Öğretmenin ilk edimi

“Öğretmenin ilk edimi, gördüğümüzü sandığımız dünyanın yalnızca bir görüntü, dünyanın bir betimlemesi olduğu fikrini işlemektir. Öğretmenin her çabası bu fikri çömezine kanıtlamaya yöneliktir. Bunu kabullenmek kişinin üstesinden gelebileceği en zor iştir. Öğretmen bu görüşü değiştirme uğraşına girer ve büyücüler buna içsel söyleşiyi susturma adını verirler. Bunun bir çömezin öğrenebileceği en önemli teknik olduğuna inanırlar. Kişinin, beşikten başlayarak geliştirdiği bu dünya görüşünü durdurmak amacıyla azimle davranması yeterli değildir. Uygulamaya da gereksinimi vardır. Buna doğru yürüme biçimi denir. Zararsız anlamsız bir şey gibi görünür, içsel söyleşini kesmeyi başarana dek de buna değişik bir davranış biçimi olarak baktın. Doğru biçimde yürümek tonalı doldurur, hatta taşırır. Tonalin dikkati, onun yarattığı şeylerin üzerinde olmalıdır. Aslında dünyanın düzenini oluşturan da bu dikkattir. İşte tonal, dünyasını sürdürebilmek için, onun nesneleri üzerinde dikkatini sürdürmelidir ve en önemlisi de, dünya görüşünü içsel söyleşi olarak desteklemelidir.”.

Don Juan, doğru yürüme biçiminin bir bahane olduğunu söyler, savaşçı öncelikle parmaklarını kıvırarak dikkati kollarına çekermiş, ardından gözü odaklamadan, doğrudan önünde, ayağının ucuyla, ufuk arasında oluşan yaydaki her hangi bir noktaya bakarak, tonalini gerçekten malumatla doldurup taşırırmış. Tonal, betimlemesinin öğeleriyle bire bir ilişkiyi kesmek zorunda kalınca, kendisiyle konuşamaz, böylece kişi de sessiz kalırmış. Don Juan parmaklarının konumunun önem taşımadığını, yapılacak tek şeyin parmakları alışılmadık biçimlerde kıvırarak dikkati kolların üzerine çekmek olduğunu ve gözleri odaklamaksızın, sayısız dünya nesnesini onlara anlam yüklemeksizin saptamanın önemini açıkladı. Bu konumdaki gözlerle, olağan görüntüden kaçan ayrıntıların da yakalandığını ekledi. Doğru yürüme dışında, bir öğretmenin öğretmesi gereken bir şey daha olduğunu söyler Don Juan. “Edimlerini onlara inanmaksızın, ödüllendirilmeyi beklemeksizin, salt yapmış olmak için yapmak.”

İçsel söyleşiyi susturmayı hızlandırmada iki ana teknik vardır: Kişisel tarihin silinmesi ve Rüya görme. Don Juan Castaneda’ya ilk yıllarda, kişiliğini değiştirmesi amacıyla belli yöntemler vermişti. Bu yöntemler önceleri Castaneda’ya davranışlarını değiştirmeye zorlayan son derece özel düzenlemeler gibi gelmişti. Oysa Don Juan öğretmenin sanatının, çömezinin dikkatini temel konulardan ayırmada yattığını açıkladı. Ödül beklemeden edimlerde bulunmak! İşin sırrı buydu.

Don Juan, kişisel tarihin silinmesine yardımcı olacak üç tekniğin daha öğretildiğini söyledi. Kendine önem vermeyi bırakmak, sorumluluk alma ve ölümü bir danışman olarak kullanma idi bunlar. Bu üç tekniğin yardımı olmadan kişisel tarihi silmeye çalışmak, çömezi kaypaklığa, kaçamakçılığa ve kişiliğiyle edimleri üzerinde gereksiz yere şüpheciliğe sürükleyebilirdi.

CC-Erk Öyküleri

Yaşam Tasarımı Tanıtım semineri

Önümüzdeki hafta Cumartesi günü Yani 21 Ocak saat 19.00 da Tuva Sanat’da, danışmanlığını yapmakta olduğum Human Design sistemini sizlere tanıtmayı hedefledim, sanırım artık zamanı geldi. Üstelik de bu anlatımı-bi çoğumuzun tanıdığı ve sevdiği- Carlos Castaneda’nın Yaşam Tasarım Analizi üzerinden yapacağım.

