Kusursuzluk

KUSURSUZLUK

DJ, olağan koşullar altındaki her insanın, büyük bir olasılıkla, geleneğin (algılarımızı bağlayan gelenekler) bağlarından bir kez olsun kurtulma fırsatı bulmuş olduğunu söyler. Bir coşkunluk anı toplanma noktamızı hareket ettirip sessiz bilgiye girmemizi sağlayabilir. Bunlar aşk, korku, öfke, yüksek ateş gibi durumlarca sağlanabileceği gibi, sadece büyücü çömezi değil, sıradan bir insan da kusursuz yaşayarak bunu başarabilir.

Peki kusursuz yaşam nedir dediğimde, “kusursuzluk basitçe enerji seviyemizin en iyi kullanım biçimidir. Doğal olarak tutumluluğu, düşünceli olmayı, yalınlığı, saflığı ve hepsinden öte kişisel yansımadan yoksun olmayı gerektirir. Büyücüler tini denetleyip, toplanma noktasının hareketini yönetebilmek için kişinin enerjiye gereksinim duyduğunu söylerler. Enerjiyi bizim için biriktirecek tek şeyse kusursuzluğumuzdur.” Demişti.

Toplanma noktasının hareketi en yüksek düzeye çıkarıldığında, hem sıradan insan hem de büyücü çömezi, birer büyücü olurlar, çünkü o hareketi en üst düzeye çıkarmak, devamlılığı onarılamıyacak şekilde tuzla buz etmiş olur.

Bu hareketi en üst düzeye nasıl çıkarırsın diye sorar CC.

Kişisel yansımayı kırarak! Gerçekte zor olan, toplanma noktasını hareket ettirmek ya da kişinin devamlılığını kırmak değildir. Gerçek zorluk, enerjiye sahip olmaktır. Kişinin enerjisi varsa toplanma noktası hareket ettiğinde sorgulanacak olaylar ortaya çıkar!

Don Juan, kendi saklı kaynaklarını sezinleyebilmesinin ama onları kullanmaya cesaret edememesinin insanlığın açmazı olduğunu anlattı. Bu nedenle şamanlar insanlığın kötü durumuna, alıklığı ve bilmezliğinin uyumu derlermiş. İnsanlara şimdi, her zaman olduğundan daha fazla, özellikle kendi içsel dünyalarına yeni ülküler öğretilmesi gerektiğini söyledi. Bu toplumsal ülküler değil şamanın ülküsü, insanlığa ait ve bilinmeyenle, kendi kişisel ölümüyle yüzleşen ülküler.

Peki sessiz bilgiye erişince ne olur?

Neler olacağını hesaplamaya cüret etmeyiz tabi ama kısaca durum: burası ve burasıdır!

“Davranışlarımız kusursuzluk tarafından düzenlenir” derken neyi kastediyor? demiştim dün.

Benim yorumum şu; kusursuzluktan iki sebeple bahsedilebilir; ilki, büyücü şahsi çıkarları olmadığı için, tinin/niyetin işaretiyle hareket eder.

İkincisi, büyücü anda sakindir (anda oturur). Ve fakat bu iki unsur birbirinin varlık sebebidir zaten. Anda oturmayan tinin işaretini nerden görsün?

Büyücülerin sorunu

Büyücülerin sorunu

Büyücülerin kendine özgü iki sorunu olduğunu betimledi.  Birisi parçalanmış bir devamlılıktan yararlanmadaki olanaksızlık; diğeriyse toplanma noktasının yeni konumunca düzeltilmiş devamlılığın kullanılmasındaki olanaksızlıkmış.  Bu yeni devamlılık her zaman fazlasıyla güçsüz, dengesizmiş ve büyücülere eylemleri için gereksindikleri günlük yaşamın dünyasındaki güveni vermezmiş.

Büyücüler bu sorunu nasıl çözüyorlar diye sorar CC.

Hiçbirimiz herhangi bişeyi çözümlemez! Bizim için tin bişeyleri çözer ya da çözmez. Bir büyücü kusursuz bir hayat yaşar ve bu da çözümü beraberinde getirmiş gibi olur. Niye mi? Kimse bilmez bunu.

