Külkedisi

Benden bu balkabağına binmemi isteyip sizin de eskiden bir fare olduğunuzu söylemeyeceksiniz sanırım…? Söylemeyeceksiniz değil mi?…?…durun tahmin edeyim…bir de ayakkabımı kaybedeceğim değil mi??? Of ya of.. peki. Ama şunu bilmelisiniz söylediğiniz bu saçmalıkları çocuklar uyusun diye kabul ediyorum. Ve gece 24’ten sonra massive attack dinler paşa paşa iki sokak ötedeki taxi durağına giderim ve siz de gerçekten ortadan kaybolursunuz. Tamam?

-24’ten sonra diye bir şey yok küçük hanım..bu kapalı bir zaman eğrisi. Yani masallar…24’e kadar diyorsa 24’e kadardır.Yani öyle yazılmıştır. Siz hiç “.. ve kül kedisi sabahın 03’ünde taxi durağına ilerler…diyen bir masal duydunuz mu…çok saçma !

—sanırım anlatamadım. Bakın bi kez daha deneyeceğim. Birincisi burada ne işim olduğuna dair hakikaten bir fikrim yok. ikincisi masalınızla ilgilenmiyorum ve hakikaten gitmem gereken başka bir yer var ama yine de başta da dediğim gibi sizinle alakası yok ama çocuklar uyusun diye yani uyuyuncaya kadar..bakın bunu anlıyorsunuz değil mi? ÇO-CUK-LAR U-YU-YUN-CA-YA KA-DAR…!!! Sonra adios, Buenos noches…

-kabul ediyorum…böyle bir yaşantı bir prenses için bile sıkıcı olabilir. Üstelik masalınız “…….ve kül kedisi sabahın 03’ünde taxi durağına ilerler…” diye devam etmediği gibi….kesin ve net bir mutluluk cümlesiyle bitecek kadar sıkıcı ve gizemsizdir… “ve evlenir…mutlu olurlar…kül kedisi o ülkenin prensesi olur vs..vs..”

-ya ne saçmalıyorsunuz ya….bakın…halihazırda bir işim, sürdürmekte ve sürdürecek olduğum bi akademik kariyerim, daha önce verilmiş bir sözüm, deri çizmelerim var…şimdi siz benden bu halimle 24’e kadar, ve mütemadiyen cam ayakkabılarla ve kendi seçimini yıllarca yapamamış babasının yardımı olmaksızın eş seçemeyen sizin prens dediğiniz bir yarım akılı için “bu kapalı eğri-zamanınızda” kalmamı ve metrelerce kumaşların içinde ve renklerin ve kokuların…aptallığını gizlemeye çalışan diğer kadınların arasında balo salonundan süzülerek geçmemi bekliyorsunuz doğru anlamış mıyım?

-ııııı…buna yakın bişeyler….

-telefon etmek istiyorum.

-arayabileceğiniz kimse yok…üvey anneniz ve tabi üvey kız kardeşleriniz dışında..ha bir de neredeyse unutuyordum peri anneniz var…e o da telefon kullanmıyor sanırım.. bir zahmet biraz telepatik yollar deneyin küçük hanım…..

-tanrım çıldıracağım…nefes…alıyoruz..1…..nefes…doğru nefes tekniklerinin öfke kontrolüne yardımcı olacağı bilgisi…………………….hayır ya.hayır dayanamayacağım….bakın benim zaten bir annem var! ve benim annem bunu anlayabiliyor musunuz. Ve bir kız kardeşim….üstelik şişko ve çirkin değil…ya…tanrım…peki şöyle yapsak..ben arkadaşlarımı bir arasam..hani belki böyle bir masalı devam ettirmek isteyen falan olur içlerinde…çağırırız gelirler.. bir bakarsınız…zorla değil ya..allahın emri peygamberin….prensle…of ya…

-hep böyle misiniz….bir prenses için biraz fazla agresif ve düşünceli…zamanla geçer herhalde….

—Zamanla derken?

