Savaşçının El Kitabı-3

Öncekiler için: Tıklayınız

Kartalın Armağanından devam ediyoruz.
109. Savaşçılara verilebilecek en önemli öğüt, erklerini üzerinde yoğunlaştıracakları nesnelerden kaçınmaları, tüm erklerini gereksiz siperler yerine, tin üzerinde, bilinmeyene doğru yapacakları zorlu yolculuk üzerinde yoğunlaştırmalarıdır.
110. Bir savaşçı ne beklediğini bilir ve beklerken dünyanın tadını çıkarır. Bir savaşçının nihai başarısı sevinçtir. ( harikulade )

  1. Bir savaşçının yazgısının akışı değişmez. Çetin olan, onun bu katı sınırlar içinde nereye varabileceği, kusursuzluğunu ne ölçüde koruyabileceğidir. Eğer yolunun üzerinde engellerle karşılaşırsa, savaşçı kendi kusursuzluğu içinde bu engelleri yenmek üzere onlarla savaşır. Eğer yolunun üzerine dayanılmaz güçlükler ve acılar çıkarsa, yazgısının çizdiği yolu saçının bir teli kadar bile değiştiremez.

  2. Yansızlık bilgelik anlamına gelir ve bir avantajdır. Savaşçıya, belli durumları yeniden değerlendirebilmesi, konumları yeniden gözden geçirebilmesi için bir anlık da olsa bir duraklama fırsatı verir. Bir savaşçının bu fazladan anı amacına uygun ve doğru biçimde kullanabilmesi için tüm yaşamı boyunca hiçbir şeye boyun eğmeden mücadele etmesi gerekir.

  3. Savaşçı, özgürlüğü arayan insandır.( Hüzün özgürlük değildir. Bundan kurtulmak gerekir.)

  4. Bir savaşçı aşama aşama ilerlemez. Önemli olan kişisel erktir.

  5. Bir savaşçının ikinci dikkatte elde ettiği en büyük başarı rüya görme, birinci dikkat içinde elde ettiği en büyük başarıysa iz sürmedir.

  6. Bir savaşçı asla kuşatılamaz. Kuşatılmak, kişinin tehdit edilecek şahsi bir servetinin bulunduğu anlamına gelir. Oysa bir savaşçının kendi kusursuzluğu dışında sahip olduğu hiçbir şey yoktur ve kusursuzluk tehdit edilemez.

  7. Yaşam boyu süren bir savaşımdan sonra erkek savaşçı elbette ki kendi kendini silmeyi başarır. Ama bunun bedelini ödemelidir. Ağzını bıçak açmaz birisi olur çıkar ve sonsuza değin içini dökmemeyi bir görev beller. Kadınları bu tür güçlüklerle uğraşmak gibi bir zorunlulukları yoktur. Bir kadın, buharlaşıp uçmaya hazırlıklıdır. Aslında kendisinden beklenen de budur.

  8. Bir savaşçı, çevrenin nasıl olduğunu bilmeden asla savaşa girmez.

  9. Savaşçılar kendilerine destek olacak dünyadan yoksundurlar.

  10. Bir savaşçı için varlığın gizeminin sonu yoktur; bu varlık ister bir çakıl taşı, ister bir karınca, ister kişinin kendisi olsun. İşte bir savaşçının alçakgönüllülüğü burada yatar. Her şey eşittir.

  11. Bir savaşçı, en son hamlesini burada ve şimdi yapacağını bilmeli, buna hazır olmalıdır. Ancak bu, aceleyle, gelişigüzel yapılacak bir şey değildir.

  12. Savaşçılar, baş edemeyecekleri durumlarla karşılaştıklarında bir an için geri çekilirler. Zihinlerini rahatlatırlar. Zamanlarını başka bir şeyle uğraşarak geçirirler.Herhangi bir uğraş olabilir bu.

  13. Savaşçılar zamanı iyi değerlendirirler; bir anın bile değeri vardır. Yaşamın için verdiğin savaşta, bir saniye sonsuzluktur. Savaşçılar bu yüzden zamanlarını iyi kullanmak zorundadırlar.

  14. Kontrollü çılgınlık, savaşçıların iz sürme sanatını, en küçük ve önemsiz eylemlerden ölüm kalım durumlarına kadar her yaptıklarına uygulamaları anlamına gelir.

  15. Savaşçılar için kendi paralel varlıklarını bulmak olanak dışıdır. Zira, bir savaşçının yaşamında onu başka yöne çeken çok sayıda unsur, öncelikli ilgi alanları bulunur.
    ( Paralel varlık: Bir kişinin paralel varlığı, onunla aynı cinsten başka bir insandır.Oldukça yakın ve çözülmez bir biçimde, birincisine bağlıdır. Dünya üzerinde aynı zamanda birlikte var olan iki paralel varlık, aynı kutbun iki ayrı ucu gibidir. )

  16. Savaşçıları zihinlerinde yalnızca bir tek şey vardır – özgürlükleri. Ölmek ve Kartal’a yem olmak bir mücadele değildir. Oysa sessizce Kartal’ın çevresinde dolaşarak özgürlüğe kavuşmak, en büyük cesarettir.

  17. Savaşçıların özel yaşamı yoktur. Bilincin mahiyetini bir kez kavrayabildikleri an birey olma özelliklerini yitirirler ve insanlık durumu artık onları ilgilendirmez.

  18. Bir savaşçının en çetin görevi, olumlu ve olumsuz güçler arasında son derece incelikli bir denge oluşturabilmektir. Bu çetin görev, savaşçının çevresindeki her şeyi kontrol altına almak üzere bir savaşım vermesi gerektiği değil, onun, beklenen yada beklenmeyen, akla gelebilecek her durumla aynı ustalıkla uğraşması gerektiği anlamına gelir.

  19. Savaşçılar için bu dünyada kalmanın yarattığı coşku, yolculuğun uyandırdığı coşkuya eşittir.

  20. Bir savaşçı ağlayamaz. Bir savaşçı için ızdırabın tek dışa vurumu, evrenin derinliklerinden gelen bir ürpertidir. Savaşçının ürpertisi bitmez.

Hazırlayan: Hanife Altuntaş

Kindred Spirit Dergisi – Carlos Castaneda Röportaj

Kindred Spirit Dergisi – Carlos Castaneda Röportaj

1960’ların başında Carlos Castaneda dokuz kitabından birincisi olan “Don Juan’nın Öğretileri – Yaqui Kızılderililerin Bilgi Yöntemi” yayınladığında dünyaya derin bir darbe vurmuştur. Bu kitapta,  Sonora Meksika’daki bir Yaqui Kızılderilisinin gözetimi altındaki bir büyücü çömezi olarak, edindiği deneyimleri anlatmaktadır. UCLA’dan bir antropoloji öğrencisi olarak doktora tezi için halüsinojen kaktüs olan peyote hakkında bilgi toplarken, don Juan Matus ile karşılaştı. Kitap yayınlandığı anda Castaneda bir inanç figürü oldu. Her ne kadar çok ender olarak röportaj vermesine rağmen Castaneda bu yılın (1997 yılından bahsediliyor ÇN) Şubat ayında konuştu, ve ne söylediğinin merak ettiğinizi sanıyoruz.
Castaneda’nın kitabı ‘savaşçının yolu’ görüşünü ileri sürmektedir, mükemmel yaşama, kişisel tarihi silme, ölümü danışman olarak alma ve kendi önemliliğini yok etme. Castaneda, don Juan, diğer öğretmen arkadaşları ve çömezleri ile olan etkileşimini, alayın ve eleştirinin hedefi olan ciddi bir Batı bilgininin, sosyal modelini bir tarafa bırakarak, bilinmeyenin gizeminde uyanışını açıklayarak, samimi olarak gözler önüne sermektedir.
Fayda değerinin yanında, Castaneda’nın çalışması şüphesiz yazınsal bir kaliteye de sahiptir. Şiir, büyü ve güzellik ile doldurulmuştur. Dokuz kitabı da çok satar kategorisine girmiş ve tüm önemli dillere çevirileri yapılmıştır.
Castaneda’nın arkadaşları, Taisha Abelar ve Florinda Donner-Grau, da don Juan ile olan deneyimlerini “Büyü Geçişi” ve “Rüyacı” kitapları ile anlatmışlardır. Castanedanın bazı kitaplarındaki kahramanı Carol Tiggs ise halen herhangi bir kitap yayınlamamıştır.
Carlos Castaneda’dan Tensegrity: Kadim Meksika Şamanlarından Büyülü Geçişler.
Şimdi, Carlos Castaneda ve arkadaşları Taisha Abelar, Florinda Donner-Grau ve Carol Tiggs, don Juan’nın dünyasının daha ulaşılabilir olmasına çalıştılar. Son günlerde don Juan’nın onlara öğrettiği Tensegry adındaki fiziksel hareketlerden oluşan bir yöntem ile ortaya çıktılar. İspanya fethi öncesi Meksika’da yaşayan şamanlar tarafından geliştirilmiş olan, algıyı yükseltmek ve fiziksel  bedeni güçlendirmek için tasarlanmış bu hareketlerin bazı modernleştirilmiş uyarlamalarına “Büyülü Geçişler” adı veriliyor. Tensegrity mimarlıktan ödünç alınmış bir kavram olup bedendeki kas ve tendonların gerginleştirmek ve gevşetmenin özü anlamına gelir. Bedene uygulandığında, büyülü geçişlere götüren gerilme ve bütünlüğün etkileşimi olarak tanımlanır.
Tensegrity seminerlerinin süresi bir hafta sonundan, günde birkaç saatin bu hareketlere tahsis edildiği, haftalarca uzunluğa kadar değişik dizilerdedir. Aynı zamanda üç adet video da yayınlandı: Bölüm 1, On iki Temel Hareket – Enerji Toplamak ve Sağlıyı İyileştirmek; Bölüm 2, Dağılmış Enerjiyi Paylaşmak; ve Bölüm 3, Enerjik olarak bir Alandan diğerine geçmek. Tüm bu videolar Cleargreen, Santa Monika, Kalifornia firmasınca yayınlandı ve oradan veya www.castaneda.com (www.webb.com/Castaneda – bu site artık kullanılmıyor ÇN) ‘dan tedarik edilebilir. Cleargreen Carlos Castanedanın Tensegrity kitabını bu yılın sonunda (1997 yılından bahsediliyor ÇN) yayınlıyacak.
Bu yıl Şubat ayında, Castaneda, Daniel Trujillo Rivas’ın Şili ve Arjantinde yayınlanan Uno Mismo dergisi için sorduğu soruları yanıtladı:
Carlos Castaneda ile karşılaşmam, 30 yıldır efsane ve mitlerle çevrelenmiş, bu sınıflandırılamayan yazar,  benim için dehşetli bir andı. Kolomb öncesi Amerikan kültürünün devrimci fikirleri ile yüzyılın en önemli yazınsal olgusu idi.
Dokuz kitaptan sonra dahi, başlangıçta halen Castaneda hakkında aynı sorular vardı: O gerçekte kimdi? Bir Antropolog? Yetenekli bir yazar? Bir büyücü çömezi? Veya kusursuz bir şaman mı? Şimdi kişisel olarak onunla konuşabilecek ve bu soruların cevabını alabileceğimin umudunu taşıyordum.

DTR : Bay Castaneda, yıllarca kesin bir kimliksizlikle saklandınız. Bu şartları değiştirmeye ve siz ve üç arkadaşınızla, nagual Juan Matus’tan edindiğiniz öğretiyi halk karşısında konuşmaya ne sebep oldu.

CC : Bizi don Juan Matus’un fikirlerini yaymaya zorlayan, öğrettiklerini aydınlığa çıkarma ihtiyacı oldu. Bizim için, bu daha fazla ertelenemeyecek bir görevdi. Onun diğer üç öğrencisi ve ben, don Juan Matus’un bize tanıştırdığı dünya, tüm insan varlıklarının algısı dahilinde olduğu fikrine vardık.  Hangi yolun uygun olacağını aramızda tartıştık. Don Juan’nın yolu bizim kimliğimizi saklamayı mı öneriyordu? Bu kabul edilemez bir olasılıktı. Diğer geçerli yol ise don Juan’nın fikirlerini yaymaktı: son derece tehlikeli ve zahmetli bir seçimdi, fakat bu, don Juan’nın tüm öğretilerine kattığına inandığımız kıymettin tek seçimi idi.

DTR : Savaşçının öngörülemez hareketleri ile ilgili söylediklerine göre, ki bunların on kez kanıtlanması gerekir, halka açık olan şu andaki gidişinizin bir yerde sona ereceğini beklemeli miyiz? Nereye kadar?

CC : Bizim için, zamana ait kriterler koymak mümkün değil. Biz don Juan’nın koyduğu öncül önermelere göre yaşıyor ve asla onlardan sapmıyoruz. Don Juan Matus bize, söylediklerine göre yaşayan bir adanın tüyler ürpertici örneğini vermişti. Ve ben de bunun tüyler ürpertici bir örnek olduğunu çünkü özenmek en zor şeydir; yekpare olmak ve aynı zamanda herhangi bir şeyle yüz-yüze gelebilecek kadar esnek olmak. Bu don Juan’nın hayatını yaşadığı yoldur.
Bu öncüller çerçevesinde, bir kimsenin olabileceği tek şey kusursuz uzlaştırıcı olmaktır. Biri, bu kozmik satranç maçındaki oyuncu değil, biri basitçe satranç tahtasındaki bir piyondur. Her şeye karar veren, büyücülerin niyet veya Ruh dedikleri kişisel olmayan bir farkındalık gücüdür.

DTR : Kanıtlayabildiğim kadarıyla, ortodoks antropoloji, ve aynı zamanda Kolomb-Öncesi Amerikan mirası iddiasını savunanlar, çalışmalarınızın güvenilirliğini baltalıyorlar. Çalışmalarınızın yalnızca sizin edebi yeteneğinizin sonucu olduğu inancı bugün de devam etmektedir. Aynı zamanda,  sizi çifte standart uygulamakla suçlayan başkaları da var, çünkü onlara göre, sizin yaşam şekliniz ve faaliyetleriniz çoğunlukla bir şamandan beklenenin aksidir. Bu şüpheleri nasıl açıklıyacaksınız?

