Farkındalık ve cinsellik

Farkındalık döllenme anından itibaren gelişir. Sana her zaman cinsel erkenin çok önemli olduğunu dikkatle denetlenip kullanılması gerektiğini söylemişimdir. Sen bunu ahlaki açıdan anladın, bense erkeyi biriktirip başka tarafa yönlendirmeyi anlatmak istemiştim.

Kartal ın emri cinsel erkenin hayat yaratmak için kullanılmasıdır. Cinsel erke yoluyla Kartal farkındalık bağışlar. Yani hisseden varlıklar cinsi ilişkiye girdiğinde, kozanın içindeki yayılımlar farkındalığı yeni yarattıkları varlığa bağışlamak için ellerinden geleni yapar.

Seks eylemi sırasında, çiftlerin kozaları içine kapatılan yayılımların esaslı bir tahrik geçirdiğini ve eylemin zirvesinde her iki eşten gelen birer parça farkındalık parıltısıyla kozalardan ayrılan yayılımların birbiri içinde eriyip birleştiğini söyler.

Seks ilişkisi her zaman farkındalığın bağışlanmasıdır, her ne kadar bu bağış sağlamlaştırılamasa da. İnsanların kozaları içindeki yayılımlar eğlencelik ilişki diye bir şey bilmezler.

İnsanın yanılgısı varoluşun sırrına tamamıyla kayıtsız kalması ile hayatı ve farkındalığı bağışlamak gibi asil bir eylemi, kendi isteği doğrultusunda oyalanabileceği fiziksel bir dürtü sanmasında. Savaşçılar gerçekten sahip olduğumuz tek erkenin yaşam bağışlayan seks erkesi olduğunu bilirler. Eğer savaşçılar görmek için yeterince erke istiyorlarsa, cinsel erkeleri konusunda tutumlu olmaları gerekir. Castaneda, insanın doğal duyarlılığıyla ne yapılabilir diye sorar. Don Juan’ hiçbir şey’ der. İnsanın duyarlılığının yanlış bir tarafı yok .Yanlış olan, insanın sihirli tabiatı hakkındaki cahilliği ve kayıtsızlığı. Pervasızca yaşam bağışlayan seks gücünü harcaması ve çocuk sahibi olmaması hatadır ama çocuk sahibi olarak farkındalığın parıltısınıtüketeceğini bilmemesi de hatadır. Çocuk sahibi olduklarında ebeveynlerin farkındalık parıltısının sönüp, çocuğunkinin arttığı görülür. Çocuklar farkındalıklarını geliştirdikçe, ebeveynlerin parlak kozasında, parıltının alındığı yerin tam ortasında kocaman bir leke oluşur. 

Carlos Castaneda’dan derleme

Ben de dün gece aklıma gelen bir benzerliği dile getirmek istiyorum;

Cinsellik;
Birinci çakra üzerinden işlem gördüğünde, hayatta kalma dürtüsü ile
İkinci çakra üstünden işlem gördüğünde, çoğalma ve zevk alma dürtüsü ile
üçüncü çakra üzerinden işlem gördüğünde, sosyallik ve güç elde etme dürtüsü ile
dördüncü çakra üzerinden işlem gördüğünde, sevginin paylaşımı dürtüsü ile
beşinci çakra üzerinden işlem gördüğünde, kendini ifade ve bilgelik dürtüsü ile
altıncı çakra üzerinden işlem gördüğünde, bilgelikle donanmış sevgi, sonsuz bir şevkat dürtüsü ile
yedinci çakra üzerinden işlem gördüğünde, her şeyle bir olmanın doğallığı ile
 
enerji aktarımı sağlıyor. Tarafların farklı çakralar üzerinden işlem gören cinselliği, enerji hatlarının karışmasına, çakralarda tıkanmalara neden olmaktadır deniyor (RA bilgilerinde böyle bir bahis vardı). Cinsel partnerinizle farklı çakralardan birleşmenin göstergesi ise; doyumsuzluk, cinsel açlığın had safhada artması ve tabi bunlara bağlı gelişebilen psikolojik ve fiziksel rahatsızlıklar şeklinde sayılabilir.
Şu başlığa da bi göz atmakta yarar var:

Kırılma Noktası

Don Juan içsel sessizliğin birçok tanımını veriyor, düşüncelerin devreden çıkması, gündelik farkındalıktan ayrı bir düzey, derin bir sükunet durumu, algılamanın duyulara dayanmadığı bir durum, dünyayı durdurmak yani çevremizdeki şeylerin olduklarından farklı olması, algılama hünerleri göstermeye yetenekli olmak, evrende denetimsiz olarak bulunan duyusal verilerin duyularımız tarafından yorumlanmasının durduğu an ve mutlak özgürlük. Bütün bunlar bizi “büyücülükteki herşeyin doğduğu yer”e götürür. Ancak bunun olması için devasa bir şeyin bizi “sarsması” bununla beraber bir “kırılma noktasına” ulaşmak için alıştırmalar yapmamız gerektiğini, o zaman içsel sessizliğin yavaş-yavaş birikerek çoğaldığını anlatır.