-yani olaya bir de güzel yanından bakın…mesela hiç yaşlanmayacaksınız ve mutluluğu sonuyla sabitlenerek garanti altın alınmış bir evliliğiniz-hayatınız-masalınız olacak. Hı? Hep de olumsuz düşünülmez ki….

-Tanrım annemi istiyorum….

—evet, bak alışıyorsunuz… Biraz daha dileyin. Mutlaka gelecek peri anneniz… Azıcık da şu ocağın önünde küllerle poz verin. olacak işte. gerisi zaten akar gider.. balo..dans.ayakkabı.falan.üzülmeyin…ay bu kadar ayak diretenini de hiç görmedim…

—Çocuklar kaçta uyur?

-değişir…ama normalde 21:45te falan dişlerini fırçalayıp yataklarında olurlar…15-20dakika da masal sürer….onların soruları falan….nie prenses kaçtı? Prens ayakkabıyı kendi mi götürüyor……hımm….. bi bakalım….. 22:15te falan biter bu iş….

-hıh.işte ben de onu diyorum…..22:15’ten sonra ben de giderim….masal da biter..hı?

-olur mu öyle şey ya…. ya çocuklar bir daha dinlemek isterse masalı. “üzgünüz aradığınız prensese şu an ulaşılamıyor mu” diyeceğiz…öte yandan hala anlamıyorsunuz…dünyanın her yerinde farklı zaman dilimlerinde var olabilmeniz için sizi bu kapalı zaman eğrisine hapsettiler…saat farkı olan masal diye bir şey var mı. Tabi ki. Yok.

-her şeyi biliyorsunuz…peki lanet olası bu eğriden nasıl çıkacağım….

-………..

-……..ne!!

-peri anneyi bi deneyin..çok zor ama…

……………………………..

Bakın beyefendi kızınız masalı doğru ve olması gerektiği gibi tamamlamıyor..üstelik saçma sapan bir son yazıyor masala… “ve kül kedisi sabahın 03’ünde taxi durağına ilerler…” bir de teşekkürler peri anne teşekkürler peri anne diye gülümseyerek dolaşıyor koridorlarda….bazı arkadaşlarına büyümek ne kadar zaman alır…diye sormuş…..sanırım yardıma ihtiyacınız var beyefendi….ayrıca kızınız bu haliyle diğer kızlara kötü örnek oluyor…hatta genel olarak arkadaşlarına dememiz daha doğru olacak sanırım çünkü; onun bu davranışları etrafındaki erkek arkadaşlarının da özgüvenini zedeliyor…evlenip mutlu yuvalar kuracak bu çocuklar…yani böyle olmalı…biz bu dileğin koruyucusu olmalıyız bu çatı altında…tanrım..deri çizmeler diyor ya…….

sümbülteber/ I

…Size sümbül teber demeden önceydi işte…tutuyordum salıncağın iplerini….sıkı çok sıkı. Düşmemek için…..

İsminiz Sümbül Teber çiçekli fincanları ve pencereden bakmaları seversiniz. Ben sıkılırım günden güne varlığımdan… yeni oyunlar ararım…sizi bulur gözlerinize bakar ve hiç soru sormam kendime…bu ortalama üç dakika kadar sürer sonra siz “başka bir şey var mıydı” diye sorarsınız ben hayır anlamında başımı iki yana sallar gözlerimi kısarak gülümserim sıradaki alışveriş sepetini boşaltmaya başlar…ben çıkarım dükkandan..ilerlerim.ilerlerim…ilerlerim…

  • sanrılarına gerçek muamelesi yapan insanlar biliyorum ve aslına bakılırsa senden daha kabul edilebilir buluyorum onları…lanet olsun git konuş, ismini öğren, ona sümbül teber demeyi kes. Nasıl bir insansın sen –gitmeliyim sümbül teber’i görmem gerek. Koridorda ayakkabılarının çıkardığı sesler bir süre… sonra kapanan kapı usulca.. bahçe kapısı…paltonun kaldırılan yakası… sanki Dante’nin Beatrice’i….
  • Gitmeliyim, sümbül teber’i görmem gerek..
  • …………..