Ücretsiz olan bu sunumda görüşmek üzere, sevgilerimi sunarım.

Sibel Atasoy

Yazar-Danışman

Human Design –bundan sonra “Yaşam Tasarımı” şeklinde kullanacağız- nasıl işler?

Sistemi ve bu öyküyü bize ulaştıran Chetan Parkyn, Ra’nın bizzat kendisinden yöntemi öğrenerek zaman içinde uygulamakta ustalaşmış. Kişisel yaşam tasarımları çıkarmakla geçen uzun seneler sonucunda, bu çalışmalarının semeresi olan deneyimlerini, gerek internet sitesi gerekse aynı isimli bir kitapla Dünya ile paylaşarak bence fevkalade bir şekilde taçlandırmış.

Bu sistemin, tıpkı zamana yayılmış diğer farklı yöntemler gibi amacı, kendimizle en başından tanışıp, bizi olduğumuz kişiden sorumlu, tatmin olmuş ve hoşnut kılmak olduğunu söyleyebiliriz.

Yaşam Tasarımınıza ulaştığınız anda, hem bireysel(parçacık) hem de birleşik (dalga) yanınıza dair bir genişleme hissine sahip olabilirsiniz. Şüphesiz bu sistem hiçbir şekilde bir sihirli değnek değildir. Çünkü sihirli değnek sizsiniz! Bu sistem, uzun bin yıllar boyunca unutmuş olduğunuz bu gizemli parlaklığınızı size hatırlatmak için bir aracıdır yalnızca.
Kendinizle, eşinizle, arkadaşlarınızla, çocuklarınız ve ebeveyninizle, patronunuz ve iş arkadaşlarınızla olan ilişkileriniz, bu sistemin gücünden etkilenir. Yaşam Tasarımı sistemi ile her birini daha derin bir seviyede anlamayı öğrenir, hoşnutluğun alanını genişletebilirsiniz. Bu size, benliğe ve varoluşa dair gerçekten mantıklı, taze ve net bir anlayış sunar.

Kusursuzluk Nedir?

“kusursuzluk basitçe enerji seviyemizin en iyi kullanım biçimidir. Doğal olarak tutumluluğu, düşünceli olmayı, yalınlığı, saflığı ve hepsinden öte kişisel yansımadan yoksun olmayı gerektirir. Büyücüler tini denetleyip, toplanma noktasının hareketini yönetebilmek için kişinin enerjiye gereksinim duyduğunu söylerler. Enerjiyi bizim için biriktirecek tek şeyse kusursuzluğumuzdur.”cc

**

“Örneğin biz dördümüzü ele alalım. Sen, iyi bir yatırım yaptığına ve bu durumdan kazanç sağlayacağına inanıyorsun. Eğer bize kızarsan, ya da biz seni üzersek, intikam almak için kötü niyetli davranışlarda bulunabilirsin. Bizimse, tam tersine, kişisel kazancı filan düşündüğümüz yok. Bizim davranışlarımız, kusursuzluk tarafından düzenlenir. Sana kızıp, senin yüzünden düş kırıklığına uğramayız.”cc

**

“Savaşçının yaşamında gerçekten kararlaştırılmamış tek bir şey vardır; kişinin bilgi ve güç yolunda ne kadar ilerleyebileceği. Bu konu ortadadır ve kimse nasıl sonuçlanacağını kestiremez. Bir zamanlar sana, savaşçının özgürlüğünün ya kusursuzca hareket etmek, ya da bir budala gibi davranmak olduğunu söylemiştim. Özgür olan, yani savaşçının ruhunun gerçek ölçüsü olan tek eylem, gerçekten de kusursuzluktur.”cc

**

“Savaşçı en sonunda güçle karşılaşmış demektir,” dedi don Juan. “Kimse her bir savaşçının onunla ne yapacağını kestiremez; belki ikiniz dünya yüzeyinde barışçıl ve farkedilmez biçimde dolaşacaksınız, belki nefret dolu, belki kötü ya da belki nazik insanlar olacaksınız. Tüm bunlar, ruhunuzun kusursuzluk ve özgürlüğüne bağlıdır.cc

**

“Bir savaşçı çaresiz, endişeli ve korkmuş olamaz,” dedi. “Hiçbir koşulda. Savaşçı için yalnızca kusursuz olmaya zaman vardır; bunun dışındaki her şey gücünü eritir, kusursuzluk ise çoğaltır.”

