Çarpıtma

Yeni Dünya dini (doğu dinleriyle harmanlanmış hristiyanlık benzeri), kendini yıllardır spirüalite, kişisel gelişim veya tasavvuf adı altında ortaya karışık biçimde düşmekte. Bu her yerden adeta fışkıran bi köpük gibi çevremizi sardı.

Oysa ben, önceki her bi şeyi kapsayarak YENİ’yi söyleyemeyen bi şeyin dertlere çare olmadığını, olamayacağını açıklıkla görüyorum.

İnsanı kendisiyle karşılaştıracak ayna çok temiz olmalı. Yoksa o aynanın bulaşıkları yine çarpıtmaya imkan verir.

İnsan aslında ne isterdiye sormuştuk ve kısaca aldığımız cevap şuydu:

Kadın erkek ayrımı yapmaksızın, insan ne ister diye sordum şimdi güneşe karşı: Dedi-m-ki: İnsan kendinin seviilecek hatta tapılacak derecede muhteşem olduğuna ikna edilmek istiyor. Bunu kendine yapamıyor. Yani mükemmel ve biricik olduğuna kendini ikna edemiyor. Eh bu durumda bir başkasından yardım istemesi doğaldır. Velakin iki yarim bi tam etmiyor, o sebeple binlerce yıldır kan gövdeyi götürüyor Dünya’da. (devamı için tıklayınız)

Örneğin insan “Zar Adam” kitabındaki gibi kendinin azınlık benleriyle tanışmalıdır, onlarla kozlarını paylaşmadan TAM insan olunamaz. İnsan tam olamayınca ülkelerde Dünya’da tam olamaz. Korkularımızla yüzleşmeliyiz. Bunun için en teşfik edici kavram/söz şudur: Nereye kadar?

Aslında “Nereye Kadar?”sorusu ağzınızdan döküldüğü anda ya da sertçe zihninizin kıvrımlarında belirdiğinde siz dönüşüm zamanının geldiğini  bileceksiniz. Bu soru öylesine basit bişey değil, hem insan hem de topluluklar için hayati öneme sahiptir ve anlamı kısaca şudur: “şu konu, nerdeyse ölüm kadar ağır geliyor bana, o halde ölümden öte ne var ki onu değiştirmeyeyim?”

Yani Ölümümüzün yakınlık hissi, bizi bir kere daha doğmaya zorlayan bi dosttur.

Eski bi şiirimsi aklıma geldi ve buldum onu:

Bir kez boy ölçüşmeye gör ölümle
bir başka şevk geliyor insana
Sanki bir sel gibi coşkuyla bentleri aşıyor
Bir kitabı bir gecede yazarmışçasına
ve taşınırmışçasına,
dünyanın öbür ucuna
her şey öyle kolay
Öyle sevinçli, öyle kendiliğinden
Bu güç, bu sevinçli sanrılık şey nerden?
sa -28.11.09

Hatta şu da gülümsemenize sebep olacak muhtemelen:

