Dikkat çekme alanı

Sevgili sonsuz seçicileri, forumdaki her yorumu, her başlığı takip edemiyor, her gün online olamıyor olabilirz. Bundan dolayı otokontrol mekanizması olan sonsuz seçiciliği sistemi işlemiyor, ya da gecikmeli işliyor olabilir. Bu nedenle dikkatimizi çeken negatif ya da pozitif yorumları, buradan ya da yeni bir forum konusu açarak, diğer seçicilerin de dikkatine sunmayı öneriyorum. Az önce dikkatimi çeken bir yorumla başlangıcı yapmak istiyorum.

Mösyö’nün açtığı “Genelkurmay neden AKP’yi destekliyor?” başlığı altında Yabancı’nın göndermiş olduğu yorum şöyledir;

“Sn Ebubekir
Yabancı tarafından Çar, 04/08/2010 – 21:44 tarihinde gönderildi.
Ebubekir türban islamın geleneksel algılayış çarpıklığı dışında neresindedir?

Bak birden çok açıdan soruyorum!!

Türban takma konusunda ısrar eden ve bunu siyasi malzeme yapan kitle islamı geleneksel çarpıklıkla yorumlayan şeyhlerin beynini yıkadığı uyutulmuş kitle değilmidir?

Ulan dallama sabrımı taşırma benim. Cemaatçi çarpık zihniyeti savunuyorsan adam gibi söyle ne kıvırıyorsun? Yok mağdurun yanındayış, türbanlılar mağdurmuş. Ucuz siyasetçiler sizi. Amerika uşağı Fetoşu savunuyorsun, tayyip beyin pervanesi oluyorsun, türbanın gelenksek çarpık yorumlanış olduğunu söyleyemiyor, geleneğe karşı olduğunu söyleyerek kendince ince bir manevra yaptığını sanıyorsun sonrada muhammed gibi takılıyorsun?

Allah benim, muhammed benim sen kimsin dallama.”

Bold kısımları ben imledim. Orjinaline bakarak değerlendirmenizi öneririm. Teşekkürler…

Bir başka hayat

Bir başka hayat, bir başka gerçeklik midir? Yoksa sadece kaçış mı? Dün akşam Tom Hanks!in oynadığı “yeni hayat” filmine göz ucuyla misafir olurken oturup izlemeye başladım. İlk izlediğimden farklı şeyler hissettirdi. Sanki o adada kalmak ceza değil de ödülmüş gibi geldi bu kez. Her şeyden uzakta, steril bir ortam. Kişisel tarih, sorumluluklar, faturalar, aşklar, v.b. şey yok. Sadece zihin ve sen. Adada hayvan bile yoktu sanırım. Başka zihinlerin etkisinde de değilsin. Burada zihinden de kurtulup kendi gerçekliğini yaratman için her türlü imkan var. Eğer bu dünya gerçekten bir yorumsa, ve o adada olmak kişisel tarihin izlerini bir müddet sonra silip yok ederse, bir başka gerçeklik yaratıp orada var olmak olası mıdır? Bu durumun bir avantajı olur mu?

Eğleniyor ama neşesiz!

Çok eğlenceli ve çok neşeli bir Cumartesi geçirdim. Aşağıda Haşmet BABAOĞLUNDAN yapacağım alıntının içeriğindeki gibi neşesiz bir eğlence değildi. Aynen son günlerde sonsuzdaki yorumları okuduğumda eğlendiğim gibi. Neşesiz bir eğlence, eğleniyor gibi görünmekle eşdeğer. Bayağıdır bu şekilde neşeli eğlenmiyor olduğumun farkına vardım. Gerekçelerim aşağıdaki yazıda bahsedilenlerden tamamen bağımsız olmasa da farklıydı. Neyse, benim gerekçelerim önemli değil. Ne demiş bir göz atalım ve üzerine tekrar düşünüp konuşalım. Ne dersiniz? Eğlenceli olur mu? 🙂

“Günümüz tatilcisinin sabah gözlerini açtığında zihnini “Bugün ne yapacağız, program ne?” sorusu doldurur. Oysa tatil diye bir şey gerçekten var olsaydı, “bir şey yapmamak” üzerine kurulu olması gerekmez miydi?

Hiperaktif ve telaş içinde bir hayat sürdürüyoruz. Çok yoruluyoruz. Hırs, hız ve rekabet düzeninin kıyısında kalmayı başaranlar da, o koşuşturmacayı seyretmekten yoruluyor. Ama garip şey, yorgunluktan söz etmek ya bir hastalıktan söz etmek anlamına geliyor ya da ayıp sayılıyor! Oysa insan yorulur! İnsan aslında “tatil”e değil, basbayağı dinlenmeye ihtiyaç duyar.