CC : Batılı insanın algılama sistemi bizi ön yargılı fikirlere inanmaya itiyor. Tüm yargılarımızı her zaman önsel (a priori) bir şeye dayandırıyoruz. Örnek olarak, ‘ortodoks’ fikrinin ne olduğu. Ortodoks antropoloji nedir? Üniversite amfilerinde öğretileni midir? Şamanın davranış tarzı nedir? Başına tüyler takıp ruhlar için dans etmesi mi?
Otuz yıldır, insanlar Carlos Castaneda’yı yazınsal bir karakter yaratmakla suçluyor, çünkü basitçe benim anlattıklarım antropoloji ile ‘a priori’ olarak aynı fikirde değil – ders sınıflarında belirlenen veya  antropoloji çalışmaları alanında çalışılan fikirler değil. Ancak, don Juan’nın bana öğrettikleri,   toplu davranış olarak isimlendirilen duruma uygun geliyor, bu şartlar altında, ön yargıda bulunmak çok az veya neredeyse asla ortaya çıkmaz.
Şamanizm konusunda kararlar vermeye kendimi yeterli görmedim, çünkü bunu yapabilmek için şaman dünyasının aktif bir üyesi olmak gerekir. Bir sosyal bilimci, mesela sosyolog diyelim, batı dünyası ile ilgili bir konuda  sosyolojik bir karara varması çok kolaydır, çünkü kendisi bir sosyolog olarak batı dünyasının etkin bir üyesidir. Fakat şimdi, son iki yılını diğer kültürleri incelemekle geçiren bir antropolog, onlar için güvenilir bir karara nasıl varabilir? Bir kültürel dünyanın üyeliğini kazanmak yaşam boyu süren bir çabaya gerek duyar. Benim, kadim Meksika şamanlarının dünyasında otuz yıldan fazla çalışmalarım var, buna rağmen samimiyetle diyebilirim ki, bu dünya ile ilgili karar verecek hatta bir şey önerecek kadar bile bu üyeliği kazandığıma inanmıyorum.
Bunu farklı disiplinlerden gelen kişilerle tartıştım, ortaya koyduğum öncülleri hepsinin anladığını ve kabul ettiklerini gördüm. Fakat, daha sonra geriye döndüklerinde, vardıkları sonuçlarda saçma bir hata yapmış olabilecekleri ihtimalini dahi taşımadan, kabul ettikleri her şeyi unuttuklarını ve ortodoks akademik prensipleri desteklemeye devam ettiler. Öyle anlaşılıyor ki, algılama sistemimiz anlaşılmazdır.

DTR : Neden fotoğrafının çekilmesine, sesinin kaydedilmesine ve hayat hikayenin bilinmesine izin vermiyorsun? Bu insanı etkiler mi, eğer öğle ise nasıl, spiritüel çalışmalarında başardın? Bir doğrulama olarak, senin gerçekten kim olduğunun, duyurduğun yolu takip etmenin gerçekten mümkün olduğunu ve samimi olarak gerçeği arayanlar için yararlı bir bilgi olacağını düşünmüyor musun?

CC : Resim çektirme ve kişisel bilgiler konusunda, ben ve diğer üç çömez don Juan’nın talimatlarını uyguluyor. Don Juan gibi bir şaman için, kişisel bilgileri vermekten kaçınma düşüncesi çok basittir. “Kişisel tarihi” terk etmek bir zorunluluktur. “Ben” den ayrılmak son derece can sıkıcı ve zor bir şeydir. Don Juan gibi şamanların istediği, “ben” in hesaba katılmadığı bir akışkanlık durumunda olmaktır. O, fotoğrafın ve kişisel bilgilerin bulunmaması, bilinçaltı yolu ile etki alanına mutlak bir şekilde  herhangi birinin girmesini etkilediğini düşünür. Daima fotoğraf, ses kayıtları ve kişisel bilgileri kullanmaya alıştık, tüm bunlar kişisel önem düşüncesinden fışkırmaktadır. Don Juan, bir şaman hakkında bir şey bilmemenin daha iyi olduğunu; bu şekilde bir kişi ile karşılaşıldığında onu kabul edilebilir bir fikir olarak algılarız. Bu her günkü dünyada olanların  tersidir, orada psikolojik problemleri olup, fikirleri olmayan kişilerle karşılaşırız, tüm bu insanlar “ben, ben, ben” ile ağzına kadar doludur.

DTR : Takipçilerinizin, sizin ve arkadaşlarınızın yaydığı bilgiyi kuşatan, açıklığı ve ticari altyapıyı (yazınsal işinizin bu kısmını) nasıl yorumlamaları gerekir? Cleargreen, Laugan Productions and Toltek Artists gibi diğer şirketlerle ilişkiniz gerçekte nasıldır? Ticari bağlamda soruyorum.

CC : İşimin bu evresinde don Juan Matus’un fikirlerini yaymam için beni temsil edecek birilerine ihtiyacım var. Cleargreen bizim işimizle büyük benzerliği olan bir şirket, aynı zamanda  Laugan Productions and Toltek Artists de öyle. Don Juan’nın öğretilerini modern dünyaya yayma fikri benim ulaşamayacağım ticari ve sanatsal medyayı kullanmayı içermektedir. Don Juan’nın fikirlerine benzerlikleri olan şirketler olarak, Cleargreen ve Laugan Productions and Toltek Artists, benim yaymak istediklerimi yaymayı sağlama kapasiteleri olan şirketlerdir.
Her zaman, kişisel olmayan şirketlerde, onlara verilen ve kendi ideolojilerine uyarlanan, her şeye hakim olma ve dönüştürme eğilimi vardır. Eğer, Cleargreen ve Laugan Productions and Toltek Artists’in samimi ilgisi olmasaydı, don Juan’nın söyledikleri şimdiden başka bir şeye dönüştürülmüş olacaktı.

DTR : Şöhret elde etmek için, şu veya bu şekilde size bağlanan büyük sayıda insan var. Kendi kişisel teorisini üretmektense sizin öğretinizi yorumlayan ve yeniden düzenleyen Victor Sanchez’in  çalışmaları hakkında düşünceniz nedir? Ayrıca Ken Eagle Father’in, don Juan tarafından çömezi olarak seçildiğine ve yalnız onun için don Juan’nın geri geldiğine dair iddialarına ne diyorsunuz?

CC : Benim ve garanti ederim ki don Juan’nın da hiç tanımadığı veya hiç karşılaşmadığı birçok kişi kendini, benim veya don Juan’nın talebesi olarak tanıtmaktadır. Don Juan Matus özellikle kendi şaman sülalesinin devamı için ilgilendi. Bugün onun yalnız dört çömezi kaldı. Onunla birlikte giden başkaları da vardı. Don Juan bilgilerini öğretmeye ilgilenmedi; onu, sülalesinin devamı için çömezlerine öğretti. Don Juan’nın sülalesini onların devam ettirmedikleri gerçeğini göz önüne alırsak, onun dört çömezi fikirlerini yaymak için baskı gördüler.
Kendi bilgi yöntemini öğreten bir öğretmenin görüşü bizim bilişim sistemimizin bir parçasıdır, ama bu kadim Meksika şamanlarının bilişim sisteminin bir parçası değildir. Onlar için öğretmek saçma bir edimdir. Bilgileri sülalenin devamı için aktarmak başka bir konudur.
Birçok kişinin benim veya don Juan’nın adını kullanarak emek harcamadan kendilerine çıkar elde etmeleri basit bir harekettir.

DTR : “Spiritüalite” kelimesinin anlamı hakkında biraz konuşalım, bu insanların, türlerinin iktidar   kontrolünü ele geçirebilecekleri bir bilinç durumudur, ruhsal, ahlaki ve entelektüel bir eğitim gibi bir şeyler basit hayvansal koşulları başarı ile aşıyor. Bu iddiayı kabul ediyor musunuz? Bu bağlam don Juan’nın dünyasına bunu nasıl bütünleştirilebilir?

CC : Don Juan Matus için, uygulamacı ve aşırı dengeli şaman için, “Spiritüalite” boş bir idealdir, yazınsal kavramları ve şiirsel ifadeleri kapsadığından çok güzel olduğuna inandığımız, temeli olmayan fakat asla bunun ilerisine geçemeyen bir savdır.
Aslında şamanlar don Juan gibi pratik insanlardır. Onlar için yalnızca yağmacı bir evren vardır, ki arada anlayış veya farkındalık yaşamın bir üretimi ve ölümün meydan okumasıdır. Bir şamanın yaptığı gibi bilinmeyende gezeceğine, sınırsız pragmatizme, sonsuz dikkate ve “çelik gibi cesarete” ihtiyacı olan sonsuzda bir gezgin olarak düşünmüş kendisini. Tüm bunların görünümünde, don Juan “Spiritüalitenin” her günki dünyada başarılması mümkün olmayan basit bir açıklama, ve gerçek bir davranış tarzı olmadığına, inanıyordu.

DTR : Çalışmalarınızdaki bazı kavramların, birleşim noktası, enerji iplikçikleri, inorganik varlıkların dünyası, iz sürmek ve rüya görmek gibi, batı kültüründe karşılıkları var mı? Örnek olarak, birçok kişi insanın parlak bir yumurta görünümünün bir aura ifadesi olduğunu söylüyor.

CC :  bildiğim kadarı ile, don Juan’nın öğrettiklerinin hiçbirinin batıda bir karşılığı yok. Bir zamanlar, don Juan’nın halen burada olduğunda, bütün bir yılımı guruların, öğretmenlerin ve bilge insanların yaptıklarının ipuçlarını bana söylemeleri için arayarak geçirdim. Don Juan’nın söylediği ve yaptığı bir şeyin benzerinin bu dünyada olup olmadığını bilmek istiyordum. Kaynakların oldukça kısıtlı idi, ve yalnızca milyonlarca takipçileri olan belirli ustalara ulaşabildim, sonuçta herhangi bir benzerlik bulamadım.

DTR : Yazınsal çalışmalarınızda gerçekten inanılmaz olaylar bulunur. Takipçiniz olmayan biri,  söylediğiniz tüm bu “başka gerçeklikler” i nasıl doğrulayabilir?

CC : Bu, birinin yalnızca zihnini değil, tüm bedenini alarak kolaylıkla doğrulanabilir. Ne, Don Juan’nın dünyasına, bir amatörün hızlı ve çabuk bilgeliği araması gibi, zihinle girilebilir. Ne de don Juan’nın dünyasında, bir şey kesinlikle doğrulanabilir. Yaptığımız tek şey,  çevremizi saran dünyayı daha kapsamlı manada algılamaya müsaade eden yükseltilmiş farkındalık  duruma gelmektir. Başka bir değişle, don Juan’nın Şamanizmi, tarihsel karakteristikleri ve günlük algılamayı kırarak bilinmeyeni algılamaktır. Bunun için kendisine sonsuzun gezgini adını takmıştır. O, sonsuzluğun günlük algılama dışında yalan olduğunu iddia etmektedir. Bu karakteristikleri kırmak yaşamının hedefidir. O, olağan dışı bir şaman olduğundan, tüm dördümüze de bu isteği aşıladı. Bizi zihni aşmaya ve tarihsel karakteristiklerin sınırlarını kırma görüşünü somutlaştırmaya zorladı.

DTR : şimdi fiziksel bir çalışma olan Tensegrity’i sunuyorsunuz. Tam olarak ne olduğunu açıklayabilir misiniz? Amacı nedir? Bunu uygulayan bir kişi spiritüel açıdan kazancı ne olacaktır.

CC : don Juan Matus’un bize öğrettiğine göre, kadim Meksika’da yaşayan şamanlar,  uygulandığında, bedene fiziksel ve ruhsal açıdan öyle güçler sağlıyordu ki, bu hareketlere sihirli geçişler olarak adlandırdıkları, bir dizi hareket keşfetmişler.
Don Juan bize demişti ki, bu büyülü geçişler sayesinde, şamanlar tarifsiz bir algılama başarısına ulaşmaya izin veren yükseltilmiş bir farkındalık düzeyine ulaştı.
Nesiller boyunca, büyülü geçişler yalnızca şaman çömezlerine öğretildi. Bu hareketler büyük bir gizlilikle ve karmaşık ritüellerle sarmalandı. Don Juan bunları bu şekilde öğrendi ve dört çömezine bu yolla öğretti.
Bizim amacımız, sihirli geçişler öğretisini isteyen herhangi birinin öğreneceği şekle getirmektir. Bunlara Tensegrity adını verdik, ve don Juan’ın dört çömezi için özel olan bu hareketleri, herkese uygun olan genel hareketlere dönüştürdük.
Tek başına veya toplu olarak, Tensegrity’i uygulamak, sağlığa iyi gelir, canlılık verir ve genel olarak kendini iyi hissetme duygusu yaratır. Don Juan’ın dediğine göre, sihirli geçişleri uygulamak,  yükseltilmiş farkındalık ve algılama karakteristiklerini genişletmek için gerekli olan enerjiyi biriktiriyor.

DTR : Sizin üç çömezden başka, seminerlerinize katılanlar başka insanlarla da karşılaştılar, Chamcool’lar, Enerji Takipçileri, Elementler, Mavi İzciler … Bunlar kimdir? Sizin tarafınızdan yönlendirilen yeni nesil görücüler midir? Eğer öyle ise, nasıl biri bu çömez grubunun parçası olabilir?

CC : Bu kişilerden her biri don Juan tarafından tanımlanmış varlıklardır, bu sülalenin yöneticisi olarak bunları beklememizi istedi. Bu görünün bir parçası olarak her birinin geleceğini önceden bize   haber verdi. Dört öğrencisinin enerji konumları nedeniyle, don Juan’nın sülalesini devam edemeyeceği andan itibaren, görevleri, sülaleyi sürdürmek yerine eğer mümkünse altın bir taç ile  sonlandırmak olarak dönüştü.
Biz bu talimatları değiştirecek durumda değiliz. Biz don Juan’nın görüleri için ne çömez ne de aktif üye aramıyoruz. Tek yapabileceğimiz şey, niyetin tasarısına razı olmaktır.
Büyülü geçişlerin, bu kadar özenle ve bu kadar çok sülale tarafından korunması, şimdi anlaşıldı ki gerçekten de, birinin dolaylı bir yoldan yapabileceğinin kanıtıdır, Tensegrity çalışmaları ve savaşçının yolu önermelerini takip etmek bu yeni görünün bir parçasıdır.

DTR : Sıklıkla kendime sorduğum bir soru da: savaşçının yolu, diğer disiplinlerde olduğu gibi, çiftler için spiritüel bir çalışma mıdır?

CC : Savaşçının yolu her şeyi ve herkesi kapsar. Tüm bir aile kusursuz savaşçılar olabilir. İşin zorluğu, bireysel ilişkilerin duygusal yatırım temelli oluşunun korkunç gerçeğine yatmaktadır, ve uygulayıcı gerçekte bu uygulamaları öğrendiği anda ilişki çöker. Günlük dünyada, duygusal yatırımlar genellikle sorgulanmaz, ve tüm yaşamımızı karşılık bulmayı bekleyerek geçiririz. Don Juan benim tutucu bir yatırımcı olduğumu ve benim yaşama ve hissetme yolumun basitçe; “Ben yalnızca diğerlerinin bana verdiği kadarını veririm.” olarak tanımlanacağını söyledi.

