peki, o zaman hanımefendiye yolu göster alex/ karşılaşma II

“Güneyden 4pik oynuyorsunuz. Batı sinek As ve Sinek Rua çekti ve karo oynadı. oyunu planlayınız”….
-Ası çekip tek ruaya önlem alarak-kural şu: kızı dışarıda bırakırsan başını belaya sokar.Kızı dışarda bırakma-
-Kartları daha sıkı tutarak- böyle bir kural hatırlamıyorum?

Öğleden sonra: -İtalyanca öğretici (yapısal yolla) kitap ciltlenecek,
-Edimin içtepisel omasının makbul olduğu durumlarda yöntem sorunsalı incelenecek…
-Nefes egersizi…hımmm neden etüd..neden egzersiz…doğru nefes teknileri…. herkes nefes alır..öyle ya da böyle….fırçayı tutar..tuale yürür…kağıda kalemle…fikre bir başka fikirle…deneyimin ve ustanın varlığını red ile yücelme isteğinin engelinden kurtulmak..kurtulmak….ve kediler hep meraklı ve başını belaya sokmaya meyillidirler der efsun hanım….onca yıl sonra bir tesadüfle karşılaşıp burada sanki hiçbir şey olmamış sanki onca yıl önce söz verdiği yere gelmiş gibi davranırken….lakerda tartılır…ince ince kesilirken…dükkan sahibi işinin ehli bir elması işler incelikte bir işçilikle dilimler keserken büyük bir merak endişe ve dikkatle dükkan sahibini izlerken..dakika önce kendisine verilen parçadan hoşnutsuz kadının elindeki pakete hak verip dükkan sahibini hipnotize etmek isteyen gözlerle izleyip “bunu başarabilirsin” moral desteğini sessiz verirken…hayat onunla yan yana yürürken ne kadar da uzuuunn gelirken… “son akşam yemeği” ne atıfla “gökyüzünde rakı sofrası” (ki kavramsal olarak bu o yemeğe katılan ekibin yapmasının artık ironik ve absurd olarak daha reel görünebileceği bir şeydi ” nina simone’nun sesi ansızın “do what you gotta do…” davetiyeleri böyle hazırlamalıyım diyor…..avluda ölgün ışıklar salınır, uzun baygın bir öğleden sonra henüz başlamışken….uzun baygın bir öğleden sonra gibi bir hayat henüz başlamışken….şen kahkası sızıyor avluya….kendi kendine kaybettiği bir şeyi bulmanın kendikendine neşesi… “ay bunu buraya ne zaman”…ve ne zamandır arıyordur sorsanız…..izliyorum onu…geçen yıllar içinde düzenbazlığından, hileli gel-gitlerinden bir aşkla sıyrılmış olabilir mi…ve şimdi gökyüzünde rakı sofrası hazırlığına saatler öncesinden girişir, bana burada onu tüm yaşamı boyunca kutsal bir heykel gibi hatırlıyor oluşumu sezmişcesine kahve ikram eder, kulağının arkasına, saçının arasına kocaman egzotik, çocukken korktuğum çiçeklerden birini yerleştirirken…ritüelin tersinden okunuşu üzerine postyapısalcı bir egzersize neden bu denli ihtiyaç duyduğumu düşünüyorum…bir an susuyor…sadece bir an…ender rastlanılır bir durum…efsun hanım pis geveze…chi parla molto? Lei parla molto…chi parla piccolo? Noi parliano….. ….gülümsüyor….min-ell aşkkk…

Yapabileceklerim:

Burada birkaç saat daha kalıp akşam yemeği hazırlıklarına yardım edebilirim,
Hani…kimdi o???…marangoz olmalıydı…dairesinde çalışan…merakına istinaden Perec’ten aradığı bölümü eve gidince ona telefonda okuyabilirim,
Ne kadar da güzelleşmişsin tanrım aşk sana ne çok yaramış diyebilirim
Lazanya için kritik bilgiler tartışabilirim
Postane yolumun üzeri değildir ama yolumun üstü ne olacak diyerek bilmem ne derneğine yazdığı mektubu postaya vermeyi teklif ederken onun ne zaman bu denli sosyal sorumlu biri olduğunu merak edip hayrete düşebilirim
Yemeğe kalma teklifini kabul edebilirim…
….
….
Bir şey soracaktın diyor..söylediklerimi dinliyor olabileceğinin aklımın ucundan geçmediğini itiraf etmeliyim…
Ben…(neden kekeleyerek…)kızı dışarda bırakmak üzerine bir şeyler söylemiştin….diyebiliyorum….gülümsemeye çalışıp neden bu denli konuşmakta zorlandığımı düşünerek…sessizliğin cam karnında geziniyorum yüksek topukla, bir şemsiye ucuyla..ya da pürüzsüz karnında usta işi bir bıçakla..henüz terkedilişimi gizlemek isteyerek…bölmek, çizmek… nedendaha önce bu kadar zor gelmemişti…bir sess…neşeyle anımsıyor….efsun hanım piss umursamazz…bu “kural” diyor…mabed dişi ile kurulur…içeride tadilat varken bile onu dışarı çıkarmayacaksın…aksi takdirde tanrıçan sana teksas’tan mektup yazabilir…
Öğleden sonra (çünkü çok uzun)
Bütün bunları nereden bildiğini merak ediyorum… belki yine birlikte bazen şehir kütüphanesine gidebileceğimizi söylüyor….gülümsüyorum..

Platon’u unut..!

Beni öldürdükten sonra gözlerime bak ve üzgünüm çok geciktim, içimdeki bir akıntının yönünü değiştirmem gerekiyordu de ve tekrar özür dile. tekrar.”

Bütün bunları daha önce de düşündüğümü anımsamıyorum. nabzımın atışına paralel bir hızla değişiyor renkler. az önce yeşilin tüm tonlarında güzeldim işte… hızla kırmızı karışıyor zihnime… inatçısın. İnatçısın işte diyor ayaklarını hızla yere vurarak. Diyalektik diye bir şey var diyorum. Yüzüme bakıyor. Uzun uzun. Geldiği için inanılmaz pişman bunu okuyabilmek için gözlerinden kâhin olmak gereksiz. Pencereden sokağı izliyorum. Kalkıp gidiyor…

Gümüş yaldızlı kâğıtlara önce özenle kelebekler çiziyorum. Telaşsız. Bunu yapmak için vaktim var. Fazlasıyla vaktim var bunu yapmak için. Kalkıp küçük deftere yazıyorum.
“bunu yapmak için fazlasıyla vaktim var.”sonra ana hatlarıyla çizdiğim kelebeği yine büyük bir dikkatle kesiyorum. Makasın -ki çok eski bir makas olduğunu söylemeliyim.
İnce ve uysal olmayan sesini de dinliyorum. İpek böceği denilerek sıcak sulara atılan böcekler uyuyor zihnimde. Kelebekleri kestikten sonra bir tanrı edasıyla elimde tuttuğum kelebeği milyonlarca kelebekten ayıracak olan desenlerini çizmeye başlıyorum. Bu bir nevi onun kimlik kazanışı. Ya da süslenişi. Hangisi? Bir siluetken de fazlasıyla bir kelebeğe benziyordu zaten. sonra karanlıkta bir ışık kaynağının yakınlarındaysa gölgesi benim saatlerce uğraşıp süslediğim kelebeğe hiç de benzemiyor.bir siluet olarak kalışı.hep öyle kalışı bir tesadüf mü peki.bu arada platon’a,mimesise falan atıfta bulunmuyorum.zaten hiç alakası yok.o halde gerçek dediğimiz şey detaydan arınmış bir bütün,amorf kitle midir ve aslında her şey ustalıkla gelişmiş bir ışık gölge oyunu mudur.evrende bir türe dahil olup tekil olabilme özgürlüğü diye bir şey gerçekten yok mudur? -ki olmadığını düşündüğümü söylemeliyim.bknz:töz.bırakıyorum kalemleri, kelebek masanın üstünde eksik, kusurlu, herhangi birinin bir yanlışı gibi kalıyor.bakıyorum.bakıyorum.ben sanırım yanlış anlıyorum.”cümleler; kelimeleri, sınırlandırılmış tekil gerçekliğe yaklaştırma çabasıdır”diye yazıyorum.