7yıl önce taşındım bu sokağa… bu ağaçlar benden önce de buradaydı. Bu insanların bir kısmı da. Benden sonra gelenler ve değişenler de oldu. Ben 7yıldır sokağın bu noktasında durur gazetemi alır ayakkabılarımın burnuna falan bakar iyi günler diyerek para üstümü alır fazla konuşmam. Bu beni filmlerdeki gibi gizemli kılmaktan çok rahatsız biri gibi gösterir büfedeki adamın nezdinde..bunu bilirim. Başka….? Bir düşünelim… karşı kaldırıma geçip bir süre ilerleyince (-ki bu 48 adımdır) fırına gelir, içeri girer, gözlerimi raflardaki türlü ekmek üzerinde falan gezdirir aldığım ekmeğin sarılmasını bekler, parasını verir, iyi günler der fazla konuşmam… fırından çıkıp eve doğru yürürken biriyle karşılaşır başımı vakur bir ifadeyle hafif aşağıya sallar iyi günler der fazla konuşmam… eve, işe, kütüphaneye, sinemaya nereye lazımsa oraya giderim. Sorduklarında sorun Sümbül Teber’in varlığında değildir ama bu yokluğundadır anlamına da gelmez derim….

Küçük bir hesapla özetleyecek olursak bundan üç yıl önce yani ben buraya geldikten 4yıl sonra bu sokakta büyük bir markette çalışmaya başladı Sümbül teber. Bir süre (-ki bu 8aydır) çalıştıktan sonra ayrılıp başka bir yere gitti (-ki burası başka bir semtte başka ve daha büyük bir markettir.) bir süre (-ki bu 3aydan 12 gün eksiktir) burada çalıştı.

-taaaaa ………..dan mı geliyorsunuz?
-şeyy evet .
-??
-evet
-hergün?
-hergün sayılmaz
-….
-sorun ne?

Evet lanet olsun benim sorunum ne???…şeyyy sorun yok efendim…pardon..anketimize katılımınız için teşekkür ederiz..iyi günler…..

Lanet olsun….Sümbül Teber bana “efendim” dedikten sonra.yutkun..bir kez daha..nefes al..nefes al….doğru nefes alma tekniklerinin falan filanı…çıkmayan ses….benim bir sorunum olmalı….

-onu azarladığını nereden çıkartıyorsun…cidden endişeleniyorum…
-niye bazı şeyleri doğrudan ve olması gerektiği gibi yapmadığın hakkında en ufak bir fikrim yok ama….
-doğrudan ve olması gerektiği gibi mi? Bana söyler misin doğrudan ve olması gerektiği gibi olan bir şey biliyor musun?
-peki…karışmayacağım.
-…….
-ya sümbülteber ne ya
-bir çiçek
-hadi ya
-nasıl ne?
-ayşe fatma leyla değil de neden?
-bir parfüm özü…bir koku….sen hiç ayşe diye parfüm özü duydun mu?

Peki derler bana..kendine iyi bak…üzülme olur mu…sıkılırsan ara….git onunla konuş…..derler….kendime her zamanki gibi bakarım..üzülmem.sıkılırsam ararım…giderim…..ama konuşamam onunla…notlar alırım..

aralık23.
Bir kokunun atmosferde ve bellekte salınımı eşdeğer olmadığı gibi herhangi bir insanın da “gerçeklik” etkisi ve belki “efekti” bellekte farklıdır….a.ilhan’nın belma sebil’i dante’nin beatrice’i, gökyüzünün güneşi vardır…sıradan bir insan olma hissinden kurtulmanın yegane yolu budur belki…ayakkabılarını boyatmanın ve traş olmanın, saatine bakıp garsona birazdan…birini bekliyorum da demenin…..iki kişi olmanın…fakat iki yanyana gelmiş değil…tam da bir kokunun özüyle anılmanın………
-…….
Kapıya bakılır…beni yalnız bırakmaktan korkar insanlar…