DTR :  Birisinin, sizin kitaplarınızda yaydığınız bilgilerle, olası bir spiritüel gelişme için, çalışmayı arzu etmesi nasıl bir istektir. Don Juan öğretilerini kendi kendilerine uygulamayı isteyenlere ne tavsiye edersiniz?

CC : Bireysel olarak başarmak için birinin niyeti kusursuz bir niyetse ona sınır koymak mümkün değil. Don Juan’nın öğretisi spiritüel değil. Bunu tekrarlıyorum çünkü bu soru devamlı olarak gelmektedir. Spiritüalizm fikri savaşçının demir disiplini ile bağdaşmaz. Don Juan gibi bir şaman için en önemli şey uygulama fikridir. Onunla karşılaştığımda, kendimin pratik bir insan olduğumu zannediyordum, tarafsızlık ve uygulamacılık ile dolu bir sosyal bilimci. O, bu iddiamı yıktı ve bir Batılı olarak ne uygulamacı ne de spiritüel biri olmadığımı görmemi sağladı. Anladım ki, “Spiritüel” kelimesini yalnızca günlük yaşamdaki çıkarcı karşıtı olarak tekrarlıyorum. Günlük yaşamdaki ticarilikten uzaklaşmak istiyordum ve bunu yapmak için olan heves “spiritüalizm” dediğim şeydi. Karar anına gelip: spiritüalite derken neyi göz önüne aldığımı tanımladığımda, don Juan’nın haklı olduğunu gördüm. Ne konuda konuştuğumu bilmiyordum.
Söylediğim küstahça gelebilir, ama bunu söylemenin başka yolu yok. Don Juan gibi bir şamanın istediği farkındalığı yükseltmektir, bu, tüm insani algılama ihtimalleri ile algılamayı başarmaktır; bu muazzam bir görevi ve bükülmeyen bir amacı içeriyor ki batı dünyasının spiritüalizmi bunun yerine geçemez.

Kinder Spirit Magazine
Yayınlama Tarihi : Temmuz – Ağustos 1997
Çeviri : Aki

Carlos Castaneda Röportaj – La Jornada Gazetesi

***   Az Küfür içeriyor, rahatsız olacaksanız okumayın!   ***

Carlos Castaneda Röportaj – La Jornada Gazetesi

Orijinal yazı İspanyol’ca ve Arturo Garcia Hernandez tarafından yazılmıştır.

“Markos? Onu tanımıyorum… Özür dilerim. Hiç tanımıyorum…”

“Biz insan varlıkları olarak, hem kendimizi özgürleştirme şiddetli arzusu hem de korkusu ile birlikte yaşıyoruz” (Castaneda)
Şaman, “Bizim için gerekli olan şey manyakça kendini beğenmekten vazgeçip enerji bedenimizi keşfetmektir” noktasına işaret eder.

Carlos Castaneda ne ‘Markos’ ne de EZLN’yi (*) biliyor; o gazete okumuyor; bir guru veya kurtarıcı olmayı reddediyor; şefkat ve sosyal ilgi’nin kendini yenileyen bir yalan olduğunu düşünüyor; o gurulara ve tanrı tüccarlarına karşı; annesinin komünist ve kısa yazılar biri olduğunu garanti ediyor; Meksiko City’de, Cuma’dan Pazar’a kadar süren ‘Tensegrity’nin yeni yolu’ seminerinin molasında medya ile konuşurken, bir büyücü veya şaman olarak tesirli olarak bilgisini yaymanın hangi kademe ile başladığı, ve şu bu gibi meseleleri ele aldı; Cumartesi gecesi, bir saatten fazla bir süre ile ‘Don Juan’nın Öğretileri’ ve ‘Erk Öyküleri’ yazarı birçok farklı soruyu cevapladı. Sakin bir konuşma ile, sıkça şaka yaparak, her zaman muhataplarına saygılı, ihtiyatlı, çevresindeki sekiz gazetecinin soruları peş-peşe ateşlendiğinde, Castaneda bir konudan diğerine gidiyordu. Tek istediği, resim ve ses kaydının olmaması idi. Aşağıda notlardan düzenlenmiş, bu konuşmanın bir metni bulunuyor.

Castaneda için, bir büyücü olarak deneyimlerini anlatması ve açıklaması için kelimeler yetersiz ve sınırlıdır; aynı zamanda o, kelimelere doğrusal mantıktan kaçan ve normalde bizim oynadığımız değer ve anlamlar bağladığı, akılda tutulmalıdır.


(*) EZLN = Ejercito Zapatista de Liberacion National – Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu. Marcos da bu silahlı devrimci örgütün başı olan  Subcomandante Insurgente Marcos’dur.

“Büyücülerin spiritüalizm ve kutsallık hissine nasıl bakıyor?”

“Spiritüalizmi sizin nasıl anladığınızı bilmiyorum. Maddiyatın tersi mi?”

“Şart değil, bütünün bir parçası, başka.”

“Evet, bu durumda, Juan Matus saf bir ruhtur. Büyücüler, spiritüalizme değil, insan ruhuna inanır. Don Juan sıkça diyordu ki: ‘Ruhumu seviyorum. İnsan güzel bir ruhtur. Eğer bana ödeyemediğin bir şey borçlu olduğunu düşünüyorsan, insan ruhuna öde’. Kutsallık için ise:

“Şamanlarda bir rahip hissiyatı yok, ve kutsallık karşısında diz çökmezler. Yarmaya gerek yok. Niyet tutarlar, her şeyi yapmaya ve değiştirmeye yeterli olan erk, sürekli güç. Fakat onlar dilenmez.”

“Kadim Meksika’nın büyücülerinden bahsederken, kimleri kast ediyorsun? Çünkü burada farklı kültürler vardı: Maya’lar, Aztek’ler …”

“Hayır. Don Juan için Meksika’nın kadim zamanları yedi ile on bin yıl öncesiydi.”

“Don Juan’dan ayrılma sürecin nasıl olmuştu?”

“Ben ayrılmadım. O bana böyle dedi. Zamanı geldiğinde o benimle devam edemeyecek kadar   kendisinden büyük ölçüde farklı olduğumu kavradı. Ve beni tuzağa düşürmeye başladı; benim tüm çıkışlarımı kapatıp beni yalnız bıraktı.”

“Sen Meksika Yerlilerini biliyorsun. Çok kötü şartlarda yaşıyor, ve onların altı bin tanesi hapiste; Meksika’daki Yerlilerle ne kadar ilgilendin?”

“Ben kesinlikle ilgilendim. Bir keresinde don Juan’a bir soru sormuştum. Bir süre önce yayınlayamadığım bir kitap yazdım, ‘Nacho Coronado’nun Şöhreti’. Nacho, verem olan bir Yaqui yerlisi idi, ve banka kredisi ile ‘Vitaminol’ ilaçını alıp iyileşeceğini zannediyordu. Don Juana sormuştum: ‘Bunun için endişe etmiyor musun?’ Nacho’nun ana maddeleri benimkiler ile aynı’. ‘Evet, çok endişeleniyorum; Fakat aynı anda senin için de endişeleniyorum, sen daha iyi olduğunu mu sanıyorsun?… Tabi ki, Ben onlarla da ilgileniyorum; fakat seninle de ilgileniyorum. Biz öyle bir durumdayız ki, hiçbir şey, bir ara dahi vermeden, bizi tüketen isteklere aç bir şekilde katılıyoruz.’ dedi.”

“Markos, Ejercito Zapatista de Liberation Nacional (Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu), ve Chiapas’ta ayaklanan Yerliler hakkında ne düşünüyorsun?”

“Kim? Markos? Onu tanımıyorum. Hiç fikrim yok. Lanet olsun, (TRT çevirisi 🙂 Ben uçtum! Özür dilerim, hiçbir şey bilmiyorum.”

“İnsanlık için ne düşünüyorsunuz?”

“Hüzünlü bir hissim var. İnsanlık için çalışıyorum (…) İnsan, muazzam sorumlulukları olan, olağanüstü bir varlıktır. Fakat o hep ben, ben, ben, ben, durumundadır. Neden bu kadar homojendir. Neden her şeyi ego’nun tutkusu haline çeviriyor? Neden kendi özgürlüğünden korkuyor?”

Castaneda’nın anladığı özgürlük, “idrak kabiliyeti ön yargısını” nın kırılmasına neden oluyor, kendini manyakça beğenmekten vazgeçmek; her birimizi kendi ‘enerji bedeni’ ni keşfetmeye imkan veren; Rüya görmeyi başarmak. Ve her şeyden sonra, neticede, diğer dünyalara giden ‘zor fakat zarif’ bir yola başlama durumunda olmak.

“Bizim günlük dünya mantığına göre, bu özgürleşme niyeti mesihe aitmiş gibi yorumlanabilir; ve zaten biliyoruz ki mesihlik deneyimleri ile gerçekleşir.”

“Hayır, hayır, hayır. Bu çok utandırıcı. Biz bu kadar önemli değiliz. Mesihlik, yeni dalganın (new wave) tüm guru’ları ve yeni çağdır (new age). Ben bir  şey taslamıyorum. Biz veremeyeceğimiz bir şeyin umudunu önermiyoruz.”

“Pek çok insanın acı çektiği, Bosna, veya Chiapas’taki sorunların, insanlığa dair ilgi eksikliği  kaygısını nasıl yatıştıracaksın.”

Fakat, bal-peteğim, lütfen, acı çekme her tarafta var, yalnız orada değil ki! Annem bir komünistti, makaleler yazan biriydi, bir proleter idi. Bu bana miras kaldı. Fakat don Juan dedi ki: ‘Sen yalancısın. Endişelendiğini söylüyorsun ve bak nasıl davranıyorsun kendine. Bedenini bozmayı durdur. Gerçekten insan kardeşlerin için şefkat duyuyor musun?’ ‘Evet’ diye cevapladım. ‘Sigarayı bırakman yeterli mi?’. Hayııııır! Şefkatim yalandı. Eski haydut bana dedi ki: “sosyal ziyafetlerde çok dikkatli ol. Bunlar plasebo’dur, onlar büyük enayilerdir. Kendilerini yeniledikleri yalandır.”

“Neden, zamanımızın insanı gibi, gazeteleri okumuyorsun?”

“Çok basit bir nedenle, çünkü ben yerel şeyler konusunda çok, çok, çok, çok katılaştım.”

“Savaşçının yolunun, ıssız bir yol olduğunu yazmıştın. Çok katılımlı Tensegrity kursları yapmak bunu yalanlamıyor mu?”

“Hayır. Burada zor şeylerden bahsetmiyorum. Belki Tensegrity sana gerçekten zor şeyler hakkında konuşacak enerjiyi verecek. Fakat bir yerden başlamak gerekiyor.”

“’Don Juan’nın Öğretileri’ halisunojen bitkiler için bir inanç yarattı, fakat şimdi sen bu kitabı menettin; en iyisi unutmaktır diyorsun. Neden?”

“Bir kimseyi hazırlıksız olarak bu bitkilerle ilgilenmesi onu hiçbir yere götürmez. En çok, birleşim noktasını kaydırır, o da kısa süreliğine.

Şimdi, don Juan bunları bana verdiğinde, bu anın uyumuydu. Büyük babamın ciddiyet değerlerine inanarak büyüdüm. Birleşim noktam neredeyse kaynaklanmıştı. Don Juan Matus dedi ki: ‘Büyük deden yaşlı bir osuruktur’. Birleşim noktam kaynaklanmıştı ve yalnızca halusinojenik bitkilerle kaydırılabileceğini biliyordu. Fakat, diğerlerine aynı şeyi hiçbir zaman yapmadı; onlara kahve dahi vermedi. Halisunojenikler benim için gerçek bir değerdi, fakat ben onları bir gösterge için aldım.”

“Şimdi başlayan bu açılımdan ne bekliyorsun?”

“Ne olacağını bilmiyorum. Don Juan hiçbir zaman bu ayinde bana ne olacağını söylemedi (…).

Önceleri uyumlu bir şekilde don Juan’nın emirleri ile biz bunu sürdürmekte dikkatli idik. O, bizim sahne ışıklarının altında olmamızı yasaklamıştı. Şimdi ben de öğretiyi böyle devam ettirmek istiyorum, daha fazla ona ödeyemeyeceğim büyük bir borçtur.”

“Guru olmaktan korkmaz mısın?”

“Hayır, çünkü ego yok bende; bunun başka yolu yok.”

———-   I. BÖLÜM   ———-

Tensegrity semineri bitti.

“Ben hepiniz gibi bir aptalım.” Carlos Castaneda

“Eğer burada bir enerji varsa, Mexiko’ya gelmeyi sürdüreceğim.”

Carlos Castaneda’da onun spiritüel rehber olduğunu belli edecek hiçbir şey görünür değil. O, çok zayıf, kısa ve gösterişsizdir. Esmerdir; saçları kısa ve öne taralıdır. Uzun kollu bir gömlek ve arka cepleri olmayan bir blucin giyer. Sahnede, gömleğine iliştirilmiş küçük bir mikrofonla, seyircileri karşısında sakince davranır, Tensegrity’nin yeni yolu ile ilgili üç konferans için Centro Asturiano’da 700 kişi toplanmış. Oturarak veya yerdeki halıda yatarak, şakalarını bekleyerek onu dinliyorlardı, bazen yüksek sesle gülerek bazen de alkışlayarak ona beğenilerini sunuyorlardı.

“Dün gece anlattığım fıkrayı hatırlıyor musunuz? Onu şimdi tekrar anlatacağım… ne demiştim?
Ben bunadım!.”

Castaneda konuşmalarına her zaman şakalar ilave ediyordu, bu da kuşkuları hallediyor veya onları oldukları gibi bırakıyordu, konuşmanın üstüne düşünmek için denemeye yer bırakmıyordu.

“Kısa ve fonksyonel sorular sorun. Benim sizi dinlemem içi değil, bilmek istediğiniz için sorun.”

“Abartılı sorular” ile karşılaşmamak için yazılı soruları almıyordu, ve takipçilerinden aldığı bunların birkaçından bahsediyordu:

“Bir kuş olduğumun rüyasını gördüm”

“Nasıl bir kuş? İbne misin nesin? Bir Çin cevabı oldu ama gayet uygun.”

“Eğer çift’imsem bunu nasıl bilebilirim?”

“Sen çift’sin akılsız ahmak. Çift akılsız ahmak.”

“Hiç bir zaman olmadığım gibi nasıl olabilirim?”