Tereyağında cazırdayan spiritüalite

Yanmış şeker kokusu buram buram

Haziran sonunda şakırdayan yağmur
…
Ağaçlar mesut, çayırlar güleç

Bilinç kuantumla olmuş ocakta güveç

Yakınlaşan gezegenlerden bir rüzgâr

Pir rüzgâr

Bulutların ardında hınzırca

Gülümseyen güneş

Dağlarda bir hazırlık

Bir telaş

Güve kelebekleri çağırıyor: eş eş

Yaz ortası gök gürültüleri

Karışıyor mide gurultularına

Zayıflayalım güzelleşelim çocuklar

Meydanlarda güç tellalları

Ayağımız açıkta yorgan

Buzdolabında

Döne döne fırıldaklar çıngırdaklar

Bilginin ipliği çıkmakta pazara

Tarifi bırak el kararı yap

Ninene sor olmazsa dedene

Uğraşma sigarayla ıvır zıvırla

Gelirse elinden rest çekesin TiViye

Döne döne her şey çıkar spirale

Sa
30.06.10

Kindred Spirit Dergisi – Carlos Castaneda Röportaj

Kindred Spirit Dergisi – Carlos Castaneda Röportaj

1960’ların başında Carlos Castaneda dokuz kitabından birincisi olan “Don Juan’nın Öğretileri – Yaqui Kızılderililerin Bilgi Yöntemi” yayınladığında dünyaya derin bir darbe vurmuştur. Bu kitapta,  Sonora Meksika’daki bir Yaqui Kızılderilisinin gözetimi altındaki bir büyücü çömezi olarak, edindiği deneyimleri anlatmaktadır. UCLA’dan bir antropoloji öğrencisi olarak doktora tezi için halüsinojen kaktüs olan peyote hakkında bilgi toplarken, don Juan Matus ile karşılaştı. Kitap yayınlandığı anda Castaneda bir inanç figürü oldu. Her ne kadar çok ender olarak röportaj vermesine rağmen Castaneda bu yılın (1997 yılından bahsediliyor ÇN) Şubat ayında konuştu, ve ne söylediğinin merak ettiğinizi sanıyoruz.
Castaneda’nın kitabı ‘savaşçının yolu’ görüşünü ileri sürmektedir, mükemmel yaşama, kişisel tarihi silme, ölümü danışman olarak alma ve kendi önemliliğini yok etme. Castaneda, don Juan, diğer öğretmen arkadaşları ve çömezleri ile olan etkileşimini, alayın ve eleştirinin hedefi olan ciddi bir Batı bilgininin, sosyal modelini bir tarafa bırakarak, bilinmeyenin gizeminde uyanışını açıklayarak, samimi olarak gözler önüne sermektedir.
Fayda değerinin yanında, Castaneda’nın çalışması şüphesiz yazınsal bir kaliteye de sahiptir. Şiir, büyü ve güzellik ile doldurulmuştur. Dokuz kitabı da çok satar kategorisine girmiş ve tüm önemli dillere çevirileri yapılmıştır.
Castaneda’nın arkadaşları, Taisha Abelar ve Florinda Donner-Grau, da don Juan ile olan deneyimlerini “Büyü Geçişi” ve “Rüyacı” kitapları ile anlatmışlardır. Castanedanın bazı kitaplarındaki kahramanı Carol Tiggs ise halen herhangi bir kitap yayınlamamıştır.
Carlos Castaneda’dan Tensegrity: Kadim Meksika Şamanlarından Büyülü Geçişler.
Şimdi, Carlos Castaneda ve arkadaşları Taisha Abelar, Florinda Donner-Grau ve Carol Tiggs, don Juan’nın dünyasının daha ulaşılabilir olmasına çalıştılar. Son günlerde don Juan’nın onlara öğrettiği Tensegry adındaki fiziksel hareketlerden oluşan bir yöntem ile ortaya çıktılar. İspanya fethi öncesi Meksika’da yaşayan şamanlar tarafından geliştirilmiş olan, algıyı yükseltmek ve fiziksel  bedeni güçlendirmek için tasarlanmış bu hareketlerin bazı modernleştirilmiş uyarlamalarına “Büyülü Geçişler” adı veriliyor. Tensegrity mimarlıktan ödünç alınmış bir kavram olup bedendeki kas ve tendonların gerginleştirmek ve gevşetmenin özü anlamına gelir. Bedene uygulandığında, büyülü geçişlere götüren gerilme ve bütünlüğün etkileşimi olarak tanımlanır.
Tensegrity seminerlerinin süresi bir hafta sonundan, günde birkaç saatin bu hareketlere tahsis edildiği, haftalarca uzunluğa kadar değişik dizilerdedir. Aynı zamanda üç adet video da yayınlandı: Bölüm 1, On iki Temel Hareket – Enerji Toplamak ve Sağlıyı İyileştirmek; Bölüm 2, Dağılmış Enerjiyi Paylaşmak; ve Bölüm 3, Enerjik olarak bir Alandan diğerine geçmek. Tüm bu videolar Cleargreen, Santa Monika, Kalifornia firmasınca yayınlandı ve oradan veya www.castaneda.com (www.webb.com/Castaneda – bu site artık kullanılmıyor ÇN) ‘dan tedarik edilebilir. Cleargreen Carlos Castanedanın Tensegrity kitabını bu yılın sonunda (1997 yılından bahsediliyor ÇN) yayınlıyacak.
Bu yıl Şubat ayında, Castaneda, Daniel Trujillo Rivas’ın Şili ve Arjantinde yayınlanan Uno Mismo dergisi için sorduğu soruları yanıtladı:
Carlos Castaneda ile karşılaşmam, 30 yıldır efsane ve mitlerle çevrelenmiş, bu sınıflandırılamayan yazar,  benim için dehşetli bir andı. Kolomb öncesi Amerikan kültürünün devrimci fikirleri ile yüzyılın en önemli yazınsal olgusu idi.
Dokuz kitaptan sonra dahi, başlangıçta halen Castaneda hakkında aynı sorular vardı: O gerçekte kimdi? Bir Antropolog? Yetenekli bir yazar? Bir büyücü çömezi? Veya kusursuz bir şaman mı? Şimdi kişisel olarak onunla konuşabilecek ve bu soruların cevabını alabileceğimin umudunu taşıyordum.

DTR : Bay Castaneda, yıllarca kesin bir kimliksizlikle saklandınız. Bu şartları değiştirmeye ve siz ve üç arkadaşınızla, nagual Juan Matus’tan edindiğiniz öğretiyi halk karşısında konuşmaya ne sebep oldu.

CC : Bizi don Juan Matus’un fikirlerini yaymaya zorlayan, öğrettiklerini aydınlığa çıkarma ihtiyacı oldu. Bizim için, bu daha fazla ertelenemeyecek bir görevdi. Onun diğer üç öğrencisi ve ben, don Juan Matus’un bize tanıştırdığı dünya, tüm insan varlıklarının algısı dahilinde olduğu fikrine vardık.  Hangi yolun uygun olacağını aramızda tartıştık. Don Juan’nın yolu bizim kimliğimizi saklamayı mı öneriyordu? Bu kabul edilemez bir olasılıktı. Diğer geçerli yol ise don Juan’nın fikirlerini yaymaktı: son derece tehlikeli ve zahmetli bir seçimdi, fakat bu, don Juan’nın tüm öğretilerine kattığına inandığımız kıymettin tek seçimi idi.