Peki ne istiyorsun?
Hiçbirşey.
PEKİ ONU NEDEN TAKİP EDİYORSUN?
Peki beni neden takip ediyorsun??????
Seni takip etmek mi? saçmalama
Onu takip etmek mi? Saçmalama.
Evet biliyorum..mezuniyet partisinden sonra bir daha seninle görüşmemem gerektiğini…dost olamayacak karakterlerde olduğumuza dair bir internet sitesindeki anketin sonuçlarını dikkate almam gerektiğini…
İnternette anket mi yanıtlıyorsun?
Bazen. ama konumuz bu değil.
Onu takip etmiyorum
Peki ama…tanrım…çok ama çok uzun zaman oldu…nasıl bir ilgi bu?
Bir öyküde sadece dışarı çıkmak için bahane arayan bir kahraman okumuştum…kentin bilmem neresindeki pastaneye ayçöreği almaya gidip, tanımadığı birine bir hayale mektuplar yazıp postaya veren….ve bütün bunları “bahane” olarak açıklayan….
Bize gel… …..sana çay demler..e iyi kızdır yormaz seni…kitabını inceleriz..çocuklarla oynarsın.

Aralık24
Senden güzel bir öyküden başka ne çıkar sümbülteber..

Egzersiz:

Herhangi bir durumun bir macera hissi uyandırması hiç de kolay değildir..yalnız oynuyorsanız gizemi korumanız oyunun heyecanı ve sürekliliği için elzemdir..öte yandan metod kendi kendinize satranç oynadığınız zaman “kazanan” ya da “kaybeden” kim ? sorusuna vereceğiniz cevap kadar sürreeldir… “beyazlar” “siyahlar”

Ajanda:
Yayın eviyle görüş…zaman iste.

Bu ilham perisi saçmalığı da ne?
Daha önce duymadın mı?
Elbette duydum ama akılcı biri olduğunu düşünürdüm?

Aralık25
Ahh. Bir kokunun kimyasından öte, bir varlığın sınanması deneyi bu….

SÖZCÜK EVİ VIII/Koridor 46/ oda sırası 74-73-72-……..67

Adım atıyorum. Bir…iki… adımlarımı sayıyorum üçç. Dört… işte bir merdiven. yukarı çıkmalıyım. Kimi bulmalıyım.hımmm…elimdeki kağıda göre ….ımmm. kimseyi. Şükürler olsun tanrım sanırım burada rahat bırakacaklar. Merdivenin tam karşısındaki duvar dahil olmak üzere bütün koridor boyunca küçük raf sistemleri var ve inanılmaz küf kokuyor burası. Ne kadar da eski bu raflar…klasik bir kütüphane katalog tarama sistemi işte küçükdikdörtgen kağıtlar delinerek demir bir çubuğa dizin gereğince sıralanıp çekmecenin karanlığına gömülüyor. Şöyle bir göz atıyoruz ….

