DENEMELER

deniz

hoş bir hayale yaslayıp bebek gözlerini
okşayıp uyutur göğsünde ince düşlerini
mavi deniz
saydam su
beyaz dalgalar

sesinde hep o hasret uğultuları
ne baharı tanıdı duyguları
ne bahardan öte diyarları
tek isteği
kıyıdan öteye taşıyabilmekti,köpüklü beyaz dalgaları

Es ist ein Unterschied, ob man den Weg nur kennt oder ob man ihn beschreitet

Liebe Forumsmitglieder, da Sonsuz mich auch einlud, deutsch zu schreiben, und es doch einige Mitglieder gibt, die auch deutsch verstehen, möchte ich die Gelegenheit wahrnehmen und einen kleinen Beitrag auf deutsch schreiben.

Es gab in der letzten Zeit doch einige Diskussionen über das Christentum, über Jesus und die Botschaft, die er verkündete, vor allem über die der Liebe und Naechstenliebe. In der Theorie finden wir in allen Religionen etwas Gutes, aber wie es in der Praxis interpretiert und gelebt wird, finden wir doch extreme Unterschiede zu der Botschaft einer Religion oder einer Überzeugung. Ich bin selbst als Christin getauft und habe die Bibel mehrmals studiert bzw. musste sie in der Schule studieren. Was manche Christen als absolute Christenpflichten ansehen, das gepredigte Wort Gottes zu achten und danach leben, weicht sehr von der Realitaet ab.

Viele fühlen sich bereits als Christen, wenn sie sich jeden Sonntag in der Kirche zeigen, meistens nur um ihre neuen Kleider praesentieren zu können und eine falsche Frömmigkeit aufsetzen und sie verdammen diejenigen, die es nicht tun.

Ich bin keine Kirchgaengerin oder halte mich an spezielle kirchliche Regeln, dennoch fühle ich mich mehr Christin auf dem Weg Jesus Worte von Liebe und Naechstenliebe zu leben und versuche sie auf alle Bereiche des Lebens zu übertragen.

In Matrix sagte Morpheus zu Neo: Es ist ein Unterschied, ob man den Weg nur kennt oder ob man ihn auch beschreitet. So komme ich zu meiner Frage: Wie sind die Menschen einzuschaetzen, die mit Theoretisieren über ein Wissen sich eine Art Selbstverherrlichung geben, aber dieses Wissen nicht leben?

Naechstenliebe bedeutet auch Toleranz, Verstaendnis und Einfühlungsvermögen in seine Mitmenschen und das Opfer sich nicht zuerst der eigenen Sache zu verschreiben oder daraus in erster Linie einen eigenen Nutzen ziehen zu wollen, sondern auch in selbstloser Absicht uneigennützig an seinen Naechsten zu denken und das in seiner ganzen Art und in seinem ganzen Verhalten als unzweifelhafte Überzeugung zu zeigen.

Es ist doch sehr irritierend, eine Überzeugung von Liebe und Naechstenliebe in Diskussionen,Texten und Worten vermitteln zu wollen ohne diesen Standpunkt im Leben im ganzen Verhalten und Handeln zu vertreten? Dies gilt eigentlich für alle Überzeugungen.