DTR : Savaşçının öngörülemez hareketleri ile ilgili söylediklerine göre, ki bunların on kez kanıtlanması gerekir, halka açık olan şu andaki gidişinizin bir yerde sona ereceğini beklemeli miyiz? Nereye kadar?

CC : Bizim için, zamana ait kriterler koymak mümkün değil. Biz don Juan’nın koyduğu öncül önermelere göre yaşıyor ve asla onlardan sapmıyoruz. Don Juan Matus bize, söylediklerine göre yaşayan bir adanın tüyler ürpertici örneğini vermişti. Ve ben de bunun tüyler ürpertici bir örnek olduğunu çünkü özenmek en zor şeydir; yekpare olmak ve aynı zamanda herhangi bir şeyle yüz-yüze gelebilecek kadar esnek olmak. Bu don Juan’nın hayatını yaşadığı yoldur.
Bu öncüller çerçevesinde, bir kimsenin olabileceği tek şey kusursuz uzlaştırıcı olmaktır. Biri, bu kozmik satranç maçındaki oyuncu değil, biri basitçe satranç tahtasındaki bir piyondur. Her şeye karar veren, büyücülerin niyet veya Ruh dedikleri kişisel olmayan bir farkındalık gücüdür.

DTR : Kanıtlayabildiğim kadarıyla, ortodoks antropoloji, ve aynı zamanda Kolomb-Öncesi Amerikan mirası iddiasını savunanlar, çalışmalarınızın güvenilirliğini baltalıyorlar. Çalışmalarınızın yalnızca sizin edebi yeteneğinizin sonucu olduğu inancı bugün de devam etmektedir. Aynı zamanda,  sizi çifte standart uygulamakla suçlayan başkaları da var, çünkü onlara göre, sizin yaşam şekliniz ve faaliyetleriniz çoğunlukla bir şamandan beklenenin aksidir. Bu şüpheleri nasıl açıklıyacaksınız?

CC : Batılı insanın algılama sistemi bizi ön yargılı fikirlere inanmaya itiyor. Tüm yargılarımızı her zaman önsel (a priori) bir şeye dayandırıyoruz. Örnek olarak, ‘ortodoks’ fikrinin ne olduğu. Ortodoks antropoloji nedir? Üniversite amfilerinde öğretileni midir? Şamanın davranış tarzı nedir? Başına tüyler takıp ruhlar için dans etmesi mi?
Otuz yıldır, insanlar Carlos Castaneda’yı yazınsal bir karakter yaratmakla suçluyor, çünkü basitçe benim anlattıklarım antropoloji ile ‘a priori’ olarak aynı fikirde değil – ders sınıflarında belirlenen veya  antropoloji çalışmaları alanında çalışılan fikirler değil. Ancak, don Juan’nın bana öğrettikleri,   toplu davranış olarak isimlendirilen duruma uygun geliyor, bu şartlar altında, ön yargıda bulunmak çok az veya neredeyse asla ortaya çıkmaz.
Şamanizm konusunda kararlar vermeye kendimi yeterli görmedim, çünkü bunu yapabilmek için şaman dünyasının aktif bir üyesi olmak gerekir. Bir sosyal bilimci, mesela sosyolog diyelim, batı dünyası ile ilgili bir konuda  sosyolojik bir karara varması çok kolaydır, çünkü kendisi bir sosyolog olarak batı dünyasının etkin bir üyesidir. Fakat şimdi, son iki yılını diğer kültürleri incelemekle geçiren bir antropolog, onlar için güvenilir bir karara nasıl varabilir? Bir kültürel dünyanın üyeliğini kazanmak yaşam boyu süren bir çabaya gerek duyar. Benim, kadim Meksika şamanlarının dünyasında otuz yıldan fazla çalışmalarım var, buna rağmen samimiyetle diyebilirim ki, bu dünya ile ilgili karar verecek hatta bir şey önerecek kadar bile bu üyeliği kazandığıma inanmıyorum.
Bunu farklı disiplinlerden gelen kişilerle tartıştım, ortaya koyduğum öncülleri hepsinin anladığını ve kabul ettiklerini gördüm. Fakat, daha sonra geriye döndüklerinde, vardıkları sonuçlarda saçma bir hata yapmış olabilecekleri ihtimalini dahi taşımadan, kabul ettikleri her şeyi unuttuklarını ve ortodoks akademik prensipleri desteklemeye devam ettiler. Öyle anlaşılıyor ki, algılama sistemimiz anlaşılmazdır.

DTR : Neden fotoğrafının çekilmesine, sesinin kaydedilmesine ve hayat hikayenin bilinmesine izin vermiyorsun? Bu insanı etkiler mi, eğer öğle ise nasıl, spiritüel çalışmalarında başardın? Bir doğrulama olarak, senin gerçekten kim olduğunun, duyurduğun yolu takip etmenin gerçekten mümkün olduğunu ve samimi olarak gerçeği arayanlar için yararlı bir bilgi olacağını düşünmüyor musun?

