Öneminizin Ölçüsü Nedir?

Aradığınız kişinin size ne kadar zamanda geri döndüğü size ne kadar değer verdiğinin ölçüsüdür.

Bu sıfır ila 100 arasında değişir.

Birisini ararsınız, size geç değil hiç dönmezse, size verdiği değer sıfırdır. Aslında kelime kullanmadan: “Beni bir daha arama” diyor size.
Aradığınız hemen veya uygun olduğu ilk an geri dönerse, size verdiği değere yüz verebilirsiniz.
Tabii, bu kural iki taraflı da geçerlidir. Farkında olmayabilirsiniz. Ama sizi arayan bir kişiye ne kadar çabuk döndüğünüz onun tarafından ona verdiğiniz değerin bir ölçüsü olarak algılanacaktır.
Birine kıymet verirseniz hemen ararsınız. Kendilerine hiç dönülmeyen veya makulün dışında geç dönülen kişiler
genellikle bunu bir terslenme veya küçük görülme olarak algılar. Düşman kazanmanın en kolay yollarından biri budur.
Düşman kazanmamak dururken kazanmak çok aptalca bir şeydir. Çünkü kimin, ne zaman, ne kadar zarar vermeye muktedir olacağı bilinmez. Kimin kime gün gelir ne kadar ihtiyacı olacağı da.

En doğru davranış, mümkünse, arayan herkese, çok kısa bile olsa, geri dönmektir.

Geri dönülme konusu

Gazeteci olduğum ve sık sık birçok insana telefonla ulaşmaya çalıştığım için geri dönülme konusunda oldukça deneyimliyim.
Bir gün, her ikimizin de daha genç olduğu yıllarda oldukça sık temas içinde olduğum ama son zamanlarda az görüştüğüm ünlü bir işadamı aradı.
Merhabalaştıktan sonra sustu. Anladım ki bir şey söylememi bekliyordu.
Senin için bir şey yapabilir miyim, diye sordum.
“Beni aramıştın” dedi. “Sana geri dönüyorum.”
Düşündüm. Aramış mıydım? Hayır, dedim. Aramadım. Bir yanlışlık olmalı.
Birkaç hoş laf değiş tokuşundan sonra konuşmayı sona erdirdik. Akşama doğru aklıma geldi. Onu aramıştım. Ama dört ay kadar önce. Bana o anda konuşamayacağını çünkü kısa bir ziyaret için ABD’ye gidiyor olduğunu söylemişti. Döndükten sonra “İlk müsait olduğu zaman” beni arayacaktı.
Anladım ki, müsait olmuştu. Gülmeye başladım. Adam o kadar kendi önemi ile doluydu ki dört ay beklenmeye değer sanıyordu kendini.
Derim kalındır. Bu gibi olayları hiç umursamam. Bir arkadaşım yapsa kırılabileceğim davranışlar kontaklarımdan geldiğinde hemen unuturum. Değer vermediğiniz bir kişinin size değer vermemesi önemsizdir. Ama ben ne işadamıyım ne önemliyim. Eğer işadamı ve önemli iseniz veya olmak istiyorsanız önerim aranma ile arama arasındaki zaman ilişkisini iyi derecelendirmenizdir.

Metin Münir/ Milliyet, 28 Ocak 2011

İletişimsel Eylem Kuramı ve Forumlar

Jürgen Habermas, İletişimsel Eylem Kuramı’nda toplumun problemlerini, tek yönlü karar alma mekanizmasına ve kişiler arasında doğru iletişim kurulamamasına bağlar. Modern toplumun tek yönlü ussallaştırma sürecinin sonucu olarak çeşitli siyasal, ekonomik ve kültürel bunalımlarla karşılaştığını ve bu bunalımlar sürecinin aşılmasının ise normlar ile değerler üstüne kurulmuş, uzlaşımcı, ortak karar alma biçimlerini savunan iletişimle çözülebileceğini söyler.

İletişimsel eylemde amaç başkalarını etkilemek olarak dile getirilemeyeceği gibi bu eylem türü sırf etkilemek amacıyla da gerçekleştirilemez. Bu daha çok herhangi bir şey üzerine uzlaşıma varma, bir konuda karşılıklı olarak birbirini anlamaya çalışma olarak açıklanabilir. Geriye kalan bütün eylem türleri (örn. araçsal eylemler, stratejik eylemler…) eninde sonunda amaç yönelimli olmasına karşın, iletişimsel eylemde ulaşılmak istenen tek amaç, karşıdaki kişi ya da kişilerin yaşam dünyalarına varıncaya dek onlarla işbirliği yaparak beraber yürütülen yorumlama süreci yoluyla ortak bir anlayışa varmaktır. Böyle bir süreçte Habermas’a göre kişiler az ya da çok ortaya koydukları savların geçerli olduğunu kabul ederler; ayrıca her iki taraf da karşılıklı olarak kendi savlarının geçerliliğini kanıtlayacak nedenler göstermeye, gösterdikleri bu nedenler doğrultusunda savlarının geçerliliğinin sorgulanmasına izin vermeye hazırlıklı olmalıdırlar.(*Felsefe Sözlüğü- A.Baki Güçlü; Erkan Uzun; Serkan Uzun; Ü.Hüsrev Yoksal’dan yararlanılmıştır)

Habermas bir de söylem etiği geliştirir. Bunlar sırasıyla “doğruluk savı”, “normatif doğruluk”, “içtenlik ya da dürüstlük” diye sıralanmaktadır. Bu geçerlilik savları aynı zamanda dışsal kısıtlamalardan kurtulmuş “ideal konuşma ortamı” nın da yeter koşullarını oluşturmaktadır. “İdeal konuşma” olarak tanımladığı durumda ise; aktörler eşit tartışma yetenekleriyle donatılmıştır, birbirlerinin temel toplumsal eşitliğini tanırlar ve konuşma ideoloji ya da yanlış kabullerle çarpıtılmaz.