Bulut.
Hangi bulut.
Büyük,lacivert,şu anda baktığım ve yağmur yağdıracak olan bulut.

Kelebek.
Nasıl kelebek.
Boyamaktan vazgeçtiğim ama eğer tamamlamış olsaydım eşsiz bir güzellikte mor olacak olan, iri gözlü ve kusurlu gibi duran kelebek.

“sınırlandırılmış tekil gerçeklik” de ne demek? Peki. Bir an için durup buna inandığımı düşünecek olursam kelimelerin de bütün, bütün oluşuyla kavranan ama bu haliyle ifadesi mümkün olmayan ( ya da tutarlı ifadesi demeliyim) bir bilgi,gerçeklik içerdiğini kabul etmem gerekecek.o halde ortada ya büyük,merkez teşkil edebilecek kadar öz bir gerçeklik var ve biz onu bütün olarak algılıyor oluşumuza karşın sadece parçalayarak ifade etmeye çalışırken bu çaba süresince bütünüyle merkezden uzaklaşıyoruz ya da her birimizin algıladığı ve anlatmaya,aktarmaya çalıştığını iddia ettiği gerçek bir safsatadan ibaret. Hangisi? Bunu yapma.bunu yapma.kelimelerle daha iyi vakit de geçirilebilir.
…Ah kül rengi bir son
Sondan bir önce dilediğim
Sonsuza akabilmek için… diye yazıyorum. Gülümsüyorum. aklımı yitirmiş ya da kısacık bir an sonra yitirecek olmalıyım.ateşim var ve sürekli gürültülerle sildiğim burnum kıpkırmızı yatağa kıvrılıyorum. ayaklarımı karnıma çekerek.”evrende gerçeklik denilen şey insanların safsatasıdır” diyerek uyumak istiyorum. bunu geçmişte yapabilmiş ya da şu an yapabilecek olsaydım hayatımın değişmiş ya da değişecek olacağını düşünerek eğleniyorum ve c vitamini alma konusunda daha istikrarlı olma yönünde kendime söylediklerimi dinlemiş olsaydım şimdi bu derinden gelen üşüme eşliğinde mutfağa gidip çay hazırlamak zorunda olmayacaktım.

Adam uzun füme renkli bir yağmurluk giymiş ve oldukça sinirli bağırıyor kadına
-BANA GERÇEĞİ SÖYLE, BANA GERÇEĞİ SÖYLE.
Kadın sakin. donuk. kesinlikle bu hiddetin öznesi değilmiş gibi
—NASIL?

Suyun kaynama sıcaklığına erişmeden hemen önceki o an ne kadar da uzun gibi. izafiyet. varlık ve gerçeklik algısı izafidir diyerek adaçayı içiyorum. düşüncelerimde tutarlılık arayamayacak kadar hastayım.

minelva

ah! Her şey bir kez olur yalnızca,
Bir kez olmalıdır kanımızca…”
—Bitmeyecek öykü-(uyulala)

…
Kapını kapat. Lütfen. Kilitle. Kontrol et. Kontrol et. Emin ol. Alınabilecek tüm tedbirleri al. Dua et. Uyu. U y u.
…