“Hımmm, bilmiyorum. Mastürbasyon …”

“Mantıklı olma nedeni için bir neden söyleyin. Hayır, hayır! Birileri zihin ile yönlendirilmemelidir.  Bunlar derin sorular gibi gözükür ama değiller. Bunlar gösteridir. Don Juan o kadar basitti ki beni ürkütüyordu. O dolaysız bir varlıktı. Hiçbir yere gitmeyen sokaklara saparak kaybolmuyordu. Büyücüler pragmatik varlıklardır. Biz amatörleriz. İnançlarımız sürdürülemezdir. Bizim için bunları sürdürmenin tek yolu öfkelenmektir: ‘Bunun doğru olmadığını nasıl söyleyebilirsin, sen geri zekalı?’ ve böylece gideriz, öfkelenerek. Burada korkunç bir gerçek var: hiç kimse özgür olmak istemiyor. Ürkmüş bir durumdayız. Ne çıkar ki? Bilmiyorum. Ürktük. Bir cesur tavuk polisten kaçarak bir firari oldu, bir mülteci. Sonsuza kadar mı?, diye sordu bir kız. Bal peteğim, ya tavuk kümesi ya özgürlük! Ben özgürlüğü seviyorum. Kümesleri sevmiyorum. Kümeslerde benim olmayan şeyler var.”

“Ben guru değilim. Ben kimseye bir şeyi yapması için ne izin verebilirim ne de yasaklayabilirim. Bu çok Hintli bir şey olurdu! Ben kimseye ne şaman olup olmadığını, nede aptal olduğunu söyleyemem. Ben kimim ki ona bunu söyleyeyim? Beni savunulamayacak duruma sokuyorlar. Saygısız olduğunu düşündüğüm birini gıcık edemem. Bu dostluklarda olur. Fakat ben kimsenin dostu değilim. Ve kendimi korumak için kimseyi görmeme yolunu seçtim.” Kimliğini açığa çıkarmak için başka bir zaman düşünülmeyecek bir şey yapar: “Yukatan’dan değil, Güney Amerika’dan geldim. Campeche’den geldiğimi soruyorlar, çünkü kısa boylu ve koca kafalıyım. Hayır, Campeche’den gelmedim. Daha aşağılardan geldim …”

Beni özel bir şeye dönüştürecek gerçekten bir şey yok. Yok! Enerji boyutunda talepler de yaptım ama yok, bende olağanüstü bir şey yok. Ben sizin hepiniz gibi bir salağım. Don Juan’dan öğrendiğim en önemli şey içsel sessizliği başarmaktır, zihnin hegemonyasını kaldırarak özgürlüğe ulaşan bir yöntem. Bu zihni susturmaktır. Don Juan, 8 veya 10 saniye zihni susturmayı başarmanın olayları ilginç olmaya başlatacağını söyledi, ve bir osuruk olarak şunu sordum: ‘Sekiz saniye olduğunu nasıl anlayacağım?’. Hayır, tatlım, olay böyle değil. Sekiz saniyenin sana ne ifade ettiğini bilmiyorum. İçsel bir ses bize söyler. Önemli olan nokta, sessizliği saniye saniye biriktirmek. Saniye saniye biriktirirken bir anda bilmeden eşiği geçtim. Artık orada zihin yoktu. Yalnızca sessizlik. Bu sessizlik otuz yıldan daha yaşlı artık. Simdi sizinle bu sessizlikten konuşuyorum.”

“Bu tür seminerlerde, don Juan’nın hiç görmediği şeyler gördüm.  iddia etti. İnsanlar bilmeden enerji bedenlerini etkiliyorlar. 30 yılda öğrenilen bilgi iki saniyede geliyor. Ağustos’tan bugüne kadar, ne düşüneceğimi bilemiyorum. Kendimde birçok enerji yeteneği gördüm ve bunlarla ne yapacağımı bilemiyorum. Senin ne kadar hızlı öğrendiğini gördüm. Her birinizi teker teker alsaydı, bu boktan an’ı size göstermem aylar alacaktı. Birlikte olunca neden bu kadar çabuk oluyor? Bilmiyorum. Topluluk … grup daha fazla güç veriyor …”

O, ‘Zihni takmadan’ ve enerji bedenini kullanmayı önerdi.

“Zihnim, benim için çok yabancı bir şey. Gerçek senle aranda bir tabaka var. Zihni çıkar, ve işte, bu sensin. Bu birinden doğruculuğu ayırır ve seni işlevsel bir şeye dönüştürür: savaşan bir varlık yapar.

O, tekrar ben merkezcilikle mücadele eder.

“Ben ideolojisi en ölümcül olanıdır. İnsanlar yalnız kendilerini düşünerek yaşarlar, psikiyatrlara yalnızca kendilerini anlatmak için giderler. Ne felaket! Kendim, ve kendim, yalnızca kendim hakkında kaygılanırım. Biz böyle değiliz! Bizim olmayan tavırları neden savunuruz? Bunlar zihinsel mastürbasyondur. Bize ne yüklediklerini sorgulamıyoruz, çünkü enerjimiz yok. Davranışlarımızı dönüştürebilen enerji bedenimizdir, ve biz ona sahip değiliz. Bu bir büyücü paranoyası değil. Büyücüler çok sade ve dolaysızlar, maske giymezler, doğrudan cevaba yönelirler.”

Bir süre önce görmeye gittiği ünlü bir astrologla olan bir deneyimini nalatmaya başladı. Kendisini Joe Cortez Chicano olarak tanıtmış, ve ona çakralarının kötü durumda olduğunu söylemiş.

“Kafamı karıştırdı ve aylar sonra tekrar ona ziyarete gittim. Beni unutmuştu. Ona Carlos Castaneda olduğumu söyledim ve şimdi de haykırdı: ‘Çok ışık çok!’.

“Julio Iglesias’in ona yanaştığını söyledi. “O benim sevgilimdi”. Diye açığa vurdu: Her gün sevişiyorduk. Çok iyi değildi, ama her gün sevişiyorduk.’

Castaneda bu kişisel açıklamanın nedenini bilmiyordu, ama şöyle cevapladı: ‘Ben de. Sen seviştin, ben düşündüm.

O açıkladı: “Ben bıkkın bir sıkışın çocuğuyum. Don Juan beni bir enerji pintisi haline getirdi. Onu harcamıyorum. Hiçbir şey yapmıyorum. Fakat her şeyi yapıyorum. Hiçbir şey hissetmediğinde seksüel dürtü nedir ki? ‘Yatak karısı’ denen bir kadını tanıyordum. O hiçbir şey hissetmiyordu ama 11 tane çocuğu vardı.”

İki saat süre ile, son konferansındaki katılımcıların sorularını dinliyordu. Tesegrity ve ima edilen bir dizi fiziksel egzersiz konusunda epeyi tereddüt vardı. Birçoğu ona ‘nagual’ olarak hitap ediyordu.

“İrade nasıl güçlendirilir?”

“Enerji ile. Bunun tek yolu budur.”

“Niyet yeterli mi?”

“Enerji ile. Tek yolu budur.”

“Tatlım! Niyet her şeydir. Bu ‘Hayat yeterli midir?’ demeye benzer. Niyet evrende bir güç’tür.”

“Biz Niyetin birer parçası mıyız?”

“Biz Niyetin ara toplamıyız.”

“Tensegrity tek çözü mü?”

“Benim bildiğim tek. Carlos Castaneda olarak 30 yıldır senden çok daha fazlasını duydum… Off! Ne mucizeler duydum.”

“Ayakkabı giymeden Tensegrity yapılabilir mi?”

“İstersen çıplak yap, ama yap.”

“Konuşmanın doğru yolu nedir?”

“Hımm! Doğru sıçmanın yolundan da bahsetmemiz gerekir. Don Juan doğru çiğneme hakkında konuşuyordu. ‘Neden?’ diye sordum ona. ‘Günahtan
kaçınmak için’ diye cevapladı. (Belli ki bu da başka bir kelime oyunu. Başka bir yerde Castaneda, don Juan’nın yerken osurmaması için konuşmaması gerektiğini söylemişti. İspanyolca ‘günah’ ve ‘osuruk’ birbirine çok benzeyen kelimeler.)

“Tensegrity’i denedim ama yeterli olmadığını hissediyorum.”

“Ne için yeterli?”

“Çocuklarımızı sosyal düzenden çıkarabilir miyiz?”

“Biz sosyal düzenin bir parçasıyız. Ebeveynler olarak yapacağımız, sosyal düzenin tüm saçmalıklarında kendimizi ayırmaktır.”

“Bir çok insan senin dediklerini yaparsa ne olaca?”

“Ne olacak? Nereden bileyim? Tahminde bulunamam. Don Juan’nın dediği gibi: ‘Yıldızlara sor …’

“Meksika’ya gelmeye devam edecek misin?”

“Burada enerji varsa, evet. Biz bir birlik kuracağız… Evet, bu şeylerden fazlasını bilmek isteyen insanlardan oluşan küçük bir grup. Bu semineri düzenleyen aynı kişilerdir… Meksika anlaşılmayan şeylerle dolu, çünkü yeterli zekamız yok. Bu şartlar altında, davranışlarımızla bulamayacağımız, bir sürü uygulanabilir olmayan şeyle doluyuz…”

Konferans bitti ve Castaneda kürsüden, kendisine yaklaşmak isteyen halkın arasına aşağı indi. O, yalnız bir kitap imzaladı. Genç bir adam şu soruyu sordu: ‘Nagual, benim için parmağınla bir imza verebilirmisin?’. Sağ bileğini Castaneda’ya dokunmak için uzattı, fakat hayır, dedi, ve kapının ardında kayboldu.

L Jordana Gazetesi
Yayım Tarihi : 30 Ocak 1996
Çeviri : Aki

Carlos Castaneda ile Yemek – Benjamin Epstein / La Jornada Newspaper – 1996

***  Küfür içeriyor, rahatsız olacaksanız okumayın!  ***

Carlos Castaneda ile yemek
Benjamin Epstein

Özet : Carlos Castaneda’ya odaklanmak; Şöhret; Yapıtları; Sihirli Geçişler; Tensegrity üzerine tartışma; Din ve Yaşam üstüne görüşler.
Modern zamanların en anlaşılmaz şahsı, Castaneda, geçenlerde Anaheim Kaliforniadaki küçük bir konferansta sürpriz bir şekilde ortaya çıktı. Gazeteci Benjamin Epstein de oradaydı.

O, 20.nci yüzyılın büyücü yamağı idi. O görünmeyen adamdı, geçiciydi, fani idi: bir görünüyor, bir kayboluyordu. O, yaşayan evrenlerde zarif bir akışla yolculuk eden, bir denizcidir. Veya Carlos Castaneda’nın kendi için söylediği gibi, o bir geri zekalı, bir salak, bir osuruktur. İsa’nın ya Tanrının Oğlu ya da yaşayan en büyük yalancı olduğunu söylemiştir. Carlos Castaneda, bir inanç takipçisi olarak, tanrısallığın insanların ihtiyacı olan son şey olduğunu söyleyerek, benzer bir muammaya neden olmuştur. Eleştiriler onu tam ortadan kancaladı: Biri onu “Hediyeler taşıyan yalancı-adam … Bize gerçeği getirdiği yalanını söylüyor.” diye tanımladı.

Don Juan’nın Öğretileri, kitabı yayınlandığından ve 1960’larda ve 70’lerdeki akademik fırtınadan beri, jüri onu yargıladı ve halen de yargılamaya devam ediyor. Şu ana kadar Castaneda dokuz kitap yazdı, bunları Yaqui görücüsü olan don Juan’nın doğaüstü deneyimlerine dayandırdığını iddia etmektedir. Görünmez olmak, dediğine göre savaşçının yoludur. Resminin çekilmesine ve sesinin kaydına izin vermemektedir. Ender olarak röportajlar vermektedir. 80’lerde tamamen gözden kaybolmuştur. Fakat kitapları satmaya devam etmiştir (17 ülkede 8 milyon adet) ve hiçbir zaman baskıları tükenmemiştir. 1993 yılında, ender olarak seminerler vermeye başlamıştır, ve bundan sonraki yıl Rüya Görme Sanatı yayınlanmıştır.

Reklamla desteklenmesine rağmen “Carlos Castaneda Tensegrity” etkinliği organizatörleri dahi Castaneda’nın Anaheim, Disneyland’daki hafta sonu seminerinde ortaya çıkıp çıkmayacağını bilmiyorlardı. Tüm dünyadan, üçte biri Kalifornia’dan olmak üzere, 400 meraklı, Castaneda gelsin veya gelmesin katılım ücreti olarak 250 $ ödemişti. Algıyı artırmaya yarayan hareketler olan “Sihirli Geçişleri” öğrenmeye geleceklerdi.

“Bu bir düşünsel evren, yaşayan evren, zarif bir evrendir!” diyordu Castaneda, coşku ile seminerine başladığında. “Bilinen evrenin doğrusallığını, bilinmeyen evrenin doğrusal olmaması ile  dengelememiz gerekir.” Karizmatik Castaneda, inorganik varlıkları tarif ederken, belli ki onlarla uzun zaman geçirmiş ki şaşırtıcı inandırıcılıkla kanıtlıyordu; birleşişim noktası, yerinden oynatıldığında başka diyarlara gidebileceğimiz, kürek kemiğinin hizasından bir el boyu ilerisindeki yer; ışıklı  yumurtamızın parlaklığını çalan ve yalnız aşırı bencillik döküntülerini bırakan, sürekli olarak insan ırkının farkındalığı ile beslenen yağmacı evrendeki “uçucular”.

O, bunlardan hiçbirini icat etmedi, yalnızca doğruluklarına ısrar etti. “Biliyorsun ben çılgın değilim. Eh! Belki birazcık çılgınım ama komik olacak kadar değil!”

O, aynı zamanda  büyüleyici, enerjik, sağlıklı ve neşelidir. Ve açılış konuşmasının sonunda, Castaneda bir röportaj için beklenmedik bir şekilde yazarı yemeğe davet ederek bu isteği cevapladı.

Anaheim’deki bir kahvede, Castaneda’nın karşısında oturmakla, herhangi birinin birleşim noktası kolaylıkla yerinden oynayabilir. Yazar daha sonra doğrusal olmamayı kalbinde hissetti, yemek ile seminer konuşmaları arasında gidip gelirken, Castaneda’nın esas fikirlerini açıklarken kullandığı konuşma şekline kendini verdi. Hepsinden başka, Castaneda don Juan’ı, iki ışıklı küresi olan bir varlık, nagual, baş büyücü, olarak değiştirmiş, ve eğer bu bir nagual için yeterli derecede iyi idi ise, bir diğeri için de iyidir demiştir.

Masada birkaç Tensegrity uygulayıcısı ve Castaneda’nın yardımcısı olan, hareketleri derleyip seminerlerde adım adım öğreten üç tane chacmool(*) Şaman kadını vardı.

“Sihirli Geçişler, tüm bu zaman zarfında yaptığınız bu muydu?” diye sordum Castaneda’ya.