Şapka ve şapkacılık tarihi, şapka devrimi, şapka yapımı, moda , aksesuar, hımmmm…rafların arasında neredeyse kaybolmuşken size nasıl yardımcı olabilirim? Sesin sahibiyle gözgöze geliyorum. İnanılmaz uzun boylu bir kadın ve boynu kesinlikle bir kuğudan ödünç alınmış olmalı diye düşünüyorum. Şeyyy.. ben. Şapka.16. yüzyıl. Kadının zümrüt gözleri var ve engel olunamaz bir hisle her an sihrine maruz kalacakmışım da kaçmam gereken bir sihirbazmış gibi tedirgin oluyorum. Peki. Cümle kurmalıyım. Ben 16.yüzyıl şapka sanatıyla ilgileniyorum. Doğru cümle bu sanırım. “tabi 16. yüzyıla ait silindir bir şapka takan adamın bu şapkayla olan ilişkisini arıyorum cümlesi oldukça saçma olurdu, gülüşmeler.” portatif bir merdiveni de daima beraberinde taşıdıklarından artık emin olduğum bu cücelerin aslında buraya ait en sevimli şeyler olduğunu itiraf etmeliyim. Zira merdivenin tepesinde oturan iki cüceden biri diğerinin tırnaklarına oje sürmeye çalışırken tırnaklarına oje sürülen küçük yaratık hem inanılmaz hoşnutsuz “sana bordo sür demiştim mavi olur mu hiç aptal çünkü ben gece rengi giyineceğim” deyip hem de bana laf yetiştirebiliyor. Peki biraz daha daraltamaz mıyız aradığınız konuyu? Hımmm. Ama gülünç olacak diyorum. Hiç de değil denemelisiniz diyor. Hımmm. Pekala. Iııııı sanıyorum 45. koridorda rastladığım 16. yüzyıl kostümlü silindir şapkalı bir adamı arıyorum en son bir filmden bahsediyorduk sonra ben…. İşte burada! Kadın elinde dikdörtgen katlanmış bir kağıtla karşımda duruyor. Bunu arıyor olmalısınız diyerek gülümsüyor. Şaşkınlığımı gizleyemiyor oluşumdan kaynaklı olsa gerek daha önce de bu konuda bilgilendirilmiş olmalısınız, sözcük evi’nde daima ne aradığınızı bilmelisiniz, tıpkı dışarıda olduğu gibi öte yandan her şeyin kitaplarda yazacağını düşünmek ne saçmalık! diyerek kağıdı bana uzatıyor:

Dışarıyı içeriden ayıran sınır çizgisi üzerine

“…Dışarıdan araba küçük görünür; içine girerken bazen klostrofobiye kapılırız, ama içine girdikten sonra araba birdenbire çok daha büyük görünür ve kendimizi gayet rahat hissederiz.Bu rahatlık için ödenen bedel, “içeri” ile “dışarı” arasındaki her türlü sürekliliğin yitirilmesidir. Bir arabanın içinde oturanlara, dışarıdaki gerçeklik biraz uzak, camın cisimleştirdiği bir engel ya da ekranın öte tarafıymış gibi gelir. Dış gerçekliği, arabanın dışındaki dünyayı, arabanın içindeki gerçeklikle dolaysız bir süreklilik içinde olmayan “bir başka gerçeklik”, bir başka gerçeklik tarzı olarak algılarız. Bu süreksizliğin kanıtı, pencereyi birdenbire indirip dış gerçekliğin, maddi mevcudiyetinin bütün yakınlığıyla bize çarpmasına izin verdiğimiz zaman üstümüze çöken tedirginliktir. Tedirginliğimiz, bir koruyucu perde işlevi gören pencerenin emniyetli bir mesefade tuttuğu şeyin aslında ne kadar yakın olduğunu birdenbire deneyimlemekten gelir. Ama arabanın içinde, kapalı camların ardında emniyette olduğumuzda, dışsal nesneler deyim yerindeyse, bir başka moda taşınırlar.Sanki gerçeklikleri askıya alınmış, parantaze alınmış gibi temelde “gerçekdışı” bir görünüm verirler. Kısacası, pencere perdesine yansıyan bir tür sinematik gerçeklik gibi görünürler(…)(Zizek Slavoj, 2008 syf:30)

“

Bu ne şimdi? Her iki durumda da aklımı koruyamamış olduğum açık. Dışarıdayken ve sözcükevindeyken. Arabanın (kelimelerin, cümlelerin, sözcükEvinin, odaların, koridorların vs) içindeyken bir pencere ya da dil, imge yardımıyla ayrılmışken “dışarıdan”, dışarı da bu durumda “içeri”den aynı şekilde ayrılmamış mıdır? Sizin içerde oluşunuz aynı zamanda dışarının “sürekliliği”ni ve “gerçekliğini” kesintiye uğratmaz mı? Aklımı korumalıyım. Bu kaçkın yerde okuma koltuğumu, kedimi özlediğimi itiraf edebilirim ve tanrım ağlamak beni Alice’e tam da bu sahnede “beni oku” emsali bir kağıt parçasıyla ne de çok benzer kılacak.

