Her sistem kendini merkezdeki insan için tasarlar. Ortalama kullanıcı, makul vatandaş, tipik beden, standart aile, normal hava, beklenen trafik, alışıldık talep… Modern dünyanın gizli tanrısı ortalamadır. Fakat ortalama, yaşayan bir varlık değil; istatistiğin cilaladığı bir hayalettir. Hayat ise çoğu zaman kenarlardan gelir. Sistemin en kırılgan yerleri, tam da kimsenin bakmadığı o dar geçitlerde, yani sınır durumlarda saklanır.
Sınır durum dediğimiz şey, yalnızca yazılımda uygulamayı çökerten tuhaf giriş değeri değildir. Tekerlekli sandalye kullanan birinin merdivenle karşılaşması, göçmen bir işçinin bankacılık sisteminde adres kanıtlayamaması, nadir hastalığı olan birinin protokole sığmaması, tek ebeveynli bir ailenin okul saatleriyle çalışamaması da birer sınır durumdur. Toplum, bunları istisna diye kenara iter. Ama istisna, bazen sistemin gerçek yüzünü gösteren aynadır.