Düşüncelerin kavranamaza doğru attığı perende

DJ, düşüncelerin kavranamaza doğru attığı perende konusunda CC’yi aydınlatmaya çalışırken şöyle söylüyor: “Öykü anlatmak, yalnızca algı sınırlarını genişletmek için öncü koşucu göndermek değil aynı zamanda, kusursuzluğa, erke ve tine bir geçit, bir kapı açmak demektir. Calixto Muni’ninki gibi bir öyküyü alıp sonunu değiştiren bir büyücü bunu tinin doğrultusunda ve onun desteği altında yapar. Çünkü o, niyet ile olan eşsiz bağını kullanarak gerçekten bir şeyleri değiştirebilir. Öykü anlatıcı büyücü şapkasını çıkarıp yere koyar ve onu saat yönünün tersi doğrultusunda üç yüz altmış derece döndürerek buna niyet ettiğini ima eder. Tinin desteği altında, bu basit eylem onu tinin kendisine daldırır. Böylelikle düşüncesinin kavranamaza doğru bir perende atmasına izin vermiş olur.  Öyküyü anlatan büyücü içinde kuşkunun zerresi olmadan bilir ki, orada sonsuzlukta, tam şu anda, tin inmektedir.” (Sessizliğin Erki)

CC serisinden öylesine ilk elime gelen öykü on ikinci kitap olan Sonsuzluğun Etkin Yanı’nın sonlarında yer alıyor. CC bu öyküyü özetleme esnasında hatırlıyor ve gönül borçlarına örnek olarak ayırdığını söylüyor. Öykü, CC’nin çocukluk yıllarında tanımış olduğu Leandro Acosta ile ilgilidir. Büyükbabasının baş düşmanı, başının belası olan adam, bağımsız biriydi, kumarbazdı, kalıcı düzgün bir işi yoktu ama bir sürü işin de ustasıydı. Kerameti kendinden menkul bir şifacıydı, avcıydı, bölgedeki şifalı bitki satıcıları için bitki ve böcek örnekleri, doldurulmuş hayvan yapımcıları ya da evcil hayvan mağazaları için her cins kuş ya da memeli türleri toplardı. İnsanlar onun yığınla para kazandığına, ama bunları biriktirmeyi ya da bir işe yatırmayı beceremediğine inanıyorlardı.  Bay Acosta ile küçük CC oldukça ilginç bir durumda karşılaşırlar, bir süre söyleşiden sonra adam CC’yi akla sığmayacak bir iş yapmak üzere ikna eder. Mesele sağlıklı durumda bir akbaba yakalamakla ilgilidir. Acosta, bölgedeki devasa akbabaların kanat açıklıklarının iki metre kadar geldiğini, vücutlarında yedi tür et bulunduğunu ve bu etlerin değişik özelliklerde şifacılık amaçları için kullanıldığını anlatır, ancak bunların makbul olabilmesi için yaralanmadan yakalanmaları gereklidir. Adamın akıllara durgunluk verici bir planı vardır: Önce ölmüş bir eşeğin içini boşaltacaklar ardından da içine tahta parçalarından destekli bir boşluk oluşturacaklardır. Eşeğin içinden çıkmış bağırsak ve diğer iç organları hemen gerisinde bir yırtıcı oralara saçmış gibi bırakılacaktı. Eşeğin içine girecek ve orada pusuya yatacak olan çocuk CC, kral akbabanın tuzağa düşmesini bekleyecektir. Ve o gelip ölü eşeğin kıçını yırtıp başını içeri soktuğunda, onu iki eliyle sıkıca yakalayacak ve Bay Acosta’nın avenesiyle birlikte gelip akbabanın başına çökmeleri için gerekecek zaman boyunca onu zapt edecektir. Bu planı baştan kabul etmiş ve sonra tüm korkusunu yenerek gerçekleştirmiş olan küçük CC’nin aslında ne kadar büyümüş olabileceğini tahmin etmek güç değil. Öykünün CC üzerinde bırakmış olduğu etkiler ve sizin üzerinizde bırakabileceği muhtemel etkiler için kitabı okumanız gerekecek.