CC : Resim çektirme ve kişisel bilgiler konusunda, ben ve diğer üç çömez don Juan’nın talimatlarını uyguluyor. Don Juan gibi bir şaman için, kişisel bilgileri vermekten kaçınma düşüncesi çok basittir. “Kişisel tarihi” terk etmek bir zorunluluktur. “Ben” den ayrılmak son derece can sıkıcı ve zor bir şeydir. Don Juan gibi şamanların istediği, “ben” in hesaba katılmadığı bir akışkanlık durumunda olmaktır. O, fotoğrafın ve kişisel bilgilerin bulunmaması, bilinçaltı yolu ile etki alanına mutlak bir şekilde  herhangi birinin girmesini etkilediğini düşünür. Daima fotoğraf, ses kayıtları ve kişisel bilgileri kullanmaya alıştık, tüm bunlar kişisel önem düşüncesinden fışkırmaktadır. Don Juan, bir şaman hakkında bir şey bilmemenin daha iyi olduğunu; bu şekilde bir kişi ile karşılaşıldığında onu kabul edilebilir bir fikir olarak algılarız. Bu her günkü dünyada olanların  tersidir, orada psikolojik problemleri olup, fikirleri olmayan kişilerle karşılaşırız, tüm bu insanlar “ben, ben, ben” ile ağzına kadar doludur.

DTR : Takipçilerinizin, sizin ve arkadaşlarınızın yaydığı bilgiyi kuşatan, açıklığı ve ticari altyapıyı (yazınsal işinizin bu kısmını) nasıl yorumlamaları gerekir? Cleargreen, Laugan Productions and Toltek Artists gibi diğer şirketlerle ilişkiniz gerçekte nasıldır? Ticari bağlamda soruyorum.

CC : İşimin bu evresinde don Juan Matus’un fikirlerini yaymam için beni temsil edecek birilerine ihtiyacım var. Cleargreen bizim işimizle büyük benzerliği olan bir şirket, aynı zamanda  Laugan Productions and Toltek Artists de öyle. Don Juan’nın öğretilerini modern dünyaya yayma fikri benim ulaşamayacağım ticari ve sanatsal medyayı kullanmayı içermektedir. Don Juan’nın fikirlerine benzerlikleri olan şirketler olarak, Cleargreen ve Laugan Productions and Toltek Artists, benim yaymak istediklerimi yaymayı sağlama kapasiteleri olan şirketlerdir.
Her zaman, kişisel olmayan şirketlerde, onlara verilen ve kendi ideolojilerine uyarlanan, her şeye hakim olma ve dönüştürme eğilimi vardır. Eğer, Cleargreen ve Laugan Productions and Toltek Artists’in samimi ilgisi olmasaydı, don Juan’nın söyledikleri şimdiden başka bir şeye dönüştürülmüş olacaktı.

DTR : Şöhret elde etmek için, şu veya bu şekilde size bağlanan büyük sayıda insan var. Kendi kişisel teorisini üretmektense sizin öğretinizi yorumlayan ve yeniden düzenleyen Victor Sanchez’in  çalışmaları hakkında düşünceniz nedir? Ayrıca Ken Eagle Father’in, don Juan tarafından çömezi olarak seçildiğine ve yalnız onun için don Juan’nın geri geldiğine dair iddialarına ne diyorsunuz?

CC : Benim ve garanti ederim ki don Juan’nın da hiç tanımadığı veya hiç karşılaşmadığı birçok kişi kendini, benim veya don Juan’nın talebesi olarak tanıtmaktadır. Don Juan Matus özellikle kendi şaman sülalesinin devamı için ilgilendi. Bugün onun yalnız dört çömezi kaldı. Onunla birlikte giden başkaları da vardı. Don Juan bilgilerini öğretmeye ilgilenmedi; onu, sülalesinin devamı için çömezlerine öğretti. Don Juan’nın sülalesini onların devam ettirmedikleri gerçeğini göz önüne alırsak, onun dört çömezi fikirlerini yaymak için baskı gördüler.
Kendi bilgi yöntemini öğreten bir öğretmenin görüşü bizim bilişim sistemimizin bir parçasıdır, ama bu kadim Meksika şamanlarının bilişim sisteminin bir parçası değildir. Onlar için öğretmek saçma bir edimdir. Bilgileri sülalenin devamı için aktarmak başka bir konudur.
Birçok kişinin benim veya don Juan’nın adını kullanarak emek harcamadan kendilerine çıkar elde etmeleri basit bir harekettir.

DTR : “Spiritüalite” kelimesinin anlamı hakkında biraz konuşalım, bu insanların, türlerinin iktidar   kontrolünü ele geçirebilecekleri bir bilinç durumudur, ruhsal, ahlaki ve entelektüel bir eğitim gibi bir şeyler basit hayvansal koşulları başarı ile aşıyor. Bu iddiayı kabul ediyor musunuz? Bu bağlam don Juan’nın dünyasına bunu nasıl bütünleştirilebilir?