Bir gün don Juan ile birlikte Hermosillo’nun meydanında yürürken Castaneda çevresinin farkına farklı vardığını düşündüğü esnada don Juan “tanıdığım her büyücü eninde sonunda kırılma noktasına varır” dedi, bunun “bir sinir buhranı mı?” sorusuna karşılık don Juan kırılma noktasının bir sinir buhranı değil, yaşantıdaki sürekliliğin bir anda kırılması olduğunu, ve Castanedanın kırılma noktasının arkadaşlarını bırakması eylemi olduğunu söyler. Castanedanın bu olay için karşı çıkışı arkadaşlarının “dayanak noktası” olduğunu ve böyle bir şey yapmasının mümkün olmadığıdır. Don Juan da tam bunun için onları terketmesi gerektiğini ve bir büyücünün dayanak noktasının “sonsuzluk” olduğunu anlatır. Önerisi ise Castanedanın yaşadığı yeri terkedip berbat bir yere taşınması gerektiğini hatta odasının nasıl olacağını anlatır.

Don Juan “Bir büyücü böyle bir yeri ölmek için kullanır, fizik olarak değil birey olarak ölmeni istiyorum, bireyselliğin bedenle çok az ilşkisi var, birey zihinden ibaret ve zihin sana ait değil” dedi

**

Bu bana Fethiye’de yaşadığım bir olayı anımsattı. Çok sevdiğimiz (aslında sokak köpeği olan), insanların ve diğer hayvanların da sevip saygı gösterdiği, ona bebekken taktığım isim olan Zeus’u kat kat aşıp geçen bu kral köpek bi gün zehirlenmiş!

Olay aslında şöyle oldu; O sıralarda işlettiğim otelin bahçesindeydim, müşterilere sabah kahvaltısının verilmesine nezaret ediyordum. Çok yoğun olarak meşguldüm (o sıralarda dört kişilik çalışmaktaydım), bi ara karşıdan Zeus’u görür gibi oldum, zorla yürüyor gibiydi, dikkatimi ona veremedim, sonraki bi an onu otelin dış kapısının önünde görür gibi oldum, ayaklarının üzerinde duramaz gibiydi, adeta kendini sürüklüyordu. İçeri girip gözden kayboldu, bu normal değildi çünkü o içeri girmezdi hiç!

Elimdeki acil şeyleri bitirip ne olursa olsun deyip, misafirleri kaderlerine terkettim ve otele doğru koştum. Dış kapıdan içeri girdiğimde sahanlık gibi kısımda yer yer çiş görünüyordu, izleri takip ettim ve onun kullanılmayan bodrum katına inmiş olduğunu anladım. Hemen gece görevlisini uyandırdım, birlikte onu bulduk, Zeus ölmek için bi yer seçmişti! Çılgına dönmüştüm, hemen onu arabaya taşıdık, şehre götürdük (yirmi dakika ya da yarım saat sürdü bu işlem), Veterinerin muayene masasına yatırdığımızda sular seller gibi ağlıyordum, veterinere bağırdım; bu yaptıklarınızın ona bi faydası olacak mı? Öldü değil mi o? Hayatınızda hiç zehirlenen bi köpekkurtardınız mı?

Adam tuhaf tuhaf baktı bana, ben onu göremiyordum çünkü büyük bir yeise kapılmıştım, ağlamaktan boğuluyordum (çok soğukkanlı biriyimdir, bu gerçekten tuhaftı benim açımdan!)… Sonuç olarak veteriner gerçekten de onu kurtardı! Sınırda yetiştirmişiz.

Zeus’un hiç kimseye zorluk çıkarmayan, o kibar ve centilmen yapısı ölüm anında bile ortaya çıkmıştı, şikayet etmeden, son gücünü başkalarına yük olmadan öleceği bir yere erişmekte kullanmıştı.

O sefer böyle yeniden doğdu işte.