Şüphesiz benim bu öyküyü özetlememin hiçbir etkileyici özelliği olamaz; çünkü öykünün ruhu ve içinde geçen simgeler, ancak anlatanın ağzından gelişi güzel(!) dökülen kelimeler ve cümlelerin ardına gizlenmiş olabilirle

İkinci Dikkat deneyimleri

DJ ile birlikte mutat bi kaç günlük çöl-tepe gezisine çıktıkları bir gün, karşılarına (aslında o bölgede bulunmayan) genç bir jaguar çıkmış ve onları afiyetle yeyip yutmak istemişti J

Jaguardan nasıl kurtulmaları gerektiği ile ilgili olarak DJ’nin vermiş  olduğu ilginç tavsiyeler vardı. Bunlardan biri zigzaglar çizerek koşmaktı; çünkü ona göre böyle büyük cüsseli hayvanların düşünme kabiliyetleri vardı ve kendilerinin ne yapmak istedikleri ile ilgili düşünceleri aynen sezebilirdi bu hayvan. Bu sebeple onun anlam veremiyeceği (mantıksız) hareketler yapmalıydılar. Bir süre kaçtıktan sonra ikinci tavsiyesi ayaklarıyla yerden toz kaldırmaları oldu. Bu da hayvanı şaşırtan bir diğer mantıksız hareketti.

Derken, DJ, Carlos’a ani bir talimat verdi:

“Devleş!”

Hatta kullandığı cümle aynen şöyleydi: “Şimdi gayet sakin yürüyeceğiz ve sen de koca bir devmişsin gibi kuru çamurları tekmeleyeceksin!” ve ekledi “ayaklarınla bir toz bulutu kaldır, kendini iri ve ağır hisset!”

CC, bunu yapmayı denedi ve hemen ardından bir yoğunluk duygusuna kapıldı.  Kendini devasa ve yırtıcı hissetmekteydi.  Ussal yetenekleri işlevini yitirdi O durumda ileri doğru itildiğini, bedensel olarak bir yerden diğerine büyük bir hız ve cuşkuyla hareket ettiğini, bunun bir baygınlık hissi olmadığını söylüyor CC.

Böylece o fundalıkta, kaktüslerin üzerinde saatlerce yol aldı Carlos, artık Jaguarı o takip ediyordu, hatta onu korkutmaya çalışıyordu! Eğer onun üzerine giderse, dikenlerin ona batıp canını acıtacağını biliyordu(!)

O saatler boyunca CC sessiz bilgiye girmişti işte. Fundalığın üzerinden süzülürken, çöl zeminini ve çalıların üzerini aynı anda görmüştü!

“Ya da olduğum yerde dururken, aynı zamanda jaguarın da olduğu yerdeymişim. Böylece, kaktüslerin dikenlerinden kaçınmak için nasıl dikkatli adımlar attığının ayrımına varmışım. Başka bir deyişle, olağan burası ve orasını algılamam yerine, burası ve burasını algılamışım“

Carlos bu inanılmaz deneyimi daha iyi anlamak için Nagual’ı sıkıştırdığında, o da kendi ilk deneyimini, işte meşhur nehir olayını anlatmıştı. Ki o olay, burası ve burası durumunu bariz olarak gözler  önüne seriyor.

Ha bir de şu hoş enstantane vardı.

DJ, ona jaguarın saldırısından rahatsız olup olmadığını sordu, acaba CC bundan incinmiş miydi?!

Ona incinmiş olabileceğimi düşünmesinin saçma olduğunu söyledim, o da bana; arkadaşlarımın saldırılarıyla ilgili olarak da aynı şekilde düşünmem gerektiğini söylemişti. Kendimi korumalı, ya da yollarından çekilmeliymişim, ama ahlakça ve haksızlık etmeden.

*

Şu adresteki TED konferansını sabırla izlerseniz, DJ’nin ikinci dikkat tanımını bugünün modern diliyle üstelik kanlı canlı karşımızda duran bir bilim kadınından dinleyeceksiniz.

http://www.ted.com/talks/lang/tur/jill_bolte_taylor_s_powerful_stroke_of_insight.html

Castaneda ile röportaj


1997 yılında Daniel Trujillo Rivas’ın yaptığı “Bilinmeyene Seyahat: Carlos Castaneda’yla Bir Röportaj” ismiyle, Şili ve Arjantin’de çıkan Uno Mismo adlı dergide yayınlanan söyleşinin çevirisi

Don Juan Matus’tan öğrendiğiniz öğreti ve tecrübeleri toplumla paylaşmaya nasıl karar verdiniz?

