Hugo Ödülleri 2017

Fantastik ve bilimkurgu türündeki sinema filmlerine verilen ödülüyse geçen yılın en çok ses getiren yapımlarından biri olan ve Mesaj’dan (Contact) beri çekilmiş en başarılı “uzaylılarla temas” filmi olarak addedilen Arrival (Geliş) kucakladı.
Oscarlardan eli boş dönmüştük ama HUGO bizi sevindirdi. Arrival göründüğünden kat be kat derinlikli bir film, hele Ted Chiang’dan hikayesini de okuduysanız, Chiang’ın beynine biraz yaklaşabildiyseniz, katmerli bir gülün ihtişamını tattınız demektir.

Diğer belli başlı ödüller de şöyle dağılmış:

En İyi Roman : The Obelisk Gate – N. K. Jemisin

En İyi Kısa Roman : Every Heart a Doorway – Seanan McGuire

En İyi Kurgusal Olmayan Kitap : Words Are My Matter: Writings About Life and Books,  Ursula K. Le Guin

En İyi Dramatik Sunum (Uzun Eserler) : Arrival

En İyi Dramatik Sunum (Kısa Eserler) : The Expanse: “Leviathan Wakes”

Yazının tamamı için tıklayınız

 

Dünyanın manyetik alanında gizli geçitler?

Bilim kurgunun favori temalarından biri olan gizli geçitleri (portallar) kısaca uzay ve zamanda beliren yarıklar olarak tanımlayabiliriz. Tıpkı bir kestirme yol gibi, uzay gezginleri bu uzay-zaman yarıklarını kullanarak diledikleri yerlere daha çabuk ulaşabilirler. Hatta çoğu zaman portalın içinden geçtiklerinde nereye çıkacaklarını bilmeden büyük bir maceraya atıldıklarına da rastlamışızdır. Tabii buraya kadar her şey tamamen bilim kurgu. Yine de yıldız kapıları, solucan delikleri ve portallar gibi filmlerden öğrendiğimiz kavramların uzun zamandır birçok teorik fizikçinin çalışmalarında açıkça yer almakta olduğunu belirtmekte fayda var.
“Bu bölgeler Dünya’nın manyetik alanının Güneş’inki ile birleştiği yerlerde, kesintisiz bir yol oluşturacak şekilde bir araya gelerek gezegenimizden Güneş’in atmosferine kadar 150 milyon kilometre boyunca uzanıyor,” diye açıklıyor.
NASA’nın THEMIS uzay aracı ve Avrupa Cluster uydusu ile yapılan ölçümler sonucunda, her gün bu 150 milyon kilometrelik hat boyunca düzinelerce portalın açılıp kapandığı saptandı. Bunların çoğu küçük ve kısa ömürlü. Ancak aralarında hiç kapanmayan genişleyebilen, oldukça büyük olanları da var.
Enerjik parçacıklar, portalların oluşturduğu açıklıktan geçerek Dünya atmosferinin üst katmanlarını ısıtabiliyor, jeomanyetik fırtınaları tetikliyor ve kutup ışıklarını oluşturuyor. Özetle belirtecek olursak; parçacıklar X-noktaları üzerinden Güneş’ten Dünya’ya manyetik alan transfer ediyorlar.

Bu keşif uzayda yolculuk çağını başlatabilir. En azından Dünya ve Güneş arasında kestirme bir yol olduğu ortada. Haberin bütünü için tıklayınız