“(…)Bir yeri duvarla ya da çitle çevirir çevirmez, “içeri”yi dışarıdan bakan bir gözün görebileceğinden daha geniş bir yermiş gibi deneyimleriz. Süreklilik, orantı mümkün değildir çünkü orantısızlık (“içeri”nin “dışarı”ya göre sahip olduğu fazla/artı), tam da içeriyi dışarıdan ayıran engelin zorunlu, yapısal bir sonucudur. Bu orantısızlık ancak engeli yıkarak, dışarının içeriyi yutmasına izin verilerek ortadan kaldırılabilir (…)(Zizek Slavoj, 2008 syf:30)

“

Bir imge “gerçekliğin” sürekliliğinin kesintiye uğraması mıdır? Ya da yaşamın “sürekliliğinin” en “makul”, en “kaçkın” kabul edilebilirliği midir? Bir imge nedir? Ya da gerçek? Odaların birinden gelen oldukça sinirli erkek sesini duyuyorum duymamam gerektiğini düşünüyorum. Bu sarmal kelimeler, düşünceler ve odalar arasında birinin bana burada ne işim olduğunu açıklamasını ummak!! Büyük aptallık sanırım. Dışarı nasıl çıkabilirim? Lanet olası bu yerin bir çıkış kapısı var mı?

74. oda:
Burada ben size imkansızdan bahsetmiyorum. Tersine denenebilir olanı sormayarak yeni olasılıklar aramanıza hizmet ediyorum. Anahtar yoksa kapı gerçekten yok mudur. Gülünç olmayın. Şiddet ve hiddet deneyi yapmıyoruz burada. Alice’in ne içtiği umrumuzda değil ya da ne yediği nasıl uzayıp kısaldığı büyüyüp küçüldüğü çünkü hacmimizin kapladığı alandan fazlası olduğumuzu umuyoruz ve burası kesinlikle fantastik bir yer değil. İçerdesiniz. Fena halde kapana kısıldınız. Denemelisiniz. elimizi elimiz üstüne koyup bekliyor ve güven telkin ediyoruz.Endişelenmeyin… dinecek birazdan. nuh gemisine bir kara parçası bulacak. Herkes yerine dönecek…türünü devam ettirecek. kimsenin bir şey söylemesi gerekmeyecek.. sakin olun şu halde dışarı nasıl çıkacağımızı bilmiyorsak içerde olduğumuzu bilmek daha etkin bir bilinç düzeyi gibi görünmüyor mu size de… ve fakat ne kadar postmodern bir tanım bu… aşarak içinden geçmeler.. palavra ….. Şu halde beyler bu toplantıyı sonlandırmadan eklemeliyim ki çember asla kapanmıyorsa ve zaman ucu açık bir eğriyse hiç ölmemiş olabiliriz…

