Büyütmek için tıklayınız
Türkiye’nin 80 yıllık siyasi tarihi ve bir 80 yıllık geleceği ancak böyle özetlenebilirdi…
Türkiye’de bir algı vardır.. Eğer istenmeyen bir takım olaylar yaşanmışsa, bunun sorumlusu derin devlettir..
Bakın yanlış anlaşılmasın, devlet değil derin devlet.
Bu ifadede sorunlu bir yan var bana göre.. Devleti aklayan, onun aslında iyi olduğunu savunan ama suçu başkasının üzerine yıkan bir anlayış..
Yani bir anlamda ‘Devlet iyi ama çevresi kötü’ durumu..
Ben Türkiye’de derin devlet diye bir şey olduğunu düşünmüyorum.. Kendi vatandaşını asimile etmeye çalışan, gerektiğinde katleden, öldüren bir devlet var bu ülkede.. Dünyada ‘sol’ rüzgarlar esmeye başladığı zaman ‘solcu’ bir darbe yapan ve tüm sağ akımları tasfiye eden, faşizmin/milliyetçiliğin yükseldiği dönemlerde ise sağcı bir darbe yapan ve tüm solcuları tasfiye eden, kısaca rüzgar nereden eserse oraya savrulan otoriter bir devlet.
Türkiye’de derin devlet yapılanmasından ziyade, bizzat devletin bir ideolojisi, bir resmi görüşü var.. Ve bu görüşün karşısında duran muhalifler her zaman tasfiye edilmiştir.. İlk bakışta AK Parti’nin bu resmi ideolojiyle mücadele ettiği, askeri vesayeti gerilettiği düşünülebilir.. Fakat onların da bu devlet ideolojisinin bir parçası olduğu gün gibi ortadadır.. Nasıl ki dönemin Demokrat Partisi CHP’nin devletçi ekonomi politikalarıyla mücadele ettiği halde, siyasi devletçi, milliyetçi ideolojisiyle her hangi bir problemi olmamışsa, AK Parti’nin de TSK’nın veya CHP’nin temsil ettiği resmi ideolojiyle her hangi bir sorunu yoktur.. Kürtler yine binbir türlü militarist politikalara maruz kalıyor.. Ermeni soykırımı, Hrant Dink cinayeti gibi gayrimüslimlere yönelik konular yine milliyetçi bir takım politikalarla yok sayılmaya çalışılıyor.. Aslında her şey aynı yani.. Demokrat Parti veya AK Parti’nin ideolojisi resmi ideolojinin diğer yüzü, bir madalyonun öteki yüzüne benziyor.
Bu yüzden “bu ülkede hükümet olunur da devlet olunamaz” denir zaten…
Tespitler ilginç…
Bir ara yine uğrarım:))
Bence problem devlette değil. Halkın kafa yapısında. Henüz padişahlığın kaldırılmasına hazır değildi halk. “Emir – komuta” veya “padişahım çok yaşa” şeklinde anlayışın epey süreceğe benziyor.
xenix: Takiplerim
Derin devlet demeyi ve Polat Alemdar gibi kişilikleri seviyoruz. Hatta bağımlıyız. Değişik senaryolarla süslenmiş kurgularla yönetildiğimizi düşünmek tuhaf bir haz veriyor da denilebilir..
Devlet derken bazı yanlış anlaşılmalar olabilir..
Devlet kavramı -son derece değişken olmakla birlikte- içinde bulunduğu dönemin koşulları ve sistemin işleyişine göre, uygulanış itibariyle çeşitli nüanslar arz edeceğini belirtmek gerek.
Devlet(state) kavramı hukuksal bir anlaşmanın var olması durumudur.Daha açık bir ifadeyle; toprak sınırları belirlenmiş, belirli bir insan grubunun bir hükümet yönetimi ile ikamet ettiği ve uluslararası hukuk düzeyinde egemen olan bir örgütlenmedir.