“Tekrar ilk sorularıma döndük, don Juan. Kusursuzluk nedir?”

“Evet. Tekrar oraya döndük ve ben de tekrar aynı yanıtı vereceğim: Kusursuzluk, ne yaparsan yap yapabileceğinin en iyisini yapmaktır.”

“Ama don Juan, benim demek istediğim şu; ben her zaman yapabildiğimin en iyisini yaptığımı hissediyorum ama gerçeğin bu olmadığı çok açık.”

“Senin düşündüğün kadar karışık değil. Kusursuzluk konusundaki tüm bu meselenin anahtarı, zamana sahip olup olmama duyumudur. Yöntem şu; dünyadaki tüm zamana sahip ölümsüz bir varlık gibi hissedip davranırsan kusursuz değilsindir; bu gibi anlarda dönmeli ve çevrene bakmalısın. O zaman, zamanın olduğu duygusunun bir ahmaklık olduğunu kavrayacaksın. Bu dünyada hayatta kalan yoktur!”cc

İş değil AŞK

Clarissa, doğduğu ve yaşadığı her iki ülkenin de hakkını veriyor. Müthiş bir dinleyici. Yansızca dinleyebilenlerden. Doğum bilgileri elimizde olsaydı Yaşam Tasarımına bakabilmek isterdim. Sanırım 13 numaralı kapısı aktiftir onun da 🙂
Hem Castaneda hem de Clarissa Estes mesleklerini (antropolog ve psikiyatr) kendi bildikleri yolda -ortodoks kurallara aldırmaksızın- icra edenlerdi, böyle yapılabildiğinde ona zaten iş değil aşk deniyor.

**

Kendini (her dakka sınırlarını daha keskinleştirdiğin kendini) bi silkinişle -bi narayla-aşmak lazım. Bunu yapabilmek zor değil, şiddetle niyet ettiyseniz eğer.

**

Öyküler ilaçtır. Onların böyle bir gücü var; bir şey yapmamızı, olmamızı, etmemizi şart koşmazlar, sadece dinlememiz yeterlidir. Yitirilmiş bir psişik dürtünün onarımı için gereken çareler, öykülerin içinde bulunur. Öyküler, arketipi kendiliğinden tekrar yüzeye çıkaran heyecanı, üzüntüyü, soruları, özlemleri ve anlayışları doğurur. Öykü ve şiirin dili, düşlerin dilinin güçlü kız kardeşidir.” Diyor C. Estes. (Tıklayınız)

**

Nasıl da tam ortasındayız varoluşun, iki yana doğru bakıyoruz bakıyoruz, inceliyoruz,bazen ümitsizliğe düşüp bazen seviniyoruz, bazen herşeyi bildiğimizi sanıyoruz bazen kaybolmuş hissediyoruz. Bu müthiş bi macera dostlar. Hadi bi yerinize bakın şurdan: http://primaxstudio.com/stuff/scale_of_universe/ Bazılarımız kulaktan dolma beşyüzüncü ağızdan aktarılanlarla tatmin olamıyor. Denemek istiyorlar, bizzat bilmeye çalışıyorlar ve bunun için akıl almaz risklere giriyorlar. Onlar sayesinde açılıp genişliyo iki yana doğru evrenimiz. Hepsine minnetarız.

**

Yıldızlara gitmeyi bırakın hedeflemeyi, yıldızlara
gidebiliriz diyenlerdenim. Ve ben dedikçe gittiler yani! Sanki dünya
hayallerimi gerçekleştirmek için yarıştı
şu uzun ömrüm boyunca.

Bugün bilimsel (ve tabi aslında görünen etkisiyle teknoloji)
başarımızla övünürken bütün bunları, fantastik, bilim kurgu
yazarlarına hatta adı bile anılmayan uykucu, tembel(!) hayalcilere,
doğayı gözlemleye gözlemleye hayallenenlere borçlu olduğumuzu
unutamayız.