Sizi daha önce de gördüğüme yemin edebilirim. Varlığımdan duyduğum mide bulantısını hafifletiyor sesiniz. Sakinleşiyorum. Sakinleştiğimi düşünüyorum. Sakinleştiğime inanıyorum. s a k i n l e ş i y o r u m. vangelis, 1492. o n d ö r d ü n c ü y a ş. M a y ı s ı n o n d o k u z u. Hayır bu benim doğum günüm değil. B ü y ü k b i r a l a n d a t o p l a n ı y o r u z. O k u l ç a ğ l a r ı m ı z d a. Y ü z l e r c e y i z.
Yüzlerce el
Yüzlerce kol
Yüzlerce ayak
Yüzlerce bacak
A y n ı a n d a ö ğ r e t i l e n i s t i k a m e t t e s a l ı n ı y o r u z.
Yüzlerce baş
Yüzlerce göz
Yüzlerce düşünce
A y n ı a n d a i z l i y o r b i z i ö ğ r e t i l e n i s t i k a m e t t e.
Ellerimizde uzun mavi kurdeleler var. En çok bunları seviyoruz. Biz nereye kurdeleler arkamızda. Rüzgârda salınıyorlar. Ya da rüzgârımızda. Tiril tiril ışıl ışıl, öğle güneşinde. Sinirlerimizi yoran. Canımızı yakan. Görüşümüzü sınırlayıp terleten. Çok ama çok susatan öğle güneşinde katil olmak yerine dans ediyoruz. Bir yerlerde bir kıtanın sonsuza dek unutulmasının keşfedilmesinden daha iyi olacağını bilmeyen adamlar, tacirler ilerliyor mavi bir göğün altında tiril tiril ışıl ışıl öğle güneşinde…

—bu kokuyu daha önce duymuş muydun diye sordum.
—sanmıyorum.
—Aslına bakarsan ben de öyle düşünmüştüm. Çok nadide bir baharat.

K o k l u y o r u m. D e ğ i ş i y o r k o k u. B e n d u y m a d a n ö n c e k i d e ğ i l a r t ı k. P e k i d u y d u ğ u m mu. Koklamayabilirdim.

—tadına bakmalısın.
—h a y ı r.

Tırnaklarımı yememek için kendime söz vermediğim için yiyor olmaktan rahatsızlık duymuyorum. bu size mide bulandırıcı gelebilir. yine bu yeterli temizlik( siz hijyen diyorsunuz buna) alışkanlıkları edinememişim gibi görünebilir size. Birincisi ben ellerimi çok sık yıkarım tabi bu yeterli değil sizin için ama ben de kokunuzdan nefret ediyorum midemi bulandırıyorsunuz. Bunları söylüyor muyum size. Tabi ki hayır. Zarafetin doruklarında mütemadiyen mütebbessim incelikli davranışlar gösteriyoruz birbirimize. N e k a d a r da g ü z e l i z. Tıpkı b i r b i r i m i z i z.

Daha önce de buradaydım ama sanırım o zaman şurada başka bir ev vardı.
Duvarları kırmızı
Perdeleri mavi
Perdeleri mor
Perdelerin ardındakiler mavi
Perdelerin ardındakilerin sanıyorum iki kişiydiler ellerindeki içecekler kırmızı.

B u s e r i n l i ğ i s e v i y o r u m. H e n ü z s a b a h o l m a y a n s e r i n l i ğ i. Ç o k k ü ç ü k t ü m. B ö y l e s e r in bir gece yıldız vardı çok gökyüzü siyah yakın ve yaldızdandı. Toprak bir yolu adımlıyordum. Başım göğe değecek sanmıştım. Sonra hiç öyle bir gökyüzü g ö r d ü ğ ü m ü h a t ı r l a m ı y o r u m.

Bu saatte uyuyor olmalısın.hatta rüya bile görmelisin.ne şimdi bu.uyuyamıyorum filan.bitki çayı iç, ılık süt iç bir şeyleri say, serin, derin ve dingin, huzurlu bir yer düşün, üzülme ararım tabi hangisini içeceğinden eminsin di mi sonra merak ederim bak.en iyisi sütle iç sen yine de hem miden de zarar görmez di mi bir de yüzünü yıka diycem ama iyice dağılacak uykun saati kurma çok kötü oluyor insan sabah sabah.tamam.bence sen yine say.iyi geceler…………

K u s u y o r u m a ğ z ı m d a n y e ş i l b i r s ı v ı y l a akı yor zi h n i m.k u s t u m s a nı r ım y ine kusucam nefesimi tu tuyorum.sayıyorum……

Mavi kurdeleler….
Ne güzel salınıyoruz.
Bizi bu halimizle kelebekten ayıran pek az şey.
Adımlarımızı. Dönüşlerimizi saymak zorundayız
Hata yapmamak için.
Yüzlercesi içinde
U N U T U Y O R U M . K a r ı ş t ı r ı y o r u m h an g i s e s h a n g i s a y ı y d ı. Korkunç ve korkunç g ü l ü n ç b i r his. d u r u y or u m. K ı s a b i r a n. K ı s a cık b ir a n kurdelelerin arasında kalıyorum inanılmaz güzel ve bu halimle beni kozadaki böcekten ayıran pek az şey…

Ilık suyla günde en az iki kez bir pamuk yardımıyla yapacağınız pansuman yaraya iyi gelecektir.