“Hayıııır … çok tombuldum,” dedi. “Don Juan, bedenimi iyi durumda tutmam için sihirli geçişlerin akıldan çıkmayacak bir kullanım şeklini tavsiye etti. Fiziksel etkinlik olarak kast ediliyorsan, evet, yaptığımız buydu. Hareketler aynı zamanda, farkındalığımızın, ışıklı bir küre, özel bir yapıştırıcı ile   birbirine yapışık tutulan bir enerji alanı kümesi olduğumuz, fikrine odaklanmasına etki eder.

“Tensegrity Tolteklerin t’ai chi’si? Yaquilerin yoga’sı mıdır?” diye sordum.

“Tensegrity’yi yoga veya t’ai chi ile kıyaslamak mümkün değil. Farklı bir kökeni ve farklı bir amacı var. Şaman kökenli ve şaman amaçlıdır. Varlık olmamızla ilgili nedenle ilişkilidir. Varlık olma nedenimiz ise, sonsuzlukla yüzleşmektir.”

“Öldüğümüz anda hepimiz sonsuzlukla yüzleşeceğiz,” dedi. “Neden en zayıf olduğumuz anda, bozulduğumuz anda yüzleşeceğiz? Neden en güçlü olduğumuz anda yüzleşmiyoruz? Neden şimdi değil? Pragmatik olarak yüzleşmek gerekiyor. İdeal oluşlara izin verilmiyor.”

“İsa tüm bunların neresinde? Buda bunun neresine uygun düşüyor?”

“Onlar hepsi ideal oluşlar,” diye Castaneda cevapladı. “Gerçek olmak için çok büyük, çok devasa. Onlar tanrısal. Biri Budizm’in Prensi, diğeri Tanrının Oğlu… İdeal oluşlar pragmatik hareketler için kullanılamaz.”

“Algılamanızı, yorumlama sistemini kırması için serbest bırakmalısınız – ağaç bir ağaçtır ve tamamen enerjidir – bu bir pragmatik harekettir. Şamanın uğraştığı şeyler fazlasıyla uygulanabilirdir. Normal  tarihi gerçekliğin karakteristiklerini kıran sihirli geçişler, bunun için, yalnızca bir tavırdır.

Castaneda din konusunda çok olumsuzdu. Fakat bu, sizin bildiğiniz sert bir eleştiri tarzında değildi: “Bırakın İsa çarmıhta kalsın. O, orada çok mutlu! Dedi don Juan, ‘Onu rahatsız etme, bırak öyle kalsın. “Neden orada çarmıha gerildin?” diye sormayın ona. Ayvayı yerken sana nedenini açıklamaya çalışacak.’ Ben böyle yaptım. O da bana selam, ve hoşça kal dedi.”

Garson gelip siparişlerimizi aldı. New Age disiplinlerine en iyi uyacak seçenekler olarak, bonfile, pirzola, ve file mignon arasında tartışma olduğu gözüküyordu.

“Büyücüler der ki, marul da yesen, biftek de, duyarlı bir varlıksın,” chacmool Kylie Lundahl açıkladı. Chacmool, harfi harfine, Meksika piramitlerindeki, devasa büyüklükteki arkaya yatmış şekilde bulunan muhafız tasvirlerine verilen isimdir. Castaneda seminerinde yaptığı kapanış konuşmasından sonra onları rahatlatmak için yanına almıştı. Hiç kimse savaşçının yolunun kolay olduğunu söyleyemez.


(*) CHACMOOL = 1) En eski Maya Bereket Tanrısı, dört ana yönde yaşayan ve ekinlerin yetişmesi için yağmur yağdıran bir tanrıdır. Yağmur yağdırması için su kabağı taşıyan bir rahip dans ederken gök gürültüsü sesleri çıkarır ve parlak kılıcını yıldırım gibi sallar, bu arada görevli şaman merasime katılanlara bal likörü dağıtır, ve daha sonra hepsi birlikte tanrı için verilen şölene katılırlar. 2) Maya Bereket Tanrısının takipçisi olan şaman. 3) Meksika’daki maya piramitlerinde arkaya doğru yatmış durumda, elleri karnındaki bir kaseyi tutan ve muhafız olduğuna inanılan heykel. Ç.N.

Castaneda çavdarda eritilmiş peynir ile beykın ve kızarmış patates sipariş etti.

“Tortillayı sarmalanmış bir gizem, bir muamma,” olarak tanımlamış don Juan, ve Castaneda’da bunu sürdürmüştür. Tracy Kramer ve Cleargreen Inc., seminerleri organize eden temsilcisi, Santa Monika’da bulunuyordu. Castaneda’nın burada ne kadar zaman harcadığı belirsizdi. Eğer seminer sözü tam anlamı ile kabul edilseydi, bir yerlere varlık vergisi ödenecekti.

“Ben burada yaşamıyorum,” dedi Castaneda. “Ben hiç burada değilim. Ben her zaman bir şaşırtmaca   kullanırım. Ben Meksika’dayım. Hepimiz, zamanımızı burada olmak ile, tanımlanamayan bir şey tarafından çekilerek, başka diyarlarda ziyaretçi olmak arasında bölüyoruz. Fakat sen bununla ilgili olarak konuşmaya başladın, ve böylece tam bir avanak gibi ses vermeye başladın.

“Bir keresinde bir röportajdaydım. Yazarın ilk söylediği şey, “Bana senin bir kargaya dönüştüğünü söylediler. Bu doğru mu? Hahahaha!” dedi. Özneler arası kavramını anlatmaya çalıştım. “Pfhhhh! Bana evet veya hayır de.” dedi. Bende “Hayır” dedim.

“Neden fotoğrafının çekilmesini ve sesinin kaydedilmesine izin vermiyorsun?” diye sordum.

“Kayıt edilmen, zamana sabitlenme yoludur,” diye Castaneda cevapladı. “Hareketsiz dünya, hareketsiz resim, bunlar büyücünün anti-tezidir … belki Castanedanın bir çizimini görmüşündür [Psychology Today Aralık 1977 sayısı, Richard Oden tarafından çizilmiş]. Çekilmiş bir fotoğraf yoktu onun için o, bunu çizdi. Bu 30 sene önce idi. Ve hiç de güzel değildi. Yeniden çizmeye karar verdi. Başarısızlığa uğramıştı.”

Fotoğraflar halen bütünün kendisi değildir. “Tanrının dünyası değişmezdir,” dedi, “O bir yaşayan evrendir. Akışta olan yaşamda olandır.

Değişmeyen bir dünya ölü bir dünyayı tanımlar. Değişime zorlanan bir evrende, yazılmış bir dünya nasıl değişime zorlanmayacaktır? Bu hayvan dolduran birinin dünyasıdır.”

Castaneda’nın erimiş peynirli sandviçi geldiğinde, çavdar, çavdar ekmeği ile karıştırılmıştı. “Nedir bu? Çikolata ekmeği mi?” diye sordu, geri göndermeden önce. Benim zihnim dünyaların ötesindeydi, belki de Oaxaca’da bir banktaydı.

“Kartalın Armağanı, kitabına göre, don Juan Matus ölmemişti, o ‘içten yanmıştı’. Sen ölecek misin, yanacak mısın?”

“Ben bir geri zekalı olduğumdan, eminim ki öleceğim,” diye cevapladı Castaneda. “Keşke onun yaptığını yapabilecek bütünlüğe sahip olabilseydim… Yapamayacağım korkusu var bende. Keşke yapabilseydim. Kafamı –her iki kafamı- bununla yoruyorum.”

En az on yıl öncesinde Castaneda’yı “Yeni Asrın babası” olarak betimleyen bir makaleden bahsettim.

“O ‘dede’ idi!” diye itiraz etti. “Lütfen beni amca, veya kuzen diye betimleyin, dede değil! Charlie amca yapacak. Bir şeyin dedesi olmayı, çok boktan buluyorum. Ben yaş ile savaşıyorum, bunaklık ve yaşlılıkla, senin inanamayacağın kadar. Don Juan ile karşılaştığımda bunaktım, 35 sene savaşmam gerekti…”

“Genç ve dinç olmak bir şey değil,” dedi Castaneda. “Yaşlı ve dinç olmak, işte bu büyücülüktür!”

Castaneda kimin için bir belirsizlik yaşam tarzı ise, acımasızca izlemek, her ikisidir. Ve yaşı, bir adamın hissini anlaması için, iyi olan bir yerdedir.

Günümüz Yazarlarına göre, Castaneda’nın doğum tarihi ve yeri 25 Aralık 1931, Sao Paulo Brezilya’dır; göçmenlik kayıtları ise 25 Aralık fakat 1925 ve Cajamarca Peru olarak gözükmektedir; başka kaynaklar ise 1930’ların sonu gibi. New York Times makalesinde ise 1981 yılında onun 66 yaşında olduğunu yazmaktadır.

Böylece, o 60 ile 80 arasında bir yerdedir, büyük ihtimalle 64 veya 70. Benzer bir şekilde güvenilir kaynaklar UCLA antropoloji doktorasını 1970 ve 1973 yıllarında aldığını söylemektedir. Başka bir sözle, bu kaygan organik bir varlıktır.

İnorganik varlıkları sordum.

“Bilince sahipler, fakat bir canlı varlığınınki gibi değil,” diye Castaneda cevapladı. “Neden farkındalık ayrıcalıklı canlı varlıkların sahipliğinde olmaktadır?”

Rüya Görme Sanatı, Castaneda’nın anlattığı bir olay ile bitiyor, 70’lerin ortasında o ve Carol Tiggs Meksiko City şehrindeki bir otel odasında “rüya” görüyorlardı, ve Tiggs bu rüyalarda kayboldu. (O,  “uçucuların” yiyemediği bir bilinç durumu olan “ikinci dikkatte” bir seyahatte idi.) Castaneda’ya göre, O, 10 yıl sonra Santa Monica’da bir kitapçıda konuşmasını yaparken geri geldi.

Tensegrity’nin “büyülü geçişleri” ni derleme dürtüsünü sağlamak için yeniden oluşturulmuş olan Tiggs’ti, Castanedaya göre, don Juan dört müride farklı çizgileri sürekli değişen büyülü geçişleri öğretti. Diğer ikisi, Florinda Donner-Grau ve Taisha Abelar’dı, her birinin çömezliğinin Castaneda tarafından farklı işaretlenmiş, fakat onun tarafından onaylanmış yetenekleri vardı.

Geçen 10 yılda grup, “geçişleri sabitledi,” insanlar tarafından kullanılabilir yeterli bir kapsam üzerene fikir birliğine ulaştı. Eğer Tensegrity hareketleri (isim iskelet etkinliği ile ilgili mimari bir terimden türetilmiş, “gerilim” ve “bütünlüğün” mutlulukla birleşimidir.) sıkça sevimsiz ve sert karakterli görülse de, bir etkinin ortaya konması için tasarlanmıştır.

“Bir keresinde, başka bir gezegenden gelen yaratıkların ortaya çıktığı, güzel bir kurgu-bilim filmi seyretmiştim,” dedi Castaneda, “algıda çoook yavaş bir değişim oluyordu, benim dediğim onun gibi değil. Bunun gibidir, ‘Yürü kim tutar seni!’ Sıradan algının karakteristiklerini iptal edersin. Soyguncu bir haydut gibi girersin içine. Neredeyse anında, soyguncu haydut geri gelir. Bir anda. Fakat anlar uzadıkça uzar.”
Chacmool’lar belki de silindiler ama Tensegrity halen yaşıyor. Don Juan’nın tüm dört müridi tarafından verilecek gelecekteki seminerlere öncülük etmek için, savaşçı muhafızların -ve mavi izci adında bir inorganik varlık- yeni bir biçimi başlatıldı.

Don Juan, bildiğimiz dünyanın, bir dizi kültürel olarak kafamıza sokulmuş “anlaşma” ile “tanım”, ve yalnızca gerçekliğin bir versiyonu olduğu önermesini yapmıştır.

“Eğer zihin ile ararsan, açıkça devamlı tekrarlanan bir durum dışında, seni hiçbir yere götürmeyecek. Bilimde, devamlı tekrarlanan sorular kendilerini ispatlıyor. Bu bizim bilimin sanatıdır … ‘Tüm bunlar  değişkendir, başka bir şey değil.’ Biz sahte kontrol şampiyonlarıyız -sorunu yönetilebilir bilim seviyesine alçaltıyoruz. Ne fantezi!”

“Bir gün UCLA’daki kafeteryaya giderken, artık insanları görmüyordum, enerjileri görüyordum, ışıklı küreleri. Büyüleyici idi. Bundan önce benden başka hiç bir şey mevcut değildi. Birlikte çalıştığım bir psikolog ile konuşmaya gittim. Bir yatıştırıcı yazıp, ‘Carlos, çok fazla çalışıyorsun. İki gün tatil yap’ diye önerdi. Onunla diyalog kurmak imkansızdı.”

Castaneda’nın kendi araştırmaları onu akademik antropolojiden, pratik yorumlamaya yöneltti, yorumlama sanatına; Ocak ayında bir makale yayımladı, Savaşçının yolu: Uygulamalı Yorumlama Günlüğü. Göz altındaki başlıklar “Etnik Yorumlama” ve “Fenomenolojik Antropoloji” içeriyordu ve devasa büyüklükteki gelişmekte olan bir işti.

“Büyücüler gördüğünde, yorumlama bizim için en son meseledir,” dedi Castaneda. Görme, geri kalanlarımız için, anlaşılan yalnızca optik hissi kapsıyor, o da yalnızca en düşük düzeyde.

“Şimdi bana baktığında, ne görüyorsun?` diye sordum.

“Özel bir duruma girmem lazım görme için,” dedi. “Benim için görme çok zor. Çok kasvetli, çok ciddi  olmam gerekiyor. Neşeli olduğumda sana baktığımda hiçbir şey görmüyorum. ‘Dünyayı görmek için denizci oldum, ve ne gördüm? Denizi gördüm.’ Ondan sonra döndüm ve onu gördüm, o zaman ne gördüm? ”

“Bilmek istediğimden fazlasını biliyorum, Bu cehennem gibi, gerçek bir cehennem. Çok şey görüyorsan, çekilmez oluyorsun.”
Castaneda bir kapuçino ısmarladı, sonra özenle köpürmüş sütü kaşıkla ayıkladı.

Castaneda’ya göre, çoğu büyücünün enerjisini muhafaza etmesi için bekar kalması gerekiyor. Her şey tasarlandıkları şartlara bağlı.
“Çoğumuz BS dediklerimizdeniz, bıkkın bir sikişin üretimi,” diye açıkladı. “Ben nasıl tasarlandım? Büyük bir seksüel tahrikin ortasında mı? Yoksa o bir saçmalık, aptalca, anlamsız bir şey miydi? Benimki salaklıktı. İlgili iki kişi ne yaptıklarını bilmiyorlardı. Ben bir kapının arkasında tasarlandım, bundan dolayı çok sinirli bir şekilde bakarak çıktım dışarıya. Ve bu benim yolumdur, basitçe, benim için olmayan enerjiden faydalanmak öldürücüdür.