Don Juan’ın bana ve diğer 3 öğrencisine öğrettikleri tüm insanlığın algısal olanaklarının sınırları içindeydi. Nasıl bir yol izlenmesi gerektiğini tartıştık. Öğrendiklerimizin bizde saklı kalması doğru olmazdı. Geriye tek bir tercih kalıyordu: Öğretileri paylaşmak. Bu oldukça tehlikeli, riskli ve yorucu olacaktı. Ancak Don Juan’ın değerini topluma yansıtmanın tek yolu buydu.

Don Juan insanı nasıl tanımlıyor?

Don Juan bize onun öğretileri doğrultusunda yaşayan bir insanın yaşantısının çetin örneğini gösterdi. Çetin örnek diyorum çünkü bu örneği taklit etmek, onun gibi olmak çok zordu. Hem parçalanmaz bir bütünlük arz etmek, hem de her şeyle yüzleşecek esnekliğe sahip olmak… Bu, Don Juan’ın yaşam biçimiydi. Bunları göz önüne aldığımızda, bir insanın yapabileceği tek şey, kusursuz bir aracılık, arabuluculuktu. İnsan, kozmik satranç oyununda bir oyuncu değil, bir piyondu. Her şeyi kararlaştıran ise büyücülerin niyet ya da ruh dediği, kişiselliğe sahip olmayan bilinçli enerjiydi.

Bazı çevreler çalışmalarınızın gerçekliği yansıtmadığını ve hayal gücünüzün ürünü olduğunu ileri sürüyor. Kimileri de çifte standart uyguladığınızı, yaşam biçiminizle anlattıklarınızın örtüşmediğini söylüyor. Bu şüpheleri ortadan kaldırmak için ne söylemek istersiniz?
Batılı insanın kavrayış sistemi, önyargılı düşüncelerden destek alır. Muhakeme yaparken, gerçekliği peşinen, şüphesiz kabul edilmiş fikirlere dayanırız. Ortodoks antropoloji konusunda da bu durum geçerlidir. Nedir Ortodoks antropoloji? Üniversite amfilerinde bize öğretilen mi? Başına tüyler takıp ruhlarla dans etmek mi? Yıllardır insanlar üniversitede öğretilen klasik ve önyargılarla dolu antropoloji bilgisiyle uyuşmayan şeyler yazdığım için bir yazınsal karakter yaratmakla suçladılar beni. Ancak Don Juan’ın bana öğrettiği, bütünsel bir davranış biçimiydi; buna önyargılı Batı düşünce sisteminde rastlamanız neredeyse imkansızdır.

Şamanizm’le ilgili sonuçlar çıkaramadım hiçbir zaman. Bunun için, Şamanların dünyasında aktif bir üyesi olmanız gerekiyor. Bir antropoloğun topu topu iki yıl birlikte yaşadığı kültürler hakkında yüzde yüz kesin ve güvenilir sonuçlara varması zordur. Bir kültürel dünyanın üyesi olmanız için, hayatınızın tamamını vermek zorundasınız. Antik Meksika Şamanlarının kavrayış dünyası hakkında 30 yılı aşkın süredir çalışıyorum; ama şunu içtenlikle söyleyebilirim ki, sonuçlar çıkarıp bunları açıklama yeterliliğine sahip olacak bir üyenin yeterliliğine sahip görmüyorum kendimi. Nüfuz edilemez önyargılarla dolu Batı düşüncesine bunu kabul ettirmek ise çok güç.

Fotoğraflarınızın çekilmesine, sesinizin kaydedilmesine ve kişisel bilgilerinizin paylaşılmasına izin vermeyişinizin nedeni nedir? Bu, ruhani çalışmalarınızı etkiliyor mu? Önerdiğiniz yolun takip edilmesi açısından kim olduğunuzun bilinmesi önemli değil mi?