Hangi yaraya
Pek çok yaraya
Ilık su.

Parmaklarımın arasındaki pamuğu sıkıp suyun neredeyse yere damlamadan buhar oluşunu izliyorum.gazlı bez kokuyor ve üstelik bu midemi bulandırıyor.

A s f a l t t a u p u z u n k o ş u y o r u m . U ç u r t m a u ç u r a c a ğ ı z a b l a m ı z l a..

Rüzgâr yok ki.

B e n i m d i z l e r i m k a n ı y o r.

Küçük kız.küçük kız. Ne aptallık. Rüzgâr yok ki. D i z l e ri m kanıyor çok. Eve götürüyorlar.uçurtma önde gidiyor. Kuyruğu yerde….

Karanlığı ellerimle yokluyorum. Yerlerini bildiğim objeler yer değiştiriyor sanki.ilerliyorlar.

Sana o kadar çok kızgınım ki diyor minelva bir daha asla sorularına cevap vermeyeceğim.bir daha asla çağırdığında gelmeyeceğim.bana bir ölü muamelesi yapmanı izledim sessizce. Son bulur sanıyordum. Ama bak daha az önce kirpikdiplerimi boyadın.s i y a h a. Dudaklarıma çizgiler çizdin. Siyah. Sesimi kullanarak bağırdın bana ve kovdun beni.üstelik gelmeyebilirdim.acı çektiğini düşünmüştüm.

Saçlarımız uzuyor.saçlarımız uzuyor hızla.bir kadını diğerinden ayıran saçları,gözleri ve kokusudur diyorum saçlarına gidiyor elleri.

Çalıyor (telefon)
Cevap verilmiyor(telefona)
Fişi çekiliyor(telefonun)

Kaplanların kafeslerini de göreceğiz. Elimizde kağıt helva.korkarsak gizleniriz.korunuruz.gizli gizli bakarız.kafeslere çok yaklaşmayız.kızdırmayız öyleyse kaplanları.burayı seviyoruz.sonra renkli kuşlar var.göründükleri kadar uysal olmadıklarını biliyorum ben.ama zararı yok. K a f e s t e l e r.kağıt helva yiyoruz.

Bütün olanları geriye dönüp anlatacak olsaydım toprak kokusuyla başlardım.

H e y k e l i m i y a p m a k l a t e h d i t e d i y o r b en i…n e kadar gülünç. N e kadar saçma! Tanrım! Uğraşacak daha iyi işlerim var benim.ben minelva. Adımı söyleyerek gidebilirim. Ancak ben istediğim kadar olurum ve burada ölümünü seyretmek inan ki acıtmıyor bile….

Uzun mavi bir öğleden sonra yüksek dikdörtgen bir pencereden bakıp yağmur yağacak diyorum…

Çok ama çok dolu yağıyor.büyük bir fırtına ve dinmek bilmiyor.büyük dolular pencereye vuruyor.endişeli izliyoruz.annem çok hızlı bir el devinimiyle pencereyi açıyor.avucunda birkaç dolu tanesi.rüzgarla birlikte ıslanıyor sanki yüzüm.annem ablama birkaç tane dolu veriyor.i z l i y o r u m. Evin ilk kızına yedirilirse geçeceğine inanılıyormuş.sonra diniyor gök.bir tesadüf olsa gerek ama ben yine de büyüleniyorum.sonra bir daha hiç üçümüz dolu yağarken pencereden bakmıyoruz.

M i n e l v a. M i n e l v a. Gerçeküstü olan ,yaşamak diyorum.geçip gidiyor koridordan.yüzüme bile bakmıyor.