Guru-chela (usta-çırak) ilişkisi

Guru-chela (usta-çırak) ilişkisi: bilgin Swami Kaivalyananda, bana gurunun
“kendin” oldugunu söylemişti . Bu açıdan bakıldıgında gerçek
guru insanın yüksek özüdür; dışsal olarak guru diye adlandırdıgı
ise kendi gelişmiş evrimi sayesinde nitelik kazanan ve çıragın
bir üst kimligiyle işbirligi içindeki bir ayna vazifesi gören
kişidir.
Bu bilinçli üst kimlik ile bilinçsiz alt kimlik kavramı n eredeyse
bütün kültürlerin ve dinlerin temelinde ve geleneklerinde
yer aldıgı halde bilimin, materyalist dünyanın ya da
mekanik kimliğin ötesine bakmadıgı modern Batı’da karşıiaşılması
zor bir kavramdır. Üstelik Batı’da köktendinci gruplar
insanın bilinçli kimligini tamamen reddederek insan ruhuna
hata ve günahı yükler.
Aktif niyet olarak tanımlayabilecegimiz üst kimlik, zihnin
ve maddenin temel kaynagıdır. Fiziksel olarak adlandırılan
dünyalarda bulunan her bir atom ve molekül zerresinin özü
düşünce gücünün vasıtasıyla bir düzen içinde yer almaktadır.
Her türlü oluşumda yaratıcı güç üst kimliktir.
Yaşayan her türlü dünyevi düzende kontrol edici unsur zihindir.
Bütün yaratıcılık, neden-sonuç ilişkisi , kültür ve değişim
kaynaktan yüzeye sıçrar. iyileşme içeriden dışarıya doğru
gerçekleşir. Şitacılar ve yardımcılar, zorlayanlar ve içerlerde
bir yerlerde bir şeyleri hareket ettirebilenlerdir. Bu insanlar
yardım, ümit, anlayış ve destek sağlayabilirler. Ancak tüm
bunları yaparken karşılarındaki insanın yaratıcı niyetini de
kesinlikle ihmal etmezler. Yaratıcı dönüşümün doğal sürecini
bilerek ve göz önünde bulundurarak çalışırlar. Her iyileşme,
büyüme, gelişim ve değişim içeride oluşur ve öyle dışarı
yansır.

Gizemciler, Büyücüler ve Şifacılar-Doug Boyd

Dataizm dini ve etme bulma dünyası

“Yükselen en ilginç din, ne tanrılara ne de insana hürmet ediyor, sadece veriye tapıyor: Dataizm dini!” Diyor Harari
Ve gördüğüm kadarıyla Terminatör filmindeki insanların durumuna yakın bir tedirginlik hatta ürküntü içerisinde. Bunu görmek benim için ilginç oldu!
Konuyu bilirdim, gelmekte olan veri dinini görüyordum fakat henüz bunu kendi düşünce sistemim içine bariz biçimde yatırıp ifadesini almamıştım. Belki vakti gelmemişti, belki gözüme Harari’ye göründüğü açıdan görünmüyordu. Hatta belki de gizli gizli “etme bulma dünyası” diye hissediyordum. Neticede Sapiens tüm devri boyunca, diğer varlıklara dataizmin onlara yapacağı söylenen algoritmalara dönüştürme tavrını sergilemedi mi? Büyük balık küçüğü yutar, sindirir. Genelleme tanrısına taparak başka nereye varılabilirdi? Sapiens Doğayı öldürmekte hiç bir sakınca görmüyordu, Dataizm ise sapiensi öldürmüyor, yalnızca önemsizleştiriyor. Fakat bu önem kaybı egosu güçlü sapiens için ölümden beter değil mi? (İster istemez sinsi sinsi güldüğüm için özür dilerim)
Dataizm konusunda henüz kelimelere dökmediğim, hatta haberim bile olmayan fikirlerim olduğunu hissediyorum. Belki zamanı gelmiştir. Görece-iz 🙂
*
Biraz da Homo Deus’tan alıntı yapalım aklımızdayken:
Dataizm insan deneyimine veri işleme mekanizmalarındaki işlevi üzerinden değer biçen katı bir işlevsel yaklaşım benimser. Dolayısıyla aynı işlevi yerine getirebilecek bir algoritma geliştirildiğinde insan deneyimi de önemini yitirir. Eğer taksi şoförleri ve doktorlarla yetinmeyip avukatların, şairlerin ve müzisyenlerin yerine de üstün bilgisayar programları koyabileceksek, bu programların bilinci ya da öznel deneyimleri varmış yokmuş, ne fark eder?
*

Devamını oku “Dataizm dini ve etme bulma dünyası” →

Tanrı Ayakkabılarımı ben olmadan bağlamaz.