Ich danke für die Naechstenliebe auf deutsch schreiben zu dürfen 🙂

Dürüst Budalalar ve Sahtekar Dahiler

WILLIAM SAROYAN …İnsanlık Komedisi’ni kaleme almıştı. Öykünün kahramanı Marcus, hükümetin hiç de hoşuna gitmeyecek biçimde savaşlara inanmadığını,kendini kahraman gibi hissetmediğini söylüyor, kimseden nefret etmediğini ve aşırı yurtsever olmadığını özellikle belirtiyordu, ” Keşke asker olmasaydım keşke savaş olmasaydı.” diyordu… Çocukluğu, oturdukları göçmen mahallesine Anadolu’dan gelenlerin anlattıkları hikayelerini dinleyerek geçmişti. Yürek burkan öykülerini… Bunu yapan Türklere çok lanet okumuş, sonra bir gün birini diğerinden soyutlamanın yanlış olduğuna karar vermişti. 1915 yılında dünyayı kuşatan belanın sebeplerinden biri olarak gösterdiği Ermeni genareli Antranik’le ilgili yazdığı hikayede şöyle söylüyordu: ” Onu bunu namussuz diye diğerinden ayırmak hakça değil. Ermeni nasıl acı çekerse Türk de çeker. Bilemezdim şu Türk dediğimiz insanın zorlandığı yola sapan, kendi halinde biçare olduğunu. Ondan nefret etmenin aynı hamurdan çıkma Ermeni’den nefret etmek anlamına geldiğini.” … Asıl suçlular Türkler Ermenileri, Ermeniler Türkleri öldürüken cephe gerisinde, hatta yakılıp yıkılan yerlerden çok uzaklarda hayatlarını devam ettirmişlerdi. Aslına bakılırsa dünyada milliyet denen şeyin hükmü giderek azalıyordu. Güçlerini hayatın değil ölümün emrine verenlerin hepsi kafayı üşütmüştü. Bir insanın ölümünü askeri bir harekatın başarısına ya da başarısızlığına etki eden bir unsur görmek büyük ahmaklıktı… Öldürülenlerin aşık delikanlılar, karıları ve çocukları olan erkekler olduğunu söyleyip soruyordu Saroyan: ” Ne demek istiyorsunuz? Onlar da insan öyle değil mi? Eğer onlar bir isim yakıştırılıp öldürülüyorsa bana da bir isim takın.” Artık uluslar demeyi bırakıp insanlar denilmeliydi. İnsanların bütün sorunları çözülmüş sıra öldürmeye mi gelmişti? Hepimiz bu dünya da ikamet etmiyor muyduk? Bütün kavgalar insanların haklı olma arzusundan ve çabasından çıkıyordu. İnsanlığın mikrobu şu lanet olası egoydu. Bayalığın her türlüsüne karşı olduğunu söyleyen Saroyan dürüst budalaları, sahtekar dahilere tercih ediyordu…
PERİHAN ÖZCAN
Ekleyen:: iç-mihrak

Yeni hesap yarat?

Sitenize google den bir ders konusunu ararken geldim. Güzel yazılar olduğunu görünce üye olayım dedim. Ama ne göreyim: “Yeni hesap yarat” sözcüğünü görünce çok şaşırdım! Çünkü yaratmak insan üstü bir olaydır. Bizler sadece bulabiliriz veya oluşturabiliriz. Bu ufak ama bence önemli ayrıntıyı yetkili admin ve moderatörler gözden geçirseler çok güzel olur.
Saygılarımla.

Kader ve İradenin Yol Ayrımı

Herkese merhaba,
Kafamı kurcalayan bazı sorulara yanıt arıyorum, belki daha önce düşünüpte cevabını bulan veya hala düşünenler vardır diye umuyorum.
Tamamen kendi isteğiyle hayatına son veren bir insanın ölümü kader midir? Kaderini yaşıyorsa intihar kararını hangi irade ile vermiştir? Bu durumda ikisinden birinin olmaması gerekmiyor mu?
Yazılanı mı yaşıyoruz, yaşadıklarımız mı yazılıyor?
Bu konuda bilimsel araştırmalarda ilginç sonuçlar veriyor. Örneğin Libet deneyi. Nörofizyolojik deney şu şekilde gerçekleştiriliyor;
Çalışmaya katılan kişiler, deneydeki olayların oluş anını saptamaya yarayan saat benzeri bir aletin önünde oturur, parmaklarını oynatmak, düğmeye basmak gibi basit bir motor hareket yapmaları istenir, bu hareketi ne zaman yapacaklarının seçimi tamamen kendilerine bırakılır, ancak hareket etmeye karar verdikleri anı önlerindeki aygıta bakarak araştırıcıya bildirmeleri istenir. Deney sırasında EEG cihazı ile beyin ve EMG cihazı ile de kasların elektriksel aktivitesi kaydedilir. Sonuçlar şunu göstermiştir; Deneğin bilinçli olarak hareket kararı vermesi kas aktivitesinden 200 ms önce olmakta, fakat beyindeki elektriksel aktivite kas hareketinden 550 ms önce başlamaktadır. Yani bilinçli hareket kararı verilmeden önce beyin bilinçsiz olarak aktivasyon göstermektedir.
Bazıları için bu deney kaderin varlığının ispatı olarak algılanmakta. Böyle yorumlanmaması için de yeterince sebep var aslında.