Tabi aslında DJ’nin anlattığı kırılma noktası ile ilgisi yok fakat nedense bu anıyı diriltiverdi bende. Burda sözü edilen kırılma noktasını ben birkaç kez yaşadım, küllerinden yeniden doğmak diye bir deyiş var, gerçekten de olayı gayet iyi anlatıyor!

Sizlerin de kırılma noktası oldu mu? Şimdi baktığınızda nasıl görünüyor?

Castaneda’nın kaleminden

“Eski çağ Meksika şamanlarının dünyası hakkında yazdığım kitaplardan yapacağım bu alıntıların dolaysız kaynağı, öğretmenim ve kılavuzum, Meksikalı Yaqui kızılderilisi şaman don Juan Matus’tan bir antropolog olarak almış olduğum açımlamalardır. Kendisi, kökleri eski çağlarda Meksika’da yaşamış olan şamanlara kadar uzanan bir silsilenin üyesiydi.

 

Don Juan’ın izlediği yol, beni farklı bir bilişsel sistem olarak adlandırdığı olgunun içine çekme girişimiydi. Bilişsel sistem derken, bilişselliğin standart tanımını kastediyordu.: “gündelik yaşamın farkındalığından, hafıza deneyim, algılama ve eldeki herhangi bir sözdiziminin ustaca kullanımından sorumlu süreçler.” Don Juan, eski çağ Meksikası şamanlarının sıradan insanınkinden gerçek anlamda farklı bir bilişsel sisteme sahip olduklarını iddia ediyordu.

 

Bir sosyal Bilimler öğrencisi olarak edindiğim tüm mantık ve uslamlama ile, don Juan’ın bu iddiasını reddediyordum. İleri sürdüğü şeyin akla sığmayacak ölçüde saçma olduğunu ona sık sık yinelemiştim. Bana göre bu olsa olsa entellektüel bir sapınç olabilirdi.

Çevremizdeki dünyayı bizim için kavranabilir kılan normal bilişsel sistemimize olan inancımı yıkabilmek için ikimiz de onüç yıl boyunca çabaladık. Bu yıllar boyunca maruz kaldığım şiddetli saldırılardan sonra, istemeyerek de olsa kavradım ki, don Juan gerçekten farklı bir bakış açısından yola çıkıyordu. Bunu kabullenmek benliğimi yakıp kavurdu. Bir hainmişim gibi hissediyordum. Dehşet verici bir sapkınlığı dile getirir gibiydim. Onların dünyasındaki bakış açılarını bizim kavramsallaştırma aygıtlarımızla tanımlayabilmek mümkün değildi. Örneğin onlar evrendeki özgür akışı içinde enerjiyi algılıyorlardı; toplumsallaşma ve sözdiziminin bağlayıcılığından arınmış, saf titreşim özelliğine sahip enerjiyi. Bu edime görme adını vermişlerdi.

 

Don Juanın ana amacı, enerjiyi evrendeki akışı içinde algılamama yardımcı olmaktı. Şamanların dünyasında, enerjiyi bu biçimde algılamak, farklı bir bilişsel sisteme daha derin ve özgür bir bakış açısı edinmek için ilk zorunlu aşamadır. Bende bir görme tepkisi uyandırmak için Don Juan bilişselliğin öbür yabancı birimlerini kullandı. Bunların en önemlilerinden biri özetleme olarak adlandırdığı birimdi, ve kişinin yaşamının bölümlere ayrılarak sistematik biçimde irdelenmesinden oluşuyordu; eleştiri, ya da hata bulma amaçlı bir inceleme değildi bu; kişinin yaşamını anlama ve seyrini değiştirme çabasını içeriyordu. Onun iddiasına göre, uygulamacı, yaşamını özetlemenin gerektirdiği tarafsızlıkla bir kez gözden geçirdi mi, artık aynı yaşama dönmesinin hiç yolu yoktu.

Don Juan’a göre evrendeki akışı içinde enerjiyi görmenin anlamı, bir insanoğlunu enerjiden oluşmuş bir ışıltılı yumurta, ya da bir küre olarak görme ve örneğin, zaten parlak olan o enerji küresinin içinde yeralan bir pırıltı noktası gibi, tüm insanlarca paylaşılan kimi ortak özellikleri ayırtedebilme yetisi idi. Şamanlar, algılamanın birleşim noktası adını verdikleri bu pırıltı noktasında oluşturulduğu düşüncesine varılıyordu. Ne denli garip görünse de, don Juan haklıydı; çünkü olan kesinlikle budur.