CC : Don Juan Matus için, uygulamacı ve aşırı dengeli şaman için, “Spiritüalite” boş bir idealdir, yazınsal kavramları ve şiirsel ifadeleri kapsadığından çok güzel olduğuna inandığımız, temeli olmayan fakat asla bunun ilerisine geçemeyen bir savdır.
Aslında şamanlar don Juan gibi pratik insanlardır. Onlar için yalnızca yağmacı bir evren vardır, ki arada anlayış veya farkındalık yaşamın bir üretimi ve ölümün meydan okumasıdır. Bir şamanın yaptığı gibi bilinmeyende gezeceğine, sınırsız pragmatizme, sonsuz dikkate ve “çelik gibi cesarete” ihtiyacı olan sonsuzda bir gezgin olarak düşünmüş kendisini. Tüm bunların görünümünde, don Juan “Spiritüalitenin” her günki dünyada başarılması mümkün olmayan basit bir açıklama, ve gerçek bir davranış tarzı olmadığına, inanıyordu.

DTR : Çalışmalarınızdaki bazı kavramların, birleşim noktası, enerji iplikçikleri, inorganik varlıkların dünyası, iz sürmek ve rüya görmek gibi, batı kültüründe karşılıkları var mı? Örnek olarak, birçok kişi insanın parlak bir yumurta görünümünün bir aura ifadesi olduğunu söylüyor.

CC :  bildiğim kadarı ile, don Juan’nın öğrettiklerinin hiçbirinin batıda bir karşılığı yok. Bir zamanlar, don Juan’nın halen burada olduğunda, bütün bir yılımı guruların, öğretmenlerin ve bilge insanların yaptıklarının ipuçlarını bana söylemeleri için arayarak geçirdim. Don Juan’nın söylediği ve yaptığı bir şeyin benzerinin bu dünyada olup olmadığını bilmek istiyordum. Kaynakların oldukça kısıtlı idi, ve yalnızca milyonlarca takipçileri olan belirli ustalara ulaşabildim, sonuçta herhangi bir benzerlik bulamadım.

DTR : Yazınsal çalışmalarınızda gerçekten inanılmaz olaylar bulunur. Takipçiniz olmayan biri,  söylediğiniz tüm bu “başka gerçeklikler” i nasıl doğrulayabilir?

CC : Bu, birinin yalnızca zihnini değil, tüm bedenini alarak kolaylıkla doğrulanabilir. Ne, Don Juan’nın dünyasına, bir amatörün hızlı ve çabuk bilgeliği araması gibi, zihinle girilebilir. Ne de don Juan’nın dünyasında, bir şey kesinlikle doğrulanabilir. Yaptığımız tek şey,  çevremizi saran dünyayı daha kapsamlı manada algılamaya müsaade eden yükseltilmiş farkındalık  duruma gelmektir. Başka bir değişle, don Juan’nın Şamanizmi, tarihsel karakteristikleri ve günlük algılamayı kırarak bilinmeyeni algılamaktır. Bunun için kendisine sonsuzun gezgini adını takmıştır. O, sonsuzluğun günlük algılama dışında yalan olduğunu iddia etmektedir. Bu karakteristikleri kırmak yaşamının hedefidir. O, olağan dışı bir şaman olduğundan, tüm dördümüze de bu isteği aşıladı. Bizi zihni aşmaya ve tarihsel karakteristiklerin sınırlarını kırma görüşünü somutlaştırmaya zorladı.

DTR : şimdi fiziksel bir çalışma olan Tensegrity’i sunuyorsunuz. Tam olarak ne olduğunu açıklayabilir misiniz? Amacı nedir? Bunu uygulayan bir kişi spiritüel açıdan kazancı ne olacaktır.

CC : don Juan Matus’un bize öğrettiğine göre, kadim Meksika’da yaşayan şamanlar,  uygulandığında, bedene fiziksel ve ruhsal açıdan öyle güçler sağlıyordu ki, bu hareketlere sihirli geçişler olarak adlandırdıkları, bir dizi hareket keşfetmişler.
Don Juan bize demişti ki, bu büyülü geçişler sayesinde, şamanlar tarifsiz bir algılama başarısına ulaşmaya izin veren yükseltilmiş bir farkındalık düzeyine ulaştı.
Nesiller boyunca, büyülü geçişler yalnızca şaman çömezlerine öğretildi. Bu hareketler büyük bir gizlilikle ve karmaşık ritüellerle sarmalandı. Don Juan bunları bu şekilde öğrendi ve dört çömezine bu yolla öğretti.
Bizim amacımız, sihirli geçişler öğretisini isteyen herhangi birinin öğreneceği şekle getirmektir. Bunlara Tensegrity adını verdik, ve don Juan’ın dört çömezi için özel olan bu hareketleri, herkese uygun olan genel hareketlere dönüştürdük.
Tek başına veya toplu olarak, Tensegrity’i uygulamak, sağlığa iyi gelir, canlılık verir ve genel olarak kendini iyi hissetme duygusu yaratır. Don Juan’ın dediğine göre, sihirli geçişleri uygulamak,  yükseltilmiş farkındalık ve algılama karakteristiklerini genişletmek için gerekli olan enerjiyi biriktiriyor.

DTR : Sizin üç çömezden başka, seminerlerinize katılanlar başka insanlarla da karşılaştılar, Chamcool’lar, Enerji Takipçileri, Elementler, Mavi İzciler … Bunlar kimdir? Sizin tarafınızdan yönlendirilen yeni nesil görücüler midir? Eğer öyle ise, nasıl biri bu çömez grubunun parçası olabilir?