“Ya evli insanlar?”

“Bu soru çokça geldi. Enerji ile ilgili bir sorudur,” dedi. “Eğer gerçek bir heyecan durumunda tasarlanmadıysan, o zaman hayır. Bir seviyede, kişilerin evli olmasının bir önemi yok. Tesegrity’ye başlamakla, gerçekten gerçekten ne olacağını bilemeyiz.”
“Ne olacağını bilemiyor musunuz? Bu bir sorumsuzluktur.”

“Nasıl bilebilirsin ki?” diye sordu. “Bu bizim söz dizimsel sitemimizin bir çıkarımıdır. Söz dizimi kurallarımızın bir başlangıca, gelişmeye, ve bir sona ihtiyacı var. Ben vardım, Ben varım, Ben var olacağım. Biz buna yakalandık. Eğer yeterli enerjin varsa neyi başarabileceğini nasıl bilebiliriz?”

“Sana bir dizi fikir veriyorum, eğer taşaklıysan onları ciddiye alman gerekiyor. Belki bunların aptalca olduğunu söyleyebilirsin, ne boktan şeyler bunlar? Bir küçük çocuğun kurbanı [sızlanması] gibi, ‘Fakat bana ne olacak?’ hiçbir zaman bulamayacaklar.

“Diğer üç mürit -o osuruklar- taşaklıydı; bunlar, görebileceğin en büyük taşakları olan kocaman kadınlardı . Taisha Abelar’ı durdurmaya çalış bakalım ne olacak. Florinda’yı durdurmayı dene bakalım.

Dördüncü mürit cik cik öten biri değildi kendisi.

“Don Juan üç tip olarak sınıflandırıyordu insanları,” dedi. “Biri osuruktandır, benim gibi, kötü kokulu osuruk – çok iddialı, ‘Siktir ulan, bunu yapmanın yolu bu olduğundan emin misin?’ demeye hazır, ve don Juan büyük bir sabırla beni ikna etti ki, evet, o emindi. Kendimde bu sabır yok. Eğer biri bana emin olup olmadığımı sorarsa, ayvayı yerim, çünkü emin değilim!”

Diğeri, boktandır – en tatlı, harika varlıklar. Senin için ölürler, veya öyle derler, yapmazlar ama bunu  söylerler, ki bu çok güzeldir- osuruktan iyidir ama bundan sonra sen onu niçin ölürsün.”

“Üçüncü tip, kusmuk. Ne osuruk, ne bok, yalnızca kusmuk – verecek hiç bir şeyi olmayan bir tip, ama dünyaları vaat eder, ve seni yalvartır …”

“Bereket versin ki ben osuruktum. Ve don Juan bu osuruğa karşı taşaklı biri idi.

Psycology Today
Yayın Tarihi : Mart / Nisan 1996
Çeviri : Aki

Carlos Castaneda – Time Dergisi Söyleşi – 1973

Carlos Castaneda Time Dergisi Söyleşi

Don Juan ve Büyücünün Çırağı

Meksika sınırı önemli bir bölünmeyi ifade eder. Altında Batının “mantık” yapısı çalkanıyor ve darmadağın oluyor. Toplumun bilinen yapı taşları – arazi sahipleri ve köylüler, rahipler ve politikacılar – brujolar (falcılar) ve karizmatikler (etkileyiciler), büyücüler ve kahinler ile tuhaf bir zeminde oturuyor esrarlı Meksika’da. Çoğu uygulamalar 2,000 hatta 3,000 yıl öncesine Aztek ve Tolteklere dayanıyor. Dört yüzyıllık Katolik baskısı inanç adına alay konusu ve işkence yaparak bu alt kültürleri yok olma aşamasına getirdi. Ancak beş yıl önce (bu yazı 1973 yılında yayınlandı) tahmin edilemeyecek bir şekilde tutucu Kalifornia Üniversitesi Yayın evi tarafından yayınlanan bir kitap 70’lerin başında çok satan oldu.

YAŞLI YAQUİ. Bu kitap Don Juan’ın öğretileri idi. Devamında Bir Başka Gerçeklik ve Ixtlan Yolculuğu Amerikalıları, yazar CC ve Sonorada yaşayan gizemli yaşlı Yaqui Kızılerilisi Juan Matus’un, tutkulu şahısları yaptı. Özünde, Castaneda’nın kitapları bir Avrupalı mantıkçının nasıl bir Kızılderili Büyücüye dönüştüğünün hikayesidir. Bu on yılı kapsayan sürede, don Juan’ın esrarengiz, yorucu ve bazen de komik olan vesayeti ile genç bir akademisyen, büyücülerin dünyasındaki “başka gerçekliğe” girdi ve bunu kavradı. Bu aydınlanma bu günkü Amerikalılar için sıradan bir meseledir, örnek: Herman Hesse’in romanı Sidarta. Aralarındaki fark Castaneda’nın don Juan’nı bir düş kahramanı olarak değil fakat süslenmemiş ve belgelenmiş gerçek bir kişi olarak takdim etmesidir.

Kurnaz, zayıf ve yaşlı büyücü ile akademik yapılı sıradan insan ilk olarak, Castaneda’nın psikotrop bitkilerle deneyimlerini yazması nedeniyle, alt kültürden gençler arasında okuyucu kitlesi edindi. Öğretiler haftada 16,000 ortalama ile 300,000 fazla sattı. Fakat, Castaneda’nın kitapları psikotrop bitki reklamı değildi ve şimdi orta sınıf ve sıradan insanların satın aldığı kitaplar oldu. Ixtlan da bir çoksatan oldu ve böylece yazarını milyoner yaptı.

Don Juan’ın öğretileri tam da her zamankinden daha çok Amerikalı gerçekliğe “mantıklı olmayan” bir yaklaşımı düşünmeye istekli oldukları bir anda yayınlandı. Bu yeni açık fikirlilik kendini birçok seviyede gösteriyordu. Tabi ki, Castaneda’nın yükselen şöhreti şüpheleri de beraberinde getirdi. Don Juan’nın başka bir kanıtlanabilir şahidi yoktu, ve Yaqui’lerde Juan Matus ismi kuzeydeki John Smith kadar çok kullanılan bir isimdi. Castaneda gerçek miydi? Eğer öyle ise Don Juan’nı o mu yarattı?

Tüm ihtimallerin arasında, bir şey kesindi. Castaneda adında biri vardı: yaşıyordu ve Los Angeles’te idi, bu geveze, esmer antropoloğun, Volkswagen bir minibüsü, Master Charge kartı, Westwood’da bir apartman dairesi ve bir yazlık evi gibi sağlam, yaşayan biri olduğunun kanıtları vardı. Şu anda “mümkün olduğu kadar ulaşılmaz” bir şekilde Los Angeles’te yaşıyordu, ve Malibu’nun yakınlarındaki bir dağ tepesindeki Pasifik denizine bakan kayalıklarda, kendisinin ve Don Juan’nın “erk noktası” dediği bir yerde kendisini zaman zaman sarj ediyordu. Castaneda’nın hayatını derinlemesine araştırmak isteyen biri kendini bir tezatlar labirentinde bulur. Fakat bu durum Castaneda hayranlarının hiç de umurunda değildi. “Duruma bir de bu yönden bakın,” diyordu biri. “Eğer Carlos kendi ve don Juan hakkında gerçeği söylüyorsa, o büyük bir antropologdur. Yok eğer bunlar hayal ürünü ise, o büyük bir romancıdır. Her halükarda Carlos kazanır.”

Castanedanın açıkladığına göre büyücünün eğitimi çok çetindir. Genç antropoloğun dünyayı yorumlama şekli, veya her ne “gerçek” olarak adlandırılıyorsa don Juan tarafından tahrip edilir. Öğretiler bunun ilk adımıdır. Doğal ilaçları da kapsarlar. Bunlardan biri don Juan’nın Mescalito olarak adlandırdığı ve “yaşamın doğru yolunu gösteren” güçlü bir öğretmen olan peyote kaktüsüdür. Diğeri, don Juanın amansız bir kadının varlığı olarak anlattığı Jimson otudur. Üçüncüsü “küçük duman” dediği kurutulmuş mantar ve ada çayının da olduğu birkaç başka otla karıştırılan humito’dur. Bu ritüel bir pipo ile kehanetler için tüttürülür.

Don Juanın dediğine göre bu ilaçları kullanılmasını öğrenmesi gerekir, çünkü bunlar “bilgi adamı” nın dünyasındaki “erk” lere ulaşmayı sağlar. Don Juan tarafından hazırlanan bu ilaçlar Castanedayı birbirini takip eden dehşetli veya esrik karşılaşmalara sürekledi. Peyoteyi çiğnedikten sonra Castaneda Mescalito ile bir siyah köpek olarak karşılaştı. Humitoyu tüttürdükten ve çakalla konuştuktan sonra “diğer dünyanın gardiyanını” gördü. Datura ile bedenini ovduktan sonra ise uçma ile ilgili tüm hisleri deneyimledi.

Her şeye rağmen, olanlar hakkında pek bir fikri yoktu. Ne olduğundan emin değildi veya “gerçekte” olup olmadığından da. Bu yorumların don Juan tarafından yapılması gerekiyordu.

O halde neden bir sürü iyi ve kötü yolculuk yorumları dolu bir süre içinde Castanedanın hisleri başkalarından daha önemlidir. Birincisi, bir sistem içinde yönetildiklerinden. İkincisi, çünkü Castaneda pek çok inandırıcı ve olağan dışı not tutmuştur. Peyote ile ilgili bir notunda, “bir an çevremde çok alçak ve dar bir tünel oluştu, sert ve tuhaf bir şekilde soğuktu. Bir folyo’ya dokunuyormuş gibiydi. Tünelin sonunda birçok virajı yavaşça geçmem gerektiğini hatırlıyorum; sonuna ulaştığımda, eğer ulaştıysam, kendim, don Juan ve köpek hakkında her şeyi unutmuştum.” Belki de en önemlisi, Castaneda hep bir rasyonel olarak kalmıştır. Onun kaynağı sorulardı; ısrarlı olarak, beceriksizce don Juan ile Sokratik bir diyalog sürdürmeye çalışıyordu:

“Bir kuş gibi mi uçtum?”, “Her zaman cevaplayamayacağım sorular soruyorsun… bilmek istediğinin bir önemi yok. Kuşlar bir kuş gibi uçar, datura alan bir adam da adam gibi uçar.” “O halde ben gerçekte uçmadım, don Juan. Uçtuğumu hayal ettim. Bedenim neredeydi?” ve bu böyle devam ediyordu.

Onun hesabına göre Castanedanın ilk çömezliği 1961 ile 1965 arasındaydı, gerçeklik hissini kaybettiğinin dehşetine kapıldığında – bu arada binlerce sayfa nota da sahip olmuştu – don Juan’dan uzaklaştı. 1968’de Öğretiler yayınlandığında, don Juan’a bir kitap vermek için Meksika’ya tekrar gitti. Böylece eğitimin ikinci safhası başlamış oldu. Kademeli olarak Castaneda anladı ki psikotropik ilaç kullanımı bir son değildi ve büyücünün yoluna ilaçsız da devam edilebilirdi.

Bu fikir onun isteğini keskinleştirdi. Don Juanın bilgi adamının gelişmesinin ilk önce bir “savaşçı” olarak başlayacağına ısrar etti. Savaşçı her ediminin belki de son edim olacağını bilir. O tek başınadır. Ölüm hayatın temelidir, ve her zaman kusursuz olması gerekir. Bu kitabın anahtar düşüncesidir. Savaşçının amacı “bilgi adamı” olmanın yolu büyücünün “görme” ediminden geçer. Don Juan’nın sisteminde “Görmek” dünyayı doğrudan deneyimlemek, yorumlamadan özünü kavramaktır. Castanedanın ikinci kitabı, Bir Başka Gerçeklik, don Juan’nın mantar tüttürme ile “görme”ye ikna gayretlerini anlatır. Ixtlan Yolculuğunda, birçok çöl deneyiminde Castanedayı peyote, datura ve mantar ile tanıştırır, datura ve mantar ikinci adım ile ilgilidir: ilaç kullanmadan “görmek”.

“Zor olan, yalnız gözlerle değil, tüm beden ile algılamaktır.” der Castaneda, “Dünya akışkan, muazzam hızlı ve eşsiz olaylarla dolu bir yer olur. Bedenini iyi bir alıcı yapmak için düzeltmelisin; beden bir farkındalıktır ve kusursuz davranmalıdır.” Söylemek yapmaktan kolaydır tabi. Eğitim özenle planlanıyor, çöldeki hayvan ve kuşlarla, ses ve gölgelerle, rüzgarla, ve bir şamanın ruhunun varlığı ile yüz-yüze geleceği: erk alanları, sığınak çukurları gibi göstermelik uyarlamalar dahi kullanılıyor. Castaneda eğitimini, avcı ve bitki toplayıcısı, tavşan tuzakçısı olarak ilginç bir şekilde tarif ediyor. Don Juan ve çöl gelişigüzel ve ilaç kullanmadan “görmeye” veya Yaqui’lerin dediği gibi “dünyayı durdurmaya” olanak verdi. Fakat bu şartlarda özgür deneyimin yorumu Castaneda takipçilerinin dahi tanımlamaktan sakındığı bir durumdur.

BİLGE. Herkes olamaz, olmadı veya olmayacak. Fakat bazı bölgelerde Castaneda’nın işleri, batıda Materyalizm tarafından örtülmüş ve Rönensastan beri Pascal’ın umutsuzluğu ile ihmal edilmiş olan uyanışın idraki ölçüsüz olarak beğenilir. Esalen Enstitüsünün kurucusu olan Mike Murphy, “Don Juanın başlıca öğrettiği dersler Hindistan’ın büyük bilgeleri ve modern zamanların spiritüel ustaları tarafından öğretilen zamana bağlı olmayanlar ile aynıdır. Yazar Alan Watts ise Castaneda’nın kitapları hem Musevi-Hristiyan hem de insanların körlemesine inandığı mekanik görüşlere bir alternatif olduğunu iddia ediyor. “Don Juan’nın yolu, kendimizi doğadan ayırmadan şerefli bir pozisyona oturtarak, insanı merkezi ve önemli bir şey olduğunun bakışını getiriyor.”