Don Juan gibi bir Şaman için kişisel bilgi vermemenin ardında yatan neden çok basit. Kişisel tarih denen şeyi bir yana bırakmak için bu zorunlu. “Ben” kavramından uzaklaşmaya çalışmak bazen oldukça can sıkıcı ve zor. Şamanların amacı, kişisel “ben”in geçerliliğini yitirdiği bir akışkanlığa ulaşmak. Fotoğrafların ve kişisel bilginin yokluğu bu süreci bilinçaltı yoluyla kolaylaştıran bir durum. Bireyselliğe verdiğimiz önem açısından fotoğraflara, kayıtlara, biyografik bilgiye yönelik doğuştan gelen sorgulanmaz bir alışkanlığımız vardır. Don Juan, bir Şaman hakkında hiçbir şey bilinmemesinin daha iyi olduğunu söylerdi; böylece bir insanla karşılaşmak yerine bir fikirle karşılaşırız.
Alıştığımız dünyada ise karşımızda birçok psikolojik sorunu olan ancak fikri olmayan, “ben, ben, ben” sözleriyle dolup taşan bireyler var.

İstenç
Don Juan şöyle diyor: Hepimiz doğarken sekiz noktayla geliyoruz dünyaya. İkisi, akıl ve konuşma; herkesçe bilinir. Hissetme biraz bulanıkçadır ama tanınmaz da değildir. Ama insan yalnızca büyücülerin dünyasında tanışır rüya görme, görme ve istenç ile. Sonuncularla ise bu dünyanın dış kıyısında rastlaşırız. Sekiz noktanın tümü özün bütünselliğini oluşturur. Açıklamasız kalan iki nokta istençle bağlantılıdır; hissetme, rüya görme ve görme ile uzak dururlar, konuşma ve akıl yürütmeyle ise iyice ayrı düşerler. Kafa bölgesi akıl ve konuşma merkezinin yeridir. Göğüs kemiğinin ucu, hissetme merkezinin yeridir. Karın deliğinin altındaki bölge istenç merkezinin yeridir. Algılayanlarız biz. Algıladığımız dünya, aslında bir yanılsama. Doğduğumuz andan başlayarak bize anlatılan bir betimlemeden yaratılan bir yanılsama. Bizler, ışıldayan varlıklar, iki erk halkasıyla birlikte doğduk. Ne var ki dünyamızı yaratmak için yalnızca birini kullanırız. Biz doğduktan hemen sonra bize takılan bu halka akıldır, yoldaşıysa konuşma. İkisinin arasında tertip edilip sürdürülür bu dünya. Yani aslında aklının sürdürmek istediği bu dünya, bir betimlemeden, aklın kabullenmeyi ve savunmayı öğrendiği değiştirilemez kurallardan yaratılan dünyadır. Don Juan’a göre ışıldayan varlıkların gizi hiçbir zaman kullanmadıkları ikinci bir erk halkalarının olmasındandır. Bu, istençtir. Büyücünün oyunu, sokaktaki adamın oyunuyla aynıdır. İkisinin de betimlemesi vardır. Sokaktaki adam bunu aklıyla destekler, büyücü ise istenciyle. İki betimlemenin de kendine özgü kuralları vardır. Ama büyücü daha üstün durumdadır, çünkü istenç, akla oranla daha kapsayıcıdır.

“Genel olarak insanoğlu dehşet verici bir kaos içindedir. Kimse bir diğerinden daha iyi durumda değildir. Hepimiz ölüme yürüyen varlıklarız ve bunu kabul etmediğimiz sürece bir çıkar yol bulmamız zor.”

Spiritüalitenin anlamı üzerine konuşalım biraz da… Bir organizmanın ruhsal, ahlaki ve entelektüel eğitimle dönüştürüldüğü bir düzey olarak spiritüalite… Bu iddiaya katılıyor musunuz? Don Juan’ın dünyasında spiritüalitenin yeri nedir?