CC : Bu kişilerden her biri don Juan tarafından tanımlanmış varlıklardır, bu sülalenin yöneticisi olarak bunları beklememizi istedi. Bu görünün bir parçası olarak her birinin geleceğini önceden bize   haber verdi. Dört öğrencisinin enerji konumları nedeniyle, don Juan’nın sülalesini devam edemeyeceği andan itibaren, görevleri, sülaleyi sürdürmek yerine eğer mümkünse altın bir taç ile  sonlandırmak olarak dönüştü.
Biz bu talimatları değiştirecek durumda değiliz. Biz don Juan’nın görüleri için ne çömez ne de aktif üye aramıyoruz. Tek yapabileceğimiz şey, niyetin tasarısına razı olmaktır.
Büyülü geçişlerin, bu kadar özenle ve bu kadar çok sülale tarafından korunması, şimdi anlaşıldı ki gerçekten de, birinin dolaylı bir yoldan yapabileceğinin kanıtıdır, Tensegrity çalışmaları ve savaşçının yolu önermelerini takip etmek bu yeni görünün bir parçasıdır.

DTR : Sıklıkla kendime sorduğum bir soru da: savaşçının yolu, diğer disiplinlerde olduğu gibi, çiftler için spiritüel bir çalışma mıdır?

CC : Savaşçının yolu her şeyi ve herkesi kapsar. Tüm bir aile kusursuz savaşçılar olabilir. İşin zorluğu, bireysel ilişkilerin duygusal yatırım temelli oluşunun korkunç gerçeğine yatmaktadır, ve uygulayıcı gerçekte bu uygulamaları öğrendiği anda ilişki çöker. Günlük dünyada, duygusal yatırımlar genellikle sorgulanmaz, ve tüm yaşamımızı karşılık bulmayı bekleyerek geçiririz. Don Juan benim tutucu bir yatırımcı olduğumu ve benim yaşama ve hissetme yolumun basitçe; “Ben yalnızca diğerlerinin bana verdiği kadarını veririm.” olarak tanımlanacağını söyledi.

DTR :  Birisinin, sizin kitaplarınızda yaydığınız bilgilerle, olası bir spiritüel gelişme için, çalışmayı arzu etmesi nasıl bir istektir. Don Juan öğretilerini kendi kendilerine uygulamayı isteyenlere ne tavsiye edersiniz?

CC : Bireysel olarak başarmak için birinin niyeti kusursuz bir niyetse ona sınır koymak mümkün değil. Don Juan’nın öğretisi spiritüel değil. Bunu tekrarlıyorum çünkü bu soru devamlı olarak gelmektedir. Spiritüalizm fikri savaşçının demir disiplini ile bağdaşmaz. Don Juan gibi bir şaman için en önemli şey uygulama fikridir. Onunla karşılaştığımda, kendimin pratik bir insan olduğumu zannediyordum, tarafsızlık ve uygulamacılık ile dolu bir sosyal bilimci. O, bu iddiamı yıktı ve bir Batılı olarak ne uygulamacı ne de spiritüel biri olmadığımı görmemi sağladı. Anladım ki, “Spiritüel” kelimesini yalnızca günlük yaşamdaki çıkarcı karşıtı olarak tekrarlıyorum. Günlük yaşamdaki ticarilikten uzaklaşmak istiyordum ve bunu yapmak için olan heves “spiritüalizm” dediğim şeydi. Karar anına gelip: spiritüalite derken neyi göz önüne aldığımı tanımladığımda, don Juan’nın haklı olduğunu gördüm. Ne konuda konuştuğumu bilmiyordum.
Söylediğim küstahça gelebilir, ama bunu söylemenin başka yolu yok. Don Juan gibi bir şamanın istediği farkındalığı yükseltmektir, bu, tüm insani algılama ihtimalleri ile algılamayı başarmaktır; bu muazzam bir görevi ve bükülmeyen bir amacı içeriyor ki batı dünyasının spiritüalizmi bunun yerine geçemez.

Kinder Spirit Magazine
Yayınlama Tarihi : Temmuz – Ağustos 1997
Çeviri : Aki

Altın Sayfalar

Kaba kumaştan kahverengi bir entari giymiş yaşlı bir adam, küçük bir kamp ateşine doğru eğilmişti. Arkasındaki kayalarda sarı-beyaz alevlerin ışığı oynaşmaktaydı. İki kişi yaşlı adama yaklaştı. Bunlar Richard Bach ve karısı Leslie idi. Adamın elinde alevli güneş renginde bir değnek tutmakta olduğunu fark ettiler. Işığı öyle parlaktı ki…
“…devraldığın gibi bir dünya devretmeyeceksin” diye bir ses geldi ışıktan. Derken bir anda yok oldu ışık. Bulunduğu yerde bir deste altın sayfa belirdi. Görkemli bir hattatlıkla yazılmış kutsal emirler….
İhtiyar adam sessizce diz çöktü. Gözleri kapalıydı. Yaklaşanların farkında değildi.
Leslie ilerleyerek, ışıldayan sayfaları eline aldı ve okumaya başladı:
“Siz ışığın yaratıklarısınız, ışıktan geldiniz, ışığa gideceksiniz, her adımınızda çevrenizi sonsuz varlığınızın ışığı saracak.” Bir sayfayı çevirerek okumaya devam etti Leslie. “Şu an kendi seçiminizde, kendi yarattığınız dünyadasınız. Yüreğinizden geçen doğru çıkacak, en çok neyi beğeniyorsanız öyle olacaksınız…. Karanlık görünümden korkmayın ve cesaretinizi kaybetmeyin, kötülük kılığına girenden, ölüm demek olan boş pelerinden çekinmeyin, çünkü siz bunları, mücadele edeceğiniz güçlükler olarak seçtiniz. Ruhunuzun keskin kenarını bilemek için seçtiğiniz taşlardır onlar. Sevginin gerçeğinin her zaman yanınızda olduğunu ve öğrendiğiniz şeylerle dünyanızı her an değiştirebileceğinizi bilin….”