Yorgunluk kötü, tatsız, ayıp bir his ve hal değildir. Yorgunluğun ne yazık ki, artık unutmaya başladığımız “soylu” bir yanı vardır. Yorgunken arsız arzular, ölümcül hırslar kuytuya çekilip bizi kendimizle baş başa bırakırlar.

Dürüst, kendi halinde ve yoksul insanların canını yakıp nefretlerini uyandırmak… Zenginlere has ölümcül bir “körlük” bu! Hızlı seyreden ve tedavisi mucizelere kalmış bir hastalık!

Dostlarımızı nasıl severiz? Suç ortaklarımızı sever gibi!

Eskiden bir başkasının mutluluğu kıskanılırdı. Şimdi kimse kimsenin mutluluğuna inanmıyor. Artık herkes birbirinin eğlencesini kıskanıyor.

Bu yeni haset trend’ine ayak uyduranların başında mutsuz genç kızlar geliyor. Facebook’larına, twitter’larına “ne kadar çok eğlendikleri”ni ima eden notlar yazıp fotoğraflar koyuyorlar. Bitip tükenmek bilmeyen gülme işaretleri… Eğlenmekten yorgun düşme imaları… Hepsinde hain bir “kıskananlar çatlasın” havası! Fakat dikkatli gözlerden hiç kaçmıyor: Düşülmüş tek bir notta, internet ortamında başkalarının paylaşımına açılmış tek bir fotoğrafta bile “neşe”den eser yok! Eğlenmek gitgide neşesiz bir hal alıyor çünkü!”

HAŞMET BABAOĞLU

Aki’den araklanmış, spiritüel kamyon arkası yazıları

Aki’nin paylaşımlarından derlenmiş alıntıdır. Onun kaynağını bilmiyorum.

KARMALARIN USTASIYIM, AURANIN HASTASIYIM / ENERJİKSEN BAS GAZA / REİKİCİSİN DEDİLER, VERMEDİLER

Tek rakibim KRYON / Spiritüelsem günahım ne / Ömür biter, varlık bitmez /
Bendeki ben kadar bana yakınsın güzelim.

O şimdi Şaman / Huzur Astralde / Miras Değil Vortex / Yine mi Sen Atlantisli /

SPRİTÜELSİN DEDİLER KIZ VERMEDİLER / İMGELEMEM YETER / BABA PARASI DEĞİL, 3 İNİSİNASYON, 2 MASTERLIK / YINGSEN VUR SAZA, YANGSEN BAS GAZA

Sen sus enerjin konuşsun / Kalbinde yer yoksa üzülme sevgilim, ben AURA’nda da giderim / O şimdi Yogi

HOCAM SAĞOLSUN / REHBER MASTER ELELE, HEP BERABER TEKAMÜLE / LİSELİM,
TELEPATİKLEŞELİM / HATALI KULLANIYORSAM, LÜTFEN YÜKSEKBENLİĞİME ŞİKAYET EDİNİZ

Bir de bunun spiritual sevgiliye mektuplar versiyonu vardı, bulamadım. Elinde olan varsa ve eklerse sevinirim…

Martılar neyi sembolize eder?

Kısa bir zaman önce işyerime bir martının girmesiyle başlayan martılı günlerime temmuz ayındaki üreme dönemleri yüzünden çıkarttıkları ürkütücü ve rahatsız edici gürültü de eşlik etmeye başlayınca martının neyi sembolize ettiğini merak edip googlea sordum. Pek kesin bir kaynak bulamamakla birlikte muhtemelen özgürlüğü temsil ettiği bilgisine ulaştım. Gee uyutmamalrı bir yana, güvercin yediklerini öğrenince biraz kıl oldum bu sevimli görünen varlıklara. Bu konuda bilgisi olan ve paylaşmak isteyen olabilir diye başlık açtım.

Araştırırken ilginç bir paylaşıma rastladım.

“terasta tanık olduğum şu olayı anlatmadan geçemiyeceğim:
aniden iki martı gürültüyle terasa düştüler. arkadaki martı öndekini kuyruğundan gagasıyla yakalamış kanatlarını çırparak çekiştiriyor, öndeki de bas bas bağırıyor ve çırpınarak kurtulmaya çalışıyordu. bir on onbeş saniye bu şekilde boğuştuktan sonra öndeki öğürmeye başladı ve hemen hemen bütün bir balık kustu ve uçarak kaçtı. arkdaki hemen kusulmuş balığı yutup havalandı. ve o ana kadar havada uçup bağrışmakta olduklarını farketmemiş olduğum on onbeş kadar martı balığı yutmuş olanı kovalamaya başladılar.
yani kıssadan hisse, eğer martı iseniz yemeği yemek yetmiyor, ancak sindirdikten sonra başınız rahata erebiliyor.”

“Ekmek aslanın ağzında” atasözünü söyleyen bu durumdan haberdar olsaydı acaba nasıl bir söz söylerdi?