Don Juan gibi pragmatik ve ölçülü biri için spiritüalite içi boş bir ideal. Herhangi bir dayanak olmadan güzel olduğuna inandığımız, üzeri şiirsel ifadeler ve edebi söylemlerle örtülen ancak bunun ötesine geçmeyen bir iddia… Don Juan gibi Şamanlar pratiklikten yanadır. Onlar için, akıl ve farkındalığın hayatın ürünü olduğu yırtıcı bir evren vardır sadece. Don Juan kendisini sonsuzluğun gezgini olarak görür ve bir Şaman gibi bilinmeyene yolculuk etmek için kişinin sınırsız pragmatizme, ağırbaşlılığa, yalınlığa ve çelik gibi sert bir sezgi gücüne sahip olması gerekir. Bu açıdan bakıldığında, Don Juan spiritüalitenin günlük hayatta başarılması imkansız bir tanım olduğuna inanıyordu.

Kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

Kendimi bir Şaman, bir öğretmen ya da Şamanizm öğrencisi olarak görmüyorum. Batılı bir antropolog ya da sosyal bilimci olarak da görmüyorum. Batı dünyasının çizgisel algı alanında ayırt edilmesi ve anlaşılması güç olan bir fenomeni betimlemeye çalışıyorum ben. Don Juan’ın öğretilerini asla sebep-sonuç dairesi içinde sunamam. Onun ne diyeceğini ve ne yapacağını önceden kestirmek imkansızdı. Bu nedele yaşananlar tamamen subjektifti; detaylandırılmış, tasarlanmış ya da aklın ürünü olan şeyler değildi.

Kitaplarınızda Batılı bir zihnin inanmakta zorlanacağı olayları aktarıyorsunuz. Bu durumda anlattıklarınızın gerçekliğine insanları ikna etmenin yolu nedir sizce?

Kişi Don Juan’ın dünyasına entelektüel birikimle giremez. Onun dünyasında her şeyin mutlak bir açıklıkla ispatlanması da imkansızdır. Yapacağımız şey, dünyayı kapsayıcı bir tutumla ele almamızı sağlayan bir farkındalık geliştirmektir. Diğer deyişle, Don Juan’ın Şamanizm’inin amacı, tarihsel ve günlük algı parametrelerini kırarak bilinmeyeni algılamaktır. Kendisine “sonsuzluğun yolcusu” demesinin nedeni de budur.
İnsanoğlunun em karakteristik özelliğinin “enerji algılayıcılığı” olduğunu ileri sürüyorsunuz. Enerjiyi doğrudan algılamak için de “birleşim noktası” denen yere doğru bir hareketin zorunlu olduğunu belirtiyorsunuz. 21. yüzyıl insanı için bunun ne gibi bir yararı olabilir?

Don Juan gibi Şamanlara göre tüm insanlar, evrende akış halinde bulunan enerjiyi algılama potansiyeline sahip. Birleşim noktası denen yer, kişinin enerji alanında bulunan bir nokta. Diğer deyişle, Şamanlar bir insanı evrende akış halinde bulunan bir enerji olarak algıladığında parlak bir küre gördüler. Işıltılı kürelerin arka yüzünde yoğun parlaklıkta bir nokta daha keşfettiler. Enerjiyi doğrudan gözlemleme yoluyla, bu noktanın enerjiyi duyusal veriye dönüştürme, sonra da onu yorumlama edimine anahtar olduğunu kavradılar. Bu nedenle ona birleşim noktası adını verdiler. Algılamanın da aslında orada toplandığı görüşüne vardılar. Birleşim noktasının yerini kürek kemiklerinin arasında, onlardan bir kol boyu uzaklıkta olarak betimlediler. Aynı zamanda birleşim noktasının tüm insan soyunda aynı noktada yer aldığını, böylece her insanoğluna verdiği dünya görüntüsünün tümüyle benzeş olduğunu keşfettiler.

Don Juan’a göre birleşim noktasının yerini değiştirmek çok güç ama aynı zamanda dünyadaki en basit iş. Yüksek ateş, açlık ya da korku, aşk veya mistisizm bunu yaptırabilir. Ayrıca büyücülerin yeğlediği yöntem olan niyet de bunu yaptırabilmenin yollarından biri. Evrende akış halinde olan enerjinin doğrudan algılanmasının pragmatik değeri 1. yüzyıldaki insan için neyse 21. yüzyıldaki insan için de odur. Kişinin algı sınırlarını genişletmesini ve bu gücü hayatında kullanmasını sağlar.