Bizim Derin Devlet anlayışımız ise, bu devletten bağımsız karanlık işlerin döndüğü, ulusalcı bir kahramının koca ülkeyi tek başına kurtardığı, mafya babalarının ortalıkta fink attığı bir anlayış..
Hatta sadece TC’ye özgü değil.Bunun böyle olduğunu düşünen ABDliler, Ruslar, Fransızlar, Malililer de var:)
İnsanlar görünmez bir şeylerin var olduğu konusunda oldukça ısrarcılar. Bu sanırım bir nevi plasebo etkisi…
Devlet Baba yapmaz amma ahh şu Deriiin Devlet yok mu!! :))

“Derin devlet” vardır!
Bu derin devlet bildiğimiz devletten ayrı değildir elbette. Ancak devletin ulusal ve uluslararası alanda meşru olan niteliklerinin dışında, meşru olmayan niteliklerini barındıran tarafıdır kastedilen…
Örneğin devlet adına bir başka ülkede ajanlık yapmak hukuka aykırıdır ve suçtur. Ancak tüm devletler birbirinin bahçesinde bu amaçla cirit atar. Kimisi din adamıdır, kimisi kültür elçisidir, kimisi iş adamıdır, vs… Bu tür işler yakalandığın zaman suç yakalanmadığın sürece meşru bir hak gibi algılanır. Herkes kendi örgütlülüğü ve gücü oranında bir diğer devletin sınırları içinde kendi çıkarları doğrultusunda araştırma yapar.
“Derin devlet” ulusalcılara atfedilecek bir suç örgütü değildir. Ülkeyi yöneten sermaye grubunun hizmetindedir. Ya da mevcut devlet mekanizmalarının gün ışığındaki bilindik yönleri kime hizmet ediyorsa, devletin “derin devlet” tarafı da onlara hizmet eder. Mevcut devletin halka hizmet eder göründüğü kadar onun da halkına hizmet eder göründüğü taraflar vardır. Her ülkenin devleti, doğuşu ile gelişimi sırasında ve doğuşu ile geldiği yer ve zaman arasında, halkına yabancılaşır. Başlangıçta ülkedeki siyasal iradeyi kuran sınıfla birlikte gerçekten halktan yana hizmetleri vardır devletin. Ancak sınıfsal çelişkiler geliştikçe ve derinleştikçe devletin de bir tarafı “derinleşmeye” başlar. İşte bu devletin derinleşen tarafı devletin sahiplerinin en temel çıkarlarını korur. Gizli ve açık bir yığın operasyonu devletin bu kısımları gerçekleştirir. Bunları çoğu zaman “zemin yaratarak” legal devlet organlarına yaptırır. Bazen de provakasyonlar yoluyla toplumda hangi kesim işini görecekse, o kesimi kullanır. Örneğin laiklerle dincileri çatıştırmak istiyorsa, önce basın ve yayın organlarında bir tartışma başlatır. Sonra taraflardan birisinin değer verilen bir elemanını tıpkı Uğur Mumcu’yu öldürdükleri gibi öldürürler. Böylesi bir cinayet provakasyonun gerçekleşmesine yetmezse, bir tane de karşı taraftan öldürürler. Bir ordan bir burdan… Eninde sonunda kitleler ve kontrol edilemeyen unsurlar “dolduruşa gelerek” harekete geçer ve gerekli çatışma ortamı sağlanmış olur.