Fakat, bu destek ve paralellikler, Castaneda’nın kitaplarını dünyasal önemini daha geçerli yapmaz: yani,onlar antropolojidir, Juan Matus adındaki bir şamanın anlatımı ve eylemleri ile gösterilen, Meksika yerli kültürüne özel doğruların görünüşü ile ilgilidirler. Bu ispat don Juan’nın var oluşunun güvenilirliğinin ve Castaneda’nın bir şahit olmasının dayanağıdır. Castaneda’nın yazdıklarında arkasında don Juan’nın yaptıklarının ve söylediklerinin doğrulaması yoktur, hatta varlığının bile çok az kanıtları vardır.

Öğretiler ortaya çıktıktan sora, taraftarlar ve alt kültür takipçileri Meksika’yı bu yaşlı adam için taramaya başladılar. İlk toplantı Meskalito Otelindeki Brujo Bar’da yapıldı. Bu esnada Meksikalı gençler otoritelerinin Castaneda kitap çevirilerinin yayınlanmasına izin verilmemesine kızdılar. Don Juan takipçisi olan bir bir öğrenci: “Eğer kitaplar yayınlansa, don Juan için arama kolaylıkla bir altın arama paniğine dönüşebilirdi.” dedi.

Castanedan’nın iddiasına göre öğretmeni 1891 yılında doğdu ve tüm Meksika’daki sürgün Yaquiler gibi 1890’dan 1910’na kadar eziyet çekti. Ailesi askerler tarafından katledilmişti ve bir göçebe olarak yaşamıştı. Bu durum don Juan büyücülüğünün neden değişik kültürlerin şamanik inançlarının karışımı olduğunu açıklamaktadır. Bu inançlardan birçoğu Yaquileri temsil etmemektedir. Birçok yerli kabilesi, Huichol’lar gibi, ayinlerde peyote kullanırlar, bazılarında ise Hristiyanlık ile Şamanizmin bir karışımı olan uygulamalar vardır, fakat Yaqui’lerde peyote kullanımı yoktur.

Don Juanı bulmak zordu, çünkü hayranlarından uzak kalarak onları zekice usandırdı. Belki de o karışık bir yerli, başkalarının bir kolaj’ı olduğundan, veya Castaneda tarafından uydurulmuş hayali bir şaman olduğundan bulunamadı.

Castaneda yazılarının koyu takipçilerinin arasında dahi bu konudaki inançları sert ve tamamen farklı idi. “Yazar Joyce Carol Oates yumuşak bir şekilde “Kitapların kurgusal olmaması mümkün mü?” diye sormaktaydı. “Bana, genç birinin gerçekliği ‘başka bir yolla’ kabul edişinin dikkate değer bir Herrman Hesse türü sanatsal çalışmasıdır, gibi görünmektedir. Çok güzel yapılandırılmışlar ve don Juan karakteri unutulmazdır. Burada romancıya özgü bir ivme, meraklı bir faaliyet, kademeli olarak açığa çıkan bir karakter yakalanmıştır.”

GULİVER. Castaneda’nın kitapları iyi ayarlanmış bir Bildungsroman (Karakteri gelişen bir roman türü) gibi okunması gerekir. Fakat antropolojistler, yazınsal mükemellik’ten çok şamanın belirsizliğinden kaygılanırlar, ve onun Yaqui’lerden belirgin kopukluğu gibi. “İnanıyorum ki, temel olarak bu iş büyük ölçüde hayal ürünüdür,” diyor, Meksika Antropoloji Müzesi Başkanı, Jesus Ochoa. Northwestern Üniversitesinden Dr. Francis Hsu: “Castaneda yeni bir çılgınlıktır. Kitaplarından Guliverin Hikayeleri kadar hoşlandım.” diyor. Fakat Castaneda’nın UCLA daki kıdemli meslekdaşları, ki eski talebelerine Ixlan için Ph.D. (Felsefe Doktorası) unvanı vermişlerdi, kesinlikle aynı fikirde değillerdi. Bir profesörün dediği gibi Castaneda, bir “Yerli Deha” idi, onun için bürokrasi ve bürokratik saçma sapan laflar silinmişti; bir şahit olarak onun gerçekleri söz konusu bile değildir.

En azından, “Juan Matus” öğretmeninin özel yaşamını korumak için kullanılan bir takma ad olduğu açıktı. Kitaplardaki ana tema ulaşılmaz ve anlaşılmaz olma ihtiyacı idi. Don Juan, Castaneda’yı kendisine benzemeye ve yalnız algıyı körelten günlük işlerden değil aynı zamanda kendisini sınırlayan geçmişinden de kendisini özgürleştirmeye zorladı. Ixlan’da “Hiç kimse benim kişisel geçmişimi bilmiyor,” dedi yaşlı adam. “Hiç kimse benim kim olduğumu veya ne yaptığımı bilmiyor. Ben dahi… biz her şeyi gerçek olarak kabul ederiz, veya etmeyiz. Eğer ilk önermeyi kabul edersek, kendimizden ve dünyadan ölümüne sıkılırız. Eğer ikinci önermeyi kabul edersek ve kişisel tarihimizi silersek, ilginç ve gizemli bir durum yaratan, çevremizde bir sis perdesi oluştururuz. “

Castaneda’nın yaşamının kesinliği için umutsuzca kızgın olan biri için, don Juan’nın çırağı kalben çok ders almıştır. Öğretiler’in yeni akımın çok satanı olduktan sonra, yazarın, beyni gizemli alkaloidler tarafından yakılarak kömürleşmiş labirent gibi olan, ve şapkasında bir karga ile çölde sendeleyen, Akademik Asit El Freako olduğu kanısı çokça geçerli idi. Fakat Castaneda’nın anlamı kestane ağacı idi, ve adam biraz kestaneye benziyordu: görünüşe göre vitaminlerle beslenmiş, tıknaz ve nazik bir Latin Amerikalı. Kara kıvırçık saçları kısa kesilmişti, ve gözleri nemli bir uyanıklık ile parıldıyordu. Koyu renk iş elbiseleri veya spor gömlekli kılığı ile, Castaneda adını saklamakta tutucu davranıyordu. Kendi ile alay eden ve şaşkınlık verici bir akıcılıkla, durmadan ağzından dökülen kelimeler onun süslü elbiseleri idi. “Hey, ben saçmalayan biriyim!” diyerek kütük gibi nasırlı ellerini açarak gevezelik ediyordu. “Hey! Etrafa palavra atmayı nasıl da seviyorum!”

SİS. Castaneda sigara ve içki içmediğini söylüyor; marihuana kullanmıyor; kahve dahi sinirlerini ziplatıyormuş. Bir tek don Juan ile ilaç kullanımını deneyimledi ve artık hiç peyote kullanmıyor. Asit kültürü ile ilişkisi verimsiz olmuş. 1964’te bir partiye davet edildiğinde Timothy Leary gibi aydınlarla karşılaşmış ancak şu konuşmayı mantıksız bulmuş; “Onlar çocuktu, gizli şeylerden zevk almak anlamsızdı. Bir büyücü kafa yapmaktan başka nedenlerle halusinojenikleri kullanır, ve gitmek istediği yere vardığında, onları almayı bırakır.”

Castaneda kendini Mr. Straight (Bay Dosdoğru) olarak tanıtıyordu, bu unutulmamalıdır, kendi kişisel geçmişini bilmek isteyenleri bozmak için bundan daha iyi bir şey tasarlanamazdı. Aslında, onun öz geçmişi ne idi? “Tarihsel” olarak Carlos Castanedanın hayatının itibarı, kitapları ve iyi belgelenmiş UCLA’daki kariyeri, bir antropolog ve şaman çömezi olarak, 1960’da don Juan ile karşılaştığı zaman başladı. Bunun öncesi, sisli.

Castaneda ile haftalarca pek çok saati birlikte geçiren, TIME muhabiri Sandra Burton onu çekici,yardımsever ve inandırıcı – bir noktaya kadar – buldu, fakat don Juan öncesi yaşamı ile ilgili konuşma konusunda çok katı idi, bununla beraber yaşamının duygusal gerçeklerini değiştirmeden, isimleri, yerleri ve tarihleri değiştirmişti. “Yalan söylemedim veya uydurmadım,” demişti ona. “Uydurmak geri çekilerek hiçbir şey söylememek veya herkesin istediği teminatı vermek olacaktır.” Konuşmalar devam ettikçe, Burton’un ona bu bilgileri herhangi bir şekilde kontrol etmeyeceğini söylemesi üzerine, Castaneda yaşamı ile ilgili birçok farklı tanımlamasını anlatmıştır.

Kendi hesabına, Castaneda asıl adı değildi. 1935 yılının Noel günüde Brezilya Sao Poluda “İyi bilinen” fakat isimsiz bir ailede doğduğunu söyledi. Daha sonra edebiyat profesörü olan babası 17, annesi ise 15 yaşında idi. Ebeveynleri çok genç oldukları için, Carlos annesinin ailesi tarafından Brezilyanın bir taşra kasabasındaki bir tavuk çiftliğinde büyütüldü.

Carlos altı yaşında olduğunda, hikayesi başladı, ebeveynleri tek çocuklarını geri aldılar ve çok fazla bir düşkünlük ve sevgi verdiler ona. “Cehennem gibi bir yıldı,” dedi açıkça, “çünkü iki çocukla birlikte yaşıyordum.” bir yıl sonra annesi öldü. Doktorlar zatürre tanısı koydular, Castaneda ise, batı kültürünün bir hastalığı olan, nedeni uyuşukluk ve hareketsizlik olan, tembellik olduğunu düşünüyordu. Acıklı bir hatırasını anlattı: “O suratsız bir kadındı, çok güzel ve hoşnutsuz, bir süs eşyası. Benim umutsuzluğum onu başka bir şey yapmak isteğimdi, fakat nasıl beni dinleyebilirdi ki? Ben altı yaşındaydım.”

Şimdi Carlos, kitaplarında küçümseme ile örtülmüş sevgi ve merhamet ile bahsettiği belirsiz bir figür olan babası ile kaldı. Babasının irade zayıflığı, meselenin öbür yanı ona sahip çıkan babası, don Juan’nın “kusursuzluk” edimiydi. Castaneda babasının yazar olma çabalarını bir kararsızlık saçmalığı olarak tanımlamaktadır. Fakat, diye ekledi, “Ben babamdım. Don Juan ile karşılaşmadan önce yıllarca kalemimin ucunu sivriltmiştim, ve her yazmaya oturuşumda bir baş ağrısı ile karşılaştım. Don Juan bunun aptallık olduğunu bana öğretti. Eğer bir şey yapmak istiyorsan, onu kusursuz yap, bütün mesele bu.”

Carlos Buenos Aires’te “çok iyi” olan Nicolas Avellaneda ilk okuluna başlatıldı. 15 yaşına kadar burada kaldı, daha sonra don Juan ile görüşmelerini yaptığı İspanyolcayı öğrendi (aynı zamanda İtalyanca ve Portekizce de konuşuyordu). Fakat bir amca ile o kadar zapt edilemez oldu ki, aile reisi onu Los Angeles’te bir ailenin yanına yerleştirdi. 1951’de Amerika’ya taşındı ve Hollywood Lisesine kaydoldu. İki yıl sonra mezun olduğunda, Milan Güzel Sanatlar akademisinde heykeltıraşlık dersleri almaya başladı fakat “Büyük bir sanatçı olmak için gerekli olan duyarlılığa sahip değildim.” Depresyonda, Los Angeles’e geri dönüp UCLA’da, daha sonra antropolojiye çevirdiği, sosyal psikoloji derslerine devam etmeye başladı. “Gerçekten yaşamımı pencereden dışarı attım. Kendime söyle dedim: Eğer bu bir iş olacaksa, yeni bir şey olmalı.” 1956 yılında ismini resmen Castaneda olarak değiştirdi.

BİYOGRAFİ. Bu Castaneda’nın kendi biyografisidir. Mükemmel bir uyum yaratır – cesur genç adam akademik geçmişinden tükenmiş, taşralı bir Avrupa kültürüne doğru hareket ederek bir şaman tarafından yeniden canlandırılmış; geçmişi terke etmenin işareti, zayıflatan hatıralardan kendini serbest bırakmaktır. Ne yazık ki, bu büyük ölçüde doğru değildir.

1955 ile 1959 arasında, Castaneda bu isim altında Los Angeles City Koleji pre-psikoloji branşına kaydolmuş. İlk iki yıldaki serbest sanat çalışmaları, iki dönem yaratıcı yazarlığı ve bir dönem gazeteciliğı kapsamaktadır. LACC’deki yaratıcı yazarlık profesörü Vernon King’de, adına ithaf edilmiş ve “Onun öğrencilerinden birinden, büyük öğretmenim Vernon King’e. Carlos Castaneda” yazılı bir kopya mevcuttur.

Bundan başka, göçmenlik kayıtları, Carlos Cesar Arana Castaneda’nın Birleşik Devletlere girişinin San Fransisko’dan ve yazarın dediği gibi 1951 yılında olduğunu gözükmektedir. Bu Castaneda da Latin Amerika’dan gelmiş fakat Peru vatandaşı olup 1925 yılı noelinde bir İnka şehri olan Cajamarca’da doğmuştur, ki bu onu dediği gibi 38 değil 48 yaşında yapmaktadır. Babası bir akademisyen olmayıp, bir kuyumcu ve saatçi idi ve Cesar Arana Burungaray adını taşıyordu. Annesi, Susana Castaneda Navoa, Carlos’un altı değil 24 yaşında olduğunda ölmüştü. Oğulları Cajamarca’da lisede 3 yıl bulunmuş ve sonra ailesi ile birlikte 1948 yılında Lima şehrine taşındılar, burada Colegio Nacional de Nuestra Senora de Guadalupe kolej’inden mezun olmuş ve sonra resim ve heykel eğitimi almıştır, ama Milan’da değil Peru Ulusal Güzel Sanatlar Okulunda. Buradaki okul arkadaşlarından biri olan Jose Bracamonte, dostu Carlos’u becerikli ve usta bir kumarbaz (kağıt, at, zar oyunlarında) olarak, ve “takıntılı” bir şeklinde Birleşik Devletlere gitmeyi istediğini hatırlamaktadır. “Hepimiz Carlos’u severdik,” diye hatırlıyor Bracamonte. “O, esprili, yaratıcı, neşeli – büyük bir yalancı ve gerçek bir arkadaştı.”

KIZ KARDEŞ. Anlaşılan Castaneda düzensiz olarak yazıyordu, hiç değilse 1969’a don Juan’ın gidişinden kadar. Kendisi ile birlikte “bir kız kardeş” gibi büyüyen kuzeni Lucy Chavez, halen mektuplarını saklıyor. Birleşik Devletler ordusunda hizmet ettiğine işaret ediyorlar. Ordu, orayı önemsiz bir yara veya “sinir krizi” geçirdikte sonra mı bıraktığını Lucy emin değil. Bu arada, Savunma Bakanlığında, Carlos Arana Castaneda’nın hizmet kaydı bulunmuyor.