EGER BU HAYATTA BİR ŞEY ÖGRENDİYSEM, o da Tanrı’nın ayakkabılarımı ben olmadan asla baglamayacagidır.
Dört yaşına geldigimizde bizden ayakkabılarımızı kendi başımıza baglayabilmemiz beklenir.
Büyük Ruh’un Dünya’da olmasını istedigi işleri ve anlayışları, kendi işlerimiz ve anlayışlarımız vasıtasıyla beraberimizde buraya getirmekteyiz.
Baglarımız sadece ailemiz ve akrabalarımız
ile sınırlı degildir. Baglanmız bütün hayatımızı kapsar –
her şeyi, hatta taşlan bile canlı olarak düşünmeliyiz. Tüm yaşamdaki karşılıklı baglılıgın dogrudan deneyimi ve farkındalıgı, modern zamanımızda neredeyse tanınmaz hale gelen dogal insanlık potansiyelinin tekrar kazanılması yolunda oldukça gereklidir.
Uygun ve uygulanabilir bir gizeme ihtiyacımız vardır. Acelemiz, çagdaş insanın zor durumunu hemen ele alıp tüm yaşantımızdaki baglarımıza karşı daha anlayışlı ve bilinçli bir durumu talep etmemizdendir.
“İnsanoglunun dünyadaki yeri nedir?” sorusunu, daha
kapsamlı olan “Dünyanın dünyadaki yeri nedir?” sorusunu sormadan dürüstçe yöneltemeyiz. Kendimizi bagların dışında degerlendiremeyiz.
Kimse “Kendini kendin gibi bil,” dememiştir. Biz, birbirine
baglı kozmik yapının oluşturmuş oldugu uyumun dışında kaIan hiçbir şeyi anlayamayız. Bizim ihtiyacımız olan, uygulanabilir bir gizemdir – sezgisel anlayış ile pratik çabanın dengesinin uygun bir biçimde kurulmasıyla ortaya çıkacak olan bir gizem.
Meditasyonun fazlalıgı, daha çok ilahinin söylenmesi ya da çalınması, sayısız mumun ya da tütsünün yakılması, ayakkabılarımızı baglamak için Tanrı’yı ya da Cennet’i ikna etmeye yetmez. Bize yarar saglayacak, huzur verecek ya da bizi koruyacak şeylerin hiçbiri “dışarı”da degildir. Öyleyse her şeyi kendimiz yapmalıyız.
Gizemciler, Büyücüler
ve Şifacılar-Doug Boyd
ve
Gerçekliğin mükemmel doğası, bilinçli gözlemcinin katılımını bekler.
Der Kuantum ana fikri. 1999 yılında yazdığım Sırıtkan Kırmızı Ay kitabım tamamen bu fikri anlayıp anlatmayı amaçlamıştır.
Anlama çabalarına şöyle bir katkım olsun:
Şöyle düşünün, çok bulutlu karmakarışık bir gökyüzüne bakıyorsun eğer sadece gayri
ihtiyari başını kaldırıp bir an bakıp geçtiysen bi şey olmaz ama bir süre bir şey görmeyi umarak seyredersen o karmaşada birden bir geyik kafası ya da dedenin profilini görebilirsin ve bi şey buldugun için sevinir ve heyecan yaparsın, işte o an dalga parçacık olarak çökmüştür ve dedenin görüntüsü olarak gerçeklik belirmiştir! Yalnızca ve yalnızca senin bilinçli katkınla
*
“Baban o konuşmayı yaptıgında -yemek ve diger şeylerle ilgili
olan- tek bir kelime bile anlayamadım. Konuşma ne hakkındaydı?
Bana senin anlatacagını söyledi, yanılıyor muyum?”
“Dogru, ama işin garibi ben de tam anlayamadım. Bazen
eski konuşma stilimizi kullanır. Gerçekten ben de ne dedigini
bilmiyorum. Belki sadece yaşlı olanlar anlamışlardır. İçsel bir
konunun dışavurumuydu.”
Eniştem onun söylediklerini anlayabilmiş ama sanki bir rüyayı
anlatamamak gibi onun dediklerini de tam olarak aktaramıyor.
Eğer anlatmaya kalkarsa bu sefer de anlamlandıramadığını,
tam olarak ifade edemedigini fark ediyor.”
“Sana böyle mi söyledi?

Devamını oku “Tanrı Ayakkabılarımı ben olmadan bağlamaz.” →