Komşu kızı ARZU

İnsan kendini bilmek için karşıtıyla yüzyüze gelmelidir-kendisi olmayanla. Arzu deneyime götürür. Deneyim de ayırt etmeye, bağımlılıklardan kopuşa, kendini biliş’e götürür-yani kurtuluşa. Ve kurtuluş nedir zaten? O doğumun ve ölümün ötesinde olduğunuzu bilmektir.  ÖZ’ün dışında hiçbir şey yok. Her şey “bir”dir ve Ben-im herşeyi kapsar. O uyanıklık ve rüya hallerinde kişi olarak tezahür eder. Derin uyku ve turiya halinde o ÖZ Varlıktır. Turiya’nın, uyanık ve keskin dikkat halinin ötesinde ise En Yücenin büyük, sessiz huzuru uzanır. (Maharaj)

Turiya: Buda gibi tekamül düzeyi yüksek varlıklara özgü şuur hali

**

“Biricik” olan yanlarımız değişir, dönüşür, ölür ölür dirilir ancak “ben-im” hiç değişmeyen, herşey yapabilmeye muktedir yanımız (belki istencimiz), öylesine parlak ve keskin bir sevinç 🙂

Harika bi oluş içinde bulunuyoruz. Gerçekten büyük bi onur bizim için.

**

İstediğiniz an “ezik” durumdan çıkabilirsiniz (denediğim için eminim). O Ben-im, bir zamandır giymediğiniz bi giysi gibi dolabınızın içinde asılı duruyor. Eminim kıyıp onu kimselere veremediniz 🙂 Hemen şimdi onu alıp giyebilirsin. Ben, o ben-im. Dirayet göster ve yap. Kimse senin yerine onu yapamaz. Elbiselerimizi sadece bebekken annemiz seçerdi! 🙂

**

Sana yapılan (kendin bile yapsan) tüm tanımlamaları, yabani bi atın üstündeki şeyleri fırlatıp attığı gibi at! Kondurma bişeyi üstüne, su damlalarının ördeğin tüylerinden kaydığı gibi akıp gitsin. Aynı suda yıkanamayız, aynı havadan çekemeyiz. Dalgayla birlikte akmak/uçmak/yüzmek/yürümek/zıplamak tüm fiiller, işte bu!

**

Kendime destek

Dinlemek=sevgi demiştik, sevgi ise dikkatinizdir. Aslında karmaşık görünmekle birlikte bi başka açıdan da öylesine basittir ki varlığımız. Bunu kabullenmek istemeyiz. Meselelerin içinden çıkılmaz hal almasını ister zihnimiz: çünkü bu sayede varolabilen inorganik varlıkların beslenmeye ihtiyacı var. Aklınıza korku filmleri, ruhçuluk büyücülük filan gelmesin bu son derece fizik bir konudur. Mekanizmayı defalarca yazdım, ilgi çekmedi 🙂 Olsun ne fark eder. Kendi uyanıklığımı canlı tutmaya bile yarasa bi işlevi olmuş demektir. Kendime destek çıkıyorum öyleyse varım :)))))

**

Ben “Ben-im” dediğim zaman, beden gibi bir çekirdeği olan ayrı bir varlık kastetmiyorum. Ben varoluşun tümünü, bilinç okyanusunu düşünüyorum, varolan ve bilen tüm evreni kastediyorum. Benim arzu edeceğim hiçbi şey yok; çünkü ben daima, ebediyen tam-olan’ım. (Maharaj)

**

Günaydın frekanslar, İstanbula parlak bir güneşle gelen gün, neşe saçsın umarım. Günü seyrederken balkondan, aklıma geldi, eskiden beri insan eliyle yapılmış park ve bahçeler (nekadar şık olursa olsun) yerine uzun süre boş kalmış, doğal yeşillik alanları tercih edişimin sebebini yanlış anladığımı farkettim birden. Ben bunu düzen sevmediğime yormuştum eskiden oysa sebep bu değildi. Doğallığın içindeki bilgeliğin (doğal ve gerçek düzenin) kaybolmuş olmasıydı ve içimdeki bi şey bunu anlıyordu, canlılığın yitirilişini hissediyor ve buna tepki veriyordu. O ottu çalıydı, çiçekti, böcekti, ağaçtı diyerek geçtiğimiz şeylerin biraralığında aklmızın almayacağı bir aile dayanışması var. Örneğin ağaçların paçası dediğimiz o karmaşık ot kümelerinin öylesine büyük işlevi var ki. Şimdi kızılderililerin doğadaki bi taşın bile yerini değiştirme konusundaki isteksizliklerini tastamam anladım. Siz kardeşlerinizden -mahrum- olmak istemezsiniz değil mi, onlar çevrenizdeki diğer herşeyle birlikte ayakta sorunsuz kalmanızın öğeleridir. Biri bile gitse yapı bozulur. Doğanın kendiliğinden kurduğu dayanışma, öbek öbek aileler, bunlar gerçekten müthiş. (01.11.2011)

**

Güne başlarken aniden bilgisine aydığım “aile” neymiş internette arattım ve buldum! Demek ki yalnız değilim, bütün bu oluşun farkında olanlar ve bu konuda halkı uyandırmaya çalışan, olayı bilimsel bir ağızla aktarabilen öpülesi,sevilesi insan kardeşlerim, teşekkür ederim sayenizde ayrık otu olarak bile bir değer arzediyorum doğal ailemizde. Şüphesiz binbir gündelik dertle boğuşmakta olan sizler bu adresteki uzun çalışmayı okuyacak vakti yaratamıyacaksınız çünkü öncelik sıralarınız farklı farklı. Olsun sıralamalarınız başım gözüm üstüne. Belki sıralamaların yumuşak geçişlerini “doğal bilinçlenme spiralini” görmeye yaklaşmış ben gibi kardeşlerime hitap edecektir. İşte vakti olanlar için adresi sunuyorum:

http://ecotopianetwork.wordpress.com/2011/05/17/gida-ormani-bahcesi-olusturmak-yenebilir-orman-bahceleri-maceraya-davet/

“Kendiliğinden bitmiş çimenlerin arasına gel,
meşeler palamutlarla dolu, tatlı kökler sürülmemiş toprağın içinde….
”,
Ursula K. LeGuin, Hep Yuvaya Dönmek

Zihnin ölümü bilgeliğin doğumudur

 

Soran: Gerçek olanı görmek nedir?