Bu yaraları seviyorum.kabukları kırmızıdan kahverengiye dönüyorken bir yarayı yeniden kanatmak için en uygun zamandır.sonrası geç olacaktır ve kuşkusuz kişiliğinize paralel alacağınız yaraların da izleri değişik şekillerde ve büyüklüklerde olacaktır.izler. izler hiçbir işe yaramaz.sanıldığı gibi öyle hatırlatıcı,acıtıcı kudrete de sahip değildirler.gerçek ve kudretli olan yaranın kendisidir.

Kabuğu önce hafifçe kaldırıyorum canım acıyor sonra net bir hamleyle çekip ayırıyorum ölü deriyi.yarı saydam koyu.bir süre duruyor elimde.bunu kendime ben yaptım.bekledim tenimin iyileşmesini.- O zaman ne yapıyormuşuz…daha dikkatli oynayıp öyle koşmuyormuşuz.sonra bak …..

Sesleniyorum.çınlıyor sesim kulaklarımda. Miiiinnnnnnnnnnneeeeeeel……

. Çok hızlı yürüyordum.benden daha hızlı yürüyen iki adam ölü bir kediye sesleniyor.ben sadece bir kez baktım. B e n s a d e c e b i r k e z b a k t ı m o n a d i y o r u m. Ne şimdi bu.komik mi. Ölü bir kediye sesleniyorsunuz.eğleniyormusunuz.

H a y ı r k o r k m u y o r u m…

Uzun.hiç bitmeyecek denli uzun bir öğleden sonra.sona eriyor.kurdeleleri alıyorlar bizden.bu kadar işte.bir seyirliktiniz.bir daha asla tekrarlanmayacaksınız.bunu bilmek garip.bunu bilmek başta incitici.bunu bilmek çok sonra huzur verici aslında.

Korktuğumu düşünüyor minelva.saçlarını kesiyorum.hiç ama hiç konuşmadan izliyor.soğuk sulara sokuyorum başını.bir i k i ü ç nefes b i r i k i ü ç ilaçlarımı içtim ilaçlarımı içtim.bitkiçaylarımı,ılık sütlerimi,içtim.saydım. s a y ı y o r u m.su soğuk.b ir i k i ü ç nefes b i r i k i ü ç gözleri minelvanın sanırım iki büyük hava kabarcığı artık.b i r i k i ü ç ..burada ölümünü b i r seyretmek inan i k i acıtmıyor bile.