Sayfalar birbirini izliyordu: “Siz biçimi icat eden hayatsınız. Bir odadan bir odaya gitmek için seçtiğiniz kapının aralığında ölme ihtimaliniz ne kadarsa, kılıçtan veya ileri yaştan ölme ihtimaliniz de o kadardır. Her oda size konuşacak kelime verir, her geçit söyleyebileceğiniz bir şarkıdır…”
İki kişi elyazmalarını dikkatle incelediler. Yazılarda törensel sözler yoktu. Tapınma talimatı yoktu. Düşmanları yakacak ateşler, yıkımlar istemiyor, inançsızlara felaketler dilemiyordu.
Ne tapınaklardan, ne papazlardan, ne hahamlardan, cemaatlerden, ne de bayramlardan söz ediyordu. Sevgi dolu bir iç varlığa hitaben yazılmıştı. Yalnızca ona.
“Bu fikirleri ülkede serbest bırakıp salıversek, inancın üzerindeki gücümüzün kilidini açıp sevginin gücünü zincirinden koparsak, korku ve terör yok olurdu. Bununla dünya karanlık çağdan kurtulurdu!” diye düşündü Leslie.
Yaşlı adam gözlerini açtı ve iki yabancıya baktı. “Bu kelimeler her okuyan için gerçeğin anahtarıdır. Dinleyenler için hayattır….”
“Bunlar dünyayı değiştirecek” dedi Richard. İhtiyar adam ona baktı ve “hayır” dedi. “Ama bunlar size verildi…” “Sınamak için” “Sınamak mı?” “Ben çok uzaklara yolculuklar yaptım. Bir çok inancın elyazmalarını inceledim Katay’dan kuzey ülkelerine kadar” Gözleri parladı.
” Ve bütün karmaşık incelemelerime rağmen, yine de bir şeyler öğrendim. Her büyük din bir ışıkla başlar. Ama ışığı yalnız kalpler tutabilir. Sayfalar tutamaz.”
“Ama sizin elinizde…”
“Elimdekiler kağıt” dedi yaşlı adam. “Dünyaya bu kelimeleri verirsek, ancak doğruluğunu zaten bilen insanlar anlar ve sever. Ama vermeden önce bunlara bir isim koymamız gerek. O da bunların ölümü olur.”
“Güzel bir şeye isim koyunca, ölür mü?”
“Bir şeye isim koymanın zararı yoktur. Bu fikirlere isim koymak ise bir din yaratmaktır.”
“Sevginin ışığından gelen bu sayfaları doğruca sana veriyorum Richard. Sen bunları dünyaya, burada neyin yanlış olduğunu bilmenin özlemini duyan insanlara, bu armağan geldiğinde burada bulunma ayrıcalığına sahip olmayanlara vermek istiyor musun? Yoksa bu yazıları sırf kendine mi saklamak istiyorsun?”
“Vermek istiyorum tabii”
“Peki ne diyeceksin bu armağanına?”
“Önemi var mı?”
“Sen isim koymazsan başkaları koyar. Ona Richard’ın kitabı derler.”
“Anlıyorum. Peki. Herhangi bir isimle olsa?”
“Peki sayfaları koruyacak mısın? Yoksa başkalarının onunla oynamasına, anlamadıkları yerleri değiştirmelerine, canları isteyince ona başka bir anlam vermelerine, kendi keyifleri ne isterse ona uydurmalarına izin mi vereceksin?”
“Hayır! Değişiklik yok! Bunlar ışıktan geldi, değişiklik yok!”
“Emin misin? Haklı bir nedenle bazı yerlerin değiştirilmesi yok mu? İnsanların çoğu anlamayacak, gücenecekler, mesaj açık değil diyecekler.”
“Değişiklik yok!”
“Sen kimsin ki direniyorsun?”
“Bunlar verildiğinde buradaydım ben! Ortaya çıkışlarını kendi gözlerimle gördüm!”
“Demek öyle, sen sayfaların muhafızı oldun öyle mi?”
“Benim olmam şart değil, herhangi bir kimse olabilir. Yeter ki değişiklik yapmayacaklarına söz versinler.”
“Birisi bu sayfaların muhafızı olacak illa ki, öyle mi?”
“Birisi olacak… herhalde.”
“İşte bu noktada din adamlığı başlıyor. Bir düşünce sistemini korumak için hayatını verenler, o düzenin o sistemin papazları olurlar. Oysa her yeni düzen, her yeni usul, bir değişikliktir. Ve değişiklik de dünyanın şimdiki halinin sonudur.”
“Bu sayfalar bir tehdit değil. Bunlar sevgi ve özgürlük!”
“Korkudan ve kölelikten kâr sağlayanlar Sayfalar’ın mesajından mutluluk duyacaklar mı?”
“Herhalde duymayacaklar! Ama bu ışığın kaybolmasına izin veremeyiz.”
“Işığı koruyacağına söz verir misin?”
“Elbette”
“Peki, korkudan ve kölelikten kar sağlayanlar bu ülkenin kralına, senin tehlikeli olduğuna inandırırlarsa, toplanıp elinde kılıçlarıyla senin evine gelirlerse nasıl koruyacaksın Sayfalar’ı o zaman?” “Onları başka yerlere götürür, kaçarım. Gerekirse dövüşürüm. Hayattan daha önemli ilkeler de vardır. Bazıları uğrunda ölmeye değer!”
İhtiyar adam içini çekti.
“İşte böylece Sayfalar Savaşı başlar. Zırhlar, kılıçlar, atlar, sokaklar… kan, ateş.. küçük savaşlar  olmayacaktır bunlar. Binlerce, onbinlerce gerçek inançlı kişi de sana katılacaktır.
Ama Sayfalar’da yazılanlar, gücünü karanlıktan ve korkudan alan her ülke hükümdarına meydan okuyor. Dolayısıyla onbinlerce kişi de atına atlayıp sana karşı çıkacak…”
Richard susuyordu.
“Tanınabilmek ve başkalarından ayırt edilebilmek için bir simgeye ihtiyacın olacak. Hangi simgeyi seçeceksin? ”
“Tabii ki, ışığın simgesini. Alevin simgesini.”
“Öyle olacak. Öldürdüğün binlerce karşıt kişinin yakınları Sayfalar’dan nefret edecek. Bu savaşlar olurken sayfaları kutsallaştıran kuleler kurulacak. Büyümeyi ve anlamayı izleyenler, bu sefer kendilerini yepyeni batıl inançların yükü altında bulacak, yeni sınırlamalarla karşı karşıya kalacaklar. Çanlar, simgeler, ilahiler, törenler, kurbanlar, altınlar…”
İhtiyar adam devam etti.
“Sonra sen ölünce, yani sayfaların ilk muhafızı ortadan kalkınca, senin simgelerin ortalığı dolduracak.”
“Hayır, bu olanaksız!” diye düşündü Richard. Ama olanaksız değildi… kaçınılmazdı!
“Bu Sayfalar’ı dünyaya verirsen yeni bir güçlü din çıkar, yeni bir inanç sistemi kurulur. Yeni Biz ve Onlar türer, bir grup diğerini karşısına alır. Yüz yıl geçtiğinde şu elimizde tuttuğumuz kağıt uğruna bir milyon kişi ölmüş olur. Hepsi bu kağıtlar uğruna.”
Kadın ve adam ürperdiler…
Yaşlı adam bir ateş yaktı ve ateşten aldığı dalı sayfalara yaklaştırdı.
“Hayır!” diye bağırarak kağıt destesini uzaklaştırdı Richard. “Gerçeği mi yakacaksın?”
“Gerçek yanmaz. Gerçek kendisini bulmak isteyen herkesi bekler.” dedi. “Yalnızca bu sayfalar yanar. Sizin seçiminiz. Bu sayfaların bu dünyada bir sonraki din olmasını ister miydiniz?” Gülümsedi. “Kilisenin azizlerinden olurdunuz..”