Hep söylediğimiz gibi her insanın başat özellikleri farklıdır,nasıl ki her dokunun hücreleri farklı konularda uzmanlaşmışsa bizlerde insan olarak öyleyiz. Bu sebeple gerçekleştirenlere hayalcilerden daha çok değer biçemeyiz. Velakin hem hayalci olacaksın hem de bu dünyadan madalya bekleyeceksin, eh işte bu çoğu kez mümkün değil.

Geçenlerde Haluk’a da söylediğim gibi aramızda iş
bölümü var, ben hayal ederim başkası gerçekleştirir, ne zaman? Önemli
değil. Ben de kimbilir kimlerin hayalini gerçekleştirdim. Hayaller geleceğe fırlatılmış tohumlardır. Haluk hocamız da
dedi ki, iyi ama sibel, parsayı gerçekleştirenler topluyor! Ben de
dedim ki “aman ne fark eder canım”

**

Rüyacılar, inorganik varlıklar

Çözemediğin bi problem konusunda inat etmeyi bırakıp ara verdiğinde, sabah genelde problemi çözersin çünkü gece psişen o konuyu güzelce incelemiş olur. Yani herkes aslında rüyalarda çalışır sadece rüyacılar değil. Tek fark onlar rüyada olanları yönetemez ya da yönetmeyi tercih etmez.

**

Sorumluluğu almamak için attığımız manasız taklalar şaka gibi.

Z.M. Olimpiyatlarda o taklalara puan veriyorlar.. 🙂 herşey nasılsa öyle tam ve güzel..o taklalarda bir şeyleri geliştiriyordur ki atlıyodur..çocuklar hangi adelesi gelişme safasındaysa onu geliştiren hareketi çok sık yaparlar ve bir gün o hareketi gerektikçe ve yeterince yapmaya başlarlar(denge)..

SA. Söylediğin doğru ama çocuklar(ve yetişkin olamayanlar) için. İşin şaka kısmı bu değil, yetişkin olamayanların sanki yetişkin olmuş pozuna girerek edim ve yaptırımlarda bulunmayı hak görmelerini kastediyorum.

Yetişkinliğin yaşla ilgili olmadığını eklemeye lüzum yok. Sorumluluğu kendi dışında soyut ya da somut bişeylere yıkıp, beleşe ahkam kesmenin dayanılmaz hafifliği hakkında konuştum sanırım.

**

Don Juan’a göre fiziksel beden ile enerji bedeni, biz insanoğullarının aleminde birbirlerini dengeleyen yegane enerji biçimlenmesiydi. Bu yüzden bu ikisinin dışında hiçbir ikiciliği kabul etmiyordu. Beden ile zihin, ruh ile ten ikiciliğin enerji bağlamında hiçbir dayanağı bulunmayan sadece zihin kaynaklı sıralamalar olduğuydu.

Don Juan, herkesin disiplin yoluyla enerji bedenini fiziksel bedenine yaklaştırmasının mümkün olduğunu söylemişti. Normalde ikisinin arasında mesafe muazzamdı.

Bizler evrenin yarattığı enerji sahibi araştırıcılarız ve farkındalığa sahip enerjimiz olduğundan, evrenin kendi farkına varması için araçlarız biz. Uçucular ise, acımasız meydan okuyucular. Onları uzaklaştırmaya niyetlen, çevrende bir enerji engeli oluştur. Sessiz kal, sessizliğinin içinden engel oluşacaktır. Eski büyücülerin enerji gerçekleri dedikleri şeylerden biridir bu. İçsel söyleşini kes.

Büyücülüğün gizemi dünyevi şeylerle hafifletilmeli. Hiçlikten kaynaklanmalı ve gene hiçliğe dönmeli. Savaşçı gezginlerin sanatıdır bu, fark edilmeden iğne deliğinden geçmek.