4356/21 PORTOBELLO

  • ikinci şişko üvey kız kardeş geldi…………..
  • nasıl yani….????
  • birinci şişko üvey kız kardeş, ikinci şişko üvey kız kardeş, üçüncü şişko.. hah bu gelen o olmalı…..kapıyı açın!
  • külkedisi demek istediniz sanırım
  • hayır, üvey kız kardeş.
  • külkedisi !!
    -tamam, bence de fena sayılmazsınız, hatta şişko bile değilsiniz ama elimdeki kağıda göre…bu sizsiniz….
    -4356/21 portobello… işte burası, saat 22:10, arkadaşım külkedisi demişti.
    -adres doğru küçük hanım….ve birazdan da başlayacağız… Ancak bizim külkedimiz var…Üzgünüm.
    -şaka di mi….hadi tamam çok hoşsunuz…ama sinirleniyorum….28 yıl boyunca ben bu balkabağına binip baloya gidicem, ayağım o lanet ayakkabıya sığsın diye spor ayakkabı giymedim ve şimdi siz bana ÜZGÜNÜM!!!!MÜ diyorsunuz!!!!!
    -bakın küçük hanım…sakin olmayı deneyin….nefes alın….alın….derin nefes..bırakın….bir daha…..bir de olaya şöyle bakın….külkediliği pis iş….işçiliği çok..yok isin külün içinde şunları topla külkedisi….yerleri sil, parkeleri cilala, ütü yap külkedisi….hayır sen o kadar uğraş, kas; balkabağından arabaya bin baloya git, 24’e kadar desinler..hadi ya….tam eğlence yeni başlıyorken koştur koştur çık balodan….ayakkabını falan düşür..ay ne rezillik…bir de o prens yarım akıllısı artık ne içtiyse ne kadar içtiyse hatırlamasın seni…versin ayakkabıyı uşakların eline kapı kapı….utanç verici bişiy ya….
    -……..fakat….nasıl olur….
    -küçük hanım…..lütfen ağlamayın…ayy ne yapsak…
    -külkedisi kim peki…
    -işte bakın şurada….kahve makinesinin önünde…
    -telefonla konuşan mı…
    -hayır sigara içen…
    -külkedisinin kızıl ve kıvırcık saçlı olması gerekmiyo mu
    -yok öyle bişiy….
    -tamam. Şansımı deneyeyim dedim…
    -……
    -sigara da kullanıyor
    -sorsak sizin de hiç trafik cezanız yoktur di mi…..
    -…..
    -elbette sigara içiyor…ama çocuklar bunu asla bilmeyecek…..aramızda kalsın bence boyu da fazla uzun….yani prensle yan yana gelince….ışıkla mışıkla halledeceğiz artık..ama lütfen ağlamayın artık….
    -hayır ben neye üzülüyorum….kurbağa prensle başla, Allahın kurbağasını öp…, kırmızı başlıklı kızla devam eden bir masal kariyeri..
    -o siz miydiniz… ya ben çok başarılı bulmuştum kırmızı başlıklı kızdaki performansınızı…
    -teşekkür ederim……sen yıllarca uğraş…külkedisinde 2., üvey, şişko kızkardeş ol…hayır…ya ..hayır…
    -ya bu saatten sonra değişiklik yapmak nerdeyse imkansız…bakalım neler var elimizde….Hansel ile gretel’e cadı….hımmm.geç….parmak kız da çiçek……..ejderha….iskambil şövalye…..kupa ası olacakmış….geç…hımmm……..üzgünüm…geç kaldınız…..
    -peki. bi yolu olmalı ama..bana uygun bişiyler bulabilmenin bi yolu?
    -……
    -ne..??
    -peri anneyi bi deneyin diyeceğim ama….henüz gelmedi…rol sırasına daha çok var….ayrıca haftada iki gün alkolü bırakanlar grubuyla terapisi var….henüz gelmez…bi düşünseniz bu rolü diyeceğim ama..
    -HAYIR……..!
    -ya ben anlamıyorum zaten…..nie külkedisi…..yani o üç kızdan biri niye değil….birincisi şişko çirkin, ikincisi şişko çirkin…kardeşim…üçüncüsü niye güzel olmasın..bu kadar haksızlık edilir mi canım….güpgüzel kız işte…giydir kostümü al sana kedi….hayret bişiy…ağlamayın lütfen ağlamayın…
    -…………
    -ya ama hakikaten benim de sinirim bozuldu şimdi…..ben sizi önceden beri takip eder beğenirim…hakikaten …..olmaz…sizden şişko üvey kız kardeş olmaz…..ancak yapabileceğim bişiy olsa sizin için…
    -şu an burada olmasaydım rapunzel olacaktım..ama ben kule mule yıllarca..kasvetli iş…bir de öyle saça tırmanma falan yıpratıcı..burası daha eğlenceli olur diye reddettim…..inanamıyorum…acaba yetişebilir miyim….saat kaç?
    -23:50
    -…………
    -küçük hanım durun…….
    -……..
    -bekleyin….küçük hanım..
    -…………..
    -ayakkabınız…..

Rapunzel Rapunzel…uzat kızıl saçlarını…

-Şunu çekiştirip durma lütfen.. zaten canım acıyo…ya böyle bi saçmalık olamaz..şey afedersiniz bi merdiven falan hiç değilse…ya çekmesene……saç di mi bu….hayret edilecek bişiy…. kuleye bi çık bakalım sen…

-küçük hanım bakın zaten geç geldiniz..üstelik hemen hemen yapmanız gereken tek şey mağrur mağrur kuleden aşağıyı falan seyretmek, şarkı söylemek, prensten sizi kurtarmasını istemek falan..
-kurtarmak mı….saçıma tutunarak kuleye çıkıyo ya….beni kurtaracaksa benim bi şekilde aşağıya inmem gerekmiyo mu….ne yani mutlu olup birlikte kulede mi yaşıycaz?
-ya nerden buldunuz bunu…biraz zeki mi ne……..zeki olanı lazım değildi ki…ama güzel kız Allah için..biraz da dırdır etmese..
-efendim aslında külkedisi olacakmış..bi karışıklık olmuş…biliyor musunuz kırmızı başlıklı kız da buymuş….
-ya öyle mi…ben çok beğenmiştim oradaki performansını…
-ben de ben de…

-cevap vermeniz mümkün mü…niye o buraya çıkıyo diyorum.