TIME annesinin ölüm zaman ve yerini değiştirmesi gibi detaylarla Castanedayı yüzleştirdiğinde getirdiğinde, o sersemledi. “Birinin annesi ilgili hisleri,” diye açıkladı, “biyolojisine veya zamana bağlı değil. Akrabalık bir sistem olarak duygulara bir şey yapmaz.” Kuzen Lucy Carlos’un annesi öldüğün olanları hatırladı, o kahrolmuştu. Cenazeye katılmayı reddetmiş, üç gün süresince kendisini bir odaya yemek yemeden kapatmıştı. Ve dışarı çıktığında evi terk edeceğini açıklamıştı. Carlos’un bu yalan hakkındaki basit açıklamaları genellikle eksiksiz ve tamamen tepkisizde. “Hayatımı doğrulamak için sizin bazı bilgileri sormanız,” dedi, “büyücülüğü bilimle doğrulamaktır. Dünyayı kendi büyüsünden çalar ve dönüm noktalarını hepimizden uzak tutar.” Kısaca, Castaneda kimliği üzerine mutlak kontrol için tavır koymaktadır.

İyi ve güzel. Fakat yazarın aşırı serbestliği, Castanedanın iddia ettiği gibi “sanatsal kendi-rolü”, nerede biter? Don Juan hikayesinde ne kadar nüfuz etmiştir? Kitapların satışları çoğaldıkça, bu direnç çoğalır. Son zamanlarda New York dergi ve gazetelerinde Castaneda’nın üç parodisi yayınlandı, eleştirilerin don Juan’ı şişlemek için hazırlandıkları gözüktüğüne işaret ediliyor.

Ama, Castanedanın yandaşları paniklemedi. Kuvvetli bir delil, don Juan’ın kitaplarını Castaneda’nın don Juan öncesi geçmişinden gelen farklı bir doğruluk yöntemi ile yapılabildiğini gösterir. Örnek olarak, bilimsel bir dikkatle hazırlanmış olmalarının nedenidir. Öğretiler bir üniversite basımevine önerilmiş, ve muhtemel olarak çoksatar olma umudu yoktu. Bundan başka, UCLA’dan bir antropoloji unvanı almak çok da zor değildi, araştırmadan kaçınmak için aday geniş bir sohbet için görevlendirilecektir. Belki de, biraz abartarak, başlangıçta bütünü olmasa dahi, bilinmeyen bir öğrenci tarafından yazılmış bu Öğretilerin ticari başarı için hiçbir umut yoktu.

1960 yazındaki Castaneda’nın durumu tam olarak buydu: sınırlı bir hırs’a sahip Perulu bir genç öğrenci. İşin nasıl başladığının şüphe edilecek bir durumu yoktu. “Akademik kariyer ve iyi bir iş için bir üniversiteye girmeyi istiyordum, ve biliyordum ki eğer önceden bir şeyler yayınlatabilirsem, bunu becerirdim.” UCLA’daki öğretmenlerinden biri, Profesör Clement Meighan, onu şamanizm için yönlendirmişti. Castaneda en kolay bölümün etnobotanik (insan – bitki ilişkilerinin incelenmesi), büyücülerin kullandığı psikotrop bitkilerin sınıflandırılması, olduğuna karar vermiş. Sonra don Juan geldi.

Güneybatı ve Meksika çölüne ziyaretler kademeli olarak Castaneda’nın yaşamının bel kemiği oldu. Yaptığı işten etkilen UCLA personeli onu yüreklendirdi. Profesör Meighan’nın hatırladığı: “Carlos her öğretmenin beklediği bir öğrenci tipi idi.” Etnometodolojinin babalarından Sosyoloji profesörü Harold Garfinkel, Castaneda’ya ısrarlı uyarılar ve sert eleştirilerde bulunmuştu. İlk peyote deneyiminden sonra (1961 Ağustos), Castaneda vizyonlarının uzun bir “analizini” Garfinkel’e sundu. “Bana izah etme. Sen bir hiçsin. Bana yalnızca düz ve detaylı bir şekilde olanları anlat. Detaylardaki zenginlik tüm hikayedir.” dedi Garfinkel. Bozulan talebe, taxi şoförü ve teslimatçı gibi devamlı olmayan işler yaparak yaşamını sürdürerek, tezini düzeltmek için birkaç yılını harcadı ve tekrar gönderdi. Granfinkel halen etkilenmemişti. “Don Juan’nın davranışlarını psikolojik olarak açıklama gayretlerimi beğenmemişti. ‘Esalen’in sevgilisi olmak ister misin?’ diye sordu.” Castaneda tezini üçüncü defa yeniden yazdı.

Castaneda’nın yaşamının çeşitli uyarlamaları gibi, kitapları da çelişkili gerçeklikleri hesaba katmaya davettir. Kitaplarının özü ve don Juan’nın yöntemi, tabi ki, gerçekliğin mutlak olmadığı varsayımıdır. Her birimize kültürümüz tarafından tanımlanmış ve önceden paketlenmiş olarak gelir. “Dünya bizim açıklamalarımızla tutarlı bir hale gelmiştir,” diye don Juan’ı taklit ederek Castaneda iddia eder. “Doğduğumuz andan itibaren, dünya bizim için tanımlanmaktadır. Gördüğümüz yalnızca bir tanımdır.”

ÇOKLUEVREN. Kısaca, insanın gerçek olarak algıladığı, tabi ki, dünyadaki rasyonel ihtimallerin dahilindeki kendi eğilimlerine göre oluşan ve tabi ki sosyal bir anlaşma etkisinde olup kültürden kültüre farklılaşan ortak görüş tarafından belirlenir. Gerçek hikaye, bu yol soruları satır aralarında arayan bir kişi için oldukça zor olacaktır, özellikle Castaneda gibi, başkalarının da bu görüşe inanmalarına çalışıyorsa.

Antropoloji, yapısı gereği farklı açıklamalarla, açıkçası ve daha doğrusu farklı gerçekliklerle, ve farklı kültürlerle uğraşır. Castaneda’nın meslektaşı Adelphi College’den Edmund Carpenter, “Yerlilerin birçok farklı gerçeklikleri var.” diyor. “Onlar çokluevren’e veya çiftevren’e inanıyorlar, fakat bu bizim inandığımız evren gibi değil.” Henüz görecelik kuramı bile fazla bilimseldir, yalnızca bir dünya olduğuna dair kendilerine güvence vermek isteyip, bir kültürün yorumlarını “geçerli” ve bir tek bu norm ile ölçülmelidir diyen, pek çok kişi için hazmı kolay değil. Herhangi bir mit, diyeceklerdi, Batının doğrusal tarih olarak kabul ettiği bir ilkel form olarak görünür; Hopi yağmur dansı yalnızca bulut tohumlamasının yaptığının yetersiz yapılışıdır.

Castaneda’nın kitapları aksini iddia ediyor. Bir başka kültürün tamamını birinin kendi kategorilerine göre açıklamanın veya yargılamanın ne kadar faydasız olduğunu güzel bir konuşma ve inandırıcılıkla anlatıyor. “Farz et ki burada bir Navajo’lu antropolog var,” diyor. “Bizi incelemesini istemek çok ilginç olacak. ‘Akrabalarınızdan kaçına büyü yapıldı?’ gibi sıra dışı sorular soracak. Bu Navajo’lar için çok önemli bir konudur. Ve tabi ki siz ‘Bilmiyorum’ diye cevaplayacak ve ‘Ne kadar aptalca bir soru.’ diye düşünürken, bu esnada Navajo ise ‘Aman Tanrım, ne garip! Ne kadar garip ve ilkel biri!’ ” diye düşünecektir.

Durumu tersine çevir diyor Castaneda, ve işte tipik Batılı antropolog ortaya çıktı. Halen “çok basit” bir alternatif var: antropolojinin püf noktası gerçek bir üyelik kazanmaktır. “Bu bir sürü iş demek,” diyor, ve don Juan ile harcadığı yılları anlatıyor. “Don Juan’ın benimle yaptığı basitçe şuydu: eskiden kalma gerekli adımlarla, kendi büyücülük üyeliğini benimle geçerli kılıyordu.” Castaneda’nın arkadaşı ve Şamanizm konusunda bir otorite olan, Sosyal Araştırmalar Yeni Okulu’ndan Profesör Michael Harner, “Görüşmelerin sentezini yapmaktan çok genelde antropologlar sonuçları gösterir, Castaneda bizi bu yöntemin içine soktu.”

O yıllardaki çalışmaları değil, fakat ilham’ın doğası Castanedayı rasyonalizmle ters düşürmüştür. Bir diğer insanın gerçekliği ile fikir birliğinde olmak için, kendi yapman lazım, ve hiç kimse kolaylıkla kendi alışılmış tanımlarını terk etmeyeceğinden, zorla ayrılması gerekir. Tarihsel örnekler, Batıda dahi, oldukça çoktur. Kendinden geçmiş gizemli Helen inancından beri, bizim kültürümüz kendi hakim niteliklerinin devamlı kaçma isteği tarafından meydan okunmuştur: doğrusallık, kesinlik ve değişmezlik.

Castaneda, önde gelen bilim adamlarının düşündüğü gibi, antropolojinin gelişmesindeki önemli bir şahıs veya çöl ve Yerli biliminin eşsiz bilgili parlak bir romancısı olsa da, yaptıkları hesaba katılmalıdır. Ve devam ediyor. Şu anda gelecek yıl basımı planlanan don Juan serisinin dördüncü bölümünü bitirdi, Erk Öyküleri.

ERK NOKTASI. Don Juan’nın acılı öğretilerinin nihai amacı, ilk üç kitapla daha anlaşılır bir şekilde karşılaştırılmalı: kadim bir istek olan bilme’nin özel durumunu, yatıştır, ve eğer mümkünse, evrenin gizemli güçlerini kullan. Bu durumda, atomun parçalanması, Prometus’un günahı ve Castaneda’nın Los Angeles yakınlarındaki “erk noktasını” araması dolaylı olarak ilişkilendirildi. Kitaplarda, Don Juan’ın büyüsü Castaneda üzerinde, (örnek olarak, Carlos’u arabasının kaybolduğuna inandırması) sanki guru’ların anlamsız olarak nitelediği bir çeşit hint fakiri urgan hilesi gibi, iyi çalışıyor. Sonuçta, kitaplar demir tozunun kocaman bir manyetik alandaymış gibi, dünyada akan bir erk’in ilkel hissini naklediyor ve gerçeklik algımızı buna hazırlıyor.

Bir büyücünün erk’i, “inanılmazdır” diyor Castaneda, fakat diğer şeyler arasında, bir büyücü çömezinin onu kullanması, ve ne ölçüde umutlu olacağını, kendisinin bağlılık derecesi belirler. Erk’in tam kullanımı bir “dostun”, bir ruhsal varlığın öğrenciye rehber olarak, tehlikeli bir şekilde, yanaşarak, yardım etmesi ile kazanılır. Dost, çömez “görmeyi” öğrendiğinde meydan okur, Castaneda’nın önceki kitaplarında yaptığı gibi. Çömez belki bu savaşı savuşturur. Eğer dost işle güreşirse ve kaybederse, don Juan’ın hafif gizemli bir terimle dediği gibi “hayatı söner.” Ama eğer kazanırsa ödülü, “tüm yorumların durduğu ve büyücü üyeliğinin en son kazanımı olan gerçek erktir.”

Şimdiye kadar, Castaneda dost ile nihayi savaşı savuşturmayı seçtiğini iddia etmiştir. Bu konuda bir iç savaş yaşadığını itiraf etti. Bazen, büyücülük kararından kuvvetle olağan dünyaya çekildiğini hissettiğini söylüyordu. İyi bir yazar ve antropolog olmak, ve yeni bulduğu şöhretin erk’ini kullanarak, istekli okuyucularıyla başka gerçeklikleri yazılı sözcüklerle ifade etmek için gerçek bir arzusu vardı.

DORUK. Dahası, gizemli başka gerçeklikler keşfedip dönem birçok adam gibi, geri dönme problemleri olduğu gözüküyor. Kitaplara göre, don Juan her zamanki saatlerinden (iş veya eğlence için) vazgeçmesini öğretti, Los Angeles’teki apartmanında bile çöldeki gibi saçma zamanlarda yiyor ve uyuyordu. Fakat çoğu zaman yazıları için günde 18 saat çalışıyordu. Toplumdan kaçınmak gibi büyük bir yeteneği vardı. Günün veya yılın herhangi bir anında nerede olacağına hiç kimse emin olamazdı. “Carlos bir genel telefondan arayıp ve Los Angeles’te olduğunu söyler,” diyordu, Simon & Schuster’deki editörü olan Michael Korda, “sonra operatör değişiklik için devreye girdiğinde başka bir şehirde olduğu ortaya çıkardı.” Birkaç iyi arkadaşı dahi olduğu yeri ele veremezlerdi, çünkü kendi deneyimleri gizemli idi ve kendi de açıklayamıyordu. Bir kız arkadaşı da vardı fakat arkadaşları dahi onun soy adını bilmiyordu. Felaket tellalları gibi gördü fotoğrafçılardan kaçınıyordu. “Benden çıkacak bir kelime için çok tuhaf adamların beklediği bu girişte yaşıyorum. Kesinlikle veremeyeceğim bir şey umuyorlar. Irvine’de çok geniş olan bir sınıfım vardı, ve sanki benim dağıldığımı görmek için bekliyorlardı.

Diğer zamanlarda gerçek bir büyücü olmayı veya becerememeyi karar vermiş gibi gözüküyordu. “Erk seni halleder,” diyordu, “ve sen nasıl olduğunu bilmezsin. Şimdi ben uçtayım, ve tüm biçimimi değiştirmem gerekiyor. Doktoramı almak için yazmam benim başarımdı, büyücülüğüm, ve şimdi ben şöhretin de dahil olduğu bir çemberin zirvesindeyim. Bu don Juan için yazacağım son şeydir. Şimdi ben gerçek bir büyücü olacağım. Yalnızca ölümüm bunu durdurabilir.” Boşluktaki varoluşun üstünde, bu antropolojik hareket, romantik bir rol seçimiydi, farklı bir çağda buna iblis derlerdi. Sombrero şapkalı Mephistopheles’e kulak vererek, Castaneda Malibu Paljının Dr. Faustus’u mu olacaktı? Gelecek hikaye için bizi izlemeye devam edin. Bu arada, ilkelliği hor görmeyi, kitaplarının okuyucuları için zor kullanılacak bir cümle yaptı.

Time Dergisi

Yayın Tarihi: 5 Mart 1973

** Çeviri : Aki **