kurbağa prens

Benden istediğiniz şeyi doğru anlıyorsam hemen söylemeliyim “kesinlikle olmaz!”
– Ama küçükhanım lütfen……yardımcı olmaya çalışsak?
– iyi. O zaman onu siz öpün.
-Ama….
-Çok pardon ama bir kurbağayı öperken bana nasıl yardımcı olacaksınız? cidden merak ettim.
-Sevdiğiniz bir şarkı falan?
-ığğğykk…katiyyen hayır
-Patron ; mum ışığı falan mı şey etsek..hani loş olur falan
-hı?
-saç-ma-laaaa-MAAA-YIIIINNNNNN…. Ay şimdi düşüp bayılıcam…ne biçim aşk hikayesi bu
-ama masal bu küçükhanım..kız; kendini beğenmiş ukalanın tekidir, hatta kurbağanın son haliyle kıyaslanacak olursa pek de matah değildir…prensesim falan diye hava atar…
-pek matah değil derken?
-canım itiraf edin pek de genç sayılmazsınız
-sizinyaşınızda kraliçe falan olan var..hehehe
-yok artık…hakaretin bu kadarı da
-Siz onun kusuruna bakmayın…ama bu problemi derhal çözmeliyiz. Aksi halde masalı tamamlamamız mümkün değil.
-kraliçenin nesi kötü anlamadım ki?
-ışıkçı yamağı işine dönNNN!
-özlük haklarım var benim
-süper ya…bunca yıl saçlarına bakım maskesi yüzüne bakım maskesi camdan ayakkabı ile yürüme egzersizi ki bunların biri neredeyse bir faciayla sonuçlanacaktı…mağrur mağrur bakmalar..törpüler cilalar ay ne için burada kaçkın birsenarist –yönetmen ve ışıkçısının polemiği arasında şu yeşil vıcık vıcık ve nasıl olduğunu bilmediğim lanet bir şekilde gözbebeğime gözbebeğime bakan lanet olası kurbağayı öpmek için..her şey….öyle mi…..
-ama olayı böyle değerlendirmeniz üzücü….bu sizin masal kariyerinizin altın başlangıcı olacak…hissediyorum…
-bir daha beni kimsenin öpmeyeceğini de hissediyor musunuz? Ve benim bir daha yemek yiyemeyeceğimi, herhangibir şey içemeyeceğimi, bisiklete binemeyeceğimi?
-şey ..pardon ..bisiklete binmek?
-çünkü SU İÇERİMMMMMM..
-hımmm
-başka birisini bulun
-bu saatte? imkansız..
-etrafa bakın
-bu sette? İmkansız….sizin dışınızdaki tek dişi şu an pamuk prensesin cadısı
-teşekkür ederim kendimi cidden prenses gibi hissettim…tanrım..tanrımm..lütfen……çeker misin şunu burnumun önündennn..
-bi gayret..
-öpmiyCEEEMMMMMM
-ama bu kadar zor olmamalı….işte bakın…muckkkkkkkk
-ığğykkk..
-patron bana bi daha yaklaşmazsan sevinirim…
-ee öptüm ne oldu…
-ben de onu soru yoruuummmm..ben öpünce ne olacak..bir hiççççç….bunu anlıyor musun bir hiççççççç!!!!
-olur mu küçükhanım ama siz prensessiniz…
-saçmalamayı ve bana küçükhanım demeyi keser misiniz? Ne prensesi…? iktisat fakültesini 5yıl önce bitirdim…tüm hayalim oyunculuktu…çocuk tiyarolarında sincap olarak çalıştım..35derece sıcakta o lanet kürklü kostümü giydim…kuyruğum daha canlı görünsün diye kostüme benimle birlikte soktukları velet tam 1buçuk yıl boyunca saçıma sakız yapıştırdı..peki ben..ben ne yaptım….”sanat gibi ulvi bir amaca adayacağım ömrümü”…..emin misiniz? Diye sordular ve tahmin edin ne dedim…..kendi istifa mektubumu bırakırken…..şimdi bu çirkin kurbağayı öpmiycem…emin olun….
-güzellik bence izafi küçük hanım…
-sizin ve benim şu an aynı kabilede bulunduğumuzu varsaysak hani paylaştığımız mekan, kostüm ve yüzyıl ortaklığı adına şimdi siz bu kurbağayı güzel bulduğunuzu söylüyorsunuz öyle mi?
-pekala……sevimli ama…şuna baksanıza….
-vıraaakkkk….
-ayrıca masal şaibeli…
-nasıl yani?
– kurbağa mı çirkin..çirkin prens mi….her iki durumda da bu sabit kalacak bişey mi….
-olur mu canımmmmmmm..prens müthiş yakışıklı…
-diyorsunuz..
-kendiniz bakın….bakın kahve makinesinin önünde telefonla konuşuyor…
-hımmm…peki o beni öpecek mi?
-şeyy..bu sizin özel hayatınız küçükhanım..ama ben sizi bizzat tanıştırırım şu iş bitsin..bi yemek falan yersiniz birlikte..bir caz konseri, bir sinema falan..ne bileyim işte..ehe ehe
-saçmalamayı keser misiniz? Senaryo gereği masalın herhangi biryerinde bu prens beni öpecek mi? Ayrıca bu kurbağayı öpersem yemek nasıl yiyebilirim???
-haaaa…yok..hayır. öpmeyecek..
-heh..ben de onu diyorum ama ben garanti bir kurbağayı öpmüş olucam di mi.
-şey..teknik olarak…evet….
-teknik mi? Bir kurbağaaaaaa diyorum…
-e ben öptüm….
-bakın beyler sizinle tanışmak güzeldi….ki bunu nezaketen söylüyorum zira hayatımın gelecek son 3-5 ayını belleğimden sizi bu kurbağa ile birlikte silmeye çalışarak geçireceğime yemin edebilirim..gitmeliyim…
………
-pes yani..bu kadar insan ayıranı da hiç görmedim…kadife pelerinli kolej mezunu prense oki..bu allahın zavallı…
-insan mı?
-zavallı sevimli kurbağasına…
-…….
-vıraaaakkkkk…..