Habermas, 1981 yılında yüz yüze iletişim modelini düşünerek bu kuramı oluşturmuştur. Ancak günümüz teknolojisinde internet forumları, Habermas’ın bahsettiği “ideal konuşma ortamı”nın oluşması için teoride en müsait zemini hazırlarlar. Herkesin eşit söz hakkına sahip olduğu, aktörlerin birbirlerinin toplumsal statülerini bilmeden iletişime geçtiği bu ortamlarda bir araya gelen grupların, “iletişimsel eylemi” gerçekleştirmek üzere bir arada bulunmaları, bir konu hakkındaki problemleri belirleme ve yorumlama süreçlerini çözüm odaklı sürdürmeleri, kişileri birbirlerini anlama noktasına taşıyabilir. Kişilerin birbirini anlama çabası içinde olduğu forumlar ise zamanla kendilerine ait ortak bir söylem etiği geliştirebilir.

Bu yazı Sonsuz us forumdaşlarına adanmıştır…

Hak nerede?

Bir forumda X kişisi gelerek,
– Ateistler aptaldır, çünkü şundan bundan dolayı bla bla…

şeklinde, gerekçeleriyle birlikte bir cümle kurmuştur. Bunun üzerine aynı forumdan bir başka üye olan Y yanıt olarak,
– Müslümanlar aptaldır, çünkü şundan bundan dolayı bla bla…

şeklinde gerekçeleriyle birlikte bir cevap vermiştir.

Forumun müslüman üyeleri Y nin sözlerinde hakaret olduğu iddiası ile yaygara yapmış ve bu mesajın silinmesini, Y nin de ceza almasını talep etmişlerdir.

Soru: Forumun müslüman üyeleri hakkındaki düşünceniz nedir?

2011 Seçimlerindeki Oyunuz

  • Adalet ve Kalkınma Partisi-AKP
  • Büyük Birlik Partisi-BBP
  • Bağımsız Türkiye Partisi-BTP
  • Cumhuriyet Halk Partisi-CHP
  • Demokrat Parti-DP
  • Demokratik Sol Parti-DSP
  • Emek Partisi-EMEP
  • İşçi Partisi-İP
  • Liberal Demokrat Parti-LDP
  • Milliyetçi Hareket Partisi-MHP
  • Özgürlük ve Dayanışma Partisi-ÖDP
  • Saadet Partisi-SP
  • Türkiye Komunist Partisi-TKP
  • Diğer partilerden
  • Bağımsız aday destekleyeceğim
  • Kararsızım
  • Boş oy kullanacağım
  • Barış ve Demokrasi Partisi-BDP

Türkiye İran Olacak Diye Korkarken Ortadoğu Türkiye mi Olmak İstiyor?

Yıllarca şeriat geliyor, Türkiye İran mı olacak diye yazıldı, çizildi. Hal ve gidişi ne kadar olumsuz görsem de bunun olmasına hiç mi hiç ihtimal vermedim. Türlü yoklamalar çekildi, halkın tepkisi ölçüldü, ölçülüyor, ama yine de diyorum ki bilgi çağında bu ülkeye tam bir U dönüşü yaptırmaları mümkün değil. Türkiye İran olacak diye korkanlara da hep şöyle diyordum: “ne biliyorsun belki onlar Türkiye olacak?”

Ortadoğu’da Tunus’la başlayıp, Yemen ve Mısır’a yayılan diğer ülkeleri de dönüp aynada kendilerine bir bakmaya zorlayan olaylar zincirini biliyorsunuz. Dün “oğlum ve ben Kahire’de öleceğiz” diyen Mübarek, bugün yetkilerini orduya devrederek ülkeyi terketti. Yönetime Savunma Bakanı Hüseyin Tantavi geçti. Bundan sonra olacakları izleyip göreceğiz.

Ben, Ortadoğu’daki insanların özlem duydukları hayat tarzı için isyan ettiklerini düşünüyorum. Hatta içte içe Türk dizileri aracılığıyla bu hayat tarzının bilinçlere yerleştiğini düşünüyordum, ama tabii bugüne kadar fantastik bir düşünceydi benim için. Derken gazetede TESEV’in “Ortadoğu’da Türkiye Algısı” adlı araştırmasını okudum. (http://www.tesev.org.tr/UD_OBJS/PDF/DPT/OD/YYN/Ortadogu%202011.pdf)

Araştırmada Ortadoğu ülkelerinin Türkiye’ye ciddi düzeyde bir sempati besledikleri ve bizi güçlü bir ülke olarak gördüklerine dair bulgular var. Ayrıca Türk dizi sektörünün Ortadoğu’da 50 milyon dolarlık bir ihracat hacmine sahip olduğu, Arap dünyasınını %78’inin en az bir Türk dizisini seyrettiği, bu oranın ülke bazlarında %89’lara kadar çıktığı da yazıyor. Türkiye’nin bir model olabileceğini düşünenlerin oranı ise %66. Ayrıca seyahat için en çok tercih ettikleri ülkeyiz.

Benim gelmek istediğim nokta biz Ortadoğu’ya diziler ve turizm aracılığıyla kültür ihraç etmiş olabilir miyiz? Tüm bu isyanların altında Türkiye olma isteği yatıyor olabilir mi?