-tamam. Sakin küçük hanım….işte prens saçlarınıza tutunarak kuleye çıkar..ki bu sahne oldukça romantiktir..aslında masalın en romantik anıdır..sonra kuleye çıkınca da bi yolunu falan bulup çıkarır ikinizi herhalde oradan.
-herhalde mi?
-……….
-ya nasıl herhalde….kurtarmalı di mi?
-tamam..buluruz bi ejderha falan..savaşır, öldürür…kurtarır işte…üzülmeyin siz..hallederiz biz o detayları….
-efendim ejderha değil merdiven örüyor rapunzel..prens ip falan getiriyo.
-yok artık..ben örgü falan öremem…
-ya düğüm de mi atamazsınız…
-tanrım niye ya niye…külkedisi ol temizlik yap ….rapunzel’den örgü dersleri…hayır ya hayır……HAYIR düğüm falan da tamam….çekme şunu diyorum ya….ya bırak…
-ama bu masal böyle imkansız sabitlenemez….çocuklar katiyen uyumaz bununla….
-uyumasınlar zaten…..
-lütfen sakin olun küçük hanım…bi mola verelim..sinirleriniz bozuldu sizin…kahve içer misiniz…
-hı hı
-……..
-……..
-daha iyisiniz….
-………..
-peki..bişiy sorucam …prens niye kulenin kapısını falan açmanın bi yolunu bulmuyo..
-kapı?
-hı hı…kulenin kapısı….
-hımmmm…….ya olur mu öyle şey..zili de çalsın mı?
-ya niye olmasın…hani ben açamıyorumdur..tutsak olmanın bilinciyle yıllardır bekliyorumdur..eh..anlaşılan biraz da safım….hiç değilse o açsa kapıyı…
-yok; bu masal imkansız sabitlenemez…bu prensesle bu mümkün değil..
-ya bi düşünsenize daha medeni bişiy değil mi…
-medeniyet?
-ya saça tırmanılır mı ya…!!
-belki medeni değil ama romantik….
-hııııııııı romantik….çiçek yok, çikolata yok, şarkıyı bile bana söyletiyorsunuz ya….
-unutun bunları…yani şimdilik…masalı sabitleyip çocukları uyutabilirsek..yani şey…sonra bi işiniz yoksa……
-……….??
-efendim devam etsek…
-hah evet.. -ve prens seslenir……

-rapunzel rapunzel uzat altın sarısı saçlarını…
-ama benim saçlarım kızıl…
-peki tekrar…
-rapunzel rapunzel uzat kızıl saçlarını….
-rapunzel rapunzel uzat kızıl saçlarını…
-………..
-rapunzel rapunzel….
-……………
-rapunzel rapunzel….
-rap..
-ya üzgünüm bu bana göre değil….yani çocuklara verdiği mesaj ters…öyle saça tırman falan…..sonra o yarım akıllılar da bunu yanlış anlıyo büyüyüp süpürge falan yapıyorlar saçlarından..yok yapamıycam ben..üzgünüm….
-nasıl olur…küçük hanım size ne çocuklardan….
-yok yok..yapamıycam…ay sıkıldım işte….zaten prens de bi saf bi sıkıcı kuleye çıksa nolur bu…..ya üzgünüm…
-fakat küçük hanım…
-………
-…….bekleyin..
-…………

-sen de şeyin telefon numarası var mı ….
-kimin efendim
-hani şu önce balık falan da sonra gerçek hatun oluyo ya
-hah küçük deniz kızı.
-hah o işte..bi ara bakalım…