Don Juan’ın öğretilerini uygulamak isteyenler ne kazanacaklar? Bu kişilere önermek istedikleriniz var mı?

İyi niyete sahipseniz, neler başarabileceğinize bir sınır koymak imkansızdır. Don Juan’ın öğretileri spiritüel değildir. Bir Şaman için en önemli şey, pragmatik olmaktır. Onunla karşılaştığımda objektif bir sosyal bilimci olarak pragmatik bir kişi olduğumu düşünürken, o bu iddiamı yıktı ve benim bir Batılı olarak pragtamizmden ve spiritüaliteden uzak olduğumu fark etmemi sağladı. Gördüm ki, o ana dek spiritüalite sözcüğünü maddiyatın zıttı olarak kullanıyormuşum.

Yaşamın materyalist yüzünden uzaklaşmak istiyordum ve bu isteğime spiritüalite diyordum. Ancak Don Juan’ın hedeflediği farkındalık ve insan algısının sınırsızlığına ulaşmak arzusu, Batı dünyasından tarif edilen spiritüalite ile karşılaştırılamaz.
Son olarak söylemek istedikleriniz…

Tüm insanlar eynı seviyededir. Don Juan, çalışmalarımızın başında insanların durumunun ne denli ortak olduğunu göstermek istedi bana. Ben bir Güney Amerikalı olarak sosyal reform fikriyle oldukça yakından ilgiliydim. Bir gün Don Juan’a bir soru sordum: “Bir üyesi olduğun Yaquiler korkunç bir durumdayken nasıl hiçbir şey yapmadan durabiliyorsun?” Bildiğim kadarıyla Yaquiler arasında tüberkloz baş göstermiş ve ekonomik yetersizlik nedeniyle durumlarında bir düzelme gözlenmiyordu. Don Juan şöyle cevap verdi: “Evet, bu çok üzücü bir durum; fakat senin durumun onlardan daha iyi değil. Eğer Yaquilerden daha iyi bir halde olduğunu sanıyorsan, yanılıyorsun. Genel olarak insanoğlu dehşet verici bir kaos içindedir. Kimse bir diğerinden daha iyi durumda değildir. Hepimiz ölüme yürüyen varlıklarız ve bunu kabul etmediğimiz sürece bir çıkar yol bulmamız zor.

Sonsuzluğa Açılan Kapı

Don Juan bizim benzersiz ve mutlak olduğuna inandığımız dünyamızın, bir soğanın katmanları gibi düzenlenmiş ardışık dünyalar demeti içinden yalnızca bir tanesi olduğunu iddia ediyordu. Bizim sadece kendi dünyamızı algılamak üzere erksel olarak koşullanmış olmamıza karşın hâlâ kendimizinki kadar gerçek, benzersiz, mutlak ve içine çeken bu başka alemlere girebilme yetimizin bulunduğunu öne sürüyordu.
Don Juan bana, bu başka alemleri algılamak için sadece bunlara göz dikmek değil aynı zamanda bunları yakalamak için yeterli erkeye sahip olmak gerekliliğini açıklamıştı. Bunların varlığı sürekli ve bizim farkındalığımızdan bağımsızdır diyordu; ancak erişilmezlikleri tamamen bizim erkesel koşullanmamızın bir sonucudur.

Başka bir deyişle, açıkça ve sadece bu koşullanmadan ötürü, gündelik yaşamımızdakı dünyanın tek olası dünya olduğunu sanmak zorunda kalırız. Erksel koşullanmamızın düzeltilebilir olduğuna inanarak, Don Juan, eski zaman büyücülerinin erkesel algılama yetilerimizi yeniden koşullanmak üzere tasarlanmış bir dizi uygulama geliştirdiklerini belirtti. Bu uygulamalar dizinine, rüya görme sanatı diyordu. Zamanın sağladığı bakış açısıyla, şimdi Don Juan’ın rüya görme konusunda yapmış olduğu en uygun nitelemenin bunu “sonsuzluğa açılan kapı” olarak adlandırmak olduğunu fark ediyorum.