**

“Bu bir düşünsel evren, yaşayan evren, zarif bir evrendir!” diyordu Castaneda, coşku ile seminerine başladığında. “Bilinen evrenin doğrusallığını, bilinmeyen evrenin doğrusal olmaması ile  dengelememiz gerekir.” Karizmatik Castaneda, inorganik varlıkları tarif ederken, belli ki onlarla uzun zaman geçirmiş ki şaşırtıcı inandırıcılıkla kanıtlıyordu; birleşim noktası, yerinden oynatıldığında başka diyarlara gidebileceğimiz, kürek kemiğinin hizasından bir el boyu ilerisindeki yer; ışıklı  yumurtamızın parlaklığını çalan ve yalnız aşırı bencillik döküntülerini bırakan, sürekli olarak insan ırkının farkındalığı ile beslenen yağmacı evrendeki “uçucular”.

O, bunlardan hiçbirini icat etmedi, yalnızca doğruluklarına ısrar etti. “Biliyorsun ben çılgın değilim. Eh! Belki birazcık çılgınım ama komik olacak kadar değil!”

**

Florinda özgürlüğün insanın kendisine ait hiç bir ilgisi olmaması içimizde hapsolmuş enerji çözülünce erişilen bir ilgisizlik olduğunu söylemişti bana. Bu enerjinin ancak kendimize iliskin onemimize iliskin ki alay edilmemesi gerektiğini hissettigimiz bir önemdir bu sahip olduğumuz o yüceltilmiş kavramı durdurabildigimiz zaman özgür kaldığını anlatmıştı bana.

Özgürlüğün bedeli çok yüksektir…

Özgürlüğe ancak umut olmadan rüya görmekle her şeyi hatta rüyayı bile kaybetmeye razı olmakla ulaşılabilir…..

**

“… Rüyalarla ilgili bir teorim yok. Nasıl ortaya çıktıklarını bilmiyorum rüyaların. Ayrıca, benim onları ele alma biçimimin bilimsel bir yöntem sayılabileceğinden bile emin değilim. Belirsiz ve kişinin o anki keyfine çok bağlı şeyler oldukları için, rüya yorumlarına karşı hepinizin taşıdığı önyargıları ben de paylaşıyorum. Ama öte yandan, bir rüyayı gerçekten enine boyuna defalarca incelediğimizde, bunun büyük bir ihtimalle bizi bir yerlere götürebileceğini de düşünüyorum. Tabii ki bunun bilimsel bir vargı ya da akılcı bir sonuç olması gerekmiyor, fakat bilinçaltının amacının ne olduğunu, “bilinçaltının aklından neler geçtiğini” gösterecek bir ipucuna varabileceğimizi söylüyorum…”

”“Bilinçdışı bizi bizden daha iyi bilir.”

“Eğer bir bireyi anlamak istiyorsam, ortalama insan hakkındaki tüm bilimsel bilgileri bir yana atıp, tüm teorileri gözardı ederek tümüyle yeni ve önyargısız bir tavır benimsemek zorundayım.” G.Jung

**

Bizim rüya analiz sisteminde (Jung izdeşi Delaney’in), rüyayı görene analiz ettiriyoruz. Onun egosunu ve zihninin kendisini yanıltmasını önlemek için uygun ve güzel sorular buluyoruz ki rüya gören zihninden etkilenmeden kendi cevaplarını bulabilsin diye. Sonuçta onun söylediği parçaları biraraya getirerek daha uzun sorular sorarız ve böyle böyle kendi rüya analizini ve AYMAsını kendisi bulmuş olur.
Genel rüya simgelerini kullanmayız bu sistemde. Hele kendi içimize doğan şeyi asla rüya görene dikte etmeyiz, kendi yorumumuz varsa bile ona söylemeyiz. Çünkü dıştan verilen cevaplar kişiye AYma sağlamaz. Kendisinin bulması şarttır.

**

Rüyadan rüyaya kayıyoruz
Gerçeklik dondurma gibi eriyor
en incesinden bir tül bile yok arada
öyle cascavlak tüyleri yolunmuş kuş misali
kalıveriyoruz ortada
Sen, ben, benin halleri karışıyor kesif neme
Sahiden de bu kesif nem! Göz gözü görmüyor
Sınırlar, eski zaman abideleri
Teslim olacak mısın gönlünle?
Genzimin gerisinde belirsiz tekinsiz
bir açıklık genişlemede
her şey güzeldi çok güzeldi
kıymetliydi
Sislerin ardındaki, varsa eğer
bilinmedik şimdi
sa

**