Kadın değneği yaşlı adamdan aldı, sayfalara dokundurdu…
İhtiyar adam rahatlamış gibi içini çekti. “ne kutsal gece!” dedi. “Dünyayı yeni bir dinden kurtarma fırsatı o kadar ender bir şey ki!”
“Ama ya bu sayfalara ihtiyacı olanlar?” diye sordu Richard. “Onlar nasıl öğrenecek burada yazılanları?”
“Doğruyu ve ışığı bulmak isteyen herkes kendi kendine de bulabilir” dedi Leslie. “Ben o kadar emin değilim. Bazen bir öğretmene ihtiyacımız olur.”
“Düşün ki, sen kendinin kim olduğunu, nereden geldiğini, neden burada olduğunu öğrenmeyi gerçekten ve derinden derine istiyorsun. Ve bunları öğrenene kadar dur durak bilmeyecekmiş gibi hisset kendini.”
Richard başını salladı ve öyle hayal etti. Kararlılığından asla vazgeçmeyen, öğrenmeye hevesli, kütüphanelere gidip kitapları, eski dergileri tarayan, konferans ve seminerlere giden, umutlarını ve düşüncelerini yazmak için defter tutan, meditasyon yapan, rüyalardan ve rastlantılardan gelen ipuçlarını izleyen, yabancılara soru soran biri… Bir konuyu ille öğrenmek istediğimizde yaptığımız her şey işte… “Tamam” dedi Richard.

“Şimdi… Bunu öğrenemediğini düşünebiliyor musun?”

Richard Bach’ın “Bir” kitabından alıntıdır.