Sonra devletin legal organları(?) -genellikle halkın güvendiği ordu- bu çatışmaları bahane ederek demokrasiyi, ülkeyi kurtarmak(!) için yönetime el koyar. Ondan sonra da biraz suyundan biraz tanesinden koyar!…
Kısacası devletlerin legal ve illegal olarak iki yüzü vardır, her zaman! Bu özellik ise insanın bir özelliğidir aynı zamanda. İnsanın içi ile dışının bir olmadığı gibi, olamadığı gibi, devletlerin de içi ve dışı aynı olamaz. Yoksa bir dakikada un ufak ederler devleti. Ya da en azından dünyada bugüne değin böyle işledi bu süreç. “Glasnost ve Perestroyka” (“Açıklık” ve “Yeniden Yapılanma”) diyen Sovyetler açıklığa adımını atar atmaz yıkıldı. Sonrasında ise yine kapandı. Şu an dünyada “egemen” olan her devletin illegal faaliyetleri vardır ve buna Türkiye’de “derin devlet” denmektedir. İtalya’da “Gladyo” idi örneğin. İşin ilginç yanı; devletin bu unsurları kendi ülkesinde de açığa çıktığında yargılanırlar. Yani iç hukukta da suçtur bu faaliyetler. Ancak bizim ülkemiz hariç:))) Örneğin işkence yapmak suçtur, ama devletin en üst makamından işkenceciye verilen talimat şudur:
“Yap lan işkenceni koduğumun çocuğu, ama yakalanma, iz bırakma, yakalanırsan ben seni korumam!”
Zavallı işkenceci burada kendisinin bir Cumhuriyet Yurttaşı olduğunu anımsayarak amirine: “Sizin bu yaptığınız yasa önünde suçtur ve ben bu suçunuza ortak olmayacağım” demeye kalkınca amir şöyle der: “Öyle miiii? Seni gidi ibne seni, her ay maaşı cukka etmeyi biliyorsun ama! Bu çarkın nasıl döndüğünü sanıyordun? Tamam yapma ..mına koyum, s.kt.r git! Nasıl olsa bir bahane bulurlar önümüzdeki ay meslekten men edilirsin!”
Sonra toplumun alt kesimlerinden, varoşlardan gelen işkenceci düşünmeye başlar. Ne düşünür dersiniz?
Sonra bir kaç doz uyuşturucu ilaç alır ve artık hangimizin çocuğu ise hücredeki, ırza geçmeye kadar her türlü işkenceyi yapmaya hazırdır. Yani işkencecilerin de çoğu işkence altındadır!…
Bir devlet memuru olarak örgütsüz oluşu, onun yasadışı işlere boyun eğişinin alt yapısını oluşturur.
Oysa örgütlü bir toplumda, toplumu işkence altında tutan bu zihniyet hayat bulamaz!
“Çingeneyi dövmüşler, ‘ah arkam’ demiş”….
Devlet, kendisini simgeleyen her şeye fanatizm derecesinde bağımlılık geliştiren bireylerin, bütünlükten yoksun düşünüş ve davranışının doğal denilebilecek sonucudur. İnsan, doğru ve yanlışın karşıtlığını farkedemeyecek kadar manipüle edilmişse ve bu geniş yığınları kapsayan bir gerçeğe dönüşmüşse orada ”derin” bir tehlikenin varlığından söz edilebilir.
türkiye 1952 de NATO ya girdi,
hayır, daha doğrusu NATO 1952 de türkiyeye girdi.
biz nato’ya girmedik, NATO bize girdi.
türkiyenin kafasına NATO çuvalı geçirildi,
türkiye bir NATO ülkesidir,
peki NATO nedir,
North Atlantic Terror Organization
yani kuzey atlantik terör örgütü,
şimdi 60 yıldır bu terör örgütü içimizdedir, her yere sızmıştır, benim bu postamı bile izler, günü gelince kullanmak üzere arşivine kaydeder,
şimdi derin devleti arayanlar hiç boşuna sağda solda derin devlet falan aramasınlar,
derin devlet NATO dan başkası değildir,
NATO nun egemen olduğu bu ülkede NATO kendisinden başka bir güç, kendisinden başka bir derin devlete izin vermez.
NATO’dan çıkmadıkça da kafamıza daha ne çuvallar geçirirler, ne çoraplar örerler,
NATO kafa, NATO mermer.
incirlikte diktiler ocağıma inciri,
bir ucu pentagondadır emir-komuta zinciri.
Derin devlet tartışması yarım kalmış. Derin demektense, direkt “devlet” demekte fayda var.