 

Şamanlar, enerjiyi doğrudan algılamanın kendilerini enerjik gerçekler olarak tanımladıkları olgulara götürdüğünü iddia ediyorlardı. Enerjik gerçek diye adlandırdıkları, enerjiyi doğrudan görmekle elde edilen, nihai ve indirgenemiyecek sonuçlara götüren, tahminler yürütülerek ya da standart yorumlama sistemimize uydurmaya çalışılarak üzerinde oynanamayacak bir görüştü.

Bütün öbür özelliklerinin yanısıra don Juan bir nagualdi; ki bu da şaman uygulamacılar için doğal lider demekti, yani kendi esenliğine zarar gelmeksizin enerjik gerçekleri inceleme yetisine sahip kişi. Bu yüzden yoldaşlarının başına geçip, onları beimlenmesi olanaksız düşünme ve algılama yollarına başarıyla götürme yetkisine sahipti.

 

Don Juan’ın, bilişsel dünyası hakkında bana öğrettiği tüm gerçekleri göz önünde tutarak, onun da katıldığı bir sonuca vardım; bu tür bir dünyanın en önemli birimi, niyet fikriydi. Niyet, evrendeki akışı içinde enerjiyi gördüklerinde gözlerinde canlandırabildikleri bir güçtü.

 

Bunu zaman ve uzayın tüm cephelerine müdahale eden, her şeyi kaplayan bir güç olarak kabul ediyorlardı. Herşeyin ardındaki güdüydü o; ancak niyetin o şamanlar için taşıdığı değerlerin inanılması en güç olanı insanla çok yakın bağıydı. İnsan her zaman onu yönetebiliyordu. Şamanlar bu gücü etkilemenin tek yolunun kusursuz davranıştan geçtiğini anlamışlardı.  Ancak en disiplinli uygulamacı bu ustalığa kalkışabilirdi.

 

Eski çağ Meksikası şamanları için zaman, bir düşünce gibiydi; boyutları kavranamayacak büyüklükte bir şey tarafından düşünülmüş bir şey gibi. Onlarca mantığa uygun olan şöyle bir yargıya varmışlardı: İnsan, zihniyle kavrayabilmesi mümkün olmayan güçler tarafından düşünülmüş bir düşüncenin parçasıydı, ancak gene de o düşüncenin ufak bir oranını elinde tutuyordu. Olağanüstü bir disipline bağlı olan belirli koşullar altında kurtarabildiği bir yüzdeydi o.

 

Uzay, o şamanlar için soyut bir eylem alemiydi. Ona sonsuzluk diyorlar ve ondan canlı varlıkların tüm girişimlerinin toplamı olarak söz ediyorlardı. Uzay onlar için daha ulaşılabilir, neredeyse dünyevi bir şeydi. Uzayın soyut biçimde formüle edilmesinde daha büyük bir yüzdeye sahip gibiydiler. Don Juan’ın yorumlarına bakılırsa, şamanlar zaman ve uzayı asla bizim yaptığımız gibi belirsiz soyutlamalar olarak kabul etmiyorlardı. Onlar için zaman ve uzayın her ikisi de formullerinin anlaşılmaz olmasına karşın, insanın ayrılmaz bir parçasıydı.

 

O şamanların zamanın çarkı adını verdikleri bir bilişsel sistemi daha vardı. Zamanın çarkını açıklarken, zamanın sonsuz uzunlukta ve genişlikte, içinde düşünce olukları bulunan bir tünel gibi olduğunu söylüyorlardı. Her oluk sonsuzdu ve bu olukların sayısı da sonsuzdu. Canlı varlıklar, yaşam gücü tarafından tek bir oluğun içine bakmaya zorlanıyorlardı. Tek bir oluğun içine bakmak; onun tarafından kapana kısılmak ve o oluğu yaşamak anlamına gelmekteydi.

 

Bir savaşçının nihai hedefi, esaslı bir disiplin sonucu kararlı dikkatini zamanın çarkına odaklamak ve böylece onun dönmesini sağlamaktır. Zamanın çarkını döndürmeyi başarabilen savaşçılar, herhangi bir oluğun içine bakıp, ondan diledikleri şeyi çekip çıkarabilirler.. O oluklardan yalnızca birinin içine bakmaya zorlayan büyüleyici güçten bağımsız olmak, savaşçıların her iki yöne de bakabilmesi anlamına gelir; onlardan uzaklaşan ya da onlara doğru ilerleyen zamana.”

 

Carlos Castaneda