir.Toplumca kabul edilmiş cinsel normlara hizmet etmekten başka bir işe yaradığı da söylenemez..
Baaal Kardeşim
Olayın detaylarını bilmiyorum , konunun ortaya konuşu ve yorumlar üzerine yorum yaptım .Dayanışma gibi bir derdim yok , Gamaronun ilk yorumunu tarafsız olarak okursanız bunu siz de görürsünüz , burada sanki çok farklı fikirlerde imişiz gibi bir durum oluşması sanırım sitedeki gamaro allerjisi ile ilgili .
Yazıda nelere katılmıyorum :
1- Cinsiyet değiştirme Kürtaj ile aynı kefeye konmuş .
2- Psikiyatristlere karşı oransız bir suçlamada bulunulmuş .
Psikiyatri-İktidar ilişkisini red eden olmadı yorumlarda, ama örneğin iktidar-bilgisayar mühedisi ilişkisi de vardır dedim ben de.
7-8 mart burada yılbaşından daha şiddetli kutlandığı için yukarıda benden sonraki yorumları henüz okudum ve açıp bulabildiğim kadar Rüzgar Erkocun öyküsünü okudum , Şahika Yükselin Cinsiyet değiştirebilir raporu vermesi hemen ertesi gün amelyat olabilir anlamına mı geliyor , yoksa hormonal hazırlık dönemi na kadar olmalı falan gibi detayları magazinde bulma imkanı yok.
okurken gördüğüm olaya yorumları ile tepki veren Gelenekçi- Abazan-Yavşak tipolojiye tiksinti ile baktığımı belirtmeme gerek yok sanırım.
Bu olayda tartışılabilir tek taraf 2 sene nin uzun bir süreç olması olabilir . Belki de değildir bilmiyorum.
Ama 7 aydır hormon kullandığına göre psikiyatrislerin karar vermesi 17 ay sürmüş diye anlıyorum , son 7 ay andropologların karar vermesi sürmüş gibi .
Avrupa veya Amerika’da nasıl işliyor bu prosedür? Yani cinsiyet değiştirmek isteyen hastaya psikiyatrik tedavi* 2 yıl uygulanıyor mu?