Maharaj: Gerçeği görmek diye bişey yoktur. Kim neyi görecek? Siz ancak gerçek olabilirsiniz – ki zaten o’sunuz. Sorun sadece zihinseldir. Sahte düşünceleri terk edin, bu yeter. Doğru fikirlere ihtiyaç yok. Çünkü doğru fikir yoktur.

S: Öyleyse neden gerçeği aramaya teşvik ediliyoruz?

M: Zihnin amaca ihtiyacı vardır. Gerçek olmayandan kendini kurtarması için karşılığında ona bişey vaadedilir. Gerçekte bir amaca ihtiyaç yoktur. Sahte olandan kurtulmak başlı başına yeterince iyidir, bir ödül istemez. Bu tıpkı temiz olmak gibidir- kendi kendinin ödülüdür bu.

S: Kendini-biliş bir ödül değil midir?

M: Kendini-bilişin ödülü kişisel ben’den kurtuluştur. Siz bilen’i bilemezsiniz; çünkü bilen sizsiniz. Biliş olgusu bileni kanıtlar. Başka kanıta ihtiyacınız yoktur. Bilinen’in bileni bilinebilir değildir. Tıpkı ışığın ancak renklerin içinde bilinebildiği gibi, bilen de bilginin içinde bilinir.

S: Bilen ile bildiği, onlar bir midir, iki mi?

M: Onlar her ikisidirler. Bilen tezahür etmemiş olan, bilinen ise tezahür etmiş olandır. Bilinen daima devinim halindedir, değişir, kendine ait bir şekli, bir yerleşim yeri yoktur. Bilen ise tüm bilginin değişmez destekleyicisidir. Birinin diğerine ihtiyacı vardır, fakat gerçek ötededir. Gnani (bilen) bilinemez, çünkü bilinecek bir kişi yoktur. Nasıl evren herşeyi içerdiği için onun hakkında hiçbişey söyleyemezsiniz, bir gnani hakkında da hiçbişey söyleyemezsiniz; çünkü o hereydir ama belli hiçbişey değildir. Bir resim asmak için bir çengele ihtiyacınız vardır. Bir şeyin yerini saptamak için uzaya ihtiyacınız vardır, bir olayı yerleştirmek için zamana ihtiyacınız vardır; ama zamansız ve uzaysız olan, tüm yaklaşımlara meydan okur. O herşeyi idrak edilebilir kılar ama kendisi idrak ötesidir –bakınız Oyun/kandırış kuramı: https://blog.sonsuz.us/?p=187 – Zihin, kendi ötesinde olanı bilemez; fakat zihin , onun ötesinde olanca bilinir. Gnani ne ölüm tanır ne de doğum; mevcut olmak ya da olmamak onun için aynıdır.

S: Bedeniniz öldüğünde siz kalırsınız.

M: Hiçbişey ölmez. Beden sadece imgelenmiştir. Öyle bişey yoktur.

S: Ama çevrenizdekiler için ölmüş olacaksınız. Bedeniniz çiçeklerle örtülecek, sonra yakılacak ve küller savrulacak. Bu, bizim deneyimimiz olacak. Sizinki ne olacak?

M: Zaman sona erecek. Buna Büyük Ölüm denir, zamanın ölümü.

S: Bu, evren ve onun içerdikleri son bulacak demek midir?

M: Evren sizin kişisel deneyiminizdir. O nasıl etkilenebilir? Siz iki saat konferans vermiş olabilirsiniz, bittiğinde o nereye gitmiştir? Zaman durmuştur, o vardı ama artık yok. Bir konuşma hayatından sonraki sessizlik ile bir sessizlik hayatından sonraki sessizlik aynı sessizliktir. Ölümsüzlük, “Ben-im” duygusundan kurtuluştur. Fakat o sönüş, tükeniş değildir. Zihnin ölümü bilgeliğin (hikmetin) doğuşudur.

S: Yani kişi gider, sadece tanık kalır.

M: “Ben-im” olmayınca, “tanık benim” diyecek kim kalır? Zamansızlık (sonsuzluk) halinde sığınılacak bir benlik yoktur. Bağımlılık cesareti yok eder. Veren herzaman vermeye hazırdır. Alan ortada yoktur. Özgürlük demek, herşeyi gitmesine bırakmak, koyvermek, talep etmemek demektir. İnsanlar her şeyi elden bırakmaya pek razı değildir. Bilmezler ki sonlu olan sonsuz olanın bedelidir. Fakat gerçek vazgeçiş, terk edilecek bieyin bulunmadığını; çünkü size ait hiçbir şeyin zaten bulunmadığını idrak ediştedir. Bu derin uyku gibidir; uykuya daldığınız zaman yatağınızdan vazgeçmezsiniz- sadece onu unutursunuz.

Sri Nisargadatta Maharaj