Doğu TÜRKİSTAN

Doğu Türkistan, Türkistan’ın bir parçasıdır. Türkistan, batıda Hazar Denizi’nden, doğuda Altay ve Altın Dağları’na; güneyde Horasan, Karakurum Dağları’ndan, kuzeyde Ural Dağları ile Sibirya’ya kadar uzanmaktadır. Doğu Türkistan; Türkistan’ın doğusunda ve Asya kıtasının tam ortasında bulunmaktadır. Güneyde Pakistan, Hindistan, Keşmir ve Tibet, güneybatı ve batıda Afganistan ve Batı Türkistan, kuzeyde Sibirya ve nihayet doğu ve kuzeydoğuda Çin ve Moğolistan ile sınırdır.[1]

Doğu’da Çin ve Moğolistan, kuzeyde Batı Türkistan, batıda Batı Türkistan ile Afganistan, güneyde Keşmir ve Tibet ile çevrilmektedir. Doğu Türkistan’ın büyük bölümü Karakoram, Tanrı Dağları, Tarbagatay ve Altay sıradağları ve Taklamakan Çölü ile kaplıdır. Bu bölgede büyük ölçüde 8 milyon Uygurlar, bir Müslüman Türkçe konuşan insanlar yaşar.[2]

Doğu Türkistan, günümüzde 1,65 Milyon km2 alanı kapsar, önceleri resmi kaynaklara göre 1,82 milyon km2 alanı kapsardı. Güneydeki Kunlun Dağları, Doğu Türkistan ile Tibet arasında sınır, ve kuzeydeki 400 kilometre uzun Altay Dağları Doğu Türkestan ile dış Moğolistan, Rusya ve Kazakistan arasında sınır oluşturur. Tanrı Dağları 1700 kilometre uzunlukta ve 250-300 kilometre genişlikte, büyük bir bölümü Doğu Türkistan’da, güneyden kuzeye doğru uzanırlar.

Çok zengin bir tarihe sahip ve görkemli görünümlü Doğu Türkistan, yüksek dağlarla, çok iyi ve ilginç çöllerle, güzel otlaklar ve ormanlarla kaplıdır. -Kaynak:http://tr.wikipedia.org/wiki/Do%C4%9Fu_T%C3%BCrkistan

Bayrağı ay yıldızlı ve mavi (Ay-Yultuzluq Kök Bayraq)olan Doğu Türkistan’daki katliama birşeyler söylemek için gerekli zaman dolmadı mı? filistindeki kardeşlerimiz diye sokaklara dökülen insanlar…peçeler….nerede? sokakta olmayışlarını nasıl açıklayacağız? insanlık onurunun katliama karşı duruşunun örnekleriyse onlar neden bir cümle bile yok….

Aydınlık tarihini unutmamış, aydınlık geleceğine inanan insanların bu katliamı kınaması dileğiyle..